26 Nisan 2009 Pazar

Valencia v Barcelona, 2-2: Sihirli ''Bir'' Puan



La Liga'da yoğun geçen hafta içi mesaisinin ardından yeni maç haftası da yüksek tempo ile başladı. Barcelona, haftalardır pusuda bekleyen Real Madrid'in aradığı fırsatı El Clasico öncesi rakibine verecekti ki; Thierry Henry, Valencia deplasmanının 85. dakikasında sahneye çıkarak farkı ''en az iki maç'' olarak korumayı başardı.

Salı akşamı Santiago Bernabeu'daydı, Real Madrid. Rakip, yıllardır kendisine ters gelen Madrid'in ufak takımı Getafe olacaktı. Oldu da. Gerçekten dişli bir rakip olarak çıktı Real Madrid'in karşısına Getafe. İlk yarıda Real Madrid altyapısından yetişen Roberto Soldado'nun golüne cevap Gonzalo Higuain'den geldi. 1-1 sona eren ilk yarının ardından ise, tamamen üzerine ayrı bir hikâye yazılacak 10 dakika oynandı. 83'te Albin 2-1 yaptı. Guti, iki dakika sonra serbest vuruştan 2-2. 87'de Pepe, Casquero'yu düşürdü. Rakibine yerde yatarken savurduğu tekmeler dolayısıyla kırmızı kartla oyun dışına alındı. Tekmelere maruz kalan Casquero, Casillas'ı Panenka penaltısı ile mağlup etmeye çalışınca başarısız oldu.

Ve son dakikada kritik gollerin adamı Gonzalo Higuain, Real Madrid'e galibiyeti getirdi.

Real Madrid adına klasik 3-0 veya 4-1'lik bir galibiyetten çok daha fazlası anlamına gelebilirdi, bu geri dönüş. Barcelona tarafında ise, endişe olmalıydı. İngiltere Premier League'de Liverpool ile Manchester United arasında yaşanan psikolojik savaşın bir benzeriydi belki de. Böylesi yarışlarda, son dakika golleri ile üçer puana uzanan takımlar her zaman avantajlı olmuştur zira. Barcelona, elindeki bombayla çıkacaktı Sevilla karşısına. Önemli bir karakter sınavıydı. Ama cevap 4-0 ile geldi. Hem de oyunun hiçbir anında Sevilla'ya şans bile vermeden. Xavi ve Iniesta ikilisi ile rakibini bozguna uğratan Barcelona, Real Madrid'in hevesini de kursağında bırakmıştı adeta.

Barcelona'nın Sevilla karşısında attığı dördüncü gol ise, inanılmazdı. Üzerine söylenecek pek fazla söz olacağını sanmıyorum açıkçası. 3-0 önde olan takımın savunma oyuncusu, ceza sahasının sağ çaprazı ve taç çizgisinde topla buluştuğunda Türkiye'de yaşayan insanların çok büyük bir çoğunluğu, ''Çıkar ayağından... Oh be!'' refleksi ile o oyuncuya telkinlerde bulunurken Xavi, arkadaşının yanına gitti. Risk kokan iki pasın ardından Andres Iniesta topla buluştu, kanat değiştirilerek Sevilla savunmasının tüm algısının bozulması sağlandı. Barcelona'nın sol kanat savunucusu ile 4-3-3'ün sol ucundaki Thierry Henry, yer değiştirdi. Ve en sonunda Henry, topu ağlara göndermeyi başardı. Türkiye'de nelerin kaçtığını gösteren çok önemli bir pozisyondu bu. Galatasaray'ın bu sezon Benfica deplasmanında ip uçlarını verdiği.

Barcelona, Sevilla'yı 4-0 mağlup etti. Zaman zaman rakibine top bile göstermedi. Ama Barcelona'nın sezon başından bu yana ileri uçta görev yapan üçlüsünden Lionel Messi, kenardaydı. Dün akşam da Pep Guardiola, Thierry Henry'yi aldı yanına. Aslında, klasik bir futbol tartışmasıydı bu. Andres Iniesta, belki de şu an yer yüzündeki en formda futbolcu. Ve Guardiola, kendisini rakip kaleye daha yakın oynatmak istiyor. Peki, doğru mu? Ya da Barcelona daha mı avantajlı oluyor bu durumda? Pek sayılmaz. Zira; Iniesta'nın görevi, ''rakip kaleye daha yakın yerlerde bulunmak'' olmamalı. Valencia deplasmanına Sergio Busquets'in hemen önündeki Xavi ve Seydou Keita ikilisi ile başladı Barcelona. Iniesta, Henry'nin yerinde idi. Sağ kanatta Lionel Messi ve merkezde Samuel Eto'o ile tamamlanan bir üçlü vardı yine ileride.

Şöyle söyleyeyim. Yıllar sonra FC Barcelona 2009 takımında Thierry Henry, Samuel Eto'o ve Lionel Messi'nin La Liga'da attıkları 63+ gol konuşulabilir; fakat kişisel olarak, benim aklımda Xavi ve Iniesta'nın ''orta saha oyuncusu'' kavramını tamamen değiştiren performansları kalacaktır. Barcelona, bu ikilinin orta alanda başladığı maçlarda kesinlikle bambaşka bir takım hâline geliyor. Rakip takımlar, Xavi ve Iniesta'nın varlığında ileri çıkamıyorlar. İkilinin orta alandaki başarısı, üçüncü bölgedeki müthiş ayaklar ile anlam kazanıyor. Ve dahası Xavi ile Iniesta'nın oyunu, Barcelona'yı hareketli kılıyor. İlk pas, yalnızca bir başlangıç işte bu Barcelona'da. Kazanılan hemen her top pozisyon. Ama Iniesta'yı rakip kaleye daha yakın oynatma pahasına orta sahadan ve Xavi'den koparmak, Barcelona'nın oyunu 35-40 metrede oynamasına da engel oluyor.

Bir şey daha. Barcelona'nın bu sezonki futbolunun önemli ayaklarından biri de Daniel Alves. Xavi ve Iniesta'nın orta sahada rakiplere kurdukları baskı sonrası, atakların yönünü değiştiren paslar genel olarak Alves'e atılıyor. Dün akşam, birçok defa aksadığı görüldü bu planın. Özellikle, ilk yirmi dakika içerisinde.

Karşılaşmanın hemen başında, önce Sergio Busquets (dokuzuncu dakika) ikinci bölgede bir top kaybetti. Rakip, hücuma çıkacakken atağı kesen Xavi oldu. Hemen ardından Seydou Keita (onuncu dakika) benzer bir hata yaptı ve Valencia hızlı hücum kalkarken Daniel Alves'in kanadında eridi pozisyon. Valencia, sürekli bu hataları kovalar bir görüntü içerisine girmişti sanki. 20. dakikada Sergio Busquets, Dani Alves'in istediği pası atamadı. Valencia, tek pas ile sol kanada çevirdi oyunu. Alves, ileride kalınca onun bölgesinden ceza sahasına kesilen topa David Villa dokundu. Ama iyi bir vuruş yapamayınca Barcelona kalesi tehlike yaşamadı. Yine de, bu bir sinyaldi. Orta sahada işler yolunda gitmiyordu Barcelona adına. ''Busquets veya Keita'' ve Thierry Henry değişikliği için geri sayım başlamıştı artık.

İlk 20 dakika içerisinde önemli soru işaretleri oluşturan Barcelona, ilerleyen bölümde Andres Iniesta ile Lionel Messi'nin kişisel becerileri sonrası çok güzel bir gol buldu. Messi'nin golü sonrası, Valencia'nın özgüven sorunu yaşayacağı bölümde ise, Barcelona kalecisi Victor Valdes, hem maça hem de La Liga'nın şampiyonluk yarışına heyecan getirecek bir hata yaptı. Valencia'nın 43. dakikada kullandığı köşe vuruşu esnasında takım arkadaşı Carles Puyol'un üzerine çıkan Valdes, topa müdahale edemedi. Valencia, Maduro ile beraberliği yakaladı. Bir piyangoydu Valencia adına bu gol. Ama Mestella sakinleri, şanslı günlerindeydi. İlk yarı bitmeden bir gol daha geldi, Valencia'dan. Ama bu biraz daha farklıydı. Pablo Hernandez, alan savunması yapan takımın potasına smaç yaptı adeta.

İkinci yarının başında Guardiola, değişikliğe gitmedi. Seydou Keita ve Sergio Busquets sahada, Thierry Henry kenardaydı. Ama durumdan mutsuz olan da biri vardı. Daniel Alves, bu sezonki imza hareketlerinden olan sağ kanattan aldığı topla ceza sahasına süzülmeyi bir türlü gerçekleştiremiyordu. 49. dakikada Busquets, bir kez daha Alves'in önüne değil; arkasına bırakınca topu Alves, elleri ile işaret etmeye başladı Busquets'in topu göndermesi gereken yeri. Çok geçmedi. Ve Guardiola, olması gerekeni yaptı. Busquets'i oyunda tuttu. Keita'yı yanına alırak Henry'yi gönderdi sahaya. Artık, alıştığımız düzenine geri dönecekti Barcelona. Xavi ile Iniesta orta sahadaydı. İleride ise beklenilen üçlü sonunda sahne almaya başlamıştı.

Tamamen ileri yıkıldı Barcelona. Tabii, ''orta saha-forvet'' değişikliğinden kaynaklanan bir durum değildi. Sezon başından bu yana Barcelona'nın zaten sahip olduğu özellikti bu. Yalnızca daha geç kullanmayı tercih etti Guardiola. İyi dayandı Valencia. Hakemle sürekli oynadılar. Kendilerini sıkça yere bıraktılar. Ve Avrupa Şampiyonası'nda bu alanda kitap yazan İspanyol basketbolcuların genlerinden taşıdıklarını gösterdiler. Barcelona'nın 85. dakikada Thierry Henry ile gelen eşitlik golünde kaleci Cesar ise, doksan dakika içerisindeki gösteriler arasında zirveye çıkmayı başardı.

Barcelona, dün gece Valencia ile 2-2 berabere kalarak iki puan kaybetti. Bir puan kazandı. Diğer yandan, gol sayısını da 94'e yükseltti. Barcelona Tarihi'nin en iyi üçüncü gol performansı şimdiden. 1996-97 Sezonu'ndaki 102 gol, Barcelona'ya şampiyonluğu getirmemişti:

1. Real Madrid, 1989-1990, 107 Gol, 2.8 ortalama
2. Barcelona, 1996-1997, 102 Gol *, 2.6 ortalama
3. Barcelona, 1958-1959, 96 Gol, 3.2 ortalama
4. Real Madrid, 1987-1988, 95 Gol, 2.4 ortalama
5. Real Madrid, 1959-1960, 92 Gol *, 3.1 ortalama

Sezon içerisinde birçok maçta skoru aldıktan sonra rakiplerine duyduğu saygıdan dolayı rekorun üzerine gitmeyen Barcelona, (Atletico Madrid, 6-1, 28', 5-1; Almeria, 5-0, 36' 5-0; Valladolid, 6-0, 44', 4-0; Malaga, 6-0, 56', 6-0 ve Sevilla, 4-0, 54', 4-0) önümüzdeki haftadan itibaren yalnızca şampiyonluğu düşünecektir. Ama Real Madrid (D), Villarreal, Mallorca (D), Osasuna ve Deportivo (D) maçlarında atacakları 14 gol, unutulmaz bir rekoru da beraberinde getirir.

Real Madrid, bu gece Sevilla deplasmanında. Puan farkı reelde 7. Real'de 1. Kazansın, Real Madrid. Haftaya El Clasico'nun tadı olsun.

Hiç yorum yok: