20 Mayıs 2009 Çarşamba

UEFA Kupası ve Unutulmaz Final Maçları



1972 yılından bu yana düzenlenen UEFA Kupası'nın son sahibi İstanbul'da, Asya kıtasında, belli oluyor. Werder Bremen veya Shakhtar Donetsk. UEFA Kupası, bu akşam yeni bir şampiyon daha çıkaracak.

UEFA Kupası'na veda edeceğimiz günde biraz nostalji yapmak doğru olabilir. Kupa'nın 37 yıllık tarihinde Türkiye'nin eşsiz bir hatırası var. Bunu biliyoruz. Galatasaray, 2000 yılında İngiltere temsilcisi Arsenal'i normal süresi 0-0 sona eren karşılaşmanın ardından seri penaltı atışlarında 4-1 mağlup ederek Kopenhag'dan ''UEFA Kupası Şampiyonu'' olarak ayrılmıştı. Galatasaray'ın elde ettiği bu başarıyı en fazla tekrarlayan takımlar, 3'er kez ile İtalyan takımları Internazionale (1990-91, 1993-94, 1997-98), Juventus (1976-77, 1989-90, 1992-93) ve İngiltere temsilcisi Liverpool (1972-73, 1975-76, 2000-01).

En fazla şampiyonluk yaşayan oyuncular yine 3'er defa Ray Clemence (Liverpool 1972-73, 1975-76; Tottenham Hotspur 1983-84), Guiseppe Bergomi (Inter 1990-91, 1993-94, 1997-98) ve Nicola Berti (Internazionale 1990-91, 1993-94, 1997-98). Takım ve oyuncu bazında UEFA Kupası sevincini üçer defa tecrübe edinen isim sayısı, birden fazla iken; antrenör koltuğunda en az 3 kez UEFA Kupası'na uzanan tek bir adam var: Giovanni Trapattoni (Juventus 1976-77, 1990-91, 1992-93). Giovanni Trapattoni'nin arkasından gelen isim ise, Sevilla'yı 2005-06 ve 2006-07 Sezonları'nda arka arkaya iki kez şampiyon yapan Juande Ramos.

Oyunculardan devam edelim. UEFA Kupası Tarihi'nde en fazla maça çıkan adam, Internazionale'nin efsanevî savunma oyuncusu Guiseppe Bergomi (96). Bergomi'nin hemen ardında yer alan Frank Rost, ülkesinden Werder Bremen, Schalke 04 ve Hamburg takımları ile toplam 76 defa UEFA Kupası'nda mücadele etti. Bu kategoride ilk beş arasında bulunan diğer oyuncular sırasıyla şu şekilde: Walter Zenga (69 - Inter), Enzo Schifo (66 - Anderlecht, Inter, Bordeaux, Auxerre, Torino, Monaco) ve David Narey (63 - Dundee United). UEFA Kupası Tarihi'nin en golcü oyuncusu ise; Feyenoord, Celtic ve Helsingborg formalarıyla toplam 37 golün altına imza atan Henrik Larsson. İsveçli efsanenin ardından gelen isimler ise sırasıyla şu şekilde: Dieter Müller (29 - Köln, Stuttgart, Bordeaux), Shota Arveladze (Dynamo Tblisi, Trabzonspor, Ajax, Rangers, AZ Alkmaar) ve Alessandro Altobelli (25 - Inter, Juventus).

Jürgen Klinsmann, 1995-96 Sezonu'nda Bayern Münih'te forma giyerken gösterdiği performans -15 gol- ile bir UEFA Kupası sezonunda en fazla gol atan oyuncu olmayı başarmıştı. UEFA Kupası'nın veda sezonunda CSKA Moskova'dan Vagner Love, 11 gol ile Gol Kralı olurken; en fazla gol pası veren oyuncu ise, averajla, Galatasaray'dan Cassio Lincoln oldu (4 asist).

37 sezon, birçok efsanevî hikâye kazandırdı Futbol Tarihi'ne. 37 ayrı final oynandı. 1997 yılına dek iki maç üzerinden hem de. 63 adet Final karşılaşması. Aralarından seçmek kolay değil. Ama 10 tanesini değerlendirmiş olalım. Hatırlatalım. 1973'ten başlayalım ve devam edelim.

1973
Liverpool 3-2 Borussia Moenchengladbach (agg.): 1971-72 Sezonu'nda iki İngiliz takımı Wolverhampton Wanderers ve Tottenham Hotspur arasındaki Final mücadelesinin ardından Tottenham Hotspur şampiyonluğu ile Ada'da kalan UEFA Kupası'nın ikinci sahibi Liverpool oluyordu. Bill Shankly ve Kızıllar'ın Avrupa'daki ilk şampiyonlukları, hayli uzun ve stres dolu bir yılın ardından gelmişti. İki ayaklı Final'in ilk maçında 21 ve 33. dakikalarda Kevin Keegan ile 2-0 öne geçen Liverpool, yine Keegan'ın ayağından bir penaltı vuruşunu değerlendiremezken Moencengladbach'ın kazandığı penaltı vuruşunda ise Liverpool kalecisi Ray Clemence gole izin vermiyordu. Jupp Heynckes'in yararlanamadığı atış sonrası, ''Heynckes'in Yarı Finaller'de kullandığı penaltıyı televizyondan izledim. Ve aynı yöne doğru atlamaya karar verdim. Bu kurtarış, başarı ile yaptığım ev ödevimin bir karşılığıydı!'' diyecekti Clemence. 62. dakikada Larry Lloyd'un golü, Almanya deplasmanına 3-0 önde gitmesini sağlıyordu Liverpool'un. Ama işler yine de kolay değildi. Gunter Netzer, Jupp Heynckes, Ulrich Stielike, Rainer Bonhof ve Berti Vogts'lu kadro, Kızıllar'ı sonuna kadar zorlasa da Heynckes'in 29 ve 40. dakikadaki iki golü ile gelen 2-0'lık galibiyet Almanlar'a yetmemişti.

1981 Ipswich Town 5-4 AZ Alkmaar (agg.)
: Bir İngiltere, bir Hollanda takımı. İki maç. Tek bir kupa. Ve eşleşme kaderini belirleyen bir Hollandalı. Ama İngilizler için oynayan bir Hollandalı. Portman Road'da Ipswich Town, 3-0 kazanırken John Wark ile Paul Mariner arasına bir gol sıkıştıran Frans Thijssen, Amsterdam'daki rövanş maçının da dördüncü dakikasında Eddy Treijtel'e bir gol atarak toplam skoru 4-0'a getiriyordu. Geri dönüş iyice zorlaşmıştı AZ 67 adına. Yine de, Kurt Welzl ve John Metgod'un golleri ev sahibi ekibe 2-1'lik üstünlüğü getirecek, John Wark'un eşitlik golüne de devre sonunda Pier Tol ile cevap verilecekti. Üç gol atan AZ 67'nin üç gole daha ihtyiacı vardı. Ama bir gol bulabildi, AZ 67. Sonuçta da bir Hollandalı, Hollanda'dan Kupa'yı İngiltere'ye taşımış oldu.

1985 Videoton FC Fehervar 1-3 Real Madrid (agg.)
: Chendo, Manuel Sanchis, Jose Antonio Camacho, Isidoro San Jose, Michel, Emilio Butragueno ve Carlos Santillana. Geçtiğimiz günlerde kendisine sorulan soru üzerine, ''Bize Kaka ve Cristiano Ronaldo gibiler değil, altyapıdan çıkan oyuncular lazım!'' anlamına gelen bir açıklama yapan Iker Casillas'ın söylemek istediği tam manasıyla bu olmalıydı. Real Madrid'in kendi özünden gelen oyunculara yapılan Borussia Moenchengladbach'ın altın çağından Uli Stielike ve daha sonra Real Madrid antrenörü olarak La Liga şampiyonluğu yaşayacak olan Arjantinli Jorge Valdano gibi takviyeler, Real Madrid'e 19 yıllık aranın ardından ilk defa Avrupa'dan bir kupa getirmişti. Macaristan temsilcisi Videoton FC Fehervar, tamamen yerli oyuncularla mücadele ettiği Final aşamasında ilk maçı kendi evinde 3-0 kaybedince (Michel, Santillana, Valdano) Santiago Bernabeu'daki 1-0'lık galibiyetin pek anlamı kalmayacaktı.

1988 RCD Espanyol 3-3 Bayer Leverkusen (agg., 2-3 pen.)
: İspanya temsilcisi Espanyol (Katalan mı, demeliydik?), o sezon UEFA Kupası İkinci Turu'nda Milan ve hemen ardından Üçüncü Tur'da da Inter'i eleyerek müthiş bir özgüven kazanmış olmalıydı. Daha üst seviyesi ise, çift ayaklı Final eşleşmesinin 147. dakikasına kadar 3-0 önde götürmekti seriyi. İspanya'daki ilk maçı Losada (2) ve Soler ile 3-0 kazanan Espanyol, Almanya'daki rövanşta da maçı istediği gibi götürüyordu. Bayer Leverkusen'in 57. dakikada Tita ile bulduğu gol, moralini bozamazdı Espanyol'un. Ama 63'te Falko Götz, skoru 2-0'a getirdiğinde işleri karıştırmış olabilirdi. Yine de ev sahibi ekibin ihtiyacı vardı en azından bir gole daha. Bitime dokuz dakika kala Güney Koreli Cha Bum-Kun verecekti o fırsatı takımına. Müthiş bir geri dönüş sergilemişti Bayer Leverkusen. Penaltı vuruşlarını da ''seri'' şekilde kaçırınca Espanyol, Leverkusen'in senaryonun sonunu yazması için herhangi bir engel kalmıyordu.

1989 Napoli 5-4 VfB Stuttgart (agg.): Napoli'nin kaderini değiştiren adam olmuştu belki de, Andoni Goikoextea. 1983 yılında Camp Nou'da oynanan maçta Maradona'ya attığı tekme sonrası Arjantinli yıldız, üç ay sahalardan uzak kalacaktı. Ama Maradona Goikoextea'yı aklının bir köşesine yerleştirmişti. 1984 Copa Del Rey Finali'nde Bilbao'nun Barcelona'yı 1-0 mağlup etmesi ve maçın ardından Maradona'nın başrolü kaptığı olaylar, futbolun en büyük efsanesini İspanyadan koparan gelişmelerin sonuydu. Napoli, kollarını açtı Maradona'ya. Maradona da kariyerinin en iyi günlerini geçirdi İtalya'da. 1986-87 Sezonu'nda Serie-A'daki ilk şampiyonluğuna Maradona ile ulaştı Napoli. Devam eden iki sezonda ise, ikinci oldu. (1989-90 Sezonu'nda yine şampiyondu Napoli. O tarihten bu yana da asla bu seviyeye çıkamayacaktı.) İşte; o 1988-89 Sezonu'nda Napoli ve Maradona birlikteliğinde ayrı bir sayfa olarak kalmalıydı Futbol Tarihi'nde.

UEFA Kupası'nın gördüğü en güzel Final eşleşmelerinden birinde taraf olmuştu, Maradona. İki maç üzerinden. İlki Napoli'de. Almanya temsilcisi Stuttgart, İtalyan asıllı Alman oyuncu Maurizio Gaudino'nun serbest vuruş golü ile deplasmanda öne geçmesine karşın Napoli, 68. dakikada Maradona ve bitime iki dakika kala Brezilyalı Careca'nın golüyle 2-1 kazanmıştı ilk maçı. Almanya'daki rövanş karşılaşması ise, klasikler arasına girecek cinstendi. Napoli adına Alemao'nun açtığı gol perdesine Stuttgart'tan Jürgen Klinsmann 27'de katılsa da Ciro Ferrara ve Careca'nın golleri 3-1'lik üstünlüğü getiriyordu Napoli'ye. En azından son 20 dakikaya kadar. Stuttgart, De Napoli'nin kendi kalesine attığı gol ile farkı bire indirip Olaf Schmaler ile rakibine korku salsa da daha ileri gidemiyordu. Maradona ve Napoli efsanesi için de UEFA Kupası serüveninin sonu böyle olmalıydı, değil mi?

1992 Ajax 2-2 Torino (agg., Ajax win on away goal): 1980'lerin sonu ve 1990'ların hemen başında İtalyanlar, UEFA Kupası'nı domine etmişlerdi. 1989'da Napoli'nin şampiyon olmasının ardından 1990 yılında Final, Juventus ve Fiorentina; 1991 yılında da Inter ve Roma arasında oynanıyordu. Serie-A, 1991-92 Sezonu sonunda UEFA Kupası Finali'ne iki takım birden göndermeyi planlıyordu ki Ajax, düzeni bozdu. Torino, Yarı Finaller'de Real Madrid'i 1-2 ve 2-0'lık skorlarla geçtikten sonra bu seviyedeki diğer eşleşmeden çıkacak rakibi beklemeye başlamıştı. Genoa, bir Serie-A Finali daha hazırlayabilirdi. Ama olmadı. Ajax, 3-2 ve 1-1 ile eledi rakibini. Final'de ise Louis Van Gaal'in yönetiminde UEFA Kupası'na uzandı. Danny Blind, Frank de Boer ve Dennis Bergkamp'lı kadro, birkaç yıl sonra altyapıdan aralarına katılacak olan değerli genç oyuncuları beklerken Torino'dan 2-2'lik beraberlikle dönüyor ve Hollanda'daki golsüz eşitliğin ardından taraftarı önünde şampiyonluğunu kutluyordu.

1997 Schalke 04 1-1 Internazionale (agg., 4-1 pen.): UEFA Kupası Finalleri'nin iki ayak üzerinden oynandığı son sezon. Roy Hodgson yönetimindeki yıldızlar topluluğu Internazionale takımı, Gelsenkirchen'e geldiğinde Kupa'nın mutlak favorisi olarak kabul ediliyordu. Gianluca Pagliuca, Guiseppe Bergomi, Fabio Galante, Alessandro Pistone, Javier Zanetti, Ciriaco Sforza, Aron Winter, Ivan Zamorano, Paul Ince, Youri Djorkaeff... Inter'in yıldızları, ilk maçta beklemedikleri bir sürprizle karşılacak ve Schalke 04, 70. dakikada Belçikalı Marc Wilmots'un golüyle sahadan 1-0 galip ayrılacaktı. Yine de toparlama Inter'in durumu toparlama şansı vardı. 14 gün sonra seri, Guiseppe Meazza'ya taşındığında da zorlanmaya devam etti Inter. Neyse ki; normal sürenin bitimine altı dakika kala Ivan Zamorano söz hakkı almış ve Inter'e en azından penaltı vuruşlarında şansını deneme fırsatı vermişti. Böylesi bir anda gelen gol, normal şartlar altında öne geçen ve ev sahibi olan takımın lehine olurdu; ama o zaman adı ''unutulmaz'' olmazdı. Schalke, seri penaltı vuruşlarında hata yapmayarak 4-1'lik skorla uzanıyordu Kupa'ya. Tanıdık bir senaryo ile.


2001 Liverpool 5-4 Deportivo Alaves: Belki de tüm zamanların en iyi UEFA Kupası Final maçıydı, 2001 yılındaki. Kupa'nın sürpriz ekibi İspanyol Alaves, Gaziantepspor'u eleyerek başladığı UEFA Kupası serüveninin sonunda Final'e kadar ulaşmayı başarmıştı. Diğer yanda Liverpool, çok daha zorlu yollardan geliyordu. Üçüncü Tur'u başlangıç alarak sırasıyla; Olympiakos, Roma, Porto ve Barcelona. Önündeki tüm engelleri aşarak Dortmund'un Westfalen Stadyumu'na ulaşmıştı, Liverpool. Ve oldukça ironik bir biçimde, belki de bu takımlardan daha zayıf görünen bir rakip ile Final'de eşleşmişti.

Rehavet olacak mıydı, bilinmez; ama hızlı başlıyordu Gerard Houllier'nin takımı. Önce dördüncü dakikada Markus Babbel, ardından yirmi dakika dolmadan Steven Gerrard. Liverpool, 2-0 öndeydi. 27. dakikada Alaves'in Uruguaylı yıldızı Ivan Alonso'nun sahne alması bile keyifleri kaçırmıyordu. Zira, ilk yarının sona ermesine dakikalar kala Gary McAllister'ın penaltı vuruşundan bulduğu gol, tekrar iki farklı üstünlüğü getirecekti Liverpool'a. Soyunma odasına 3-1 giden Liverpool, maçı bitirmiş olabilirdi. Tabii, ikinci yarının ilk altı dakikalık bölümü içerisinde Javi Moreno'nun arka arkaya bulduğu iki gol olmasa. Yine de hâlâ bir cevabı vardı Liverpool'un. Robbie Fowler, 73'te takımını öne geçiriyordu. Ama kariyeri boyunca babası Johan Cruyff'un gölgesinde kalan Jordi, 89. dakikada 4-4'lük eşitliği getirecekti karşılaşmaya. Alaves, tarihin en büyük kahramanlık hikâyelerinden birinin altına imza atmaya hazırlanıyordu artık. İlk uzatma devresinde Robbie Fowler'ın bir golü ofsayt gerekçesiyle sayılmamış ve Alaves de 99'da 10 kişi kalmıştı. Daha fenası, 117. dakikada gerçeleşecekti. Ve o ana kadar belki de kimsenin haberi yoktu. Antonio Karmona, ikinci sartını görerek takımını 9 kişi bıraktığı pozisyonda Liverpool'a ceza sahası köşesinden serbest atış imkanı veriyor ve kullanılan vuruşta Martin Herrara ile anlaşmazlığa düşen Delfi Geli, topu kendi ağlarına gönderiyordu. Altın gol. Şampiyon 5-4'lük skorla Liverpool. Ama çok dramatik bir sondu bu.

2003 Porto 3-2 Celtic: UEFA Kupası Tarihi'nin ''Gümüş Gol'' ile belirlenen tek şampiyonu, Porto. Jose Mourinho'nun Portosu, kulübün 16 yıllık Avrupa Kupası hasretine son verirken Final'de çok zorlanmıştı. Brezilyalı Derlei'nin devre sona ererken attığı gole soyunma odasından döndükten iki dakika sonra cevap veren Henrik Larsson, Celtic kariyerindeki 200. golünün altına imza atıyor ve karşılaşmaya dengeyi getiriyordu. Porto'nun ilk 11'inde yer alan iki yabancı oyuncudan biri olan Rus Dmitri Alenichev'in 54. dakikadaki golüne yanıt ise, yine İsveçli Larsson'dan gelecekti. Larsson, bu defa üç dakika sevinmesine izin vermişti rakibinin. Normal süre ve uzatmaların birinci devresi 2-2'lik eşitlikle geçilen karşılaşmanın 115. dakikasında son sözü söyleyen adam sezon içerisinde UEFA Kupası'ndaki 12. golünü atan Derlei oluyordu.

Jüri Özel Ödülü, 2000 Galatasaray 0-0 Arsenal (pen. 4-1): ''Unutulmaz'' kelimesinin sözlük anlamı.

Hiç yorum yok: