29 Mayıs 2009 Cuma

Galatasaray: En ''Sakat'' Transfer Adayları



Galatasaray, son iki sezonda --belki farkında bile olmadan-- yurt dışı transfer özelinde belli bir yol üzerinden gitmeyi denedi.

2007-08 Sezonu'nun başında Shabani Nonda. Ve hemen ardından 2008 Yazı'nda Harry Kewell. Kariyerlerine çok iyi giriş yapan iki oyuncu. Zirveyi gören ama geçirdiği sakatlıklar ve yaşadığı şanssızlıklar nedeniyle kariyerinde sıkışma dönemini tecrübe edinen. Monaco forması giydiği dönemde Avrupa'nın en golcü isimleri arasında yer alan Shabani Nonda, bacağının kırılması ile geriye doğru gitmişti. Blackburn Rovers, Roma derken oldukça cüzî bir ücret karşılığında Galatasaray'a transfer oldu, Kongolu. Keza Harry Kewell. Leeds United'ın efsanevî kadrosunun en büyük yıldızı olan Kewell, büyük beklentilerle Liverpool'a transfer edilmişti. Ama ne var ki; peşini bırakmayan talihsizlikler, Kewell'ın Kızıllar'a tam randıman vermesini engelledi sürekli. Ve 2007-08 Sezonu sonunda serbest bir oyuncu olarak Galatasaray'a geçiş yaptı, Avustralyalı.

Nonda, Galatasaray'ın 2007-08 Sezonu'ndaki TSL Şampiyonluğu'nun unutulmaz figürlerinden biri oldu. Kewell ise, UEFA Kupası'ndaki serinin lideri. İki sezondur sakatlıklardan geçilmeyen Galatasaray'a maksimum verim sağladı iki oyuncu da. Sözü fazlaca uzatmaya gerek yok aslında. Galatasaray, bu sezonki transfer stratejisini de bu şekilde belirlerse kimler karşılaşabilir, onlara bakmak istedik. Fena isimler de yok hani.

İşte, Galatasaray adına yeni sezon en muhtemel ''sakat'' transfer adayları:



10. Wilfred Bouma, Aston Villa
: Martin Laursen ile birlikte Aston Villa'nın talihsiz ikilisinden biri, Bouma. PSV Eindhoven'ın Şampiyonlar Ligi'nde söz hakkı olduğu yıllarda takımın önemli isimlerinden biriydi. Güçlü fiziği ve savunmanın hemen her bölgesinde --sol bek, merkez savunmacı ve defansif orta saha oyuncusu-- oynayabilme yeteneği, öne çıkan özelliklerindendi. PSV Eindhoven ile yakaladığı çizgiyi Hollanda Milli Takımı'nda da sürdüren Bouma, Avrupa'nın ciddi liglerinden gelen transfer tekliflerine ancak 2005-06 Sezonu yaz transfer mevsiminin son gününe kadar dayanabilmişti. 30 Ağustos 2005 günü, 3.5 milyon £ karşılığı Aston Villa'ya imza atacaktı.

Ada'daki ilk sezonunda türlü sıkıntılar yaşasa da, 2006-07'da Martin O'Neill'in gelişi ile birlikte Aston Villa'nın vazgeçilmezlerinden olmayı başardı. Devam eden sezonda ise, Premier League'de maç kaçırmayarak müthiş bir performans gösterdi. Her şey yolundaydı, Aston Villa ve Wilfred Bouma adına. Ta ki, 26 Temmuz 2008 günü Intertoto Kupası'nda oynanan Odense maçına kadar. Rakip takımdan Baye Djiby Fall ile girdiği mücadeleden yeşil sahalarda görülebilecek en acı fotoğraflardan biriyle ayrılmak durumunda kaldı. Aston Villa ise, oyuncusunun yaşadığı sakatlığa aldırış etmeden iki yıl daha uzattı sözleşme süresini Bouma'nın. Ama geri dönemedi, Hollandalı. Ocak 2009'da antrenmanlara başladığı açıklandı, Şubat ayında dönecekti. 16 Şubat günü, rezerv takım kadrosuna alındı. Olmadı, çıkarıldı son anda kadrodan. 2 Mart 2009'da Chelsea ile oynanan ve Aston Villa'nın 4-3 kazandığı rezerv lig karşılaşmasında forma giyse de bir sezon önce maç kaçırmadığı Premier League'de bu defa dakika bile alamadı. Önümüzdeki sezon, formasını geri alacaktır. Sakatlıktan nasıl döneceği önemli. 30 yaşında, hiç fena bir alternatif değil.



9. Louis Saha, Everton
& Alan Smith, Newcastle United : Wilfred Bouma'nın durumu biraz daha farklı, aslına bakarsanız. Çok ama çok ciddi bir sakatlık yaşadı. Yeni dönemdeki performansı, soru işareti. Tanıma uygun olan isimler ise, daha ziyade Louis Saha ve Alan Smith. Başlayalım hemen, Louis Saha'dan.

Nice yıldız oyuncuların yetiştiği Metz altyapısının bir ürünü olan Saha, 1999 yılında kiralık olarak forma giydiği Newcastle United ile tanıdığı Premier League'e dönüşünü 2000-01 Sezonu'nda Fulham'a geçerek gerçekleştirdi. Mohamed Al-Fayed'in şampiyonluk hedefiyle kurduğu kadronun sonuç vermemesi sonrasında ise, 12.8 milyon £ karşılığında Manchester United'a transfer oldu, Fransız oyuncu. Old Trafford'daki kariyerine müthiş bir başlangıç yapmıştı. Ama sakatlıklar, önünü kesecekti. Dört ayrı dönemde toplam sekiz ay boyunca formasından uzak kaldı. Kas ve diz sakatlıkları, Manchester United'daki geleceğini (2005-06 Sezonu) ciddi derecede etkilemeye başlasa da, 2006-07 Sezonu'ndaki iyi başlangıcı sonrası 2010 yılına kadar sürecek yeni bir kontrat almayı başaracaktı. Sezonun ilk yarısında 15 gole kadar çıkmıştı; fakat kâbus, hâlâ çok yakınlarda bir yerdeydi. 2008 yılında Everton ile ''maç başına ücret'' karşılığında iki yıllık sözleşme imzaladı. Tüm sakatlık problemlerine rağmen Manchester United'da ortalamanın çok üzerinde bir performans göstermişti. Everton'daki kariyeri de benzer özellikler taşıyor. 30 yaşında, tıpkı Bouma gibi. Harry Kewell örneği, esin kaynağı olabilir.

Alan Smith'in hikâyesi, ilgi çekici. Kim istemez ki, ilk profesyonel maçına henüz 18 yaşında iken Liverpool'a karşı çıkmayı ve üstelik o maçta bir de gol atmayı? Leeds United'daki rüya gibi geçecek sezonlar öncesinde harika bir başlangıçtı bu. UEFA Kupası ve UEFA Şampiyonlar Ligi'nde fırtına gibi esen Rio Ferdinand, Jonathan Woodgate, Michael Bridges, Mark Viduka, Harry Kewell, Lucas Radebe, Lee Bowyer, Danny Mills, Olivier Dacourt ve Robbie Keane'li kadronun kilit isimlerinden biriydi, Alan Smith. Ama Viduka ile birlikte Newcastle United'da yaşadığı hüsrana benzer bir son yaşandı, 2003-04 Sezonu'nda. Ekonomik kriz ve yıldız oyuncuların takımdan ayrılması sonrası Premier League'den düştü, Leeds United. Alan Smith de bir sonraki sezon için Manchester United ile anlaştı. Kırmızı Şeytanlar'daki ilk yılında çeşitli sakatlıklardan dolayı, önemli maçları kaçırsa da asıl felaket, 18 Şubat 2006 günü yaşandı. Anfield Road'da oynanan Liverpool maçında rakip takımdan John Arne Riise'nin kullandığı serbest vuruşu barajda bloke etmeye çalışan Alan Smith, ayak bileğinden çok ciddi biçimde sakatlandı. Bileği kopma noktasına gelmişti adeta. Saha içerisinde yapılan ilk yardımın ardından ezeli rakip Liverpool taraftarlarının bile alkışları ile uğurlandı, Smith. En az 12 ay süreceği açıklanan sakatlığın üstesinden daha çabuk geldi. Ama yeterli olmadı. Ağustos 2007'de beş yıllık Newcastle United kontratına imza attı. Şimdilerde mutsuz, formsuz ve 28 yaşında.



8. Steve Finnan, Espanyol
: Galatasaray'ın Liverpool hattından geçen Barry Venison, Mike Marsh, Rigobert Song, Harry Kewell ve Milan Baros gibi Steve Finnan da fena bir alternatif sayılmaz. Sağ bek için. 33 yaşında ama eğer daha ciddi transfer düşünülmüyorsa; Galatasaray savunmasının sağ tarafını kapatabilir.

Aslında çok da iyi değil Galatasaray ile olan hatıraları. 2006-07 Sezonu'nda Arda Turan, Galatasaray'ın yükselen değer iken; Anfield Road'da oynanan Liverpool maçının ikinci yarısında Steve Finnan'ı çok zor durumlara düşürmüştü. Ama genel anlamda 2006-07, Steve Finnan ve Liverpol birlikteliği adına harika bir sezondu. 2005 yılında İstanbul'daki efsanevî Şampiyonlar Ligi Finali'nde sakatlığı nedeniyle ikinci yarıyı göremeyen İrlandalı oyuncu, 2007 Finali'nde 88 dakika sahada kalmış; takımı Milan'a 2-1 kaybetse de sezon boyunca gösterdiği performans sonrası, Liverpool ile olan sözleşmesi kulüp tarafından üç yıl daha uzatılmıştı. Ne olduysa 2007-08 Sezonu'nda oldu. Liverpool'un oynadığı maçların yalnızca %59'unda forma şansı bulabildi, Finnan. Menajer Rafael Benitez'in bu bölgedeki tercihi, Alvaro Arbeloa'ydı. Ve sezon sonunda bir de Phillpp Degen kadroya dahil olunca ayrılık kaçınılmaz oldu. Oynamak istiyordu İrlandalı. Benitez tarafından Aston Villa'ya Gareth Barry'yi alabilmek için takas malzemesi yapıldı. Ama Finnan kabul etmedi bunu. Transfer sezonun son gününde Espanyol'a transfer oldu. İşler beklediği gibi gitmedi ama. Yalnızca dört maçta forma şansı bulabildi sakatlıklardan dolayı. İngiltere'ye dönmesi gündemde. Tottenham ve Hull City söylentileri olmuştu sezon içerisinde. Kim bilir...



7. Brett Emerton, Blackburn Rovers: Yaz sıcaklarında gazete mutfaklarında her kafadan bir transfer sesi çıkarken Brett Emerton isminin herhangi bir gazetede geçmiyor olması, enteresan aslında. Öyle ki; çok da bağlantısı var Emerton'un Galatasaray ile. Tugay Kerimoğlu aracı olur. Harry Kewell da muhtemelen idolüdür Blackburn Rovers'ın hızlı sağ açığının. Hani, geçtiğimiz sene imzalanan ve 2012 yılına kadar devam edecek sözleşme mi engeller bu haberleri? Hayır, tabii ki. Sakatlık? Hiç sorun değil. Unutulmuştur mutlaka.

Yukarıdaki beş-altı cümlelik paragraftan bile çıkabilir bu haber. Ama gerek bile yok. Emerton'un kariyer gelişimini iyi incelemek lazım. Hollanda'nın Feyenoord kulübü, henüz 21 yaşında ike çok cüzî bir miktar ödeyerek kadrosuna kattı Emerton'u. Ve o günden belli ediyordu, tam bir Premier League oyuncusu olduğunu. Son derece etkileyici performanslar koyuyordu ortaya. Sağ kanadın her kademesinde oynayabilirdi. 2003 yılında Blackburn Rovers'a transfer oldu. Kısa sürede takım yıldızı seviyesine yükseldi. Bir sezon sonra takıma katılan Norveçli Martin Gamst Pedersen ile birlikte Blackburn Rovers adına öldürücü bir kanat kombinasyonu oluşturdu. Devam eden yıllar içerisinde futbolunu olgunlaştırdı. Blackburn'deki ilk dört sezonunda toplam 167 karşılaşmaya çıktı. Tüm bunlar, Temmuz 2008'de dört yıllık yeni bir sözleşme imkânı sundu Brett Emerton'a. Ama talihsizlik, 31 Ocak 2009 günü buldu Avustralyalı yıldızı. Middlesbrough ile yapılan karşılaşmada sakatlanan Emerton'un 6 ila 9 ay boyunca sahalardan uzak kalacağı açıklandı. Hâlâ formasına kavuşacağı günü bekliyor, Emerton. En azından bu sezon için transferi imkânsız gibi. Ama Harry Kewell'ın da Galatasaray ile devam edeceğini düşünürsek, iyi bir Emerton her zaman faydalı olacaktır.



6. Joe Cole, Chelsea: İngiltere Futbolu'nun çıkardığı özel adamlardan biridir, Joe Cole. Belki, hiçbir zaman hak ettiği değeri bulamamıştır; ama bu da içerisinde bulunduğu futbol ekolünün bazı oyunculara oynadığı bir oyundu işte.

West Ham United altyapısında yetişen ve 1998 ila 2003 yılları arasında bu takımda gösterdiği performansla dikkatleri üzerine çeken Cole, Rus işadamı Roman Abramovich'in ilk transfer dalgasına kapılan oyunculardandı. Maviler'deki birinci sezonunda çeşitli sıkıntılar çekse de Jose Mourinho ile gelen Premier League Şampiyonluğu'ndaki en kritik role sahip adamlardan biri olacaktı. 4-3-3'ün üçüncü bölgesindeki her iki kanatta da oynayabiliyordu. Ve bu özelliği, kesinlikle fark yaratıyordu. 2005-06 Sezonu'nda Shaun Wright-Phillips ve Damien Duff ile olan forma savaşını kazandı. 46 maça çıktı sezon boyunca. Ne var ki; takip eden sezonda ''stres kırığı'' denilen anlaşılmaz sakatlık ile yüzleşmek durumunda kaldı. Premier League'de yalnızca 10 defa giyebildi takımının formasını. 2007-08'de sakatlığını tamamen atlatmışken Ocak 2009 ayında FA Cup'ta oynanan Southend maçında dizinden sakatlanarak maçı tamamlayamadı. Hâlâ tedavi sürecinde, Cole. Geri döndüğünde eski performansını sergilemeye devam edecektir. Henüz 27 yaşında ve hem Chelsea, hem de İngiltere Milli Takımı ile sahaya çıkacağı ilk maç merakla bekleniyor. Evet, çok ütopik. Ama yine de... Vasatın biraz üzerinde geçecek bir veya iki sezonun ardından rotasını farklı bir maceraya doğru çevirebilir mi?



5. Djibril Cisse, Sunderland
: Yukarıdaki örneklerimizde daha çok Harry Kewell üzerinde durduk, ister istemez. Djibril Cisse'nin hikâyesi ise, Shabani Nonda'nın Galatasaray'a geliş sürecinde yaşananlara uygun görünüyor. Zira; iki oyuncu da Fransa Ligue 1 Tarihi'nin yakın geçmişinde 25+ gol barajını aşan yegâne isimler. Ve ikisi de kariyerlerinin zirvesindelerken geçirdikleri benzer sakatlıklardan sonra düşüşe geçtiler. Nonda, Galatasaray'da kendine geldi. Cisse, hâlâ belli bir çizginin üzerinde. Ama tabii ki, daha iyisini de yapabilir. Djibril Cisse'nin Galatasaray başlığı altında konuşulabilecek farklı birkaç ayrıntısı var.

Yeni sezondaki teknik direktör adayları arasında adı geçen Gerard Houiller, Auxerre'deki müthiş performansın ardından Cisse'yi 14 milyon £ ödeyerek Liverpool'a almıştı; fakat hiç de beklenen bir başlangıç yapamayacaktı Fransız oyuncu Liverpool kariyerine. 30 Ekim 2004 yılında Türkiye'den de canlı yayınlanan Blackburn Rovers maçında Jay McEveley'nin müdahalesi sonrası, çok acı bir sakatlık yaşayan Cisse, fibula kemiğinin kırılması ile yüzleşmek durumunda kaldı. Altı ay boyunca futbol oynayamadı. Beklenen erken dönmüş ve takip eden sezonda Liverpool adına 58 maça çıkmayı başarmıştı. Ama kader... Ekim 2004'te sol ayağı kırılan Djibril Cisse'nin Haziran 2006'da Fransa ile Çin arasında oynanan hazırlık maçında bu defa sağ ayağı kırılıyordu. İnanılmaz bir talihsizlikti bu. Yine de Fransa'nın Marsilya takımı, kollarını açıyordu Cisse'ye. Haziran 2006'da Liverpool ile anlaşmaya varan Marsilya, Ekim ayına kadar beklemişti yeni yıldızını. Kiralık sezonunda 25 maça çıkan Cisse, 15 gol ile müthiş bir geri dönüş gerçekleştirmişti. 2007-08 Sezonu'nda dakika aldığı 50 maç, sakatlık ile ilgili soru işaretlerini kaldıracaktı. Buna rağmen; Cisse'nin aklının bir köşesindeydi İngiltere. Sezon başında kiralık olarak Sunderland'e geçti. İyi bir sezon geçirdi. Newcastle United'a attığı gol ile gönüllerde taht kurdu. Ama Sunderland, Cisse ile olan kiralık kontratını uzatmayacağını açıkladı. Bir yere gidecek, bakalım. Türkiye de olabilir.


4. Michael Owen, Newcastle United: Joe Cole özelinde yaptığımız başlangıcı, Michael Owen üzerinden de tekrarlayabiliriz. Özel bir adam, Michael Owen. Hızlı yaşayıp çabuk ''yaşlanan'' isimlerden biri. Belki; Zlatan Ibrahimovic, Fernando Torres ve Dimitar Berbatov gibi santrforların revaçta olduğu bir dönemin içerisindeyiz; ama hafızalarımızdaki Michael Owen da aklımızı çelecek kadar yetenekli bir isim.

Los Galacticos projesiydi, Michael Owen'ın kariyerine dev bir darbe vuran. Liverpool'da sekizinci senesini geçirdiğinde henüz 25 yaşındaydı. 2004-05 Sezonu'nda Real Madrid'e transfer olmayıp Kızıllar ile devam etseydi; Liverpool'daki saygın yeri, çok daha sağlam olurdu. Bu noktada bir de yanlış anlaşılma var aslında. İspanya'daki kariyerinde hiç de fena değildi; fakat sürekli yedek kalmayı kabul edemiyordu. Yalnızca bir sezon sonra geri döndü ülkesine. Ama Liverpool'a değil, Newcastle United'a. Yeni bir başlangıç yapabilirdi. Hâlâ üst seviyede yer alan, gözde ve artık daha olgun bir oyuncuydu. Owen'ı engelleyen ise, 2006 Dünya Kupası'ndaki acı sakatlığı oldu. Paraguay ve Trinidad & Tobago maçlarında takımındaki yerini alan Owen, gruptaki üçüncü karşılaşmada İsveç önünde sol ön çapraz bağlarının kopmasıyla turnuvayı erken kapatacaktı. Nisan 2007'de döndü, bir zamanların hızlı forveti. Ama ne var ki; kariyerinin geri kalan bölümünde bir türlü eski formunu yakalayamadı. Toplam 14 maç yaparak geçirdiği iki sezonun ardından 31'er maça çıktı, takip eden iki sezonda. Yine de Newcastle United'ın 16 yıl sonra Premier League'den düşmesine mâni olamadı, Michael Owen. Önümüzdeki sezon kararı ne olacak, bilinmez; ama değişikliğe ihtiyaç duyduğu kesin.

3. Rafael van der Vaart, Real Madrid & Andy van der Meyde, Everton: Hollandalı iki oyuncuya beraber değinebiliriz, listenin ilk sıralarına doğru gelirken. Real Madrid'in Hollandalısı Rafael van der Vaart ile Everton'dan Andy van der Meyde.

Andy van der Meyde, büyük umutlar beslenen ama yanlış kariyer planlaması sonrasında hak ettiği yere gelemeyen oyuncular kervanında ön sıradaki yerini alıyor. 2000'li yılların başında genç ve başarılı Ajax takımının kaptanı olarak önemli işler yapmıştı. 2002-03 Sezonu'ndaki iyi performansının ardından ''futbolcu öğütme makinası'' Inter'e geçti. İtalya serüveninde akıllarda kalan tek hareketi, Arsenal deplasmanında attığı gol oldu. Ve 2005 yılında Everton ile Premier League tecrübesini yaşamaya başladı. Ama İngiltere'deki kariyeri, İtalya'dakinden bile felaket geçecekti. Sakatlık, alkol ve sağlık problemleri... Artı, bir de defalarca aldığı disiplinsizlik cezaları. Tüm bunlara rağmen; Andy van der Meyde, hâlâ çok iyi bir kanat oyuncusu. Hem sağ, hem solda oynayabiliyor ve 29 yaşında. Transfer söylentileri dolanıyor şu sıralar. Ve aslında hiç fena olmaz.

17 yaşında Ajax ile başladığı profesyonel futbol kariyeri boyunca, birçok defa sakatlıklarla yüzleşmek durumunda kalan bir isim Rafael van der Vaart. Dönemin Ajax antrenörü Co Adriaanse ile Avrupa Futbolu'na servis edilen Hollandalı, henüz 18 yaşındaki iken dizinden çok ciddi bir sakatlık geçirdi. Geri dönüş yaptığı Nisan 2002'de ise, sakatlığı nüksetti. Ve menisküs teşhisi altında aylarca sahalardan uzaklaşmak durumunda kaldı. 2002-03 Sezonu'nda da etkileri görüldü bu sakatlığın. Yalnızca 21 maça çıkabildi, Rafael van der Vaart. Daha sonraki iki sezon belli bir istikrar yakaladı ve dev kulüplerin yoğun ilgisine karşın 5.5 milyon €'luk bonservis ücreti ile Alman Hamburg takımına transfer oldu. Ajax'ta 21 yaşındaki iken kaptan olarak sahaya çıkan Hollandalı, Bundesliga'daki kariyerine yaptığı iyi başlangıç sonra yeni kulübünde de kaptanlık seviyesine yükselmeyi başardı. Hamburg ile de Şampiyonlar Ligi tecrübesi yaşadı. Sözleşmesinin son aylarında ise Real Madrid'in yoğun ilgisi, tartışma konusu oldu. Sezon başında 12 milyon € karşılığında Santiago Bernabeu'ya geçiş yaptı; ama istediğini bulamadı. Sezon içerisinde, Marca gazetesinde yapılan ankette Real Madrid taraftarlarının %79'luk çoğunlukla takımdan gitmesi istendi. Bizde yapılsa, en az %79 ''gelsin'' der diye düşünüyorum. E, ''Süs Bebeği'' de gidiyor zaten.

2. Ruud van Nistelrooy, Real Madrid: Bu başlık altındaki en ilgi çekici hikâyelerden birine sahip, Ruud van Nistelrooy. (Neresinden başlasak ki; ayrı bir yazı mı olsun yoksa, bilemedim şimdi. Ama kısaca geçelim.)

Sir Alex'in oğlu Darren Ferguson, Sparta Rotterdam'daki kariyerinden dolayı yakın olduğu Hollanda'da bir oyuncuyu izlemesi için yalvarır babasına. Öyle ısrarcıdır ki Darren, dayanamaz Alex. PSV Eindhoven'da oynayan Hollandalı bir forvettir bu isim: Ruud van Nistelrooy. Alex Ferguson, PSV'nin ilk lig maçına temsilcilerini gönderir ve ertesi gün de transfer görüşmelerine başlar. Tıpkı, yıllar sonra gerçekleşecek Cristiano Ronaldo transferinde olduğu gibi. 18.5 milyon £'luk teklif, PSV Eindhoven tarafından geri çevrilemez. Ama sıkıntı başka bir anlamda çıkar iki taraf adına. 2000-01 Sezonu için Manchester United ile anlaşan van Nistelrooy, dizinden sakatlanarak sahalardan uzunca bir süre uzak durmak zorunda kalır. Anlaşma iptal olur. Ama Sir Alex Ferguson, bekler van Nistelrooy'u. Bir sezon sonra ekstra bir 500 bin £ karşılığında Old Trafford kariyeri başlar.

Öyle bir başlangıçtır ki Hollandalı forvetin yaptığı, yıllarca unutulmayacak ve üzerine konuşulacaktır. İlk üç sezonunda 145 maça çıkar Kırmızı Şeytanlar ile ve rakip ağlara da 110 gol bırakır. Tam anlamıyla bir ikondur artık. Ama 2004-05 Sezonu'nda o kahrolası gerçekten kaçamaz. Dizindeki sakatlık, sezonun büyük bölümünü kaçırmasına neden olur. Geri döner yeniden. 2005-06 Premier League Sezonu'nu 21 golle tamamladıktan sonra La Liga'ya geçiş yapar Real Madrid ile. İki sezonda toplam 81 maçta 53 gol atarak Real Madrid'in arka arkaya kazandığı La Liga şampiyonluklarında pay sahibi olur. Üçüncüsünde ise, yine karşısına çıkar sakatlık illeti. 12 maçta 10 gol ile başladığı 2008-09 Sezonu'nun Kasım ayında ''menisküs'' teşhisi konan sağ dizi; 6 ila 9 ay boyunca futboldan uzak tutar, gol atmak için yaratılan Hollandalı'yı. Şimdilerde, geri dönmek adına var gücüyle çalışıyor. Daha önce iki kez yaptığı gibi. Yaşı 32 oldu. Gücü biraz daha azalmıştır mutlaka. Ama Türkiye'ye gelse, 25+ maçta oynasa... Yaşı kadar gol atar.



1. Tomas Rosicky, Arsenal: ''The Little Mozart'' veya ''Mozart of the Football'' İkisi de ayrı ayrı çok yakışıyor, Tomas Rosicky'ye. Bir Pavel Nedved hikâyesi gibi, 19 yaşında iken gündeme gelmişti Türkiye transferi. Olmadı.

Borussia Dortmund, 2001 yılında kadrosuna katarken O'nu; vazgeçmişti kasasındaki 29 milyon Mark'tan. Almanya rekoruydu bu; ama ne fark ederdi ki? Beş sezon boyunca üst seviyede kaldı, Almanya'da. Son derece naif bir adam olmasına karşın yenigiye isyan eden bir tarafı her zaman vardı. Bu yüzden, Avrupa'nın dev kulüplerine transfer olasılığı canlı kaldı. 2006-07 Sezonu'nda Borussia Dortmund'u iknâ eden Arsenal oldu. Henüz ilk sezonunda imzasını atıyordu Premier League'de. Dripling üzerinden getirdiği topları 25-30 metrelik şutlarla kaleye gönderirken 13 golle bu kategoride ligin iyi isimlerinden biri oluyordu. Ama kaderi, kendisinden önce Arsenal'de 7 numaralı formayı giyen Robert Pires ile benzerlik gösterecekti bir yerden sonra. 26 Ocak 2008 günü Newcastle United ile Emirates'te oynanan FA Cup karşılaşmasının 9. dakikasında sakatlanarak kenara gelen Rosicky, o günden bu yana --15 ay-- futbol oynayamıyor. Sakatlığından dolayı Euro 2008'de de boy gösteremeyen Çek yıldızın Eylül ayında dönmesi bekleniyordu. Ama Uğur Uçar misali; Ekim, Kasım, Aralık derken 9 Nisan'da Menajer Wenger'den geliyordu açıklama: "Tomáš Rosický, at the moment, is not close to coming back. We have to be very patient there." Tüm bunların ardından 14 Mayıs 2009 günü çıktı ilk antrenmanına, Küçük Mozart. Ama hocası tarafından riske edilmedi. Şimdilerde, yeni sezonun başlamasını bekliyor.

Yıllar önce gerçekleşmeyen birliktelik, şimdi yaşansa... Galatasaray'a gelse Rosicky. Sağ açıktan, merkez orta sahaya; sol açıktan forvete arz-ı endâm etse gözlerimizin önünde. Güzel olur çok. Hagi oldu, Kewell oldu. Overmars, Guardiola, Pires olmadı. 3'te eşitleme zamanı. (Kişiseldir.)

12 yorum:

Temur dedi ki...

Owenütopik ama hayali bile güzel. E o kadar sakat yazmış iken Ronaldo'yu yazmamak olmamış sanki:)

SozenE. dedi ki...

Temur,

Bazıları ütopik. Bazıları çok ilgili değil. Bazısı duyum. Aslında, biraz da eğlencelik.

Ronaldo'yu yazmadım; çünkü ütopik kelimesinin yerine daha iyi tanım bulmamız gerekirdi :) Ama tabii ki, eksiksiz bir liste değil. Yeni isimler eklenebilir.

Hatta, ''listeye girmeyi kılpayı kaçıranlar'' diye bir not da ekleyecektim altına. Buraya nasipmiş. Patrick Vieira, Christian Abbiati, Yıldıray Baştürk, Martin Laursen ve Alessandro Nesta da vardı aklımda.

İsimler, çoğaltılabilir mutlaka.

Selamlar,
Eray.

çubuk makarna dedi ki...

bu listeden bi adet forvet, bi adet kanat ve bi adet rosicky almamız lazım :)

barış dedi ki...

bu listedekilerin çoğu premier ligten ve çoğunun yaşı da 30un altında, hatta çoğunun kariyeri de düşüşte değil sadece sakat dönerse takımdaki yerini alır mesela emerton, bouma, joe cole(ronaldodan bile ütopik bence),rosicky.onlar hali hazırda sakatken galatasaray da almaz zaten onları. kewell la hikayesi en çok benzeyen owen, onun da maaşının yarısına gücümüz yetmez. en alınabilesi adam finnan gibi duruyor, saha, smith plase. nistelroyun başka planları var gibi, van der vaartınsa bizden önce alıcısı kesin çıkar.
her şey bir yana şu listeden herhangi birini sakat değilken transfer ederse yönetim helal derim.

Mete Jr. dedi ki...

Öncelikle yazı çok güzel olmuş , açıkçası Cisse'yi alabilsek çok iyi bir ikiliye sahip olurduk gerçi basında bazı haberler var kendisiyle ilgili ama ben yinede kulübün geçen sene ki politikasını sürdürüp bonservissiz oyuncu getireceklerini düşünüyorum zaten L.Franco ve Mustafa Sarp tarnsferleri bu politikanın örnekleri dolayısıyla Cisse'nin Baros fiyatında bir bonservisi olacağı için biraz uzak geliyo bana ama olsa tadından yenmez :D


Rosciky ile bir dedikodu var , bizimkilerin sağlık durumunu sorduğuna dair , parçalıyı 10 numarayla bu adamın sırtında görmek mükemmel olur ama yine uzak geliyor bana :( . Brett Emerton'a geldiğimizde ise ben Feyenoord günlerinde bir Gunners veya Pool transferini bekliyordum , B.Rovers'a gitmesine şaşırmıştım , bizim sağ kanada ilaç olur ama yine de sağ bekte Srna olsa harika olur benim açımdan 31 yaşında , gelir mi gelir neden olmasın ? :)


Bu arada altta Guardiola ile ilgili yorumu görünce yine birazcık hüzünlendim zira bizi Brescia'ya tercih etmesini hala unutamadım oysa orta sahanın ortasında 4 numarayla çok fiyakalı dururdu :)

Adsız dedi ki...

Rosciky gelse tadından yenmez.. Sözleşmeside bitiyor sanırsam bu sezon. Bu arada birde Juninho var bizim Lincoln 20 bavulla dönmüş filan gelmesin yerine Juninho veya Rosciky süper olurdu..

artemis dedi ki...

@mete jr.
srna'ya mi emerton'a mi 31 yasinda dedin tam anlayamadim ama srna'dan bahsediyosan henuz 26 yasinda.

extensor dedi ki...

Merhaba Eray,
3-2'lik maçta Crouch'a o golün ortasını yapan Finnan'dı sanki...

(Yanlış hatırlıyor da olabilirim... Ama çok iyi ortaydı)

SozenE. dedi ki...

Sinan,

Evet. İki asist ile oynamıştı, Finnan. Hücum yönünde çok iyiydi. Ve kaldı ki, Liverpool'da yaşadığı en başarılı sezondu o. İkinci yarının hemen başında 3-0'a gelmişti maç.

Söylemek istediğim; bu bölümden sonraki sekans. İki gol bulmuştu Galatasaray art arda. Ümit Karan, farkı bire indirirken Arda Turan yapıyordu ortayı. Maçın sonuna kadar Finnan'ı zorlamıştı Arda. Son dakikada Hakan Şükür, girdiği gol pozisyonunu değerlendirebilseydi; Anfield Road'da tarih yazmış olacaktı Galatasaray.

Ve Finnan'ın asistlerinden çok Arda'nın performansı hatırlanacaktı :)

Selamlar,
Eray.

Cenky dedi ki...

Cisse ve Bouma en olabilecek adaylar o listeden, geri kalanlara paramız yetmez ya da onlar gelmez. Öte yandan kendi iç sakatımız Linderoth'u transfer edelim bence orta sahaya.

A. Eren Logoglu dedi ki...

Saha, Cisse, Van der Vaart, Ruud van Nistelrooy ve Rosicky'den herhangi biri bile çok büyük transfer hamlesi olur kanımca. Arda, Kewell, Baros'un kalacağı ve 4-2-3-1'ün devam edeceği düşünülürse, Van der Vaart ve Rosicky doğru transferler gözüküyor. Lincoln de kalsa ve tekrar eski formuna ulaşsa, Kewell'ın kenardan gelerek ya da rotasyona girerek katkı yaptığı muhteşem bir 5'li hücum gücüne sahip olabiliriz. Forvet alınırsa, yepyeni planlar yapılıyor anlamına gelir 4-4-2 çerçevesinde.

Sistem ve modele yönetimin karar vermesi ya da karar vermeden oyuncu transfer edilmesi skandal ötesi bir durum, bunu da ekleyeyim, eğer gerçekleşirse diye.

Eren.

Adsız dedi ki...

bence galatasaray icin en iyi transfer MUHAMMED zidane olmasi lazim!!!!!