26 Mayıs 2009 Salı

Tugay Kerimoğlu: Blackburn Rovers Efsanesi



Blackburn Rovers efsanesi Tugay Kerimoğlu, takımının pazar günü West Bromwich Albion ile oynadığı maçın ardından aktif futbol kariyerine son noktayı koydu.

Galatasaray, 2000 yılında Kulüp Tarihi'nin en önemli başarısını elde ederken UEFA Kupası'na dokunamayan isimlerden biriydi, Tugay Kerimoğlu. Sürekli yan pas yapıyor ve ''ön alanda basan'' takımın hızını azaltıyordu. Ama bir gerçek daha vardı.

Galatasaray'ın Kopenhag'da kaldırdığı Kupa'ya gidiş yolunu açan gollerden biri de Tugay'ın ayağından, Hertha Berlin deplasmanında gelmişti. O gol ve hemen ardından gelen yaşadığı sevinç, 236 maçlık Galatasaray kariyerindeki en nadide anlardan biri olarak kazındı akıllara belki de. (Bir de 0-0'lık eşitlikle sona eren Manchester United karşılaşması sonrasında alındığı omuzlardaki hâli.)

Yine de, Galatasaray'ın UEFA koşusu devam ederken ayrıldı takımdan, ayrılmak zorunda kaldı.

30 yaşına merdiven dayayan Tugay Kerimoğlu, soluğu Ada'da alacaktı. Glasgow Rangers'ın oyuncusuydu artık. Henüz ilk maçında, sonradan oyuna girmiş ve ceza sahasının hemen dışından gönderdiği şut ile önemli bir gol pozisyonu yakalamıştı. Tugay, ne düşünüyordu o an, bilinmez; ama Glasgow Rangers sonrasında gelişecek sekiz sezonluk Premier League kariyerinde imzası hâline gelecekti, o şut. Bu noktada bir isimden daha bahsetmek gerekiyor: Graeme Souness.

İskoç menajer, takımı henüz Premier League'de bile değilken istiyordu, Galatasaray'daki öğrencisini. 2001-2002 Sezonu'nda geri sayım tamamlandı. Blackburn Rovers, tekrar en üst seviyeye çıktığında Tugay da Ewood Park'a adım atıyordu. Avrupa'ya giden, orada tutunan ve üstüne bir de transfer yapan nadir oyunculardan biriydi, Tugay. Ama yine de hak ettiği değeri buluyor muydu Türkiye'de, pek sayılmaz.

Hakan Şükür, Okan Buruk, Emre Belözoğlu, Fatih Akyel, Arif Erdem, Hakan Ünsal, Ümit Davala. Galatasaray'ın UEFA Kupası'nı kazanmasının ardından yurt dışına transfer olan oyuncular, bu isimler. Ama Tugay Kerimoğlu'nun hikâyesi daha farklı.

Söz konusu isimlerin tamamı, omuzlarında bir apolet ile gitmişlerdi Avrupa'ya. Tugay ise, neredeyse dışlanmıştı. Futbolu ne zaman bırakacağı merakla bekleniyordu. Geri dönüş yolu pek açık değildi. Üstelik; ayrıldığı takım Avrupa'da Kupa kazanmıştı. Yani, pek ihtiyaç da yoktu aslında Tugay'a. Diğer isimlere ''kapılar açık'' olacaktı, her zaman. Hatta, kurtarıcı olarak bile gelebilirlerdi yeni Galatasaray'a veya bu seviyedeki Beşiktaş ile Fenerbahçe'ye. Ama Tugay? Tugay, farklıydı. Giden oyuncuların akıllarının bir köşesinde mutlaka, ''Olmazsa dönerim Türkiye'ye!'' düşüncesi vardı. İster istemez olurdu bu. Ayıp değildi veya herhangi bir şey.

Tugay Kerimoğlu, hiçbir zaman söz konusu düşünce içerisine girmedi. Türkiye'deki baskılardan kaçmış ve Ada Futbolu'na sığınmıştı. Kaderiydi artık İngiltere. Geri dönmeyecekti. İlk başta zor gibi görünen bu durum, Tugay adına önemli bir motivasyondu belki de. Bu yüzden hevesliydi. 30 yaşından sonra bile öğrenmeye açıktı.

''Gidersem, Galatasaray'dan büyük camiaya giderim. Glasgow Rangers (Blackburn Rovers), Galatasaray'dan büyük müymüş ki?'' demedi. Özelliklerini biliyordu. Kariyerinin ikinci bölümü, Ada'da geçecekti. İngiltere'deki sistemi de tanıdı hemen. Tanımladı kendini. Herkesin özelliklerinden maksimum verimi almak isteyen bir sistemdi bu.

Belli kalıplarla yönetilmiyordu futbol. Yapılan işe bakış da bu şekildeydi. Koşmuyorsa, vardı bazı özellikleri. Yan pas yapıyorsa, mutlaka yarar sağlayacak bir tarafı vardı. Komple bir oyuncu olmayabilirdi, ama en üst seviyeye çıkarmak da imkânlar dahilindeydi. Kaleyi deneyince uzak mesafelerden, kimseler kızmayacaktı kendisine. Ve en sonunda her şey yolunda gitti. Premier League oyuncusuna evrildi, Tugay Kerimoğlu. Attığı 11 gol de farklı hikâyelere sahip oldu. ''Yapamazsam, dönerim!'' demedi Tugay. ''Yapacağım!'' dedi. Yaptı da.

''...Tüm futbolcuların anlaması gereken bir şey var. Topu takım arkadaşlarına ilettikleri an, yalnızca başlangıçtır. Bunun hemen ardından saha içerisindeki arkadaşlarınıza destek çıkmak ve yardım edilebilecek birilerini aramak zorundasınız.'' demişti 1981 yılında, Liverpool'un efsanevî menajeri Bill Shankly.

Tugay Kerimoğlu özelinde, Türkiye ve İngiltere'deki futbol farkını anlayabilmek adına önemli bir söz bu. İngiltere'de 233 maçta oynayabilir miydi yoksa, Tugay Kerimoğlu?

2 yorum:

A. Eren Logoglu dedi ki...

'Ön alanda basan' kısmını tırnak içine alıp, yine göndermeyi yapmışsın, takılıp kaldın bu konuya. :)

Futbolda tek model yok, ön alanda basmayan FC Barcelona, tarihin en güzel oyununu oynuyor. Ön alanda basan Liverpool da çok güzel bir oyun sergiliyor, son 5 yılda 2 CL kazandılar Benitez'in bu anlayışıyla.

Aslında yaptığın gönderme doğru adreslere ulaşırsa anlaşılır oluyor. Futbolun sadece 2000 Terim modeliyle -ön alanda basan, hücum pres yapan, Hakan Şükür tipi santrafor gibi- sınırlandığını düşünen, Ömer Üründül, Kemal Belgin gibi kendini yenileyememiş yazarların, akıl futbolu gibi modern tanımlamaları, sistemleri irdelemeyip, klişe, eski bilgilerle sporseverleri aldatmalarını göstermesi açısından önemli bu tür hatırlatmalar.

Tugay analizine gelince, şu tespit çok doğru; Tugay'ın takımdan devre arası gönderilme sebebi, UEFA'da yoluna devam edecek olan futbol felfesesine uymaması kaynaklıydı. Yan pas yapması, ön alanda basmaması, uzaktan şut denemesi gibi özellikleri Terim'in sistemini sekteye uğratıyordu. Tugay'dan yararlanmak, Okan, Suat ve Emre üçlüsünden birinin oynamaması anlamına geliyordu. Terim de bu riske girmedi, doğru da yapmış olmalı ki, UEFA Kupası kazanıldı. Tugay yine de ayrılmayabilir, Suat'ın forvet arkası orta saha oyuncusundan savunma önü orta saha oyuncusuna evrilmesi gibi bir süreci, sonraki sezonlarda yaşayabilirdi. 2002 Dünya Kupası'nda Şenol Güneş'in Tugay'ı savunmanın önünde oynatarak, çok akılcı bir hamle yaptığını da unutmadan eklemeliyim.

Terim'in sistemini kaos olarak algılamak da kurulan o futbol yapısına haksızlık olur, ayağa pas yapan Capone, Popescu, Ümit, Okan, Suat, Emre, Hagi gibi oyuncular Şükür ekseninde oluşan kaosu, yerden, direct bir oyuna çeviriyorlardı üçgenlerle. Sağ kanat üçgenleri çok başarılıydı o dönem, bunları da belirtmiş olayım zihnimden geçmişken.

İlginç olan bu ayrılığın hem Tugay'a, hem de Galatasaray'a yarar sağlamasıydı. Tugay futboluna olağanüstü bir profesyonel anlayış kattı, doğru kariyer planlamasıyla bu coğrafyaya geri dönmedi, büyük saygı uyandırdı Ada'da.

Liverpool efsanesi Bill Shankly'nin sözü doğrudan Barcelona'yı işaret ediyor. :) Zihnimde hemen Xavi'nin top alıp, vermeleri belirdi. Yarın hep birlikte izleyeceğiz zaten.

Eren.

Taxden dedi ki...

Yolun açık ve her şey gönlünce olsun kaptan.