3 Mayıs 2009 Pazar

FC Barcelona, 6-2: R. Madrid İçin Fazla Güçlü!



Barcelona 2009 takımı, tüm zamanların en iyisi olabileceğini dün akşam Real Madrid karşısındaki performansı ile gösterdi.

Aslında, hepsinden bağımsız bir iki çift söz sarf etmek gerekiyor. Milan, Ajax, Borussia Dortmund, Juventus, Manchester United ve yine Barcelona gibi takımlar, 90'lı yıllara damgasını vurup henüz yeni yeni tanışmaya başladığımız futbol dünyasına renk katarlarken böylesi bir takım ile karşılaşacağımızı hayal bile edemezdik. Çok başka, Barcelona 2009.

Önümüzdeki hafta Barcelona maçını izlemek, yaşamak için başlı başına bir sebep. Yine Şampiyonlar Ligi'nde Chelsea'ye vermeleri muhtemel cevap özelinde de aynı fikir söz konusu. Romantik bir takım bunların beraberinde, Barcelona. Çünkü, öylesine güzel hissettiriyorlar ki; sporun kendine has olan o eşsiz duygusunu, insanın tekrar tekrar aşık olası geliyor bu oyuna. Ve evet, bu Barcelona'yı sevmemek elde değil. Çekiyor kendisine işte, unutturuyor 90 dakika boyunca tüm sıkıntılarınızı. Karşısında Osasuna da olsa değişmiyor bu durum. Real Madrid de olsa.

Geçtiğimiz hafta alınan Valencia beraberliğinin ardından Nou Camp'taki Chelsea karşılaşmasında skor yapamayan Barcelona, haftalardır kazanan ve evindeki final maçına son derece moralli gelen Real Madrid'in konuğu olacaktı. Juande Ramos, Real Madrid'deki görevine ilk yarıdaki Barcelona maçı ile başlamış, takımı ile çıktığı ilk maçta rakibine 2-0 yenilmekten kurtulamamıştı. Ama aslında her şey bir başlangıçtı belki de. Devam eden 18 maçlık periyotta 17 galibiyet aldı, Real Madrid. Ve hiç mağlup olmadı. Peki, liderlik geldi mi? Hayır. Üstelik, Barcelona'yı yenseler bile gerçekleşmeyecekti bu durum. Real Madrid, tarihinin en başarılı sekansını yakalamışken Barcelona'nın hâlen daha ''en az iki maçlık'' fark ile El Clasico'ya çıkması, apayrı bir mesajdı bu anlamda. İşin içinden çıkmak ise, tamamen Juande Ramos ve ekibinin verecekleri karara göre şekillenecekti.

Barcelona, tüm zamanların en iyi futbollarından birini oynuyor olabilirdi; ama Chelsea menajeri Guus Hiddink, onların da birer insan olabileceğini hafta arasındaki karşılaşmada göstermişti. Bir fikirdi en azından. Sağ kanatta ters ayaklı Lionel Messi'nin karşısına asıl görev yeri sağ kanat olan savunmacı Jose Bosingwa'yı, hem de uzun bir sakatlık döneminin ardından yerleştiriyordu Hiddink. Barcelona'nın aslında biraz gölgede kalan sol kanat organizasyonlarındaki Eric Abidal ve Thierry Henry bağlantısını da sürpriz bir şekilde Michael Essien'i sağ önde kullanarak engelleme çabası görülmüştü. Frank Lampard ile Michael Ballack ise, Xavi ve Iniesta ikilisine cevap verebilmek adına merkezde toplanmışlardı. Basit gibi görülüyor, çok da zor değil üzerine konuşmak. Ama tüm bunların hepsi, yalnızca 40-45 metrelik alanlarda gerçekleşti. Garip olan buydu. Chelsea, kabullenmişti Barca'nın dominasyonunu. 11 kişi ile 40 metrede oynayacaktı, Hiddink.

Juande Ramos, 18 maçtan çıkarılan 52 puanın büyüsüne kapılmış olmalıydı ki; farklı tercihlerin peşinden gidiyordu. Oysa, Nou Camp'taki maçta Barcelona'ya karşı mahkum rolünü benimseyen ve rakibinin oyununu sertlikle bozmak isteyen bir Real Madrid vardı. Dün akşam ise farklı.

Arjen Robben. Real Madrid'in El Clasico öncesindeki hilesiydi. Haftalar öncesinde açıklanmıştı, Barcelona karşılaşmasında oynayamayacağı. Ama maça 24 saat kala, sürpriz bir şekilde iyileşip maç kadrosuna girerek seromonideki 11 Real Madrid oyuncusundan biri oldu. Robben, iki takım adına da planları değiştirebilecek bir isimdi. Bilhassa, Real Madrid'in hücum organizasyonları özelinde. Sergio Ramos'u da arkasına alacağı sağ kanat rotasyonunda Robben, takımı adına fark yaratabilirdi. Belki de, Madrid adına Barcelona'ya karşı ağır basan yegâne unsurdu bu.

Josep Guardiola, maçın ilk düdüğü ile birlikte radikal bir karar uygulayacaktı ama. Real Madrid savunması, Pepe'nin yokluğunda Christoph Metzelder ve Fabio Cannavaro ikilisine emanetti ve ofsayt taktiği ile oynayan yavaş bir defans dörtlüsü söz konusuydu. Barcelona, Madrid savunmasındaki en güçlü halkanın üzerine gitti. Sergio Ramos'un savunduğu kanadı kurcaladı uzunca süre. Thierry Henry bu planın ana kahramanı olurken Lionel Messi de Real Madrid savunması ile kaleci Iker Casillas arasındaki bölgeye sarkma çabası içerisinde gözüküyordu. Barcelona'nın birkaç atağı, Madrid'in ofsayt taktiğini geçemedi. Aslında, biraz da ironi vardı işin içerisinde. Real Madrid, sürpriz bir şekilde öne geçerken golün başlangıcı bir endirekt serbest vuruşa kadar dayanıyordu.

Madrid'in iki stoperi, ''ofsayttan doğan endirekt serbest vuruşu'' kullandıktan sonra Fabio Cannavaro, sağ kanada uzun bir top gönderdi. Robben, topla birlikte ceza sahasına girmek istese de yolun kapalı olduğunu görünce sağ kanat savunucusu Sergio Ramos ile yer değiştirdi. Ramos, topla buluştu ve ceza sahasında boş pozisyonda bekleyen Gonzalo Higuain'e golü attırdı. Bu gol, sezon boyunca benzer yol üzerinden sonuca giden Barcelona 2009 takımının başarılı bir imitasyonu idi. Higuain'in ''bomboş'' kalması ise, ancak alan savunması ile açıklanabilirdi. Tabii; Gerard Pique, Victor Valdes'in hemen önünde altıpasta rakibiyle kucak kucağa durmasaydı. Ama yine de değişen bir şey olmayacaktı. Barcelona adına hayırlı olmuştu belki de, 14. dakikadaki bu gol.



Barcelona, geri düştükten hemen sonra maçın başındaki formülünü uygulamaya devam etti. Juande Ramos'un beklemediği bölgeden vuruyordu rakibini Josep Guardiola. Madrid'in sağ kanattaki potansiyel etkinliği, Henry'nin hücum gücüyle neredeyse sıfırlanıyordu. Sürekli buradan sonuç çıkarmaya çalıştı, Xavi ve Messi ile Barcelona. 1-0 ile 1-1 arasındaki o kısa süre içerisinde de üç kez geldi, Henry. Sonuncusunda Messi'nin harika pasıyla golü buldu. Belli ki, ikinci de gecikmeyecekti. Yine Henry vardı pozisyonda. Ama bu defa çok daha farklı bir modelin sonucunu izleme şansına erişecektik. Henry, Sergio Ramos'a hayatının en sıkıntılı dakikalarını yaşatadursun, Barcelona'nın sistemi hata vermeksizin işlemeye devam ediyordu.

Savunmadan çıkışlarına dikkat etmek gerekir Barcelona'nın. Bu sezonki takımın belki de, en büyük sırrı bu. 4-0 kazanılan Sevilla maçında Henry'nin 54. dakikadaki golünde olduğu gibi. Ya da Liverpool Efsanesi Bill Shankly'nin söylediği. İlk pas, bir başlangıçtır. Barcelona, her maçta uyguluyor Bill'in bu fikrini. Özellikle, kanat savunucularına getirilen bir yardım bu. İkinci golü okumak için de yine buralara kadar gitmek lazım. Barcelona, Los Angeles Lakers antrenörü Phil Jackson'ın bile kıskanabileceği kusursuz üçgenler ile geliyor hücuma. Orta veya uzun pas, çok ama çok nadir. Maçın 20. dakikası. Eric Abidal, savunmanın solunda topla çıkacakken Thierry Henry geliyor yardımına. Üçüncü adam Xavi. Hemen bir pas üçgeni. Xavi'nin oyun yönünü değiştiren pası. Thierry Henry'nin dripling yeteneği ve ceza sahasına girmek üzereyken Fabio Cannavaro tarafından indirilmesi.

Barcelona, tüm bu anlatılanları çok kısa süre içerisinde ve yalnızca 3-4 pasla bile yapabiliyor. Dolayısıyla, üç dakikalık bir periyotta Santiago Bernabeu'da 0-1'den 2-1 getiriyor maçı.

Real Madrid, elindeki tüm avantajlardan olmuştu adeta 2-1 geriye düştükten sonra. Ardından Barcelona'nın topla yakın ilişkide bulunan oyuncuları sahneye çıktı. Küçük bir not verebiliriz burada. Hafta arasında Chelsea'ye gol atamayan Barcelona'da Xavi, 88 pas yaparak bu kategorideki en yüksek seviyeye ulaşan oyuncu olurken Chelsea'de Jose Bosingwa, 27 pas ile zirveye çıkıyordu. Barcelona'nın oyun tercihinin daha iyi anlatılabilmesi adına 27 ve 88 arasındaki yedi ismin de yine ev sahibinden olduğunu söylemekte fayda var. (Yaya Toure 69, Daniel Alves 58, Andres Iniesta 56, Gerard Pique 52, Eric Abidal 43, Rafael Marquez 39 ve Lionel Messi 29.) Bu anlamda, Barcelona'ya topla oynama fırsatını vermemeniz gerekiyordu. Real Madrid ise, treni çoktan kaçırmıştı.

Topu hakimiyetine aldı Barcelona, 2-1 sonrasında. Meyvelerini de topladı. Andres Iniesta, Samuel Eto'o ve Lionel Messi üçlüsü ile birer pozisyon yakalandı bu bölümde. Ama gol buradan çıkmadı, biraz daha uzun bir yoldan geldi. 1-2 ve 1-3 arası çok kez rakip kaleye giden Barcelona, farkı ikiye çıkaran golü Real Madrid'in hatasından buldu. Geçtiğimiz hafta söylediğimizi tekrarlayalım. Lionel Messi, Thierry Henry ve Samuel Eto'o üçlüsü, tüm gol rekorlarını alt üst ediyor olabilirler; fakat Barcelona 2009 takımının asıl iskeleti, Xavi ile Iniesta üzerine kurulu. Yıllar sonra geriye bakıp içerisinde bulunduğumuz sezon üzerine konuşulduğunda, bunu hatırlayabilmek lazım. Ki Messi'nin 3-1 yapan golü, iyi bir örnek. Lassana Diarra, topla çıkmak isterken Barcelona'dan Xavi, rakibine baskı yapıyor. Ve Messi, bir anda kaleci ile karşı karşıya kalıyor. Xavi ile Iniesta ortaklığının en büyük getirisi olan ''takım hâlinde hareketlilik'', tarihî farkın yolunu yapıyor sonuç olarak.

Messi, kendi adına beşinci gol girişiminde perdeyi açmıştı. Barcelona ise, ilk yarım saatte toplam on defa rakip kalede gol tehlikesi yaratmayı başarıyordu. Küçük ve masum bir istatistik, değil mi? Devam etti Barcelona, ilk yarının bitimine kadar. Ama skor bulamadı. Her şeye rağmen, Real Madrid adına mâkul bir fark sayılmalıydı bu. İkinci yarının hemen başında bir gol, ev sahibi ekibin umutlarını taze tutmasını sağlayabilirdi. Ama nasıl? En kestirmeden bir duran top organizasyonu sonrasında. Arjen Robben bir kez daha inisiyatif aldı. Orta hakem, kendisini Barcelona'nın pas alışverişi içerisinde bulduktan sonra gelişen Real Madrid atağında Barca aleyhine bir faul düdüğü çaldı. Ortaladı Robben. Ve alan savunması, Josep Guardiola takımının başına bir kez daha iş açtı. Real Madrid'in en önemli kozu olan sağ kanat rotasyonundan Robben'in pasına Ramos kafayı vurdu, 2-3 oldu.



Yeni bir başlangıç olabilirdi, 2-3. Ama beklenen özne tarafından gerçekleşmedi. Barcelona, yaptı yine başlangıcı.

Farkın bire inmesinin hemen ardından Real Madrid orta sahasında Lassana Diarra ve Fernando Gago, Barcelona'dan Xavi, Iniesta ve Messi'ye sertlik göstermek istediler; fakat üç ismin de sinirleri çoktan alınmıştı. Sistem takımı olma yolundaki önemli şifrelerden biri de buydu. ''Cool'' adamlarla oynanırdı, Barcelona'nın futbolu. Öyle ki; rakipler, psikolojik olarak da anlıyorlardı Barcelona'yı yenemeyeceklerini. Yine savunmanın arkasına kaçtı, Henry. Klas bir dokunuş ve 2-4. Bu işin olmayacağını söylüyordu, Fransız yıldız. Real Madrid de anlamıştı zaten.

Josep Guardiola, 4-2'yi yakaladıktan sonra Thierry Henry'yi yanına aldı. Ki Henry'nin yakın tarihte sergilediği en iyi performanslardan biriydi ve bu da oldukça sevindiriciydi. Hafta arasında oynanacak Chelsea rövanşının yanı sıra, kenara geldiğinde gördük ki Henry, biraz da tedbir amacıyla çıkarılıyordu oyundan. Sonrası, biraz da Pep ve sahada yer alan 11 Barcelonalı'nın insafına kalmıştı. Henry'nin yerine Seydou Keita geldikten sonra Andres Iniesta da, geçtiğimiz hafta Valencia karşısında görev yaptığı bölgeye kayıyordu. Bu bölümde dikkat çekilmesi gereken nokta ise, Barcelona'nın hem rakibine hem de tribündeki taraftarlara gösterdiği saygı olmalı. O yüzden Iniesta, Real Madrid orta sahasına ''fake'' atarken Gago, arkasına bile dönemiyordu. Ve yine Xavi, top kendi takımındayken rakip meslektaşının tedavisi için oyunun durmasını sağlıyordu.

Barca'nın insafı, 4-2'den sonra iki gol daha atmak oldu. 100'e tamamladılar böylece. Önce Messi. Xavi, tüm Real Madrid savunmasını sırtına aldıktan sonra boş kalan sol bekin arkasına Messi'yi gönderdi. Sonrasında da Pique. Savunmada başlayan performans, altı pas ve en az 60-70 metrelik bir depar sonrası karşı kalede bitti. Barcelona, 100 gole ulaştı. Kalan dört haftada sekiz gole daha ihtiyaçları var rekor için. Şampiyonluk? Önümüzdeki hafta Nou Camp'ta Villarreal'i yendikten sonra Mestalla'dan gelecek haberi bekleyecekler. Real Madrid puan kaybederse Barcelona, bitime üç hafta kala La Liga'da mutlu sona ulaşacak.

Hak ettiler. Hem de çok daha fazlasını. Bu yüzden, önce Chelsea. Sonra La Liga. Ve en nihayetinde Manchester United ile Şampiyonlar Ligi Finali. İşte, o zaman. Soru işareti kalkabilir.

4 yorum:

extensor dedi ki...

"Önümüzdeki hafta Barcelona maçını izlemek için yaşamak, başlı başına bir sebep." Değilde

"Önümüzdeki hafta Barcelona maçını izlemek, yaşamak için başlı başına bir sebep" daha uygun sanki :)

ASY dedi ki...

Bence ikisi de olur :)

İkinci bir alternatifti, ilkini daha çok sevmiştim. Ama öyle de yazabiliriz tabii.

cingibi dedi ki...

harika yorumların için teşekkür ederiz hocam yazını büyük bir heycan ve zevkle okudum sanki yazını okurken maçı görür gibi oldum neredeyse görüntülü analiz kıvamında olmuş. tekrar teşekkür ederim.

ASY dedi ki...

Selamlar,

Ben teşekkür ederim. Sağ olun, güzel sözleriniz için.

Eray.