29 Mayıs 2009 Cuma

Pep Guardiola ve Efsanevî Çaylak Antrenörler



UEFA Şampiyonlar Ligi 2008-09 Sezonu Finali, ayrı dünyalardan iki teknik adamın mücadelesine sahne olacaktı.

1974 yılında East Stirlingshire FC'de antrenörlük hayatına başlayan Sir Alex Ferguson Manchester United'ın başında, 1971 doğumlu Pep Guardiola'nın yerinde duramayan Barcelonası karşısına çıkıyordu. Ve neresinden bakılırsa bakılsın, efsanevî bir son ihtimali oldukça fazlaydı. Ferguson, kariyerinin son bölümünde (ki aslında çok da emin olmamak lazım) kazanacağı şampiyonluk ile tarihteki yerini çok daha sağlam şekilde alabilirdi. Bu anlamda, çokça nedeni vardı İskoç menajerin.

Nelerdi bunlar?

İstatistiksel pencereden bakıldığında birincisi ve en önemlisi, Liverpool efsanesi Bob Paisley ile ''Kupa 1'' sayısını eşitlemek. 1986 yılında lig şampiyonluğu özelinde Liverpool'un 11 kupa arkasında olan (18-7) Manchester United, Sir Alex Ferguson ile yaşadığı seri sonrası yakalamıştı Liverpool'u. Sıra Bob Paisley'ye gelmiş olabilirdi. Liverpool mucizesini yaratan adamların başında gelen Bill Shankly ile uzun süre çalıştıktan sonra göreve gelen Paisley, Shankly'den aldığı mirası çok iyi değerlendirerek 1977, 1978 ve 1981 yıllarında Liverpool'u Şampiyon Kulüpler Şampiyonluğu'na taşımayı başarmıştı. Ferguson ise, 1999 ve 2008 yıllarında kazanılan kupaların 2009 versiyonunu da elde ederek ''hat-trick'' yapmayı planlıyordu.

1998-99 ve 2007-08 Sezonları'nda Şampiyonlar Ligi'ni kazanırken tek bir mağlubiyet dahi almamıştı, Manchester United. 2008-09 Sezonu'nda Final'e gelene dek de benzer bir senaryo söz konusuydu. Kırmızı Şeytanlar, yine zirveye çıkmak ve Kupa'yı yenilgisiz olarak şampiyon tamamlayan dördüncü takım olmak istiyordu (Ajax 1971-72 ve 1983-84, Liverpool 1980-81 ve 1983-84, Milan 1988-89 ve 1993-94). 67 yaşındaki Alex Ferguson, 27 Mayıs 2009 gecesi kazanması hâlinde; UEFA Şampiyonlar Ligi'nde zirveye çıkan en yaşlı ikinci teknik direktör olacaktı. Ve 1992-93 Sezonu'nda Milan'ı 1-0 mağlup ederek Kupa'ya uzanan dönemin Marsilya antrenörü Raymond Goethals'ın rekorunu (71 yıl ve 232 gün) kırmak için motivasyon sağlayacaktı belki de, kim bilir.

Tüm bu verilerin içerisinde saklı olan bir neden daha var aslında. 2007-08 Sezonu'ndaki şampiyonluğun ardından 2008-09'da kazanarak tarihe geçmek istiyor olmalıydı, Sir Alex Ferguson. Bakalım örneklere:

1955-56, 1956-57: Jose Villalonga Llorente, Real Madrid
1957-58, 1958-59: Luis Carniglia, Real Madrid
1960-61, 1961-62: Bela Guttmann, Benfica
1963-64, 1964-65: Helenio Herrera, Internazionale
1971-72, 1972-73: Stefan Kovacs, AFC Ajax
1974-75, 1975-76: Dettmar Kramer, Bayern Münih
1976-77, 1977-78: Bob Paisley, Liverpool FC
1978-79, 1979-80: Brian Clough, Nottingham Forest
1988-89, 1989-90: Arrigo Sacchi, AC Milan

Sonuç olarak; Sir Alex Ferguson için maça ayrıca konsantre olma adına sıkı sebepler bulunuyordu. Ama Pep Guardiola da henüz üç sezon önce futbolu bırakmış 38 yaşında çaylak bir teknik direktördü.

Çok fazla öyküye de ihtiyacı yoktu açıkçası. Kazanması hâlinde, başlı başına bir efsane olacaktı. Başarılı futbolculuk kariyeri hesaba eklenerek olay biraz daha renklendirilebilirdi, yine de. 1991-92 Sezonu'nda Sampdoria'yı 1-0 yenerek Şampiyon Kulüpler Kupası Şampiyonluğu'na uzanan Barcelona kadrosunda bulunan Guardiola, 1994 Atina'daki felaket finale rağmen (Milan 0-4), ''Kupa Kaldıran'' olarak geçmişti tarihe. Antrenörlük kariyerine bu bağlamda bir başlangıç yaptığı an ise, hem futbolu hem de teknik adam olarak Kupa 1 Şampiyonluğu yaşayan sayılı isimlerden biri olmayı başaracaktı, Pep. (Miguel Munoz, Giovanni Trapattoni, Johan Cruyff, Carlo Ancelotti ve Frank Rijkaard gibi.)

Yaptı. Kazandı, Guardiola. Sir Alex Ferguson'ın tüm hesaplarını alt üst etti. Manchester United, Şampiyonlar Ligi'nde şampiyon olarak tamamladıkları yılı takip eden sezonlarda Final oynayan tüm takımların yaşadığı hazin sonu tecrübe edinirken (Milan: 1993-94 Şampiyon ve 1994-95 İkinci, Ajax: 1994-95 Şampiyon ve 1995-96 İkinci, Juventus: 1995-96 Şampiyon ve 1996-97 İkinci); Guardiola, futbol var olduğu sürece konuşulacak müthiş bir kariyer başlangıcının altına imzasını attı. Çaylak teknik adam, İspanya'daki yerel başarıların ardından --La Liga ve Copa Del Rey Şampiyonluğu-- Şampiyonlar Ligi'ni de kazanarak Kulüp Tarihi'ndeki ilk ''treble'' imkânını sundu Barcelona'ya. Futbolda, Guardiola'nınki kadar etkileyici olmasa da, birkaç özel hikâye var bu başlık özelinde.

The Telegraph'ın hazırladığı liste üzerinden devam edelim ve kazananları saygı ile analım.



Miguel Munoz, 1959-60, Real Madrid: Miguel Munoz'un hikâyesi, ilgi çekici. 1955-56 ve 1956-57 Sezonu'nda Şampiyon Kulüpler Kupası'nın sahibi olan Real Madrid'in kaptanı Munoz, serinin üçüncü ve dördüncü senesinde aktif futbol yaşantısını sonlandırmışken Nisan 1959'da Paraguaylı Manuel Fleitas'ın yerine takımın başına getiriliyordu. Arka arkaya beşinci şampiyonluk fırsatı ise, ayağına kadar gelmişti Real Madrid'in.

13 Mayıs 1960 günü Real Madrid, Şampiyon Kulüpler Kupası Finali için Hampden Park'a çıkarken 135000 kişi, Alfredo di Stefano, Francisco Gento ve Ferenc Puskas'ı izlemek adına tribünlerdeki yerlerini alıyorlardı. Tarihe tanıklık edeceklerinden haberleri var mıydı, bilinmez; ama Kupa 1 Tarihi'ndeki en muhteşem finallerden biri yaşanıyordu. Real Madrid, di Stefano (3) ve Puskas'ın golleri (4) ile sonuca giderken Frankfurt tarafındaki 3 gol, galibiyet için yeterli olmamıştı. Munoz, henüz bir aylık süre dilimi içerisinde ilk kupasını kazanmıştı Real Madrid antrenörü olarak. Ama yeterli değildi bu. Munoz, Real Madrid ile La Liga'da elde edeceği 9 şampiyonluğun da başlangıcını yapıyordu. Sezon finali ise, Kıtalararası Kupa Finali idi. Uruguay temsilcisi Penarol ile deplasmanda 0-0 berabere kaldıktan sonra Santiago Bernabeu'da 5-1 kazanan Real Madrid'in başında da Munoz vardı. Ve bu, kesinlikle ''en iyi kariyer başlangıçlarından biri'' olarak kabul edilmeliydi.



Rinus Michels, 1965-66, AFC Ajax
: ''Bir forvet olarak gerekli durumlarda sol bekte oynamam istenirse, bir sol bekin tüm yapabildiklerini yapmalıyım. Şu soruların yanıtlarını bilmeliyim: 'Mevkiimi mi korumalıyım?', 'İnsanların açıklarını kapamaya mı çalışmalıyım?', 'Birilerini geçmeye çalışmak, sorumlu bir hareket olur mu?', 'Ya da topu tribüne mi vurmalıyım?' Ve hücumda Ruud Krol oynuyorsai benim belli görevlerimi biliyor olmalı. 'Topu kovalayacak mı?', 'Yoksa, biraz daha geri mi gelmeli?' İşte, bu yüzden herkesin taktik ile ilgili konuşmalarımızı dinlemesi çok önemli. Michels, sağ bek ile ilgili konuşurken sol açığın uykuya dalma hakkı yoktur!''

Johan Cruyff'un Aralık 1974'ta verdiği bir röportajdan alıntı, yukarıdaki sözler. Rinus Michels'in Hollanda özelinde tüm dünyaya sunduğu Total Futbol anlayışının kısa bir özeti yalnızca. Hemen her oyuncu, takım arkadaşlarının görevini biliyor ve esneklik göstererek tüm mevkiilerde oynayabiliyor. Michels, 1965-66 Sezonu'nda profesyonel anlamdaki ilk teknik adamlık tecrübesini bir lig şampiyonluğu ile kapattı; ama siftah sezonunu anlamlı kılan, Michels'in devam eden yıllar için Ajax'a sunduğu müthiş miras. Michels'in kulübe kazandırdığı karakter, 70'li yılların sonuna kadar gelişen dönem içerisinde Ajax'a 8 Eredivisie, 5 KNVB Kupası, 1 Kıtalarası Kupa ve arka arkaya 3 Şampiyon Kulüpler Kupası (1970-71, 1971-72, 1972-73) olarak geri döndü. Johan Cruyff'a 1965-66 Sezonu'nda ilk defa ciddi anlamda oynama fırsatı veren Michels, öğrencisiyle başarılarına 1971 ve 1975 yılları arasında Barcelona kulübü çatısı altında sürdürürken 1999 yılında ''Hollanda'da Yüzyılın Menajeri'' seçilerek onore edilecekti.



Kenny Dalglish, 1985-86, Liverpool
: Konuşacağımız isimler arasında en özel yere sahip olan adam, İskoçyalı. Öykümüzün gelişimi, 1984-85 Sezonu'ndaki Heysel Faciası'na kadar uzanıyor. Belçika'daki Şampiyon Kulüpler Kupası Finali'nde Juventus'a 1-0 kaybeden Liverpool menajeri Joe Fagan, yaşanacak hazin olaylardan yalnızca birkaç saat önce emekliye ayrılacağını açıklamıştı. Sözünde durdu, Fagan. Ama yerine gelen isim, hayli ilgi çekici olacaktı. Liverpool, forvet oyuncusu Kenny Dalglish'i menajer sıfatı ile takımın başına getiriyor ve bu durum Dalglish'in futbol oynamasına engel teşkil etmiyordu.

Menajer-oyuncu kavramının vücut bulduğu ilk figürlerdendi Dalglish. Çok radikal, beklenmeyen bir karardı bu; fakat üstesinden başarı ile geldi, Dalglish. 1985-86 Sezonu'nda ligi 88 puan alarak şampiyon tamamlayan Liverpool, FA Cup'ta da kazanıp Kulüp Tarihi'ndeki ilk dublesini yapıyordu. Üstelik; her iki şampiyonluğun da unutulmayacak anıları vardı. Ligde 86 puanlı Everton'ın önünde uzanmıştı şampiyonluğa, Kızıllar. Ligin son haftasında Stamford Bridge deplasmanında kazanılan maçın tek golü ise, menajer Kenny Dalglish'ten gelmişti. Daha da özeli, FA Cup Finali'nde yaşandı. Everton'ı 3-1 mağlup etti, Liverpool. İki kupa da ezeli rakibin elinden alınmıştı. Ve tüm bunlar, Dalglish'in menajerlik kariyerindeki ilk dokuz ay içerisinde gerçekleşiyordu. Devam eden sezonu Liverpool, 15 yıllık aranın ardından ilk defa kupasız tamamlasa da, 1987-88 Sezonu'nda bitime dört hafta ilân edilen lig şampiyonluğu da oldukça etkileyiciydi.



Fabio Capello, 1991-92, AC Milan
: Fabio Capello, 1986-87 Sezonu'nda Nils Liedholm'ün Milan'dan ayrılması ile birlikte geçici olarak -altı hafta- Milan başına geçmiş ve sezon sonuna kadar takımıı ''idare'' etmişti. Sonuçlar, fena değildi. Sezonu 5. sırada tamamlayan Milan, UEFA Kupası Elemeleri'ne hak kazanmıştı. Mevcut şartlara göre iyi bir final sayılırdı; ama Capello'nun rolü de belliydi. Yeni sezon başında Milan, Arrigo Sacchi ile başladı. Capello, yine Milan kulübü için çalışmaya devam etti.

Beklenen fırsat ise, 1991-92 Sezonu başında geldi. İtalyan teknik adamın ilk ciddi deneyimi olacaktı. Ve inanılmaz bir sorumluluğun altına girmişti. Herhangi bir takım değildi, Milan. 1989 ve 1990 yıllarında hem Şampiyon Kulüpler Kupası, hem Avrupa Süper Kupası, hem de Kıtalararası Kupa'yı kazanmış, Marco van Basten, Franco Baresi, Paolo Maldini ve Ruud Gullit gibi yıldızlara sahip olan bir takımdı. Çaylak bir antrenör adına yeteri kadar korku verici olmalıydı bu tablo. Ama Capello, efsanevî başlangıcıyla tüm bunların altından kalkmayı başardı. 1991-92 Sezonu'nda Serie-A Şampiyonluğu'na uzanan Capello'nun Milanı, 1992-93 ve 1993-94 Sezonu'nda da bu başarısını sürdürürken 19 Mayıs 1991 ila 21 Mayıs 1993 tarihleri arasındaki 58 lig maçında yenilgi yüzü görmeyerek unutulmaz bir rekorun altına imza attı. Capello'nun Milan'daki altı sezonluk antrenörlük kariyerinin doruk noktası ise, 1994 yılında Atina'da oynanan Şampiyon Kulüpler Kupası Finali oldu. Efsane Milan, Johan Cruyff'un Barcelonası'nı 4-0 yenerek tüm zamanların en flaş final galibiyetlerinden birini ve çocuk aklımızı almayı başarmıştı.



Jose Mourinho, 2004-05, Chelsea FC: ''The Special One'' olarak nitelendiriyorsa kendisini, boşuna değil. Futbolculuk geçmişi bulunmamasına karşın Avrupa'da görülebilecek en büyük başarıları yaşayan bir menajer. Ve aslında kariyer gelişimi de içerisinde yer aldığı başlığa pek uygun değil. Ama işte, seçilmiş insan o. Özel bir adam. "Please don't call me arrogant, but I'm European champion and I think I'm a special one!'' Ada medyası önündeki özgüveni ile dikkatleri çekmişti Mourinho. Porto ile UEFA Kupası ve UEFA Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu yaşaması, yetecek miydi peki Britanya Futbolu'nun parçası olmaya?

Rus iş adamı Roman Abromovich'in Chelsea'nin yüzünü değiştirmesi ile başladı her şey. Claudio Ranieri ile geçen bir sezonun ardından göreve gelmişti, 6 Kupa kazandığı Portekiz'deki kariyerini arkasında bırakarak. Abramovich'in milyonları, Chelsea takımı için önemli motivasyondu. Ama bu, Mourinho ile ekibinin henüz ilk sezonunda Premier League ve League Cup şampiyonluklarını gölgede bırakamazdı. 50 yıl aradan sonra, ligdeki ilk şampiyonluğunu kazandığında Chelsea'nin başındaki isimdi Mourinho. Double yapmış ve Treble'ın eşiğinden de Şampiyonlar Ligi Yarı Finali'nde dönmüştü (Liverpool; 0-0, 0-1). Daha ilk sezonunda müthiş bir ikon oluyordu Ada'da. İsmini altın harflerle kazımıştı Maviler'in tarihine. Chelsea, Mourinho ile yaşadı tarihindeki en başarılı dönemleri. Şimdi; İtalya'da, The Special One. Ve yeniden İngiltere'ye döneceği günü bekliyor olmalı.

Sonuç.

Miguel Munoz, Rinus Michels, Kenny Dalglish ve Fabio Capello. Artık kulübün yeni bir üyesi var. 38 yaşındaki Pep Guardiola'nın bu akşamdan sonraki kariyeri ne olursa olsun; 2008-09 Sezonu, her zaman konuşulacak. Ve hiç unutulmayacak.

Hiç yorum yok: