5 Haziran 2009 Cuma

Devrim: Frank Rijkaard & Johan Neeskens



Galatasaray, bir süredir devam eden teknik adam arayışına son noktayı koydu. Ve Hollandalı Frank Rijkaard ile önümüzdeki iki sezon için anlaşmaya vardı. Akşam saatlerinde Türkiye'ye gelerek basına tanıtılacak olan Rijkaard'ın yardımcılığını ise, efsanevî ikinci adamlardan Johan Neeskens yapacak.

Çok önemli bir hamle bu. Galatasaray, kariyeri boyunca her daim kazanmaya alışmış bir futbol adamı ile anlaştı. Üstelik, belki de günümüze en uygun futbol ekolünün güçlü temsilcilerinden biri ile. Oyunculuk döneminde Ajax ve Milan ile adını unutulmazlar arasına yazdıran Frank Rijkaard, Hollanda Milli Takımı ve FC Barcelona ile de en üst seviyeye çıkmayı başarmıştı. 1980 yılından bu yana Rinus Michels ve Johan Cruijff başta olmak üzere çok sayıda önemli isimle çalıştı. Futbolun ne demek olduğunu çok iyi biliyor. Aslında, toparlamak kolay değil. Heyecan verici bir kariyer çünkü.

Euro 1988'deki Hollanda Milli Takımı'nın bir parçası idi. 1990'ların başındaki o enfes Milan takımında da kilit isimlerden biri. Futbol özelinde konuşulabilecek efsanevî kadrolarda futbolcu olarak görev yapan bir adamın teknik direktörlük kariyerinde de zirveye çıkması, bu anlamda çok önemli. Rinus Michels ile Johan Cruijff'tan bir şeyler öğrenmiş olmalıydı. Johan Neeskens ve Ronald Koeman ikilisi ile birlikte de Guus Hiddink'in yardımcısı olarak Hollanda Milli Takımı'nda göreve başlayacaktı. Futbola ilginiz bulunmasa bile böylesi değerli insanlarla çalışmak, işin içerisine sokar sizi zaten. Büyük bir şanstı bu, Rijkaard adına. Beklediği fırsat da 1998 yılında ayağına kadar geldi. Hollanda Milli Takımı'nı Euro 2000 Finalleri'ne taşıdı. Ve Futbol Tarihi'ne özel bir takım daha kazandırmayı başardı.

Futbolcu iken yaptıklarını yıllar sonra kulübede de tekrarlamaya başlamıştı, Rijkaard. Üstelik, köklerine sadık kalarak. Hocası Rinus Michels'in izlerinden devam ediyordu. Hollanda'nın Total Futbol anlayışını Johan Cruijff şu sözlerle anlatmıştı, yıllar önce:

''Bir forvet olarak gerekli durumlarda sol bekte oynamam istenirse, bir sol bekin tüm yapabildiklerini yapmalıyım. Şu soruların yanıtlarını bilmeliyim: 'Mevkiimi mi korumalıyım?', 'İnsanların açıklarını kapamaya mı çalışmalıyım?', 'Birilerini geçmeye çalışmak, sorumlu bir hareket olur mu?', 'Ya da topu tribüne mi vurmalıyım?' Ve hücumda Ruud Krol oynuyorsai benim belli görevlerimi biliyor olmalı. 'Topu kovalayacak mı?', 'Yoksa, biraz daha geri mi gelmeli?' İşte, bu yüzden herkesin taktik ile ilgili konuşmalarımızı dinlemesi çok önemli. Michels, sağ bek ile ilgili konuşurken sol açığın uykuya dalma hakkı yoktur!''

Frank Rijkaard'ın başında olduğu Hollanda Milli Takımı, Euro 2000'de müthiş işlere imza attı. Çek Cumhuriyeti, Danimarka ve Fransa'nın bulunduğu grupta puan kaybetmeyerek üst tura çıktı. Ve Çeyrek Final'de o muhteşem Yugoslavya galibiyeti ile akıllarda yer etti. Barcelona'dan altı oyuncu bulunan kadrosu ve Marc Overmars, Dennis Bergkamp, Clarence Seedorf gibi ekstra kuvvetlerle 6-1 mağlup etti Yugoslavya'yı, Hollanda. Yarı Final'de ise, yer yüzündeki tüm futbol severleri kahreden o eşleşme yaşandı. Hollanda, 29 Haziran 2000 günü öyle bir futbol oynamıştı ki; 0-0 sona eren bir karşılaşmanın yıllar sonra bile hatırlanmasını sağlayacaktı. İtalya'nın 120 dakika boyunca kalesinin önünde beklediği ve Frank de Boer'un iki penaltı vuruşundan yararlanamadığı o unutulmaz maçın ardından Kupa dışı kalıyordu, Frank Rijkaard'ın takımı. Bu, aynı zamanda Rijkaard'ın Hollanda Milli Takımı'nın başındaki son maçı olmuştu.

2001-2002 Sezonu'nda ise, kariyerinde belki de ilk defa başarısız olacaktı Rijkaard. Eredivisie'de Sparta Rotterdam'ın teknik direktörlüğüne getirilen efsane, kulübün tarihinde ilk kez bir alt lige düşmesine engel olamıyordu.

2003 yılında Barcelona'ya geçiş yaptı, Rijkaard. Barcelona'da görev yapmayı herkes isterdi. Üstelik; Hollandalı iseniz bir kat daha artardı. Ama, o dönem için riskti bu karar. Real Madrid, çok güçlüydü. Barcelona'nın başkanlığına seçilen Joan Laporta'nın seçim vaadi olan David Beckham'ı transfer edecek kadar güçlüydü hem de. Ve Barça, 1999'dan beri kupa kazanamıyordu. Rijkaard ise, tıpkı şimdilerdeki Guardiola gibi, Euro 2000 başarısının dışında parlak bir teknik direktörlük kariyerine sahip değildi. Lige yapılan kötü başlangıç, akılları karıştırmıştı. Ancak Real Madrid'in 4. sırada tamamladığı La Liga'da Valencia'nın hemen ardından ikinci basamağı elde ediyordu, Rijkaard'ın Barcelonası.



Ve Barcelona, diğerlerinden her zaman farklıydı:

''...İyi oynadığımız ve kazandığımız zaman, pazar günü neşe dolan insanların yalnızca galibiyete sevinmediklerini biliyorsunuz. Futbol yalnızca bir oyun değil ve sadece tribündekileri bağlamıyor. Şampiyon olduğumuzda beni en çok etkileyen ne oldu, biliyor musunuz? 'Tebrikler!' demediler, teşekkür ettiler. Bu gerçekten çok anlamlıydı. Bunu hiç unutmayacağım. Her yerde söyledikleri tek şey. 'Teşekkür ederim!' oldu. Bir gün Costa Brava'da alışveriş yaparken, yaşlı bir kadın yanıma gelip defalarca teşekkür etti bana: 'Teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim...' Bu benim üzerimde gerçekten çok büyük ve derin bir etki bıraktı.''
diyordu, yine Mayıs 1977'deki bir röportajında Hollandalı efsane Johan Cruijff.

Rijkaard, bekledi. Barselona halkının kendisine teşekkür edeceği gün için çalıştı. Ve 2004-05 Sezonu'nda 84 puanla, Real Madrid'in önünde La Liga Şampiyonluğu'na ulaştı. Bir sezon sonra ise, zirve yaptı Barcelona kariyeri.

2005-06 Sezonu, apayrı bir sezondu Rijkaard ve Barcelona ikilisi adına. La Liga'da şampiyonluk ezeli rakip Real Madrid'in 12 puan önünde (ki sezonun son iki maçından mağlubiyetle ayrılmıştı, Barcelona) gelirken, Şampiyonlar Ligi'nde de sezon boyunca maç kaybetmeyerek zirveye çıkılmıştı: 9 galibiyet ve 4 beraberlik. (Milan, 0-0 ve Chelsea, 1-1 beraberlikleri, deplasmanda kazanılan ilk maçların ardından gelmişti.)

Önemli karakteristikler çıktı ortaya, Rijkaard ve Barcelona birlikteliğinde:
  • Sezon boyunca, 38 La Liga ve 13 Şampiyonlar Ligi maçı, 4-3-3 taktiği ile saha dizildi Barcelona.
  • 2005-06 La Liga Sezonu'ndaki 38 karşılaşmada da topla oynama başlığında %50'nin üzerine çıktı, Rijkaard'ın takımı.
  • La Liga'da maç başına ortalama 18 defa rakip kaleyi denedi, Barcelona.
Ekstra bir sezondu Barcelona adına. 4-3-3 özelinde konuşmadan evvel, bir-iki ''tek maç performansı'' üzerine yoğunlaşalım.

Birincisi. 26 Ekim 2005 günü Camp Nou'da oynanan Malaga maçı. Bazen, her şeyi yaparsınız ama ulaşamazsınız amacınıza. O türden bir karşılaşma bu. Bir hafta önce iç sahada Osasuna'yı 3-0 mağlup eden Barcelona adına 14 maçlık galibiyet serisinin ikinci ayağıydı. Ama kolay olmamıştı. 81 dakika boyunca bekledi, Barcelona. Rakibine yalnızca %35'lik bir bölümde topla oynama izni verdi. Ve bitime dokuz dakika kala Ronaldinho penaltı golüne kadar rakip kaleye 31'i isabetli 37 şut gönderdi. Ne kadar inanılmaz, değil mi?

İkincisi. 19 Kasım 2005 günü Santiago Bernabeu'da oynanan Real Madrid maçı. Barcelona, alkışlarla uğurlanmıştı maç sonunda ezeli rakibinin evinden. Andres Iniesta ile Lionel Messi yavaş yavaş takıma monte ediliyor ve Ronaldinho ile sonuca gidiyordu, Barcelona. Topla oynama oranı Barcelona lehine 51-49 ile tecellî ederken 90 dakika boyunca Real Madrid'in isabetli 2 şutuna Barcelona, 16/22 ile cevap veriyordu.

Topla oynamayı çok sevdi Barcelona, Frank Rijkaard ile beraber geçirdiği sezonlar içerisinde. Hep domine etti oyunu. La Liga'da rakiplerine --mağlup olduğu maçlarda bile-- hiçbir zaman topla oynama fırsatını vermedi. (UEFA Şampiyonlar Ligi'nde 13 maçın 12'sinde %50'nin üzerine çıktı. Yalnızca, deplasmanda 1-0 kazandığı Milan maçının rövanşında %49'da kaldı. Ama 0-0'lık skorla tur vizesini aldı.) La Liga'daki 38 eşleşmenin 17'sinde %60'ları gördü, Barcelona. 27 Kasım 2005 günü oynanan Racing Santander maçında ise, 90 dakika genelinde, %71'e çıktı. Ki 2009 takımının bile yapamadığı bir şey bu.

4-3-3 üzerinden konuşalım ve konuyu biraz daha Galatasaray'a bağlayalım.

O dönem için farklı bir tercihti bu. Radikal olarak bile değerlendirilebilirdi. Samuel Eto'o'nun gezgin olduğu forvet hattının hemen yanında Ludovic Guily ile Ronaldinho görev yapıyordu. Deco, daha geride 4-3-3'ün orta sahasındaki üçlüsündeydi. Seçme şansı da veriyordu bu diziliş Barcelona'ya. Paris'teki 2006 Şampiyonlar Ligi Finali'nde olduğu gibi. Çok rahat şekilde 4-2-3-1'e de dönebilen bir takımdı, Barcelona. Deco'nun rolü önemli burada. Benzer bir senaryo, Galatasaray'da Arda Turan özelinde görülebilir. Sezon içerisinde de üzerinde durduğumuz bir konuydu bu. Devam edelim.

Galatasaray, 2008-09 Sezonu'ndaki en iyi maç performansını Beşiktaş'a karşı gösterdi. Ali Sami Yen Stadı'ndaki karşılaşmada çok net bir 4-3-3 ile sahaya yayılmıştı, Michael Skibbe'nin takımı. Bir farkla. Barış Özbek, sağ tarafı baştan aşağı kontrol edecekti. Aslında, bu anlamda biraz da Barcelona'nın sağ kanat savunucuları ile benzeştirilebilirdi. Cassio Lincoln, Milan Baros ve Shabani Nonda üçlüsü ileride görev yapıyorlardı. Arda Turan ise, Rijkaard dönemindeki Barcelona'nın Decosu gibi. 4-3-3'ün orta sahadaki üçlüsündeydi. Hakan Balta'ya yardımcı olurken çoğu zaman hücuma da destek veriyordu. İngiltere Premier League gibi bir seviyede oynamaya başlarsa Arda Turan, mutlak bu şekilde değerlendirilecektir. Bu tercih, Arda'nın üçüncü bölgedeki yeteneklerinden de bir şey kaybettirmez. Aksine, kendisini daha komple bir oyuncu hâline getirir. Ve Rijkaard da 4-3-3 dizilişinde Arda'yı bu mevkiide değerlendirirse, hiç şaşırtıcı olmaz.



Tabii, bir şey daha. Cassio Lincoln. Frank Rijkaard, Brezilyalı'nın kalmasını isteyebilir. Lincoln, muhtemelen haberi almıştır. Ve oldukça da mutludur şu an. Harry Kewell, Milan Baros ve Arda Turan ile o mesut günlerine geri dönebilir Lincoln. Yönetim, kendisini göndermek istemezse kalacaktır Cassio. Zira, Rijkaard'ın oturtmak isteyeceği düzen, Lincoln gibi özel oyuncularla var olabilir. Bu anlamda, daha iyi bir seçenek bulunmaması hâlinde (yaş vs.), Shabani Nonda da kalabilir Galatasaray'da. Toplamda, gerçekten çok başarılı bir transfer Rijkaard.

Sonuç.

Hollanda Futbolu'na her zaman çok büyük saygı duymuşumdur. Frank Rijkaard'a da öyle. Johan Neeskens'in gelişi, Johan Cruijff'un bir gözü ile sürekli Galatasaray'ı takip edecek oluşu ve birçok neden. Rijkaard'ın yeniden ayağa kalkması gerekiyordu. Haziran ayı başında yeni kulübü belli oldu. Sisteminin üzerine kendi transferlerini yapacaktır. Bu çok önemli. Avrupa'da başarısız sezon geçiren çok sayıda Hollandalı var. Belki... Ve en anlamlısı: Galatasaray, mevcut kadro yapısına uygun futbol oynatacak bir teknik adamla anlaştı. Uzun süreli olmasını diliyorum, bu anlaşmanın.

Yıllar sonra... Galatasaray hakkında konuşurken, ''Frank Rijkaard'ın gelişi, yeni bir devrim olmuştu!'' yorumları çok uzak değil. Başlasın artık yeni sezon!

11 yorum:

kutay dedi ki...

enteresan şeyler olacak, merakla bekliyoruz neler yaşanacagını, ama rijkaard'ı ve galatasaray'ı sadece saha ıcınde değerlendirmek hata olur. bu işin perde arkası daha önemli,
yazıda tek bir hata var, hollanda-italya temmuzda değil, haziranda oynandı=)

alessandro del piero dedi ki...

abi her şeyi geçtim, bir an önce sezona başlayıp ilk maçtan sonra senin o enfes analizlerini okumayı öyle çok istiyorum ki.. 6 aydır bu anı bekliyorum ben yahu :)

SozenE. dedi ki...

kutay,

Mutlaka. Şöyle, biraz ''romantik taraftar'' penceresinden baktığımda, öyle güzel sahneler canlanıyor ki gözümde... Toparlayabilirsem, yazıya da dökmek isterim :)

Hatamı da düzelteceğim şimdi. Teşekkür ederim.

Del Piero,

Estağfurullah. Teşekkür ederim, güzel sözlerin için.

Eray.

euler dedi ki...

enfesti ve Çok heyecan verici.
Müthiş bir analiz olmuş.Kaleminiz sağlık...
Yalnız içimde kudurup duran Ankara nın taşrasından kombine alma duygusunu nasıl bastıracağım şimdi ben..

MOTHER FORD-ER dedi ki...

Eray Sözen ; bu da Galatasaray'ımızın 2008-2009 sezonunda attığı en güzel onbirinci gol olsun...

Armanın Peşindeyiz! dedi ki...

Artık bu devrimden sonra Yenilsende Yensendede daha umutlu sohbetleriniz olur..

LeoN dedi ki...

Sevgili Eray,

Hepimiz şu an "romantik" bir pencereden bakıp hülyalara dalıyoruz. Yalnız realiteyi düşününce birtakım negatiflikler yüzüme çarpıyor. Barış , Ayhan , M. Güven , Sabri ,Serkan, Yaser gibi teknik kapasitesi sınırlı adamlar eğertakımda kalırsa ki bir kısmı kalacak , kendilerini geliştirmelerini nasıl sağlayacak yeni t.d'miz.Koca bir sezon Ayhan ile Barış'ın yana ve geriye paslarını izlemekten sıkıldık...
Bir de şu Lincoln alıcısı çıktığı anda satılsa artık ?

Empyrium dedi ki...

Sabah Eren Loğoğlunu okudum şimdi Eray Sözeni.Dün Melih Şabanoğlunu.Müthişsiniz yahu.Galatasaray'ı izlerim, sizi okurum.Elinize yüreğinize sağlık.

Game & Set & Match dedi ki...

çok güzel bir yazı olmuş, ellerinize sağlık. sezon başladığında, maç analizlerinde buradan karşılıklı tartışabilmek dileğiyle. :)

SozenE. dedi ki...

Euler,

Teşekkür ederim.

Güzel futbol izleyeceğimizi düşünüyorum. Ankara uzak sayılmaz, kombine + bilet parasına değecektir sahadaki futbol. :)

***

Armanın Peşindeyiz,

Programın takip ediliyor olduğunu bilmek, güzel. Umarım, iyi bir iş çıkmıştır orada ve daha da iyi olur. Teşekkürler, yorumunuz için.

***

LeoN,

Şu açıdan bakmak gerekiyor sanırım, ilk olarak. Birkaç gün öncesine kadar, yeni sezon adına cevap bekleyen birçok soru vardı. Frank Rijkaard'ın gelişi, çok önemli. Yalnızca teknik direktörün belirlenmesi özelinde bile önemli. Ama şu var ki; kendi sistemi üzerine transferler yapacaktır. Kişisel olarak da Hollanda Futbolu'na ve köklerine çok güveniyorum.

Teknik kapasitesi sınırlı oyuncular, Barcelona'da var. Sergio Busquets'in bir Lionel Messi olduğunu söylemek mümkün değil mesela. Mehmet Güven'in bizdeki durumunun aynısı hatta. Mehmet, iyi bir sistemde rol alabilecek bir adam. Messi, Eto'o, Henry, Xavi ve Iniesta gibi oyuncuların arasında 4-1-2-3'ün 1'i olarak oynayabiliyorsa Busquets, Mehmet Güven'den de umutlu olabiliriz. Kaldı ki; Barcelona'nın bu sezonki kadrosunda 13 altyapı oyuncusu bulunuyor. Biraz haksızlık ediyoruz kendimize bu anlamda. Bir de... Tek fikir üzerinden düşünmek, doğru değil. Teknik kapasitesi üst düzeyde olan isimler tercih sebebidir, evet. Ama yeri gelir, ''düz'' oyunculara da ihtiyacını olur. Barış Özbek, Yaser Yıldız ve Sabri Sarıoğlu, Rijkaard'ın sistemindeki en özel oyuncular olmayacaklardır belki; fakat kalanlardan maksimum verimi almak, önemli. Bunu da başaracaktır, Rijkaard ve ekibi. (Bakın, ''Rijkaard'' yazmak bile çok keyifli şurada.)

Lincoln için farklı düşünüyorum. Ama yönetim ve takım içerisindekiler, satılmasını isteyecektir. Benim arzum, Bundesliga'ya gitmesi yönünde. Canlı yayınlardan izleriz en azından.

***

Mother Ford-Er, Empyrium, Game & Set & Match,

Çok teşekkür ederim. Cevap vermek kolay olmuyor böyle yorumlara. Sağolun, gösterdiğiniz ilgi için.

Selamlar,

Eray.

CaRtMaNtR dedi ki...

Barçadaki Deco ile Arda arasında bağ kurmaktan ziyade Lincoln ile bağ kurmak daha mantıklı gibime geliyor. Arda'nın ortadan ziyade çizgilerde olması ve ortada iki mücadeleci ve defansif yönü güçlü oyuncu ve Lincoln olması durumunda takımın hem topa sahip olma yüzdesi yüksek olur hemde pas kalitesi yükselir. Ayrıca ortada oynayan diğer iki oyuncu yan paslar yerine hemen yakınlarındaki Lincoln'e pas verek atağa çıkarken gereksiz yop kayıplarını minimize ederler. Tabi bu arada bu iki oyuncunun işin defans yanında Lincoln'ün defansif açıklarını kapatmalarıda gerekir