9 Haziran 2009 Salı

Ajax Sistemi: Johan Cruyff'un Yöntemi



''İthaki Yayınları, Ajax Barcelona Cruyff, Bölüm 10, Sayfa 107-114''

Ajax, herkesin anımsayabileceği kadar uzun bir süre ''Ajax Sistemi'' ile oynadı. Bu sistemle Cruyff ile dört tane, Cruyff olmadan ise iki tane Avrupa Kupası kazanıldı. Cruyff futbolcu olarak da teknik adam olarak da tüm yaşamı boyunca hücum futboluna inandı. Yazının devamını okuyunca bu sistemin 25 yıl boyunca pek değişmediğini fark edeceksiniz.

Cruyff futbolculuk zamanında sahada ne yaptıysa hoca olarak da aynısını yaptı. Sabık bir futbolcu olarak eski oyuna yeni boyut ekledi. Yetmişlerin başında tamamen farkında olmasak da Johan Cruyff bizi ''Total Futbol'' kavramıyla tanıştırdı. O tek başına Hollanda takımına dünya çapında bir şöhret kazandırdı. 1974 Dünya Kupası'ndan sonra ''La Maguina Narana'' (The Orange Machine) kurumsallık kazandı. Özellikle de Güney Amerika ve Güney Avrupa'da. Cruyff yetmişlerin başında giderek savunma futboluna doğru kayan eğilimleri durdurdu.

Futbolcuyken korku nedir bilmezdi ve şimdi de bir takımın savunma yapmak üzere kurgulanmasını anlamıyordu. Sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi, futbola yeni bir boyut ekledi. İki yıl önce Ajax'ta teknik direktörlük kariyerine başladığında, hücum futbolu naiflik ve saftaronluk olarak görülüyordu. 1985'te ise, kontra atak ve sinsi hücum planları başarının tek garantileriydi. Bu, uzmanların, diplomalı teknik adamların, onları izleyen gazetecilerin ve gri Hollanda'nın creme de la creme tabakasının söylediğiydi. Ama Cruyff en başından itibaren futbolun içindeki ve civarındaki klişe-düşünürlerin eski moda fikirlerini dikkate almadı.

Başarı hemen gelmediğinde, bu, hiçbir şey üretemeyen zihniyetler hazır bekliyordu. Biz, gazeteciler olarak Cruyff'un fikirlerine inanmadığımızda ''gözü görmeyen Cruyff destekçileri'' olarak etiketlendik ki buna izin yoktu --bizden tarafsız kalmamız bekleniyordu. Bir müzik eleştirmeni olarak Bernard Haitink'in konserini dört gözle beklemenize müsamaha gösterilebilir, bir senarist olarak Woody Allen'ın yaptığı her şeyi muhteşem bulmanız beklenebilir. Ama bir futbol yazarı olarak Hollanda'nın yetiştirdiği en büyük yıldızı takdir etmemeniz gerekir. Buna rağmen Johan Cruyff olağanüstü yeteneklerini kanıtladı. Vasat teknik direktörler daima ''kazanan takımı asla değiştirmeyin'' derler. Cruyff birkaç ay öncesine dek ''kazanan sistemi asla değiştirmeyin'' diyebilirdi.

Eğer ona futbol felsefesini değiştirdiğini söyleyecek olursanız başını sallar ve hemen konuyu değiştirir. Bunun nedeni Johan Cruyff'un bir pazar sabahı oğluyla maç seyrederken bile gösterişten kaçan, ilginin kendi üzerinde toplanmasını istemeyen utangaç ve sade biri olmasıdır.

Frank Rijkaard şöyle diyor: ''Cruyff'un en güzel tarafı bu. Kendini beğenmiş değil. Onunla oynadım ve şimdi de benim hocam. Eğer size bir şey söylüyorsa, bunu her zaman alçakgönüllülükl ile yapar. Eğer Ruud Krol ya da Soren Lerby'yi tanıyorsanız; onlar, nasıl söyleyeyim, öyle davranırlar ki, bilemiyorum... Johan Cruyff, asla ama asla öyle olmadı.''

Johan Cruyff ve Ajax Sistemi: Kaleci ile başlayan sonsuz bir serüven.

Cruyff'un sistemi kaleciyle, Stanley Menzo ile başlar. Sistemin kalbi takımın iskeletidir. Santrfor Marco van Basten ve serbest ön libero oynayan Frank Rijkaard arasında neredeyse telepatik bir bağ olmalıdır. van Basten'in dediği, birbirlerine görünmez kordonla bağlı oldukları. İskeletin diğer parçaları; kaleci, defansın göbeğindeki iki oyuncu, santrfor ve orta sahanın ortasında oynayan oyuncudur.

Sistem sahanın dört köşesini de kapsar. Yani iki savunmacı, sağ ve sol bek mevkiini kontrol eder. İki kanat oyuncusu da --Ajax'da sol dış açık ve sağ dış açık olarak bilinirlerdi-- taç çizgisine olabildiğince yakın oynarlar. Ajax'ı ilk kez izlediğinizde iki orta saha oyuncusunun yardımcı rollerde olduğunu düşünürsünüz. Onlar, ''kontrolcüler'', bir diğer deyişle taktiksel görevlerini hataya yer bırakmadan yerine getirmek ve diğerlerinin de hatalarını telafî etmek zorunda olan oyunculardır. Eğer Jan Wouters ve/veya Arnold Muren görevlerini yerine getirmezlerse, sistem darmadağın olur.

Cruyff, futbolcularını onların yalnızca futbol oynama kapasitelerine değil; kişiliklerine bakarak da seçer. Wouters ve Muhren gibi gösterişsiz oyunculara büyük özveri isteyen görevlerin verilmesi bir rastlantı değildir elbette.

Birkaç hafta önce Curyff ile takımı ve fikirleri konusunda oldukça hararetli bir konuşma yaptık. Ajax, Kupa Galipleri Kupası'nı kazanarak 1973'ten beri Avrupa'da ilk kez başarılı olduğu için onunla aktörleri ve onlardan oynamalarını beklediği roller hakkında konuştuk.

Kaleci Stanley Menzo'nun rolü iyi biliniyor. Menzo takımın bir parçası olarak futbol oynayan bir kaleci. Gol çizgisi üzerinde çakılı olarak beklemesine izin verilmiyor, kalesinden epey ileri açılmak zorunda. Bu düşüncenin arkasındaki mantık iki ile ikinin dört etmesi kadar sağlam. Eğer Menzo çizgide çakılı kalırsa, takımın oyununda yeterince aktif olamayacak. Menzo ceza sahasının dışına çıkarak Ajax'ın sahada rakiplerine karşı yarım oyuncu daha fazla olmasını sağlıyor. Neticede Ajax on buçuk oyuncuya karşı, 11 oyuncuyla mücadele ediyor. Bu felsefe, Ajax'ın hücum futbolunun bir parçası. Ajax kendi sahasında savunma yaparken kaleci kalesinde kalabilir. Ama Ajax atağa çıktığında Menzo tarzında bir kaleci lüks değil, bir gerekliliktir.

Cruyff, Ocak ayında sözleşmesini uzatmaya karar verdiğinde ve van Basten'in sezon sonunda gideğini öğrendiğinde çabalarını Frank Rijkaard'ı elde tutabilmeye yoğunlaştırdı. Cruyff, Rijkaard'a büyük bir oyuncu olarak saygı duyuyor, onu zirveye giden yolda vazgeçilmez olarak görüyordu. Rijkaard'la her zaman top oynayabilirsiniz, onun gücü buradan geliyor. İyi oynamadığında bile, diğer oyuncular ona pas verebilir.

Frank Rijkaard: ''...Ajax, Johan'dır. İlk dakikadan son dakikaya kadar taktiğe o karar verir.''


Frank Rijkaard: ''Johan teknik direktör olarak Ajax'ın başına geçtiğinde bir stratejisi vardı. İşler, pek iyi gitmediğinde bile buna inanmaya devam etti. Geçen sene orta alanda oynadım ve Ronald Koeman'a boş alan yaratmak zorundaydım ki Koeman ileri çıksın, orta sahada bir kişi daha çoğalalım. Bu sene de aynı düzende oynadık ama farklı oyuncularla. Strateji derken bunu kastediyorum. Koeman'ın rolünü ben üstlendim. Bosman ya da Winter benim rolümü üstlendi. Cruyff'un benim hakkımda ne düşündüğünü biliyorum. Bir gün gelecek ve kendimi aşacağım. Kendimi Platini ile kıyaslamak istemiyorum ama umarım kariyerim O'nunki gibi olur. Fransa'da gerçekten iyi bir oyuncuydu. Ama İtalya'da yön vereni oyunun kaderini etkileyebilen bir oyuncu hâline geldi. Ben de Ajax'ta, Platini'nin İtalya'da yaptığı gibi kendimi geliştirebileceğimi umuyorum. Ajax, Johan'dır. İlk dakikadan son dakikaya kadar taktiğe o karar verir.''

Sakatlanana kadar Ronald Spelbos, Rijkaard'la birlikte savunmanın kalbini oluşturdu. Spelbos, çoğu insanın beklemediği şekilde bir gelişim gösterdi. Ronald Spelbos (Arnold Muhren ve Peter Boeve ile birlikte takımdaki en tecrübeli oyuncu) diyor ki:

''Cruyff ilk olarak defansta oynayacağımı söyler. Bu kadar basit. İkinci olarak, topu olabildiğince hızlı bir şekilde gol noktalarına götürmeliyim. Kesin görevim alan savunması yapmak. Hangimizin oynadığı önemli değildir. Sakatlığına kadar, Blind, Silooy ve ben tüm atakları kesiyorduk. Eğer iki kanat oyuncusuna karşı oynuyorsak, onları ben tutarım. Ama hemen arkalarında oynamama izin yoktur, ceza alanında olmalıyım.''

''Alan savunması yapıyoruz. Bölgeni kapatıyorsun ve atak senin bölgene geliyor. Eğer normalde Blind'in tarafında olan atak oyuncusu ortaya kayarsa, ona ben savunma yapıyorum ve Blind da benim bölgemin arkasındaki boşluğu dolduruyor. Savunma görevleri konusunda Johan'ın en titiz olduğu nokta, daima bir oyuncu fazla olmamız gerektiğidir. Top bizdeyse ve beklenmeyen şekilde topu kaptırırsak, hemen topu kapmalı, ya da --bu nerede ve nasıl olduğuna bağlı-- koruduğumuz bölgelerimize dönmeliyiz. Defans olarak görevimiz atağa kalktığımızda başlar. Bu tamamen bir konsantrasyon meselesidir. 90 dakika boyunca birini durdurmanın zorluğunu hafife alırsınız. Konsantrasyonun en zor olduğu zamanı bilir misiniz? Topun bizde olduğu zaman.''

''Stanley Menzo'nun topu oyuna mümkün olabildiğince hızlı soktuğundan emin olmak da bizim görevimizdir. Bu yüzden Menzo'yu neredeyse hiç top elinde, zaman geçirirken göremezsiniz. Top ona gelince, topu kendinden en uzaktaki adama atar. Bazen bu şekilde dört oyuncuyu oyundan düşürebilirsiniz. Eskiden yalnızca bir defans oyuncusuydum. Şimdi takımın bir parçasıyım. Sakatlanana dek, o güne değin hiç sahip olmadığım kadar güvenim vardı kendime. Benim işimi genç biri yapamaz. Gençken çok heveslisinizdir, üzerinize düşenden daha fazlasını yapmak, goller atmak istersiniz. Belki Johan bunu bilinçli olarak yapmadı ama Muhren, Wouters ve ben takımın en yaşlılarıyız. Benim takımdaki öncelikli görevlerim savunma yapmak ve organizasyon.''

Sezon başında Sparta Rotterdam'dan alınan Danny Blind savunmanın sağ kanadında oynuyor. Solda Sony Silooy var. Peter Boeve de sakatlıklar ve oyuncu değişiklikleri olasılıklarına karşı yedekte tutuluyor. Görevleri oynadıkları bölgeleri savunmak. Hep birlikte atağa çıkmalarına izin yok.

Sonny Silooy görevini şöyle açıklıyor: ''Arnold Muhren'in iyi oynadığından emin olmalıyım. Onun gediklerini kapatmalıyım. Solda, sağda olduğu kadar sık ileri çıkamıyorum; çünkü Arnold, Jan Wouters kadar sağa sola koşuşturamıyor.''

Geçen seneye kadar sol bek olan şimdi yedeğe düşen Peter Boeve, Johan Cruyff'dan sonraki değişiklikler için şöyle diyor: ''Sol bek mümkün olabiliği kadar çok ileri çıkardı. Buna modern futbol deniliyordu. Bu sayede alanı geniş kullanıyordu. Şimdi, bekler --Johan'ın deyimiyle-- 'çakılı' oynamak ve merkeze daha dikkat etmek zorunda. Ajax'ın daha çok derinlemesine oynamasının sebebi de bu.''

Orta sahadaki iki oyuncunun kilit görevleri var: Solda Arnold Muhren ve sağda Jan Wouters.

Jan Wouters: ''Prensip olarak Muhren ve ben topun gerisinde kalmalıyız. Muhren solda topu aldığında ve Rijkaard orta alana geldiğinde ben de sağdan ortaya kayıyorum. Eğer kendi bölgemde kalırsam Rijkaard'ın arkasında tehlikeli bir koridor açılır. Top bana gelince Muhren ortaya kayar. Kanattan uzun bir top atıldığında, Johan benim ve Arnold'un boşa çıkan topları almak için ceza alanı kıyısında bekleyerek savunmaya yardımcı olmamızı ister.''

Orta sahanın ortasında oynayacak oyuncu için Johan Cruyff'un üç adayı var: John Bosman, Aron Winter ve Arnold Scholten. Bosman, ayrıca bir golcü olarak Marco van Basten'e perde görevi görüyor. Winter de Ronald Spelbos'un gölgesi.

Orta sahanın ortasında oynayan John Bosman: ''Cruyff santrforla (Marco van Basten) benim aramdaki mesafe konusunda çok titiz. Bu mesafa asla beş ya da on metreden daha fazla olmamalı ki atağımız kesildiğinde rakibe kontra atak için boşluk vermeyelim. Hücuma çıktığımızda Marco'nun yanında olmalıyım ki benimle kısa paslar yapabilsin. Zorlandığım noktada topun nerede olduğunu izleyebilmek, arkamda neler olup bittiğini görmek, bunun üzerine de Marco'nun yaptıklarını takip etmek. Marco'nun ne yapacağını önceden tahmin etmem lazım ve bu da aşırı konsantrasyon gerektiren bir iş. Aslında ben de bir golcü olarak sık sık daha ileride olmak istiyorum. Ama diğerlerinin topu atması gereken ben değilim. Görevim top istemek değil boş alan yaratmak. Milli Takım'da oynadığımız son birkaç maçta bu durum benim gibi orta sahanın ortasında oynayan ama kendine çok fazla top atılmasını isteyen Gullit'le aramda sorun çıkmasına neden oldu.''

Bosman savunma görevleri ile ilgili olarak ise şöyle diyor: ''Kendi adamınız var ve gözünüzü ondan ayırmamak zorundasınız. Ama bir an geliyor ki arkamda oynayan Rijkaard'ın işaretiyle rakip defansın hemen önünde oynayan oyuncuyu tutmaya başlıyorum. Marco savunmadaki son adamı alıyor ve Rijkaard da orta sahada kendi adamını. Bu şekilde karşı tarafın bir şey yapamayacağından emin oluyoruz.''

Winter orta sahanın ortasında oynadığında hareketliliğinden dolayı Bosman'a göre sezgilerine daha çok güvenmek zorunda. ''Topu kazanmaya çalışmalıyım. Topu kazandığımda harekete geçmeli ve rakibin panik olmasını sağlamalıyım.''

Winter defasın ortasında oynadığında Rijkaard ile ikisi kendi aralarında kimin rakibin golcüsünü tutacağı ve kimin hücuma çıkacağı konusunda anlaşıyorlar. Bu pozisyonda Spelbos daha özgür. Hollanda Kupası'nda FC Groningen'e karşı oynanan işler kötü gitmiş ve Cruyff'un her zaman dediği şey kanıtlanmıştı; bir ya da iki oyuncu yüzde yüz konsantrasyonla oynamayıp görevlerini tam olarak yerine getirmezse sistem iyi işlemez.

Johan Cruyff: Ajax Sistemi ve Üçüncü Adam.

Cruyff'un Ajaxı'ndaki temel özellik, hücumda iki gerçek kanat oyuncusuyla oynamaktır. Johnny van't Schip ya da Dennis Bergkamp sağda; De Wit ve Allister Dick'in gitmesiyle Rob Witschge ya da van't Schip solda. Maçtan sonra taç çizgilerinin tebeşirleri kramponlarında görülüyordu. 17 yaşındaki Dennis Bergkamp. Mayıs ayı, O'nun için çok önemliydi. ''Fizikle ilgili derslerim vardı ama sanırım kolejin final sınavlarını geçeceğim.''

John van't Schip: ''Sağ kanat oyuncusu adamını geçmeli. Gözünü onun üstünden ayırmamalı. Sahayı geniş kullanmalı. Ve soldan içeri atacağı uzun paslarla --Johan'ın deyimiyle-- oyunu 'içe katlamalıdır.' Benden ayrıca birlikte oynadığım oyuncuları, Marco ile Blind'i yönlendirmemi ister. Kendim için değil, takım için oynamam gerektiğini öğrendim. Johan bize bunu öğretti. Herkes önce kendi işini düşünür. Sol açıkta oynamanın farkı, eğer ben orda oynuyorsam sağda Blind ve Wouters ile daha bir bütünlük içinde oynuyor olmamız. Soldayken asla oyunu genişletmeyen Muhren ile uğraşmak zorundasınız. Bu yüzden solda her zaman ilk hareketi ben yapmak zorunda kalıyorum. Eğer yapamazsam topu geriye, Arnold'a atıyorum. Eğer Arnold'un sorunu varsa, Johan beni orta sahanın solunda oynatıyor.''

Sezon sonuna kadar santrfor mevkiinde Marco van Basten oynadı: ''Rijkaard topu aldığı zaman en önemli vazifem sahayı mümkün olabildiğince uzunlamasına kullanmaktır. Böylece, arkamdaki adamlara boş alan kalır. Eğer, defans oyuncusu ile bire bir kaldıysam, karşımda yalnızca tek bir defans oyuncusu varsa, o zaman bana uzun top atabilecekleri şekilde pozisyon almalıyım. Eğer önümde iki defans oyuncusu varsa, elverişli pozisyonda bir başkası daha olmalı. Onu kullanmalıyız.''

''Kalecileri ya da savunma oyuncuları topu aldığında sağ ve sol kanat oyuncularıyla oyun kurmalarını engellemeye çalışmalıyız. Ya topun önüne set çekmeliyiz ya da onlara öyle bir baskı uygulamalıyız ki; topu panikle ayaklarından çıkarsınlar.''

Ajax'da taktikle ilgili olan herkesin ağzında bir ''üçüncü adam'' var. Normal bire iki varyasyonu yerine Johan Cruyff pas verebilecek bir ikinci oyuncunun olasılığını istiyor. Bosman, van Basten'den kopup bir anda sol tarafa boşa kaçtığında, Wouters de sağa kayıp kendini boşa çıkarmalı. Wouters üçüncü adamdır ve pratikte üçüncü adamlara müdafaa yapmak çok zordur. Üçüncü adam kafa karıştırır. (NOT: Aslında bu durumun en güzel örneğini Liverpool'da Dirk Kuyt sergiledi sezon boyunca.)

Marco van Basten'in Cruyff'un taktiksel önsezileri için çok hoş bir açıklaması var: ''Johan teknik anlamda o kadar kusursuz ki daha çocukken oyunun bu bölümüyle ilgilenmeyi bırakmış. Daha 20'sindeyken her şeyi yapmış. Bu yüzden çok genç yaşlardan itibaren taktiklerle ilgilenmeye başlamış. Futbol pozisyonlarını o kadar net görüyor ki, maçın nasıl oynanacağına daima o karar veriyor!''
Niewue Revu
Mayıs 1987

1 yorum:

scapula dedi ki...

Eray,

Senin sınava girdiğin şu dakikalarda, ben "rahat koltuklarımdan" sana şu soruyu yöneltmek isterim:

"Eğer iki kanat oyuncusuna karşı oynuyorsak, onları ben tutarım." demiş, tecrübeli Ronald Spelbos. Bu cümleyi ben mi doğru şekilde anlayamıyorum, bir çeviri hatası mı var, yoksa her iki kanat oyuncusunu da Spelbos mu tutuyor? Sanmıyorum ki son olasılık gerçek olsun, ancak eğer öyleyse bu nasıl oluyor?

Sonraki paragrafta bunun cevabını bulmaya çalıştım ama hayır, değil. Orada özel bir durum söz konusu. Rakip kanat oyuncusunun içeri kıvrılması hâlinde izlenecek stratejiden bahsediyor Spelbos.

Yine aynı ismin "Sakatlığına kadar, Blind, Silooy ve ben tüm atakları kesiyorduk." cümlesi çekti dikkatimi. Rijkaard, orta saha orjinli bir oyuncu olmasına karşın iyi de bir kesici olarak bilinir. Peki o zaman neden bu cümlede onun ismini anmamış Spelbos? Yoksa partneri Rijkaard'ın görev tanımları arasında yer almıyor muydu bu? Kulağa pek mantıklı gelmiyor gibi sanki.

Aslında birkaç sorum daha var, özel olarak da devam edebiliriz...

Yazıyı oku, yorum yaz derken, bir saat geçti. Zannediyorum sınav da bitti. Umarım iyi geçmiştir.

Elveda.

Evet.