3 Haziran 2009 Çarşamba

NBA Finaller Tarihi ve Unutulmaz Anlar

Orlando Magic ve Los Angeles Lakers arasındaki 2009 NBA Finalleri, Perşembe gecesi başlıyor.

Seride ev sahibi avantajı, Los Angeles Lakers'a ait. Staples Center'daki ilk maç ile birlikte 2-3-2 formatı uygulanacak. Hidayet Türkoğlu önderliğindeki Orlando Magic, farklı tarzıyla NBA'de oluşan genel ezberi değiştirmeye çalışıyor. Üzerine konuşulacak önemli başlıklar var. Değineceğiz de. Ama daha önce... NBA Finaller Tarihi'ndeki unutulmuz bireysel performansları değerlendirelim istedik. Fazlaca uzatmaya gerek yok aslında.

Sports Illustrated sponsorluğunda Michael Jordan, Bob Pettit, Magic Johnson ve diğerleri...

1998 NBA Finals, Game 6 | Michael Jordan, Chicago Bulls
: NBA Finalleri denilince akıllara gelen en önemli sahnelerden biri, hiç kuşkusuz. 1997-98 Sezonu'nda Chicago Bulls ile Utah Jazz, bir önceki sezonun rövanşı için tekrar rakip oluyorlardı birbirlerine. 1997 NBA Finalleri'nde Utah Jazz'i 4-2 ile geçen Chicago Bulls, bu defa saha avantajını Jazz'e vermiş olarak çıkıyordu NBA Finalleri'ne. (Sezon içerisinde her iki takım da 62'şer galibiyet almalarına karşın; Jazz, iki maçta da Bulls'u mağlup etmeyi başarmıştı.)

Jazz'in galibiyet alışkanlığı, serinin ilk maçında da devam etti. Uzatmalara giden karşılaşmada Bulls'u 88-85 yenen Jerry Sloan'ın takımı, seride 1-0 öne geçti. Ama sonrasında Bulls'un üç maçlık galibiyet serisi geldi. Delta Center'daki ikinci maçtan bir galibiyet çıkaran Bulls, saha avantajını eline geçirdi. Serinin üçüncü maçı ise, NBA Finaller Tarihi'ne geçecekti. Chicago Bulls, süre bulan tüm oyuncularının skor yaptığı karşılaşmada rakibini 96-54 mağlup ederken Jazz'in 54 sayısı, söz konusu seviyedeki en düşük sayı olarak kalıyordu NBA Tarihi'nde. Jazz, durumun muhasebesini yapadursun United Center'da bir kez daha kazanan Bulls, seriyi 3-1'e getirmiş ve Chicago'daki son maçı da alarak şampiyonluğa ulaşmanın planlarını yapmaya başlamıştı. Ama bunun için biraz erkendi. Karl Malone'nun 39 sayısı, Utah Jazz'e 83-81'lik galibiyeti ve saha avantajını getiriyordu.

Ve o altıncı maç. Utah Jazz, kazanarak seriyi yedinci karşılaşmaya taşıma hedefi ile çıkacaktı Delta Center'a. Başarmaları hâlinde, muhtemelen en büyük geri dönüşlerden birinin de altına imzalarını atacaklardı. Tabii; unuttukları bir gerçek de vardı. Michael Jordan döneminde daha önce 5 şampiyonluk yaşayan Chicago Bulls, yüzük için hiçbir zaman yedi maç beklemek zorunda kalmamıştı. İyi bir sinyaldi bu; ama gidişat hiç de o şekilde değildi. 83-83'lük eşitlikle girilen son bölümde bitime :41.9 kala John Stockton'ın üçlüğü Utah Jazz'i üç sayı farkla öne taşıyordu. Scottie Pippen, maçın hemen başında yaşadığı sakatlıktan dolayı, yalnızca 26 dakika görev yapabilmişti. Michael Jordan'ın işi, her zamankinden de zordu bu anlamda. Stockton'a hemen cevap verdi, Jordan. Fark bire indi. Ardından Jazz hücumunda Karl Malone ile oynamak isteyen John Stockton'ın pasında araya giren isim, yine aynıydı.

Jordan'ın karşısına, dönemin en iyi savunmacılarından biri, Byron Russell çıkmıştı. Bekledi, Majesteleri. Üç sayı çizgisinin hemen üzerinden içeri doğru yöneldi. Ve devamında Russell'ı müthiş bir cross-over ile (biraz da iterek aslında) devre dışı bırakarak o unutulmaz şuta kalktı. Bitime :5.2 vardı, Jordan'ın şutu çemberin içerisinden geçtiğinde. ''Jordan, Stockton'ın topunu çalıp şut için pozisyon aldığında Delta Center'daki herkes, o şutun isabetli olacağını biliyordu!''

Maçı Bulls Radyosu için anlatan Neil Funk'ın ağzından şu sözler dökülüyordu o an:

''Malone...stripped by Michael, to the floor, stolen by M.J.! Michael the steal! 16 seconds left, Bulls down one...Michael against Russell, 12 seconds...11...10. Jordan, Jordan, a drive, hangs...fires...SCORE!! He scores! The Bulls lead 87-86 with five and two-tenths left, and now they're one stop away! Oh my goodness...oh, my goodness!''

Jerry Sloan, ömrünün en güzel günlerini yaşadığı şehrin takımına karşı bir kez daha kaybetmek üzereydi. Çaresizce molaya gitti. Dönüşte, üç sayılık atıştan John Stockton yararlanamadı. Ve Michael Jordan, 6. defa kazandı. Pippen'ın yokluğunda Bulls'un kullandığı 67 şutun 35'inde olan Jordan, karşılaşmayı 45 sayı ile tamamlarken Chicago Bulls için 25. ve son defa bir ''maç kazandıran basket'' atıyordu. Karl Malone'un 39 sayı, 11 ribaund ve 7 asistlik performansı ise, Michael Jordan'ın efsanevî emekliliğinin gölgesinde kalacaktı.

1980 NBA Finals, Game 6 | Magic Johnson, Los Angeles Lakers: 20 yaşındaki bir çaylağın basketbol var olduğu sürece anlatılacak müthiş öyküsü... Ama daha da anlamlı kılmak adına hikâyenin arka yüzünü incelemek gerekiyor. Los Angeles Lakers ile Philadelphia 76ers arasındaki 1980 NBA Finalleri'nin beşinci maçına uzanmalıyız, bu yüzden.

Julius Erving ve Kareem Abdul-Jabbar. İki takımın da şampiyonluğa inanmaları için son derece sağlam nedenleri vardı. İlk maçta sahneye çıkan Abdul-Jabbar oldu. 33 sayı, 14 ribaund, 6 blok ve 5 asistlik performansı ile takımını galibiyete taşıyan 33 yaşındaki yıldız, serinin ikinci maçında da 38 sayı ile oynayarak bireysel anlamdaki müthiş gösterisine devam ediyordu. Ama ne var ki; bu, galibiyet için yeterli olmayacaktı. Philadelphia, deplasmanda 107-104 kazanarak saha avantajını yanına almayı başarmıştı. Philadelphia'daki üçüncü maçta Kareem Abdul-Jabbar, yabancı olamayacağımız sayılarla karşımızdaydı yine. 33 sayı, 14 ribaund, 4 blok ve 3 asist ile takımının galibiyetinide büyük rol oynuyordu, Abdul-Jabbar. Serinin dördüncü karşılaşmasında ise, rol çalan taraf Phiadelphia olacaktı. Julius Erving'in ''The Baseline Move'' gösterisi ile akıllara kazanan 105-102'lik galibiyet, unutulmayacak iki maçın daha yaşanacağını işaret ediyordu.

Beşinci maç... Üçüncü çeyreğin son bölümünde Kareem Abdul-Jabbar, rakip takımdan Lionel Hollins ile girdiği mücadele sonrasında ayak bileğini inciterek soyunma odasının yolunu tutacaktı. Bu esnada Lakers, iki sayı farkla öndeydi ve Abdul-Jabbar da 26 sayı ile takımını taşıyordu. Abdul-Jabbar'ın tedavisinin devam ettiği dakikalarda sahneye genç bir oyuncu çıktı: Magic Johnson. Kısa süre içerisinde, altı sayı üretti. Bir de asist yaptı. Ve Lakers'ın son çeyreğe sekiz sayı farkla önde girmesini sağladı. Yine de, O'nun gecesine daha vardı. Dördüncü çeyrekte Abdul-Jabbar, geri dönüyordu sahaya. Philadelphia'dan Julius Erving'in 36 sayılık performansı, skoru 103'te eşitlemişti. Ama Abdul-Jabbar'ın 14 sayılık gösterisinin finali, bitime :33 kala gerçekleşti. Pota altından basket ve faul ile üç sayı birden çıkaran Abdul-Jabbar, Lakers'ı 108-103'lük galibiyete taşıdı. Ne var ki; bu kahramanlığı, serinin altıncı maçında oynamasına engel olacaktı.

Altıncı maç... Kareem Abdul-Jabbar'ın devam eden bölümde forma giyemeyeceği kesinleşmişti. Final serisinde 3-1 öne geçen Lakers cephesinde şampiyonluğun Philadelphia 76ers'a kaptırılma ihtimali ciddi ciddi düşünülmeye başlanıyordu. Moraller oldukça bozuktu, Philadelphia seyahatindeki Lakers uçağında. Neyse ki; takımın genç oyuncusu Magic Johnson, yüzlerin gülmesini sağlıyordu. Kareem'in boş olan koltuğuna geçen Magic'in ağzından şu sözler dökülmüştü: ''Never fear! Coz Magic is here!'' Ciddiye alınmamıştı, Magic Johnson. Ama yalvardı antrenörü Paul Westhead'e. Sonunda ısrarının karşılığını aldı. Pivot olarak başladı NBA Finalleri'ndeki şampiyonluk maçına. Ve unutulmaz bir basketbol hikâyesi bıraktı arkasında: 42 sayı, 15 ribaund, 7 asist, 3 top çalma ve 1 blok. Asıl mevkiisi point-guard olan bir çaylak için inanılmaz rakamlardı, bunlar. 123-107 kazandı, Lakers. NBA Şampiyonluğu'na uzandı.

Magic Johnson, 1979 yılında NCAA'de kazandığı şampiyonluğun ardından 1980 yılında Lakers ile NBA zirvesine çıktı. NBA Finaller Tarihi'nde MVP seçilmeyi başaran tek çaylak olarak tarihe geçti.

1958 NBA Finals, Game 6 | Bob Pettit, St. Louis Hawks: 1957 NBA Finalleri'nin rövanşında karşılaşıyordu, Boston Celtics ve St. Louis Hawks. Bob Pettit'in takımı Hawks, kalbi kırık olan taraftı. Unutulmayacak bir eşleşme sonucunda zafere ulaşmıştı bir sezon önce, Celtics. Oysa ki; her şey iyi başlamıştı St. Louis Hawks adına...

30 Mart 1957 günü, Boston Celtics deplasmanında iki uzatma sonunda 125-123 kazanan Hawks, seriyi benzer bir son ile kaybedeceğini bilemezdi. İkinci maçı, 119-99 kazandı Boston Celtics. Ardından St. Louis'de Hawks, 100-98 ile cevap verdi. Boston Celtics, saha avantajını 123-118'lik galibiyetle alırken serinin beşinci maçında 124-109 mağlup etti rakibini. Daha sonra ev sahipleri, hiç kaybetmedi. St. Louis Hawks, 96-94 yendi Celtics'i. Yedinci maça taşındı seri. Boston'da Celtics, 125-123 kazandı. Hem de iki uzatmada. Celtics adına 123-125 başlayan seri, 125-123 ile sona erdi. Ve NBA Tarihi'ndeki ilk şampiyonluğuna uzandı, Boston Celtics.

Tüm bunlar, Bob Pettit ve arkadaşlarının aklındaydı muhtemelen. Deplasmandaki ilk maçtan galibiyet çalarak başlıyordu St. Louis Hawks bir kez daha. Senaryo, bildiğimiz gibi gelişiyordu. Boston, St. Louis mağlubiyetine reaksiyonu 24 sayı farkla (136-112) verecekti. Ev sahibi avantajı devam ediyordu yine de. Pekiştiren hamle, üçüncü maçta 111-108'lik skorla geldi. Boston Celtics, 109-98'le --tıpkı 1957 NBA Finalleri'nde olduğu gibi-- geri döndü. Ama St. Louis Hawks, beşinci maçta fark yaratmayı başardı. Deplasmandan bir galibiyet daha çıkardı. 102-100'lük galibiyet, Bob Pettit ve St. Louis Hawks'a kahraman olma fırsatını verecekti. Altıncı maça, St. Louis Hawks'ın evine taşınıyordu seri.

Kahramanlık şansını geri çevirmedi, Bob Pettit. İlk yarının sonunda 59-52'lik üstünlüğü yakalayan Hawks adına 19 sayı üreten Pettit, ikinci devrede işler ters gitmeye başlayınca yıllar boyu unutulmayacak gösterisine başlıyordu.

Pettit'nin arka arkaya bulduğu sayılar, St. Louis Hawks adına farkın çift hanelere çıkmasını sağlamıştı. Ancak Bob Cousy önderliğindeki Boston Celtics'in de pes etmeye niyeti yoktu. Önce farkı kapadı, Boston Celtics. Ve son çeyreğin hemen öncesinde de 86-84'lük üstünlüğü eline aldı. Yine de, Bob Pettit'in söylecek bir-iki çift sözü vardı. Celtics'in üzerine gönderdiği ikili-üçlü sıkıştırmalara karşın hedefi bulma konusunda hiç tereddüt etmedi, Pettit. Bitime 20 saniyeden biraz daha fazla zaman kala Bill Russell'ın üzerinden bulduğu basketle skoru takımı lehine 108-105'e getirdi. Son :16'lık bölümde Celtics'ten Tom Heinsohn, çizgiden kaydettiği sayılarla farkı bire indirdi. Devam eden pozisyonda Slater Martin'in kaçan topunu tamamlayan da Pettit oldu. Celtics'in farkı bire çektiği pozisyon ise yalnızca maçın skoru olarak kaldı.

50 sayı ile tamamladı karşılaşmayı, Bob Pettit. Son çeyrekte 19 sayı ile yıldızlaştı, takımının bulduğu son 21 sayıdan 18'inin altına imzasını attı. Ve hiç kuşkusuz, bu performansı sayesinde NBA Finaller Tarihi'ne geçmeyi başardı.

1997 NBA Finals, Game 5 | Michael Jordan, Chicago Bulls
: En hakiki Hollywood senaristlerinin bile tasarlayamayacakları bir öykü bu... Chicago Bulls'un Michael Jordan ile birlikte yakaladığı şampiyonluk serileri veya Majesteleri'nin rekorları paramparça ettiği karşılaşmalardan çok daha farklı, çok daha öte. Bilinen adıyla, ''The Flu Game!''

Chicago Bulls, ilk iki maçı kazanmıştı (84-82 ve 97-85). 2-3-2 formatıyla oynanıyordu, final serisi. Ve iki Bulls galibiyetinin ardından söz hakkı alan Utah Jazz, fırsatı geri çevirmemişti. 104-93 ile 78-73'lük maçların ardından seri 2-2'ye geliyordu. Ama Salt Lake City'de bir maç daha vardı. Jazz, rüzgarı arkasına almıştı. Beşinci maçı da kazanması hâlinde müthiş bir özgüven yakalayabilirdi. Üstelik; maçın başlamasına üç saat kala Bulls'un süper yıldızı Michael Jordan, ''yorgan döşek'' yatıyordu. Bir gün önce yediği bir yemekten dolayı zehirlendiği düşünülüyordu ya da bir mide ağrısıydı bu. Bir gerçek vardı ama; Chicago Bulls doktorları tarafından kesinlikle oynayamayacağı rapor edilmişti. Hastaydı, Jordan. Ayakta duracak hâli yoktu.

Ama... Tüm bunlar engel değildi, Michael Jordan adına. Takım arkadaşları ve antrenör Phil Jackson'ın maç hakkındaki son planlarını yaptıkları soyunma odasına bitişik bir bölme içerisindeydi, Jordan. Gözlerini kapadı. Kendisini hâyâl etti. Koşarken. Şut atarken. Pas verirken. Ribaund alırken. Smaç yaparken... Ve sonra soyunma odasının kapısında belirdi. ''Oynayabilirim.'' dedi, sahaya doğru ilerlemeye başladı.

Buraya kadar her şey gayet güzel görünüyordu. Ancak, saha çıkınca işler değişecekti. Son iki maçı kazanmanın verdiği özgüvenle müthiş başlıyordu, Utah Jazz. Öyle bir başlangıçtı ki bu, sahada ''gezinen'' Michael Jordan'ı bile uyandırıyordu adeta. Hastaydı Jordan, çok kötü görünüyordu. Ama Jazz, bunu fırsata dönüştürememişti. 16 sayılık farkla öne geçmeleri, kendi adlarına hiç de güzel sonuçlar doğurmayacaktı. Kendine geliyordu, Jordan. NBA'in yakın tarihindeki o bilinen MJ gibi oynamaya başlıyordu. Koşuyordu ve şutlarını sokuyordu tekrar. Jazz, öne geçtiğine pişman olmalıydı. Bulls'un 33-24'lük üstünlükle tamamladığı ikinci çeyrekte 17 sayı atmayı başarmıştı, Michael Jordan. Bir an için unutmuştu hastalığını sanki. Ve mucize diye bir şey varsa, tam karşılığıydı bu.

Devre arasında sıvı desteği aldı Majesteleri, soğuk havlularla korundu. Ama ikinci yarının hemen başında bir kez daha yenik düştü hastalığına. Toni Kukoc ile Luc Longley'nin ekstra katkılarıyla ayakta kaldı, Chicago Bulls. Yine de Utah Jazz, dördüncü çeyreğin ilk bölümünde 77-69 ile öne fırlamayı başaracaktı. Tabii, nereye kadar? 10-0'lık Bulls serisine kadar. Michael Jordan ile tekrar öndeydi, Phil Jackson'ın takımı. Ve maç sonunu da mükemmel oynacaktı.

38 sayı, 7 ribaund, 5 asist, 3 top çalma, 1 blok, 39 derece ateş... Tüm bunlara ek olarak; bitime :25 kala skor, 85-85 iken John Stockton'ın üzerinden bulduğu üç sayılık basket ile 90-88'lik galibiyetin yolunu açan atış. Michael Jordan müthiş oynuyor ve bitime saniyeler kala kendisini Scottie Pippen'ın kolları arasına bırakarak tarihe geçiyordu.

Sporun, kazanma duygusunun ne olduğunu gösteren en önemli sahnelerden biri olmalıydı, bu. İnanılmaz, inanılmaz...

Uzun listede bulunanlar:

1980 NBA Finals G4 | Julius Erving, Philadelphia 76ers. 1962 & 1970 NBA Finals G3s | Jerry West, Los Angeles Lakers. 1976 NBA Finals G5 | Gar Heard, Boston Celtics. 1962 NBA Finals G5 | Elgin Baylor, Los Angeles Lakers. 2006 NBA Finals G3 | Dwyane Wade, Miami Heat. 1970 NBA Finals G7 | Walt Fraizer. 1992 NBA Finals G1 | Michael Jordan. 1988 NBA Finals G6 | Isiah Thomas, Detroit Pistons. 1987 NBA Finals G4 | Magic Johnson, Los Angeles Lakers. 1993 NBA Finals G6 | John Paxson, Chicago Bulls. 1962 NBA Finals G7 | Bill Russell, Boston Celtics. 2005 NBA Finals G5 | Robert Horry, San Antonio Spurs. 1997 NBA Finals G6 | Steve Kerr, Michael Jordan. 1984 NBA Finals G1 | Gerald Heraldson, Boston Celtics. 1986 NBA Finals G5 | Ralph Sampson, Houston Rockets.

Zamansızlıktan dolayı yukarıdaki dev performanslara değinemedik. Belki, önümüzdeki sezona... 2010 NBA Finalleri öncesine...

4 yorum:

spotless mind dedi ki...

çok güzel olmuş yazı. sadece "the flu" yüzünden bile şu lebron-jordan kıyaslamalarına uyuz oluyorum. hakaretin bu kadarı. neyse ki her şey ortada, majestelerinden ötesi yok.

LeoMessi dedi ki...

Ellerine sağlık, çok güzel olmuş...Ayrıca Lebron'un son açıklamaları -hala anlamayanlara bile- gösterdi ki Lebron'la MJ asla kıyaslanamayacaklar...Lebron dünyanın en iyi basketçisi olabilir ama asla MJ gibi bir "sporcu" olamaz...

Başkanson dedi ki...

lebron en son ne demiş ki ???
bu arada güzel olmuş yazı, magic in yaptığı ile jordan ın ateşle maça çıktığı maç arasında kendi adıma seçim yapamıyorum ama jordan ın utah ı geçtiği o iki efsane seriyide izlemiş birisi olarak tarihe tanıklık ettim diye hala mutluyum.
jordan hakkaten çok başkaydı.
adamım hakeem olsa bile...

SozenE. dedi ki...

Leo Messi'nin mesajıdır:

''@ Başkanson:

Lebron, Orlando serisinden sonra hiçbir oyuncunun elini sıkmadan sahayı terketti, basın toplantısına katılmadı ertesi gün de şu açıklamayı yaptı:

"birine yenildikten sonra, onu gidip kutlamak benim için zor. ben kazanma odaklı bir insanım. bu yaptığım centilmenlik dışı bir şey diye yorumlanmamalı. biri sizi yeniyorsa, onu kutlamazsınız. bence bu anlamsız bir fikir. ben rekabetçi bir insanım. ben böyleyim. gidip birinin elini sıkmak bence anlamsız.''''

(EK: Bu mesajınızı da yanlışlıkla reddettim, kusura bakmayın. Böyle telâfi edebiliriz umarım. Eray.)