18 Temmuz 2009 Cumartesi

AFC Ajax: Aralık 1966 ve Büyük Patlama



Tüm zamanların en büyük futbol düşünürlerinden biri olan Hollandalı Hendrik Johannes Cruyff'un hikâyesinin anlam kazanmaya başladığı tarihlerin başında gelir, 7 Aralık 1966.

Bilinen adı ile Johan Cruyff, 1966 yılının son ayında İngiltere'nin Liverpool takımı karşısına çıkıyordu Ajax forması ile. Devam eden yıllar boyunca Avrupa Kupaları'na ambargo koyacak Liverpool, bu kulvarda yalnızca 21 kez sahne almıştı. Kızılların efsanevî İskoç menajeri Bill Shankly ise, başardıklarının verdiği güvenle kendinden oldukça emindi. Futbol Tarihi'ndeki en zor karakterlerden ikisi o gece, Amsterdam Olimpiyat Stadı'ndaydı. Bill Shankly ve Ajax'taki ikinci tam sezonunu geçiren 19 yaşındaki forvet Johan Cruyff.

Liverpool, 1964-65 Sezonu'ndaki unutulmaz Inter eşleşmesini takip eden sezonda Avrupa Kupa Galipleri Kupası Finali oynamış, Hampden Park'da Borussia Dortmund'a 2-1 kaybetse de Avrupa Kupaları'ndaki ikinci sezonunda en üst seviyeye çıkmayı başarmıştı. Embriyo dönemini yaşıyordu adeta, Liverpool. Ajax'ı değerlendirirken ise, daha da gitmek gerekirdi. Hollanda Ligi'ni şampiyon olarak tamamlamış olabilirdi, Ajax. Ama ne var ki, Avrupa'da isimlerini bilenlerin sayısı oldukça azdı. 1965-66 Sezonu'nda İngiltere'de mutlu sona ulaşan Liverpool, 1. Tur'da Petrolul Ploiesti takımını 2-0, 1-3 ve 2-0'lık skorlarla geçerek geldiği Ajax karşısında mutlak favoriydi kısaca.

Futbolun kendi içerisindeki güzelliği o günlerde de geçerli olmuştu ama. Olimpiyat Stadı'nı etkisi altına alan yoğun sisin arkasından 5-1'lik dev bir galibiyetle çıkmayı başaracaktı, Rinus Michels'in antrenörlüğündeki Ajax takımı.

Karşılaşmanın henüz ilk yarısında 4-0 öne geçen Hollanda temsilcisi, tamamen yepyeni bir futbol modeli ile gidiyordu sonuca. Ajax adına 1971 yılında başlayacak ve üç sezon boyunca devam edecek Şampiyon Kulüpler Kupası serisinin temeli atılmıştı, 7 Aralık 1966 gecesi. Hollandalıların futbola bakış açısını değiştiren adam Rinus Michels, 1946 senesinde antrenörü Jack Reynolds'dan öğrendiklerini 1960'larda Johan Cruyff'un liderliğini yaptığı takıma yerleştirme projesi üzerinde çalışıyordu. Söz konusu mantalite, Cruyff gibi bir futbol profesörünün dahil olduğu sistem ile yepyeni bir çığır açacaktı futbol dünyasında.

Total Futbol (Total Football ya da Totaalvoetball), belki de tam olarak o gün, Liverpool'a karşı alınan 5-1'lik galibiyet ile birlikte vermişti ilk örneğini. Bill Shankly'nin Liverpoolu'nu darmadağın eden Ajax, Avrupa Kupaları'ndaki ilk büyük başarısını elde ederek genel bir saygınlık kazanırken Shankly, 14 Aralık'ta oynanacak rövanş karşılaşması için, 22 yıl sonra Mustafa Denizli'nin Galatasaray'ın başında çıktığı Neuchatel Xamax maçı öncesindeki yorumuna benzer bir tahmin yürütüyordu. Dediğimiz gibi, rakipler adına en sinir bozucu futbol adamlarından biri vardı Rinus Michels ve Johan Cruyff'un karşısında. Shankly, konuşmayı seviyordu. Üstelik, söyledikleri de gerçekleşiyordu çoğunlukla.

Cruyff, devam eden yıllar içerisinde Shankly'den bayrağı alarak futbol adına bilinen gerçeklerin aksi yönünde yaptığı açıklamalarla haklı çıkmanın tarifsiz mutluluğunu yaşayacaktı. 14 Aralık 1966 gecesi, Bill Shankly, yanılan tarafta kalıyordu.

Liverpool Tarihi'nin efsanevî savunmacılarından Ron Yeats (1961-62 ila 1969-70 sezonları arasında kaptanlık görevini yürüterek kulübün bu seviyede en uzun süre kalan oyuncusu olarak tarihe geçmiştir), tüm kariyerinin en zor gecelerinden biri ile yüzleşmek durumunda idi. 454 defa Liverpool forması giyen dev Yeats, genç Cruyff adına çok da ''büyük'' bir sorun gibi oluşturmayacaktı. 1-5'in rövanşında Roger Hunt'ın iki golüne cevap, Cruyff'tan geliyordu. Hollandalı, Kop tribünün önünde iki güzel gol atarken olanları yakından izleyen isimlerin başını ise 1.88'lik Ron Yeats çekecekti.

1970'li yılların ilk bölümündeki müthiş serinin önemli sac ayaklarından olacak kanat oyuncusu Piet Keizer, Total Futbol'un vazgeçilmezlerinden Klaas Nuninga ve en sonunda Johan Cruyff. Ajax ortasından sol açıktaki Keizer'e gelen pasın ardından Keizer'in rakip savunmacıları oyundan düşürüp Nuninga'yı görmesi ve Cruyff'un da Liverpool ağlarını havalandırması. Cruyff, 1970'lerin ortasından itibaren futbola dair fikirlerini belirtirken iki önemli söz sarf ediyordu. ''Futbol, basit bir oyundur. Zor olan, onu basit oynamaktır.'' Ve tabii ki, ''En güzel gol, boş kaleye atılan goldür.'' 14 Aralık gecesi Cruyff, Liverpool'u Kupa dışına iterken TV yorumcusu Herman Kuiphof'un kendisine ''Şeytan Cruyff'' demesi boşuna değildi.

Tam bir patlamaydı, dönemin Liverpoolu'na iki maçta atılan 7 gol. Peki, tüm bunların bir arka yüzü var mıydı? Liverpool'u geçelim, en azından Hollanda ayağında, Johan Cruyff ve Ajax özelinde... Kısmen. Belki de tamamen.

Şöyle. 25 Nisan 1947 günü Amsterdam'da dünyaya gelen efsane, Ajax ile ilk tam sezonunu 1965-66'da yaşadı. 10 yaşında Ajax Futbol Akademisi'ne katıldıktan sonra, 1964-65 Sezonu'nda profesyonel olabilmişti. O günlerde ligde tutunmaya çalışan bir Ajax vardı. Ve sezon sonunda sıralamanın ancak 13. basamağında kendisine yer bulabilecekti. Bir sezon sonra, 1965-66, direkt olarak oynamaya başladı Johan Cruyff. İlk tam sezonunda, Ajax ile şampiyonluk sevinci yaşadı. 15 Kasım 1964'te Ajax'ın 3-1 kaybettiği Groningen maçında profesyonelliği adımla birlikte takımının tek golünü de atan Cruyff için müthiş bir gelişimdi bu.

1966-67 Sezonu'na gelindiğinde Şampiyon Kulüpler Kupası'nda oynama fırsatı bulan Johan Cruyff, Hollanda Milli Takımı'na da seçilerek Avrupa'nın gözü önüne çıkacaktı. Ne var ki; bu dönemde forma şansını yakaladığı iki milli maçın kendi içerisinde farklı hikâyeleri olmuştu. 7 Eylül 1966'da Macaristan karşısındaydı, Hollanda. O Macaristan ki, 15 Temmuz günü Goodison Park'ta oynanan 1966 FIFA Dünya Kupası maçında Pele, Garrincha ve Jairzinho'lu Brezilya'yı 3-1 mağlup ederek Sambacıları grup üçüncülüğüne itmişti. Macarların sözü geçiyordu Avrupa'da. Hollanda ise, kendine bir yer edinmeye çalışıyordu. Bu anlamda, Rotterdam'dan çıkarılan 2-2'lik beraberlik hiç de fena sayılmazdı Portakallar adına. Yine de 52. dakikada Cruyff'un golü ile 2-0 öne geçen Hollanda için daha iyi bir senaryo yazılabilirdi.

Ajax'ın Total Futbol'u doğuran takımındaki hücum hattı -Swart, Cruyff, Nuninga, Keizer- Hollanda Milli Takımı'nda da devam ediyordu iş birliğine. Ama bu beraberliğe bir süreliğine ara verilecekti.

Johan Cruyff, Hollanda Milli Takımı ile çıktığı ilk maçta attığı golün iki ay sonrasında bu defa Çekoslavakya karşısına çıkıyordu. Yeni serüvenindeki ikinci karşılaşmada Cruyff adına hiç de hoş olmayan bir sürpriz yaşanacaktı. Maç içerisinde gördüğü kırmızı kartla oyundan atılıyordu, Hollandalı. Ülkesi tarihinde milli forma ile kırmızı kart gören ilk oyuncu olmasının ötesinde bir gelişme daha vardı. Kırmızı kart kararının ardından sahaya girmek isteyen taraftarlar, Cruyff'un rakibine belki de refleks olarak attığı tekmeden dolayı ceza çektiğini düşünüyor olmalılardı. Oysa ki, durum farklıydı.

Kasım 1966'da Hollanda ile Çekoslovakya arasındaki bu karşılaşmayı yöneten Doğu Alman Rudi Glockner, 1970 FIFA Dünya Kupası Finali'nde Brezilya ve İtalya mücadelesini görev alırken aynı sene oynanan Kıtalararası Kupa'da Hollanda temsilcisi Feyenoord'un Estudiantes'i geçerek şampiyon olduğu serinin bir maçında da düdük çalacaktı. İlginç ayrıntılar bunlar. Aynı zamanda bilinmesi de gereken. Çünkü; Glockner, Kasım 1966'daki maçın ardından Cruyff'un saha içerisindeki rakibine değil, kendisine tekme attığını söylüyordu. Herhangi bir şekilde tespit edilmemişti bu görüntü. Ama Cruyff, Glockner'in ifadesinden yola çıkılarak, disiplin komitesi ile yüzleşmek durumunda kalıyordu. Ceza: Bir yıl boyunca milli maçlardan men!

Çekoslovakya karşısında Cruyff'un kırmızı kart görmesi ile birlikte Olimpiyat Stadı'nda da çeşitli güvenlik önlemlerinin alınması kararlaştırıldı. Buna göre; dikenli tellerle çevrildi, stadyum. Johan Cruyff, hayal kırıklığı yaşıyor olmalıydı. Milli forma ile çıktığı ikinci maçın ardından bir yıllık bir ceza almıştı. Kararın kesinlik kazanmasından iki gün sonra ise, Ajax için çıkacaktı sahaya. Ajax Yönetimi, disiplin komitesi ile yaptığı görüşmelerde kulübün herhangi bir zarar görmeden işin içerisinden sıyrılmasını sağlamıştı. Bir isteği vardı Ajax'ın, Feyenoord'dan. Karşılaşmanın Olimpiyat Stadyumu'nda oynanması. Kabul görmedi. De Meer Stadyumu'na taşındı, mücadele. Tribünler tıka basa doluydu. Skor ise Ajax'ın lehine olacaktı: 5-0!

Johan Cruyff'un açıklanan cezasının iki gün sonrası, 13 Kasım 1966. Ve Çekoslovakya maçının ardından geçen bir ay, 7 Aralık 1966. Cruyff ve Ajax için hareketli geçen 30 gün sonunda ortaya çıkan, Liverpool zaferi.

Total Futbol'un temeli 1915 yılında atılmıştı, asıl değerini 1960'ların sonu ve 1970'lerin hemen başında bulsa da. Ama.. İkinci doğumun sancısı, Cruyff'un Doğu Alman hakem Rudi Glockner'e salladığı iddia edilen tekmeydi belki de. Öylesine hızlı geçti ki; 1966 yılının o Eylül ile Kasım ayları arasındaki süreç, 6 Aralık 1966'da tam anlamıyla bir ''Büyük Patlama'' yaşandı. Etkisi ise hâlâ sürüyor. Ve devam da edecek...

3 yorum:

erdersson dedi ki...

hocam geceleri çalışıyorsun maşallah.mesaiye kalmışsın:))
ben bu barca futbolunu pek sevmem.(daha ne istiyorsun be adam diye denilebilir.ama tempo hız önemlidir) daha öncede yazdım.çok pas yapıyorlar.ve tempo düşüyor.ben manu futboluna hayranım.bu hız konusunda ibrahim altınsayda gayet güzel bir yazı yazmış radikalde.brezilya yorumuna katılmasamda genel olarak katılıyorum ibrahim altınsaya.yani bu sene biraz fenere benziyeceğiz anlaşılan.aragonesli fenerde çok pas yapan bir takımdı.tobol önündeki gs da bol bol pas yaptı.yani ben tobol önünde bırakın hızlı hucumu hızlı hücüm düşüncesinde bile olmadı gs.yani hatalı pas yapabilirsin dikine paslarda.ama dikine pas atan olmadı ne yazikki bu maçta.yani gs her halde bu sene barca gibi önce kendi arasında kendi yarı sahasında pas yapmaya başlayacak.sonra ileriye gidecek.gs dan fazla ümidim yok.belki ikinci maç biraz daha tempo yapar.ibrahim altınsayın yazısı:
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=945365&Yazar=%DDBRAH%DDM%20ALTINSAY&Date=18.07.2009&CategoryID=103

sembolist dedi ki...

Eray kardeş,yine ufuk açıcı ve 'futbol' kavramı adına bilinesi renkleri yazmışsın.Ajax'ı ilk olarak Davidsi,Seedorflu kadrosuyla Kluvert'in son dakika golüyle kazandıklrı Şamp.Ligi kupasını aldıklarında tanıdım.Ve yıllarc makine düzeninde çok sayıda ''sisteme adptasyonda sorun çıkarmayan'' futbolcu ihraç ettiler.Ve bu ekoldeki hiç bir futbolcu sorun çıkaran sisteme muhalif futbolcu olmadı.
Erderson'a katılmıyorum.Barcelona'nın yavaş oynadğı tespiti anlık(maçın belli anlarında) bir tespittir.Şöyle bir durum var..Barca pasa dayalı total futbolu herkese karşı(manu-chelse-real) oynayablirken,Manu ''hızlı'' diye tarif edeilen futbolu büyük takımlara karşı oyanayamıyor.
saygılar.

SozenE. dedi ki...

Erdersson,

Elimde olmayan nedenlerden dolayı ancak gece yarısından itibaren kalabiliyorum mesaiye. Bu yüzden, zaman zaman, gelen yorumlara da geri dönüş yapamıyorum. Senin nezdinde katkıda bulunan herkesten özür dilerim, bu anlamda.

Konuya dönelim. Galatasaray, Ajax ve Barcelona üçgeninde hareket etmek adına hazırlamamıştım aslında bu yazıyı. Güncel konuların başında gelince Total Futbol, sanırım anlam kayması yaşanabiliyor. :) Ajax'ın 1966 yılında Liverpool'u 5-1 mağlup ettiği karşılaşma, üst düzey bir futbol hikâyesidir. Bu yazı da, o maç öncesindeki 30 günü anlatmaktadır yalnızca.

Barcelona, Brezilya ve Manchester United başlıklarını daha geniş bir zamanda konuşabiliriz. (Ama zatan bir giriş yapmıştık diye hatırlıyorum.)

***

Sembolist,

Teşekkür ederim.

Ajax, çok sayıda ''pilot takım'' ile çalışıyor. Hollanda ve Belçika'nın yanı sıra Brezilya, Çin, Güney Afrika ve ABD'de olmak üzere toplam 10 kulüp. Sanırım, bu anlamda, Ajax'ın önünde olan bir organizasyon daha yoktur.

Yukarıda ismini saydığın üç oyuncunun da (Kluivert, Davids ve Seedorf), Surinam asıllı olmaları, tesadüf olarak algılanamaz sanırım.

1970'lerin başında tohumları atılan ve kısa süre içerisinde çıktılarını veren proje, 1990'lı yıllarda jenerasyonumuza keyifli anlar yaşatmıştı. Fenerbahçe'yi bırakıp Milan'ı, Ajax'ı tutan arkadaşlarım vardı benim mesela. Bir dönem gerileme evresi yaşadılar. Ama geriye bakıp aynı sistemi uygulamaya devam edince, yine başardılar bir seviyeye gelmeyi.

Barcelona ve Manchester United ise, dediğim gibi... :)

Sevgiler,

Eray.