26 Temmuz 2009 Pazar

2001-2008: Unutulmayan 10 Çifte İmza



Türkiye'nin 1960'ların hemen başında tanıştığı bir transfer geleneğidir, bir takımın iki yıldızının birden farklı kulübe geçiş yapması.

1959 senesinde Beşiktaş'ta başlayan ortaklarını dört yıl sonra Fenerbahçe'de devam ettiren Şenol Birol ile Birol Pekel, son derece sancılı ve tartışmalı gerçekleşen transfer sonrasında Fenerbahçe' de başarılı sezonlar yaşamışlardı. ''Şenol Birol Gol'' tekerlemesinin sahipleri, ülkemiz adına çığır açmış olmalılar bu anlamda. Türk Futbolu'nun Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş ekseninden çıkması ile birlikte ise, bu tip ikililerin geçiş noktaları Gaziantepspor ya da Gençlerbirliği gibi takımlar olmaya başlıyordu. 1999-2000 Sezonu'nda Fenerbahçe'nin Gaziantepspor ile yaptığı anlaşma, söz konusu başlığın altını tek başına doldurabilir aslında.

Yükselen değer Gaziantepspor'un başarılı oyuncuları Yaw Preko ve Samuel Johnson, üç büyük kulübün kıskacına alınmışlardı. (Transferdeki ana isim, Samuel Johnson'dı ama.) Fenerbahçe, Johnson ile anlaşma noktasına geldiğinde Galatasaray'ın da gündeminde yer alan Yaw Preko'yu kadrosuna katması, o sıralar yoğun şekilde tartışılmıştı. Sonra... Preko, bir sezon kalabildi Fenerbahçe'de. Ülkemizde Yozgatspor ve tekrar Gaziantepspor'da oynadıktan sonra İsveç'in Halmstads BK ile Suudi Arabistan'ın Al-Ettifaq takımlarında forma giydi. 2007'de Vietnam'a geçiş yaptı. Samuel Johnson, Fenerbahçe'deki ilk sezonunda Galatasaray'a attığı gol sayesinde 2003 yılına dek İstanbul'da kaldı. Preko gibi, Gaziantepspor yaptığı dönüşün ardından Kayserispor'da futbola veda etti.

Trabzonspor'un Arveladze harekâtı ise, diğerlerinden ayrılan bir plan çerçevesinde ilerlemişti. 1993 yılında Gürcistan'ın Dinamo Tiflis takımından transfer edilen ikiz kardeşler Shota ve Archil, kısa süre içerisinde tüm ülkenin sevgisini kazanıyorlardı. Trabzonspor'la ilk sezonunda harika işler çıkardıktan sonra Dinamo Tiflis'e dönen Shota'nın dönüşü bu yüzden oldukça kısa sürecekti. Trabzonspor Tarihi'nin en iyi isimlerinden biri oldu, Shota. 1993 ve 1997 yılları arasında kardeşi Archil'in Trabzon'da biraz daha fazla kalmasını sağlayacak kadar iyi hem de. Trabzonspor'un ardından Ajax, Glasgow Rangers ve AZ Alkmaar gibi büyük kulüplerde oynadıktan sonra iki sezon önce Levante forması ile veda etti futbola.

{Galatasaray'ın bu başlıktaki en güncel denemesi ise, 2007-08 Sezonu'nda Rot-Weiss Essen'den alınan Barış Özbek ve Serkan Çalık ikilisi. Bu alışverişten zararlı çıktığını söyleyemeyiz Galatasaray'ın. İlgili başlığın diğer tarafında, Emre Belözoğlu ve Okan Buruk ikilisinin Inter macerası bulunuyor.}

Tüm bunların ardından, rotamızı biraz Avrupa'daki benzer örnekleri incelemeye çalışalım. 21. yüzyıl hattında kalarak, çok da fazla uzaklaşmadan.

10. Adam Ljajic & Zoran Tosic, Partizan-Manchester United (2009): Ljajic ve Tosic'in Manchester United'a katılmalarını Mehmet Topal'ın İngiltere transferi üzerinden Mart 2009'da konuşmuştuk. Ferguson, 2007 senesinde Spartak Moskova'dan 7 milyon £ karşılığında kadrosuna kattığı savunmacı Nemanja Vidic'ten memnun kalmış olmalıydı ki; Partizan'ın iki genç yıldızı için toplam 18 milyon £ tutarındaki bonservis bedelini gözden çıkaracaktı. 2008 yılında anlaşmaya varılan iki oyuncudan 22 yaşındaki Zoran Tosic, 2 Ocak 2009 günü Manchester United ile resmî sözleşme imzaladı. Eylül 1991 doğumlu orta saha oyuncusu Adam Ljajic ise, Ocak 2010 itibari ile Kırmızı Şeytanlar'ın formasını giymeye başlayacak. Gösterecekleri performans, arkalarından gelen Sırp gençlerine örnek olabilir.



9. Fabio & Rafael Da Silva, Fluminense-Manchester United (2008): Manchester United ile devam edelim. Böylesi bir başlık altında yalnızca Arveladze ikizlerini anmak, kolaya kaçmak olurdu. Alex Ferguson'ın 2007 yılında anlaşmaya vardığı ve Ocak 2008'de resmî olarak yanına aldığı oyuncular, savunmanın iki ayrı kanadında yer alıyorlar. İkizlerden Rafael, geçtiğimiz sezon sağ bekte gösterdiği performans ile sezonun en değerli genç yıldızları arasına girmeyi başarmıştı. Premier League'de henüz forma giyemeyen Fabio ise, yalnızca iki defa şans bulabildi geçtiğimiz sezon. 19 Nisan 2009 günü Everton ile oynanan FA Cup Yarı Final mücadelesinde ikizler, Manchester United adına ilk defa birlikte görev aldılar. 2008 yaşındahenüz 18 yaşında iken Barbera isimli bir Brezilyalı hanım ile evlenen Fabio'nun parmağındaki yüzük, Ferguson'ın oyuncularını birbirinden ayırmaları sağlayan önemli bir nesne.

8. Arjen Robben & Mateja Kezman, PSV Eindhoven-Chelsea (2004): Şu sıralar ne Robben'in ne de Kezman'ın keyfi yerinde. Real Madrid'de başarılı bir sezon geçirmesine karşın ''Hollandalı'' olduğu için kapının önüne koyulan Robben ve Fenerbahçe'den adeta kovalanarak Paris-Saint Germain'e gönderilen Kezman. Ama bir zamanlar hiç de böyle değildi durumlar. 2000 senesinde 10.5 milyon € karşılığında Partizan'dan PSV Eindhoven'a gelen ve Hollanda'daki dört sezonunda toplam 105 lig golü atan Kezman ile 2002'de Groningen'den transfer edilen Arjen Robben'in PSV'de kurdukları ortaklık, Kezman'ın ''Batman'' lakabının anlam kazanmasını sağlamıştı. Robin'i bulan Kezman'ın takımı PSV, aynı sezon şampiyonluğa ulaşıyordu. 2004-05 Sezonu başında ise ''Batman ve Robben'', toplam 25 milyon €'luk bonservis bedeli ile Chelsea'nin yolunu tutacaklardı. Roman Abramovich'in harcarken düşünmediği zamanlar tabii.

7. Park Ji-Sung & Lee Young-Pyo, Güney Kore-PSV Eindhoven (2003)
: 2002 FIFA Dünya Kupası ev sahiplerinden Güney Kore'nin 4 Haziran günü Polonya'yı 2-0 mağlup etmesi, olağan gelişmelerden biri olarak kabul edilebilirdi. Keza bu maçın altı gün sonrasında ABD önünde alınan 1-1'lik beraberlik de. Ama 14 Haziran'da Park Ji-Sung'un tek golüyle Portekiz'in Kupa dışına itilmesi, kolay kolay karşılaşılamayacak bir sonuçtu.

Guus Hiddink'in öğrencileri, sürprizlerine devam edeceklerdi. Önce İkinci Tur'da Güney Koreli genç kızların sevgilisi Ahn Jung-Hwan'ın altın golü ile İtalya'nın, ardından Çeyrek Final'de seri penaltı vuruşlarının ardından İspanya'nın saf dışı bırakılması, yeni bir Güney Kore destanının yazıldığı haberini veriyordu. Turnuvanın geri kalan bölümünde Almanya ve Türkiye'ye mağlup olan Güney Kore, 2002 FIFA Dünya Kupası'nı 4. olarak tamamladı. Kadrodaki taze yıldızların şansı ise, Guus Hiddink'in turnuva bitimi ile PSV Eindhoven'ın yolunu tutmuş olmasıydı. Hollanda'da müthiş bir gelişim gösteren Park, 2004 yılında Arjen Robben'in ayrılmasının ardından Phillips-Stadion'un en önemli yıldızı olarak Manchester United'a geçiş yapacaktı. PSV sonrası Borussia Dortmund ve Tottenham Hotspur formaları giyen Lee Young-Pyo ise, şu sıralar Al-Hilal için mücadele ediyor.



6. Mathieu Bodmer & Kader Keita, Lille OSC-Lyon (2007)
: Fransa Ligue 1'de yedi sezonluk Lyon hanedanlığını tehdit eden takım sayısı bir elin parmaklarını geçemezdi. 21. yüzyılın ilk bölümünde Lyon'u, Ligue 1'deki diğer ekiplerden ayırdığımızda 2004-05 Sezonu'nda Lille'in ''şampiyon'' olduğunu görebiliriz.

Devam eden yıl Şampiyonlar Ligi'ne katılan Lille, tüm zamanların en ilginç derecesini almış ve altı maç sonunda bir gol atıp yalnızca iki gol yiyerek grup üçüncüsü olarak UEFA Kupası'na geçiş yapmıştı. Lille, o sezon (2005-06) üstün performansına devam ederken Ligue 1'de yine ilk üç sıradaki yerini alıyordu. Şampiyonlar Ligi'ndeydi, Lille. Ve bu kez daha da iyiydi. Şampiyonlar Ligi'ndeki sıradışı performansını sürdüren Fransız takımı, ilk beş maçta bir galibiyet alabildiği grup aşamasının son maçında Milan'ı deplasmanda Odemwingie ve Kader Keita'nın golleriyle yenerek üst tura çıkmayı başarıyordu. Manchester United, Lille'in daha fazla ileri gitmesine izin vermese de takımın iki yıldızı Bodmer ve Keita'nın Lyon'a transferleri için önlerinde herhangi bir engel yoktu. İki oyuncu toplam 25 milyon € karşılığında Lyon forması giyeceklerdi. Lyon'un kendisine rakip olacak takımları yok etme stratejilerilerinden biri, Bodmer ve Keita hamlesi.

5. Gianluca Zambrotta & Ronaldinho, Barcelona-Milan (2008): Serie-A'daki 2006 Skandalı'nın ardından Lilian Thuram ile birlikte Juventus'u bırakarak Barcelona'ya geçen Gianluca Zambrotta, iki sezonluk La Liga kariyeri boyunca beklentilerin altında kalmıştı. 2007-08 Sezonu'nda hayalkırıklığı yaratan takımın parçalarından biriydi, İtalyan savunmacı. Frank Rijkaard ile yolların ayrılmasından hemen sonra köklü değişikliklere giden Barcelona'da gözden çıkarıldı. Ama ilk kalemde silinen isim, Brezilyalı yıldız Ronaldinho olacaktı. Manchester City'nin yoğun ısrarlarına karşın Zambrotta ile birlikte Milan'a transfer oldu, Ronaldinho. Henüz yeni takımının formasını giymeden kendisini Clarence Seedorf'un ''10 numara kavgası'' içerisinde bulan Brezilyalı, ayrıldığı Barcelona'nın gösterdiği performans ile de derin yara aldı. Evet, kötüydü Ronaldinho. Ama kariyerinin darbe almasının en önemli nedenlerinden biri, sezonu üç kupa ile kapatan Barcelona oldu. Zambrotta ve Ronaldinho, iyi bir ''çifte imza'' idi. En azından kâğıt üzerinde.

4. Gianluigi Buffon & Lilian Thuram, Parma-Juventus (2001): Parma'nın Avrupa Kupaları'nda fırtına gibi estiği kadronun en önemli parçalarındandı, Buffon ve Thuram ikilisi. Henüz 17 yaşında iken başladığı Parma kariyerinin dördüncü sezonunda UEFA Kupası Şampiyonluğu yaşayan Buffon, yıldızlarla dolu Parma'da yaşından beklenmeyecek olgunlukta performanslar göstererek kısa süre içerisinde en iyiler arasına girmeyi başardı. Lilian Thuram, 1996 yılından Monaco'dan transfer olduğu Parma ile futbol yaşantısının altın günlerini deneyimlerken 2000'lerin hemen başındaki malî krizden etkilenen kulübün dökülen yapraklarından biri oldu. Satışa çıkarılan yıldızlar teker teker büyük kulüplere geçerlerken Thuram, genç takım arkadaşı Buffon ile birlikte Juventus'un yolunu tutuyordu. Torino'daki ilk iki sezonlarında Serie-A'nın zirvesine çıkan Thuram ve Buffon, 2004 senesinde yanlarına eski takımdaşları Fabio Cannavaro'yu aldıklarında ise tüm zamanların en sağlam savunma hatlarından birini oluşturacaklardı. Thuram, 2006 yılında Barcelona'ya geçiş yaptı. 2001'de Delle Alpi'ye gelen Buffon, şimdilerde bir Juventus efsanesi.



3. Ricardo Carvalho & Paulo Ferreira, Porto-Chelsea (2004): 1954-55 Sezonu'ndaki son şampiyonluğun üzerinden geçen 50 yıl, Roman Abramovich'in gözünü karartmak için yeterli bir nedendi. 2004-05 Sezonu'nda Porto ile UEFA Kupası ve UEFA Şampiyonlar Ligi'nde mutlu sona ulaşarak efsane menajerler arasını hızlı bir giriş yapan Portekizli Jose Mourinho'yu göreve getirdi, Rus işadamı. Gerisi ile de Mourinho ilgilendi. Kulübün Hollanda bağlantısı ile PSV Eindhoven'dan gelen Arjen Robben ve Mateja Kezman'ın yanı sıra, Porto'dan eski öğrencileri Ricardo Carvalho ve Paulo Ferreira'yı da kadrosuna katan Portekizli teknik adam, Chelsea'nin bu iki oyuncu için ödediği yaklaşık 35 milyon £'un gereksiz olmadığını aynı sezon içerisindeki Premier League şampiyonluğu ile gösterecekti. Şampiyon olmaksızın geçilen 50 seneden sonra art arda iki defa zirveye çıkan Chelsea'de Ricardo Carvalho, tüm kıtanın en iyi savunma oyuncuları arasına iddialı bir giriş yaparken Ferreira, kariyerine ''görev adamı'' olarak devam etti.

2. Daniel Alves & Seydou Keita, Sevilla-Barcelona (2008): Sevilla'nın ortalama bir İspanyol takımından Avrupa Kupaları'nda zirveye oynayan üst düzey bir ekibe evrilmesi sürecinin en önemli parçaları arasında yer alıyordu, Brezilyalı Daniel Alves. 2002'de Bahia takımından transfer olduğu Sevilla'da altı sezon içerisinde 1 Copa Del Rey, 2 UEFA Kupası, 1 UEFA Süper Kupa ve 1 İspanya Süper Kupası şampiyonlukları yaşayarak değerine değer katan Alves, Temmuz 2008'de 29+6 milyon € karşılığında Barcelona'ya geçerek tüm zamanların en pahalı sağ kanat savunmacısı olmayı başardı. 2007-08 Sezonu'nda Sevilla forması ile müthiş bir çizgi yakalayan Seydou Keita da takım arkadaşını takip etti. İki oyuncu, Barcelona'nın ''The Treble'' yaparak kapattığı sezonun kilit isimlerinden oldular. Barcelona, harcadığı 50 milyon €'nun karşılığını almış olmalı.

1. Javier Mascherano & Carlos Tevez, Corinthians-West Ham United (2006): Arjantinli bu ikili olmasa, başlık anlamsızlaşırdı hiç kuşkusuz. Mascherano ve Tevez'in 2005 yılından bu yana attıklar her adım şaibeli, tartışmalı. 2005 senesinde Boca Juniors'tan Corinthians'a geçerek tabuları yıkan Tevez, Brezilya kulübünde gösterdiği başarı ile Güney Amerika'daki şöhretini daha ileri taşımış ve muhtemel bir Avrupa transferi için piyasa değerini arttırmıştı.

River Plate çıkışlı Javier Mascherano'nun Corinthians kariyeri ise, o denli keyifli olmayacaktı. Dizindeki stres kırığından dolayı Brezilya'da pek forma şansı bulamayan Mascherano, transfer döneminde masada yer alan Real Madrid ve Barcelona gibi kulüplere rağmen, Carlos Tevez ile birlikte, West Ham United'a geçince tüm futbol piyasasını şaşkınlığa uğratmıştı. Çok konuşuldu, çeşitli yorumlar yapıldı bu transfer hakkında. 2007 senesinde, Media Sports Investments kontrolünde bulunan iki oyuncudan Tevez, Manchester United'a geçiş yaptı. Mascherano ise Liverpool'a. Geçtiğimiz haftalarda Manchester United'dan ayrılarak Manchester City'ye transfer olan Tevez'in serüveni, yine dedikodular ile dolu oldu. Diğer Arjantinli Mascherano, Liverpool'dan ayrılarak Barcelona'ya gitmek istiyor. Şimdilik zor gibi görünüyor, ama zaten bu kadar uzun süre sakin kalmaları da garip değil miydi?



2009-10 Sezonu öncesini değerlendirerek toparlamaya çalışalım.

Ülkemizde Fenerbahçe -Tevez ve Mascherano gibi sansasyonel olmasa da- Corinthians'dan iki oyuncu birden transfer ederek başlıyor sezona: Cristian Oliveira ve Andre Santos.

Serie-A'da Genoa'dan Diego Milito ve Thiago Motta'yı alan Inter, iki oyuncu karşılığında Robert Aquafresca, Leonardo Bonucci ve Francesco Bolzoni'yi gözden çıkarırken Hernan Crespo, Inter'den Genoa'ya transfer olan bir diğer isim oldu. Inter, şimdilerde Zlatan Ibrahimovic'e karşılık olarak Barcelona'dan Samuel Eto'o ve Aliaksandr Hleb'i almak üzere. Fransa'da yeni sezona şampiyonluk parolası ile başlayan Lyon'un Porto'dan kadrosuna kattığı Lisandro Lopez ve Aly Cissokho, harcanan miktar bağlamında listenin orta sıralarında kendilerine yer bulabilirler.

Tottenham Hotspur'ın Sheffield United'dan transfer ettiği genç oyuncular Kyle Noughton (20) ve Kyle Walker (19), önümüzdeki sezonlar için izlenilmesi gereken isimler arasına gireceklerdir. Liste her an güncellenebilir. İz bırakan olacak mı, bakacağız.

10 yorum:

Chao Grey dedi ki...

"Lyon'un kendisine rakip olacak takımları yok etme stratejilerilerinden biri, Bodmer ve Keita hamlesi."

Verilen 25 milyon dolarla çok yetenekli gençler ya da kendisini kanıtlamış kaliteli isimler alabilirdi Lille. Son derece normal ve düzgün bir hamle bu. "Yok etme stratejisi" tanımınıza katılmıyorum. Kasaya giren büyük miktardaki para yok etmeye değil, takımı daha ileri yerlere taşımaya yarar. Bu parayı yanlış kullanırsanız o başka tabii ki.

pclion dedi ki...

Bazen aynı zamanda aynı şeyleri düşünüyormuşuz gibi geliyor Eray. Ben de benzer bir yazı taslağı hazırlamıştım, "Paket Transferler" adı altında. :)

Dediğin gibi, ülke sınırları içinde Fenerbahçe'nin çok başvurduğu bir yöntem, transfer şovu kültürünün de bir payının olduğunu düşünüyorum bunda. Yazdıklarına ek olarak Ogün-Abdullah'ı da katabiliriz. Onlar da paket transfer olarak gelmişlerdi...

csyasoo dedi ki...

Hocam yazı güzel olmuş teşekkürler.

Birde 9.başlığın sonlarında

-2008 yaşında iken Barbera isimli

diye yazmışsın

SozenE. dedi ki...

Selamlar Çağrı,

Öncelikle, hitapta sorun olmaz umarım.

Kötü niyetle yazmamıştım. Aslına bakılırsa, doğru da bir hamle. Almanya'da Bayern Münih'in sıkça başvurduğu tarzdır bu. Lyon, hem ekonomik hem de sportif anlamda güçlü olduğu için Bayern'in Bundesliga'da yaptığını Ligue 1'de uyguluyor.

Ortadaki 25 milyon €'dan bağımsız konuşabiliriz. Lille, çok iyi bir sezon geçirmesine karşın, üst düzey iki oyuncusunu elinde tutamıyor. Çünkü; Lyon, çok güçlü. ''Ayağınızı denk alın, yok ederim sizi.'' der gibi, amiyâne tabiri ile. Lyon'a yergi yok yani, bilakis övgü olarak bile değerlendirilebilir.

Anlatabildim mi tam olarak, bilemiyorum. Ama çok farklı düşünmüyoruz sanırım.

Eray.

SozenE. dedi ki...

Uğur,

Evet. Birkaç defa daha olmuştu sanırım. :)

Fenerbahçe'nin yapmak istediği, az önce verdiğimiz Lyon ve Bayern Münih örneklerinin bir simülasyonu. Transfer veya güç gösterisi amaç. Ama onlar kadar yalnız değiller. O yüzden, gerçekleştirmeleri daha zor oluyor.

Ogün ve Abdullah da paket hâlinde gelmişlerdi. Ama 1999 yılına kadar uzanmamız gerekiyor. Fazla geriye gidersek, eksikler çıkabilir ortaya.

***

csyasoo,

Teşekkür ederim, hem düzeltme hem de iltifatınız için.

''2008 yaşında henüz 18 yaşında iken...'' olacaktı tabii. :)

Eray.

Chao Grey dedi ki...

Eray, hitapta sorun yok :)

Teşekkür ederim açıklamaların için. Lyon'un eski gücüydü o. Birkaç sezondur çok büyük hatalar yapılıyor maalesef. Bunları yazacağım büyük ihtimalle, konuyu toparlayayım da.

gayin-sin.net dedi ki...

Eray selam.

İkili ve çoklu transferlere birkaç örnek daha var Türkiye'den.

Aynı takımdan mı geldiler bilmiyorum bilmiyorum ama Tarık Hodzic ve Mirza Sejdic vardı Galatasaray'da aynı anda transfer edilen.

Sonra Samsunspor'dan aynı 1987'de birlikte transfer edilen Savaş Demiral-Tanju Çolak ikilisi.

Fenerbahçe 1988 yazında Sakaryaspor'dan tam dört futbolcu transfer etmişti: Oğuz Çetin, Turhan Sofular, Aykut Kocaman, diğeri de Serdar olmalı yanlış hatırlamıyorsam.

Keza Galatasaray'da aynı anda transfer edilen bir diğer ikili de Filipescu-Ilie oldu.

Aslında daha da vardır, ama kurcalamak gerek.

Sevgilerimle.

Melih Şabanoğlu

Northx dedi ki...

Çok güzel bir araştırma olmuş, bir gün bu yazının üçlü olanını ele alırsan süper efsanevi Spehar, Horvath ve Mpenza transferini de unutmazsın diye umuyorum.

Bir ufak düzeltme,

"Tevez, Brezilya kulübünde gösterdiği başarı ile Güney Afrika'daki şöhretini daha ileri taşımış..."

Kıtalar karışmış sanırım.

Seyyid Ali dedi ki...

Galatasarayın hatırladığım yerli ikilileri 2007-2008 sezonunda rotweiss essenden barış ve serkan, 93-94 sezonunda KSKdan cihat arslan ve yusuf tepekule transferidir.

csyasoo dedi ki...

Hocam yine olmamoş galiba

'2008 yaşındahenüz 18 yaşında'


2008 yılında heniz 18 yaşında iken olsa daha güzel olur bence:)