27 Temmuz 2009 Pazartesi

Kaptan Arda Turan ve Tarihten Örnekler



Galatasaray'da sezonun en önemli gündem maddelerinden biri, Arda Turan'ın 10 numaralı forma ile birlikte birinci kaptanlığa getirilmesi.

Galatasaray altyapısından çıkışı, profesyonel takım kariyeri, kiralık olarak forma giydiği Manisaspor'da gösterdiği performans, Euro 2008'deki liderliği ve en sonunda yalnızca 22 yaşında iken Galatasaray Kaptanlığı'na kadar yükselmesi, Arda Turan ve de Türkiye adına kesinlikle yepyeni bir serüven. Bu anlamda, kendisini takip eden herkesin farklı yorumları olabilir. Söz konusu kategoriye Galatasaray Kulübü Başkanı Adnan Polat'ı bile ekleyebiliriz: ''Önümüzdeki 10 sezon için takımı Arda Turan'ın üzerine kuracağız.'' Dolayısıyla, karar vermek kolay değil. Arda'nın üzerine fazlaca yük bindiğini söylemek de mümkün, arkadan gelecek yeni nesle örnek olacağını düşünmek de.

Galatasaray'ın yeni 10 numarası ile ilgili kişisel görüşlerimizi son bölüme saklayalım biz. Ve birtakım seçenekler çıkaralım ortaya. Öyle ya, ''Arda Turan, kaptanlığın getireceği sorumluluğun altında ezilecektir.'', ''Kaptanlığa getirilmesinin ardından Avrupa'ya transferi de tamamen kapanmış oldu.'' ya da ''Kaptanlık, çok yakışacak kendisine. Altyapıdan çıkan diğer oyuncular da kendilerinin böylesi bir fırsata sahip olabileceklerini bilerek çalışacaklar artık.'' görüşlerinin herhangi birini tamamen yok saymak olası değil ilk etapta. Bu yüzden, geçmişe dönelim. Var mı benzer örnekler, bakalım. Sonuna geldiğimizde, karşılaştıralım. Bir bakıma... Altını dolduralım yukarıdaki tezlerin.

Konumuz Avrupalı kulüpler. Kaptanlık, gelenek ve büyük kulüp olmak... Üç başlığın bir arada olduğu belli kulüpler var kıtada. Bunların başında Liverpool geliyor hiç kuşkusuz. Ajax ve Barcelona'yı da unutmamak gerekir. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak Liverpool üzerinden çıkalım yola. Zira; 1892 yılında kurulan kulübün yakın tarihinde iki önemli tecrübe bulunuyor bu konuda.

2002 yılında Gerard Houllier'nin geçirdiği by-pass ameliyatından dolayı takımın başında olamaması sonucu; İstanbul'a Liverpool'un geçici menajeri olarak gelen yardımcı antrenör Phil Thompson, 1981-82 Sezonu'na Liverpool kaptanı unvanı ile başlamıştı. 1979 yılında, 12 sezon formasını giydiği Liverpool'dan ayrılarak Wolverhampton Wanderers'ın yolunu tutan Emlyn Hughes'un ardından bu mertebeye yükselmişti, Thompson. Bob Paisley'nin Liverpoolu'nda savunmadaki performansı ile efsaneler arasına giren Thompson, kaptan olarak mücadele ettiği henüz ilk sezonda kulübün 13. Lig Şampiyonluğu'nu yaşayan takım kadrosunda bulunurken takip eden 1980-81 Sezonu'nda tarihe geçiyordu.

Ligi, Şampiyon Aston Villa'nın dokuz puan gerisinde beşinci basamakta bitiren Liverpool'un teselli bulacağı başarıları vardı o sezon. Mart 1981'de League Cup Finali'nde West Ham United ile karşılaştı, Liverpool. Wembley Stadyumu'nda Alan Kennedy ve Ray Stewart'ın golleri, şampiyonun tekrar maçının ardından belirleneceğini ilân etti. 1 Nisan 1981 günü, Villa Park'a çıkan iki takımdan Liverpool, karşılaşmayı Alan Hansen ve Kenny Dalglish'in golleri ile 2-1 kazanırken rakibine ancak Paul Goddard ile cevap verebilen West Ham United, Liverpool'un tarihindeki ilk League Cup Şampiyonluğu'na en yakından tanıklık ediyordu. Ve Kupa, Phil Thompson'ın elleri arasında yükseliyordu göklere.

1981 yılının Nisan ayında Liverpool Kaptanı olarak League Cup'ı kaldıran Thompson, yalnızca 36 gün sonra Paris'e geldiğinde çok daha büyük bir ''yük'' ile karşılacaktı. 27 Mayıs 1981, Liverpool'un ikinci defa Şampiyon Kulüpler Şampiyonu olduğu gündü çünkü. Alan Kennedy'nin tek golü, Parc des Princes'de Liverpool'a galibiyeti getirirken Phil Thompson'ın da ''Kupakaldıran'' unvanına sahip olmasını sağlıyordu.

Liverpool ile toplam 477 karşılaşmaya çıkan unutulmaz savunmacı, 7 Nisan 1979 günü takımının Anfield Road'da Arsenal'i Jimmy Case, Kenny Dalglish ve Terry McDarmott'ın goleriyle 3-0 mağlup ettiği maçta ilk defa Liverpool kaptanı olarak sahadaki yerini almıştı. 1954 yılında Liverpool kentinde dünyaya gelen ve henüz 17 yaşında iken kızıl formayı giymeye başlayan biri için, hiç kuşkusuz, çok önemli bir hatıra olmalıydı bu. ''Menajerimiz kararını bana açıkladığında, inanamadım. Hayatımdaki en büyük amaç, bir gün Liverpool Kaptanı olmaktı. Ve şimdi bu hâyâlim, gerçekleşiyor.'' Tüm ömrünü Liverpool taraftarı olarak yaşayan bir insan adına, dediğimiz gibi, önemliydi. Ama işler, hep böyle devam etmeyecekti.

1981-82 Sezonu'nda ciddi bir düşüş içerisine girdi, Liverpool. 1981 yılının sonuna gelindiğinde, yalnızca altı ay önce kazanılan başarılar sanki uzak birer rûya gibiydi adeta. 26 Aralık günü, Anfield Road'da Manchester City'ye 3-1 yenildi Liverpool. Ve lig sıralamasında 12. basamağa kadar geriledi. Bob Paisley, karar vermek durumundaydı. Radikal bir karar, mutlu günlere geri dönebilmek için. Phil Thompson, çocukluk hâyâlini dolu dolu yaşamıştı. Manchester City mağlubiyetinin hemen ardından Paisley, kaptanlık görevini Thompson'dan alarak İskoç Graeme Souness'a verdi. Thompson, ilk anda bu çok tartışılan kararı, kabul etmeyecekti. Ama Paisley, pazubandının Thompson'a gereğinden fazla bir sorumluluk yüklediğini düşünüyordu.

Yaşanılan tüm bu olayların hemen sonrasında, 2 Ocak 1982 günü, Vetch Field'de Swensea'ya konuk olan Liverpool, FA Cup 3. Tur mücadelesinde sezonun en iyi performansını göstererek sahadan Alan Hansen, Ian Rush (2) ve Mark Lawrenson'ın golleriyle 4-0 galip ayrıldı. Bu galibiyet ile birlikte müthiş bir seri yakalayan Liverpool, devam eden programdaki 11 maçta yenilgi yüzü görmeyecekti. Öyle ki; bu sekansta League Cup performansına karşılık olarak Final sonucu da gelmişti. 13 Mart 1982 günü ise Final'de Tottenham Hotspur önüne çıkan Liverpool, Wembley'den uzatmalar sonrasında 3-1 galip ayrılarak Graeme Souness kaptanlığındaki ilk kupasını kazanıyordu.

Ama... Dahası da vardı. Eylül 1981'de Liverpool, en büyük efsanesi Bill Shankly'nin vefatı ile sarsılmış ve ligde de başarısız sonuçlar almıştı. Aralık ayında 12. basamakta yer alan Kızıllar, Mayıs'a gelindiğinde ise zirveye kimselere bırakmayacaklardı. Souness'ın ellerinde yükselen şampiyonluk kupası ve Phil Thompson'ın İngiltere forması ile 1982 FIFA Dünya Kupası'nda gösterdiği performans... Bob Paisley'nin kararı, bir şekilde, haklı hâle gelmişti adeta.

Bu örneği cebimize koyalım ve olayı bir de Bob Paisley ile Phil Thompson'dan dinleyelim.

''Swensea ile oynanacak FA Cup mücadelesi öncesinde, kaptanlık görevini Phil Thompson'dan alarak Graeme Souness'a verme kararım, birçok kişi için şaşırtıcı olabilirdi. Alınması zor bir karardı; çünkü Thompson, kulübümüz için çok değerli bir kaptan olmuştu. Ama bu kararın nedenleri vardı tabii.''

''Kaptanlık bazubandının Phil'in oyun konsantrasyonunu bozduğunu ve O'nun takıma liderlik etme konusunda ekstra sorumluluk almak zorundaymış gibi düşündüğünü hissetmiştim.'' diyordu 12 Ocak 1982 günü, Paisley. ''Kendisi ile konuştuğumda, Phil, bana böyle bir durumun olmadığını söyledi. Ama ben öyle olduğuna inanıyordum. Phil, tam bir profesyonel gibi kararı kabul etti. Ve ben kesinlikle, bu durumun uzun vadede Phil için de yararlı olacağına ikna oldum. Aynı durum, Souness özelinde de geçerli. Gelişimine devam edecek ve üst düzey bir orta saha oyuncusu olacaktır.''

Yıllar sonra, Liverpool'da benzer bir hikâye daha yaşandı. 2003-04 Sezonu'na Liverpool Kaptanı olarak başlayan Finlandiyalı savunmacı Sami Hyypia, Ekim 2003'te görevini altyapı mahsülü Steven Gerrard'a devrediyordu. Bu açıdan bakıldığında, ülkemizdeki Ayhan Akman ve Arda Turan örneğine biraz daha yakın sayılabiliriz aslında.

''Bu durumdan memnun olduğumu söyleyemem tabii ki. Ama şu an için rahatım, artık kaptan olmadığım fikrine alışıyorum.'' diyordu, Houllier'nin kararının hemen ardından Hyypia. ''Kaptanlık pazubandını takmadığım için, kendimi daha kötü bir oyuncu olarak hissetmiyorum. Aslına bakılırsa, ortada dramatize edilecek bir durum da yok. Bu konuda herhangi bir görüş bildiremem. Çünkü; bu, menajerin kararı ve ben de kendisine saygı gösteriyorum. Kaptanlık görevi, Steven Gerrard'ı bir seviye daha yukarı taşıyacaktır. O, önünde parlak bir gelecek olan, kaliteli ve genç bir İngiliz futbolcu. Sezona yaptığımız başlangıçtan dolayı mutlu değilim. Daha iyi olmalıyız, başaracağız. Ve bunun için kaptanın değişmesi yararlı olacaksa, bu iyi bir karardır.''

2003-04 Sezonu içerisinde kaptanlığa getirilen Steven Gerrard, bir sonraki yıl 17 numaralı formasını çıkararak yoluna 8 numara ile devam etti. (Arda Turan özelinde bir benzerlik daha.) Ne demiştik, Phil Thompson'ın Sami Hyypia ve Steven Gerrard arasındaki kaptanlık değişimini incelediği sözlerle sürdürelim sohbetimizi.

''Gururlu bir insansanız, ki Sami'nin öyle olduğunu biliyorum, böylesi bir kararı kabul etmek çok zor oluyor. Ama O, aynı zamanda, çok da iyi profesyonel. Bu konu ile tamamen ben ilgilendim ve Sami'ye benim başımdan geçen olayları anlattım.'' şeklinde başlıyordu Thompson yorumlarına. ''Kaptanlığı kaybettiğimde, liderin 18 puan arkasında ve 12. sırada bulunuyorduk. Ama sezon sonunda bunun üstesinden gelmeyi ve şampiyon olmayı başardık. Kaptanlık öncesi, 10 üzerinden ancak 5 alabilecek performansım, sezonun devamında neredeyse 10'a kadar çıktı...''

''...Diğer yandan, çok üzgündüm. Bu karar için, O'na minnettâr olduğumu söyleyemem. Bob Paisley, durumu bana açıkladığında odanın ne hâle geldiğini kafanızda tasarlayabilirsiniz. Ama zamanla; tüm bunların nedenlerinin, nasıl yapıldığının ve ortaya çıkan sonuçların farkına varıyorsunuz. Yaşananlar, Sami'nin en büyük yardımcısı olacaktır. Biz, kaptanlık görevinin kendisine getirdiği ağırlığı hafifletmek istedik. Tüm savunma oyuncuları ile yaptığım gibi, O'nunla da defalarca konuştum. Ve Sami'nin oyuna konsantre olmaya ihtiyaç duyduğunu hissettim. Aramıza katıldığından beri, kendisinin en büyük özelliği, her şartta belli bir standardı sağlama yeteneği oldu. Menajerle fikir alışverişinde bulunduk. Ve Sami'nin sahaya her zaman %100'ünü vereceği konusunda anlaştık. Dolayısıyla, bu doğru bir karardı.''

Liverpool özelindeki hikâyemiz böyle. Phil Thompson, 1979 ila 1981 yılları arasında Liverpool Kaptanı olarak birçok önemli başarıda pay sahibi oldu. Ardından bu göreve lâyık görülen Graeme Souness, kulüp tarihinin unutulmaz figürlerinden birine dönüştü. (Futbolculuğu döneminde tabii.) Thompson, kaptanlığı kaybettikten sonra da sürdürdü Liverpool'daki başarılı kariyerini. Tıpkı, Finlandiyalı Sami Hyypia gibi. Gerard Houllier'nin 2003 yılında kaptanlık bazubandını teslim ettiği Steven Gerrard, o günden sonra sürekli seviye atladı. (Buradaki istisna, Chelsea'nin müthiş teklifi ile kafasının karışması olabilir.) Hyypia, Liverpool efsanesine dönüşürken Gerrard da Avrupa'nın en iyi orta saha oyuncularından biri olmayı başardı. Ayhan Akman ve Arda Turan'ı bu kategoriye koyabiliriz, hiç düşünmeden. Benzer bir son hâyal ederek.

Dönelim yine Türkiye'ye. ''Önümüzdeki 10 sezon için takımı Arda Turan'ın üzerine kuracağız.'' açıklamasının hemen ardından kaptanlığa getirilen Arda Turan. Avrupa hedefini hiç gelmeyecek bir tarihe mi erteledi? Belki evet, belki de hayır. Var mı örnek, bakalım. Kesin bir yargıya varmak doğru değil yine.

Bir zamanlar, Atletico Madrid'in genç yıldızı olan Fernando Torres! Henüz 11 yaşında iken kulüp kapısından içeri giren İspanyol forvet, Vicente Calderon Stadyumu'ndaki maçlarda top toplayacılık yapmış mıydı, bilinmez; ama 2003 yılında sağ bek Carlos Aguilera Marin'den kaptanlık pazubandını aldığında yalnızca 19 yaşındaydı. Real Madrid efsanesi Raul'ün gözden kaçırılmasından dolayı uzun süre eleştirilen Atletico Madrid Altyapısı'nın göz bebeği, yepyeni bir ikon olabilirdi Vicente Calderon'da. 2003 ila 2007 yılları arasında Atletico Madrid Kaptanı unvanı ile mücadele etti. Muhtemelen, üzerine takım kurulması fikirleri de vardı. Ama Torres, 2007 yılında Liverpool'a transfer oldu. Şimdilerde, kıtanın en iyi forvet oyuncular arasında yer alıyor.

Liverpool ve Atletico Madrid'den bahsetmişken, Barcelona'yı es geçmek olmaz. Carles Puyol. Xavi Hernandez. Victor Valdes. Andres Iniesta. Barcelona'daki kaptanlık hiyerarşisi bu şekilde. Dört oyuncu da altyapı ürünü. Ve Galatasary gibi altyapısı ile yaşayan bir kulüp adına harika bir örnek. Arda Turan'ın kaptanlığı, bu anlamda, arkadan gelen Galatasaraylılara ilham kaynağı olmalı. Uğur Uçar, Sabri Sarıoğlu, Serdar Eylik, Aydın Yılmaz, Semih Kaya ve Murat Akça özelinde Galatasaraylı
tüm genç futbolculara.

Tüm bunların ardından; Arda Turan'ın kolunda kaptanlık bandı ile çıktığı ilk maçtaki görüntüsü, gelecek adına umut verdi. Duruşu, takımı sahiplenişi ve olgun futbolu, hanesine yazdırdığı artılar. Gelecekle ilgili, futbol dünyasındaki örnekler, yukarıda. Tüm hikâyelerden çeşitli sonuçlar çıkarılabilir.

Biz, Galatasaray'ın altyapısından çıkardığı Kaptan'ın keyfini sürelim. En azından şimdilik.

2 yorum:

gerisi önemli değil... dedi ki...

benim bildiğim turgay şeren 19 yaşında takım kaptanı olmuş. yanılıyor olabilirim. keza tugay da 22-23 de kaptan olmuştu. ta ki bu yükü kaldıramadığı anlaşıldığında kaptanlık elinden alınana kadar. bülent de çok genç yaşta kaptan oldu. tugay ile beraber bandı vermişlerdi ona. öyle hatırlıyorum en azından.

yani arda ilk örnek değil galatarasayımız için.

Koray Gök dedi ki...

o pazubandı zamanında lincolne takarak ne kadar büyük hata yaptılarsa,Arda Turan'a takarak o kadar büyük ''iş'' yaptılar.