16 Ağustos 2009 Pazar

Galatasaray v Denizlispor: 4-1



Denizlispor karşısında rotasyon vardı Galatasaray'da.

Geçtiğimiz hafta Gaziantepspor deplasmanında kazanan takımın defans dörtlüsü tamamen değişmişti. Leo Franco'nun önündeki merkez ikilide Emre Güngör ile Emre Aşık oynayacaktı. Kanat savunucuları, Uğur Uçar ve Volkan Yaman. Frank Rijkaard'ın elinde bulunan 18-20 oyuncuyu birden formda tutma hamlesi, orta sahada da devam ediyordu. Mustafa Sarp ve Arda Turan'ın arasında Barış Özbek vardı. İleri üçlünün sağında Kader Keita, solunda Harry Kewell ve merkezde Milan Baros. Galatasaray, alternatif kadrosunda da ''ideal'' oyunculara sahipti. Gösteriyordu Rijkaard, bu gerçeği bir kez daha.

Oyuna başlayan Galatasaray oldu. Arda Turan, santrada Milan Baros'la birlikte pozisyon almıştı. Kader Keita ve Harry Kewell kanatlarda. 4-3-3 dizilişi ile başlıyordu Galatasaray. Bunu kanıksamak, dürtü hâline getirmek önemli. Oyunun ilk dakikasından itibaren sahadaki dağılışa baktığımızda Galatasaray'ın her geçen hafta gerçekleştirmek istenilen hedefleri, daha iyi yapmaya başladığını görebiliyorduk. Dörtlü savunmanın hemen önündeki üçlü: Mustafa Sarp, Barış Özbek ve Arda Turan. Takım içerisinde olması gereken pas koordinasyonu, tam olarak bu bölgeden doğuyor.

Açalım söylemek istediklerimizi. Gaziantepspor maçındaki istatistiklere göz atabiliriz bu anlamda. Leo Franco, geçtiğimiz hafta 18 defa başladığı oyunda tercihini 3 kez Servet Çetin'den yana kullanmıştı. {Sabri Sarıoğlu ve Gökhan Zan ile de 3'er kere.} Servet'in topu servis etmesinden sürdürelim yolculuğumuzu. 24 isabetli pasın 11'i Hakan Balta'ya gitmişti Servet'ten yana. Hakan Balta'yı takip eden oyuncunun 3 pas ile Aydın Yılmaz olduğunu hatırlatırsak, Galatasaray'ın savunmadan hücuma gidiş yolunu daha iyi anlayabiliriz. Devam edelim. Hakan Balta'nın en fazla pas yaptığı oyuncu Ayhan Akman (8). Ayhan'ın tercihi ise 15 pas ile Arda Turan. Burada bir ''es'' verelim.



Ve Ayhan Akman ile Arda Turan'ın Gaziantepspor maçındaki pas dağılımları üzerine eğilelim.

Ayhan Akman, takımın ayağında en fazla süre ile top tutan oyuncusuydu. 72 defa topla buluşup 03:08 içerisinde toplam 58 isabetli pas yapmıştı, Gaziantep deplasmanında. Bu 58 pasın 15'i Arda Turan'a gitti. Geri kalan 43 pastan 30'u ise beş oyuncu özelinde eşit olarak paylaşıldı: Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan, Hakan Balta, Mustafa Sarp ve Harry Kewell. Benzer görüntü, 71 defa topla buluşarak 02:25 sekansında 45 isabetli pas yapan Arda Turan için de geçerli olmuştu. Ayhan ile 12 kez paslaşan Arda, diğer 12 pası Aydın Yılmaz ve Harry Kewell'a eşit olarak gönderiyordu.

Denizlispor karşılaşması ile bağlayalım. Galatasaray, orta sahadaki yapılanması ile farklı bir görüntü sergilemek istiyor. Bir ip gibi diziliyor, bu bölgedeki üçlü. Mustafa Sarp ile Arda Turan'ın arasında Barış Özbek. Göz kararı 25-30 metrelik bir alandan bahsediyoruz. Barış Özbek'in görevi mühim. Daha büyük fotoğrafta Ayhan Akman'ın tabii. Bu yüzden, 18 numaranın üzerinde nispeten fazla duruyoruz. Mustafa Sarp, savunma ve orta saha arasındaki ilişkiyi mutlu kılma görevi ile sahada iken Barış Özbek'in üçgeni tamamlayıp Arda Turan'ı hücuma çıkarması gerekiyor. Biraz karışık gibi, açalım.

Üçgenin sol üst köşesini Mustafa Sarp olarak düşünelim. Devam eden tepe noktasını Barış Özbek (Ayhan Akman). Ve bize en yakın olan kısmını Arda Turan. Galatasaray'ın hücuma çıkışlarında orta sahadaki görüntüsü bu şekilde. Top, Leo Franco'da iken ip şeklinde dizilen üçlüden Barış Özbek, topun stoperlere gelmesi ile bu doğrultudan ayrılarak üç köşeli bir orta saha dizilişini getiriyor meydana. Daha önemlisi, her oyuncu da (özellikle Mustafa Sarp) müthiş bir özveri ile bağlı kalmaya çalışıyor bu düzene. Bahsettiğimiz diziliş ve hatta sistemin uzun ömürlü olabilmesi adına da bu üçlünün mıknatıs etkisi ile devam etmesi gerekiyor zaten. Aralarında bir bağ varmış gibi. Galatasaray'ın orta sahada oluşturduğu bu üçgen, rakip takımın kalbindeki oyuncuların da ağın içerisine düşmesine neden olacak ilerleyen dönemlerde.



Galatasaray, topu ayağında tutup rakibi koşturmasına karşın Denizlispor buldu ilk golü. Ve aslında Gaziantepspor maçında olduğu gibi, takım savunması bir kez daha arıza yaptı.

''Savunma görevleri konusunda Johan'ın en titiz olduğu nokta, daima bir oyuncu fazla olmamız gerektiğidir.'' diyor Johan Cruyff'un Ajaxı'nda savunmanın sağını kontrol etmek ile görevli olan Ronald Spelbos. ''Top bizdeyse ve beklenmeyen şekilde topu kaptırırsak, hemen topu geri almalı ya da -bu nerede ve nasıl olduğuna bağlı- koruduğumuz bölgelere dönmeliyiz. Defans olarak görevimiz atağa kalktığımızda başlar. Bu, tamamen bir konsantrasyon meselesidir. 90 dakika boyunca birini durdurmanın zorluğunu hafife alırsınız. Ama konsantrasyonun en zor olduğu anı bilir misiniz? Topun bizde olduğu zaman.''

Frank Rijkaard, tüm kariyeri boyunca etkilendiği en önemli iki isimden biri olan Johan Cruyff'un Ajax'taki sistemini oturtmaya çalışıyor olmalı Galatasaray'a. Bire bir örtüşen ve zamanla sayısı giderek artacak olan çok sayıda örnek var bu konuda. Hiç kuşkusuz, buradaki savunma görevleri de öyle. Barış Özbek, Denizlispor yarı sahasını topla geçerken oldukça kritik bir bölgede kayıp yaptı. O sırada ilerideki dörtlü Harry Kewell, Arda Turan (o sırada hücum üçlüsünün solundaydı), Kader Keita ve Milan Baros ile birlikte forvete destek verme adına atağa katılan Uğur Uçar da rakip sahada kaldı. Barış Özbek'i de dahil edersek, 6 (altı) oyuncu!

Kademe kademe gelişti gol. Orta sahanın solunda topu kapan Murat Hacıoğlu, ters topla sağ açıktaki Ibrahima Bangoura'yı gördüğünde üç kişi kalan Galatasaray savunması, Gaziantepspor deplasmanındaki kadar başarılı olamadı. Gaziantep'te skor 2-1'ken yine sol taraftan sağ açığa gönderilen ters bir topta Hakan Balta, savunmadaki arkadaşları Servet Çetin ve Gökhan Zan'ın da kendisini tamamlamasıyla çok kritik bir müdahalede bulunmuştu. O pozisyonda savunma üçlüsünün aralarındaki mesafe, ders niteliğindeydi adeta. Oysa, Denizlispor maçında tamamen farklı gelişti bu senaryo. Volkan Yaman, sağ kanattaki oyuncuyu çok yavaş karşıladı. Uğur Uçar ve Barış Özbek, görev yerlerine oldukça geç döndüler. Emre Güngör ile Emre Aşık da Volkan Yaman'ı tamamlayamadılar. Son derece açık kaldı üçlünün aralarındaki mesafe. Rakip yarı sahadaki diğer dört oyuncunun katkısıyla bir ''takım savunması'' hatasından gol yedi, Galatasaray.



Galatasaray adına denemeler vardı sahada. Kader Keita ise, kendi özelinde oynuyordu ilk yarıda. Geçtiğimiz hafta, 28 defa topla buluşmasına karşın 63 kez topa dokunan Hakan Balta kadar haşır neşir olmuştu meşin yuvarlakla, Kader Keita. Bu bir işaretti mutlaka. Denizlispor maçının ilk yarısında takımın dengesini bozacak kadar tutuyordu topu ayağında.

Devre arasından hemen önde Harry Kewell'ın penaltı vuruşundan attığı gol, skora dengeyi getirmişti. Ama mutlaka ikinci yarıda bambaşka bir Galatasaray olacaktı sahada.

Beş resmî maç; Tobol, Maccabi Netanya ve Gaziantepspor ile oynanan. Kazakistan'daki ilk Tobol karşılaşmasında soyunma odasına 1-0 yenik giden Galatasaray, ikinci yarıda 1-0'lık üstünlük sağlayarak sahadan beraberlikle ayrılmıştı. Rövanş maçının ilk devresinden gol sesi çıkmasa da rakibini 2-0 mağlup etmişti, Galatasaray. Maccabi Netanya eşleşmesindeki birinci karşılaşmada ikinci devresi 1-1 başlayan maç, 4-1 sona ererken İstanbul'da oluşan 6-0'lık skorda 4 gol, 45. dakikadan sonra geliyordu. Toplamda, maçların ikinci yarılarını 10-0 galip kapatan bir Galatasaray vardı ortada. Gaziantep deplasmanında erken alınan skor avantajı, ikinci devreyi 1-1'lik beraberlikle geçilmesine sebep oluyordu belki de.

Tüm bu rakamların toplamında Galatasaray'dan bir Frank Rijkaard hamlesi daha beklemek yanlış olmazdı. {Barcelona'nın istatistiklerine baktıklarını ve FR zamanında geri düşülen maçlarda takımın sahadan beraberlik ya da mağlubiyetle ayrıldığını iddia edenlerin mutlaka bu akşam bir yerlerde programları vardır. Üzerine düşünsünler.} Öyle de oldu zaten. İyi girdi ikinci yarıya Galatasaray. Ve 15 dakika boyunca, net bir 4-2-4 oynadı. Arda Turan, çoğu zaman Harry Kewell ile Milan Baros arasına girdi. Zaman zaman da Milan Baros ile Kader Keita arasındaki boşluğa. Türkiye'nin büyük bölümünde Shabani Nonda beklentisi olmalıydı. Ama Arda Turan, Nonda'nın fonksiyonunu sağlıyordu. İşte, tam da bu yüzden bir sistem oturuyordu Galatasaray'da. Sistem vardı, isimler değil.



Galatasaray, üstünlük golünü yine bir duran toptan buldu. Harry Kewell'ın olmadığı maçlarda köşe vuruşlarını kullanan Arda Turan, ceza sahası içerisinde de etkili olabileceğini gösterdi.

Golün ardından Arda Turan, sezon başından bu yana alışkın olduğumuz pozisyonuna geri dönüyordu. Mustafa Sarp, maçın ilk dakikasından itibaren sergilediği iyi performansına devam ederken Kader Keita da kendi yeteneklerini takım oyununa enjekte etmeye başlıyordu. Solosunu en uygun zamanda yaptı. Takım arkadaşlarının da içerisinde olduğu bir fikirle. Devamında penaltı kararı çıktı. Harry Kewell da üzerine düşeni gerçekleştirdi. {67. dakikadaki bu golden bir veya iki dakika önce, Volkan Yaman'ın yerine oyuna giren Hakan Balta, Galatasaray savunmasında yaptığı ters kademe ile bir kez daha takımını ayakta tutuyordu.}

Galatasaray kariyerinde aldığı süreler 26', 45' ve 55' şeklinde çoğalan Kader Keita, Denizlispor karşısında 90 dakika sahada kaldı. {Albert Roca Pujol'un üzerine titrediği Harry Kewell da görev yaptığı dakikaları arttırmayı başladı.} Skoru 4-1'e getiren gol, Galatasaray'ın sezon içerisinde üstün oynadığı dakikalarda neleri gerçekleştirebileceğini gösterebilmesi açısından önemliydi. Sağ çizgide yapılan bir baskı ve ardından Kader Keita ile Milan Baros'un rakip savunmayı tek adamla yakalaması. Gol kadar mühimdi bu pozisyonun gözlerimizin önüne serilmesi. Son dakikalarda Aydın Yılmaz'ın pasında kaleci ile yalnız kalan Milan Baros'un durumu da öyle.

Frank Rijkaard, tek kişilik dev performansına Denizlispor karşısında devam etti. 14-1! Ama kabul etmek gerekir ki; yardımcı oyuncular da oldukça iyi. Ve hepsi birden formda. Sahi... İkinci yarılar, 90 dakika mı olsa?

12 yorum:

halk dedi ki...

ikinci yarıda rakip kaleler hep eski açık tarafında olsun.amin.
o ilk yarım saatte keita ve uğur'u izlemekte ayrı bir keyifti tabi.ama biz 14'üz onlar 1, ikinci yarılar bizim.

nusret dedi ki...

"67. dakikadaki bu golden bir veya iki dakika önce, Volkan Yaman'ın yerine oyuna giren Hakan Balta, Galatasaray savunmasında yaptığı ters kademe ile bir kez daha takımını ayakta tutuyordu."

Eray,

Hakan Balta,59.dakikadaki golden önce oyuna girmişti.

67.dakikadaki golden önce oyuna giren,Ayhan Akman'dı.

İkinci yarılardaki "14-1" performansı çok etkileyici,elbette.

İkinci yarıların son 15 dakikalık bölümünde de skor ne olursa olsun oyun iştahının üst seviyede olması,Galatasaray'ın son 15 dakikalarda da çokça gol atacağının göstergesidir.Dün,son 15dakikada gol gelmese de...

SozenE. dedi ki...

Nusret,

Oysaki, özellikle '','' koymuştum. =)

''67. dakikadaki golden bir veya iki dakika önce...'' dedikten sonra, ''Volkan Yaman'ın yerine oyuna giren Hakan Balta'' diye devam ettim. Hakan Balta'yı niteleme amacındaydım yani, ''Volkan Yaman'ın oyuna giren'' sıfatı ile.

Bunun dışında; dün gecenin güzel sonuçlarından biri, son dakikaya kadar takımın oyundan kalması oldu.

Sevgiler,

Eray.

nusret dedi ki...

Eray,

Yanlış anladığımı fark ettim :)

Ben de Eray böyle bir yanlış yapmaz demiştim :)

Özür dilerim.

SozenE. dedi ki...

Nusret,

Olur mu öyle şey. Estağfurullah. :)

Eray.

Can dedi ki...

Yine güzel bir analiz olmuş. Ellerine sağlık.
Katılmadığım noktalar yok değil. Öncelikle kesinlikle katıldığım nokta Rijkaard'ın Arda'yı öndeki 3'lüye sokması kısmı. Dün doğru bir hareketti; zira rakibin hücum etmek gibi bir düşüncesi yoktu ve sıkıntıya yol açmadı. Ancak bu tercihteki temel etken oyunun oynanış biçimini oturtamayışımız bence.
Anlattığın tarzda bir orta 3'lü oyunu yerine daha bölgeye yığılarak oynayan bir oyun tarzını benimseyeceğini düşünüyorum Rijkaard'ın. Kendi maç yazımda uzun uzun yazdım; kısaca söylemek gerekirse, kullanılan bölgeye yakın oyuncuların çok pas yapması iyi gibi gözüksede aslında aksayan bir duruma işaret bence. Pas opsiyonlarının, yakın bölge oyuncuları ile sınırlı kalmaması, takımın o bölgede kümelenmesi gerekmekte. Bu durum zaten oyun alanının boyu sıkıntısını kökten çözmekte. Ön ve arka blogda oynayan oyuncuların bu bölgeye yaklaşması tam olarakta sahanın etkin bir biçimde enine kullanılmasına izin verecektir. Bu bir zaman işi olduğundan şu an için beklemeliyiz tabii ki.
Dün dikkatimi çeken iki nokta ise, Arda ve Uğur. Arda bu pozisyonda oynamayı sürdürdüğü sürece, geri koşularını mutlak suretle arttırmalı. Orta sahaya aşırı yük biniyor takımın boyunun hala uzun oluşundan dolayı. Uğur ise geri koşularda baya sıkıntılı; aradan geçen zamanı düşünürsek yine de iyi ama. Yakın zamanda tam kapasite olacaktır. Dahası Hakan girdikten sonra, kenarlardan pozisyon dahi vermedi Galatasaray. Defansif anlamda Uğur'un hem Keita'ya göre hareket ederek hücuma çıkması, hemde oynadığı bölge oyunu arkasında beklediği ismin çok önünde. Bir an önce tam kapasiteye ulaşması en büyük dileğim.
Bunlar da benim naçizane görüşlerim. Teşekkür ederim :)

Adsız dedi ki...

Harika analizler, muhteşem yorum. Teşekkürler..

bahad1r dedi ki...

Yazıyı okuyuca izlediğim maç, bu mu dedim :) Volkan bir daha şans bulacak mı takımda onuda merakla bekliyorum.

cingibi dedi ki...

bu maçtada görüldüki galatasarayın asıl eksiği hakan baltayı yedekleyecek oyuncu diğre konumlarda yetrince admımız var ama volkan yaman ve alparslan hkadir baltanın mevkisi için yeterli görünmüyorlar
volkanın performansı kewelli ve dolayısıyla tüm takımı etkiledi

Erdem Karakuş dedi ki...

Benim bir eleştirim olacak bu yazıyla ilgili. Hatta bu eleştiri diğer yazılar ve bloglar için de geçerli olacaktır.

Yazının içinde "analiz" amacıyla yazılan o kadar detayın detayı şeyler var ki, insan bir zaman sonra hep aynı şeyleri okur gibi oluyor, ve de bu insanın içindeki okuma isteğini yok ediyor. Blogları ilk takip etmeye başladığım zaman bu ayrıntılar çok hoşuma giderken, yazıları okumak heyecan verirken, şimdi ise bir yerden sonra yazıyı okuyamıyorum, detayların içinde boğuluyorum.

Blog yazarlarına sürekli kendilerini tekrar etmeden yaratıcı olmalarını tavsiye ediyorum. Futbolun sadece teknik/taktik varyasyonlarından ibaret olmadığını, işin içinde okumak ve yazmak gibi edebiyata ait terimler olduğunu, yani blog tutarak yaptıklarının aslında bir sanat olduğunu farketmelerini bekliyorum.

Ve buna benzer bir örnek de gördüğümü düşünüyorum, Melih Şabanoğlu.

Bilimum blogları takip etmeye çalışan birisi olarak düşüncem budur, kolay gelsin herkese.

SozenE. dedi ki...

Erdem Bey Selamlar,

Böylesi bir eleştirinin yapılması çok hoşuma gitti açıkçası; çünkü bahsettikleriniz, bu blogun çıkış noktası.

Yalnızca analiz değil amaç. Sürekli takip ettiğiniz bir site mi burası, bilemiyorum; ancak şu an yorum bırakıyor olduğumuz platformun en büyük gayesi, Türkçe ve uzantısı olarak edebî dil. Aksi takdirde, ''Bugün Galatasaray 4-3-3 oynadı. Harikaydı. Tribüne girdim. Yeni beste süperdi.'' demek zor olmasa gerek.

Bu sitede herhangi bir yazının ilk cümlesine başladıktan sonra, sona ne zaman geldiğinizin farkına bile varmamışsanız; yazar, başarıya ulaşmıştır. ''Bu satırları oluşturan adam, futbolu gerçekten iyi biliyor. Bizim görmediğimiz detayları nasıl da yakalamış!'' düşüncesinden daha önemlidir kendi adıma. Bahsettiğiniz blog yazarları arasında, tüm bunlara en fazla dikkat eden insanlardan biri olduğumu sanıyorum. Genel fotoğraftaki eleştiriniz bu anlamda beni mutlu etti.

Bir de Melih Şabanoğlu. Kendisi ile yıllardır bu konu üzerinde konuşuruz. Benimle iletişime geçmesi ve öğrenci-öğretmen ilişkisini oturtması da sanıyorum bahsettiğiniz fotoğrafın dışında yer almaktan dolayı olmuştur. Yoksa, dediğim gibi, buraya her gün bir ''post'' bırakmak ve işin ziyaretçi tarafını düşünmek olurdu esas amaç. Futbolun, daha genel başlıkta, sporun sanat olduğunu, 7 veya 8 yaşından beri iddia eden bir insanım. Ve bir gün bu konuda söz hakkı bulursam; en büyük emelim, spor kültürünü yaygınlaştırmak olacaktır. Tabii, doğru bir Türkçe ile. O yüzden, blog tutmaya başlamadan evvel 15 maddelik yazım klavuzundaki her unsuru uygulama yolunu tercih ettim.

Tüm bunların ardından, teşekkür ediyorum tekrar. Zira, tüm bloglarda olması gereken bu. Hemfikiriz.

Sevgiler,

Eray Sözen.

Taylan Özgür Topçuoğlu dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş :)




http://yetenekavcisi.blogspot.com/2009/08/elanonun-galatasaraydaki-ilk-frikik.html

Elano'nun Galatasaray'daki ilk golü...