21 Ağustos 2009 Cuma

Galatasaray v Levadia Tallinn: 5-0



Levadia Tallinn maçına pas yaparak ve hızlı düşünerek başlamak istediklerini söylüyordu Johan Neeskens, karşılaşma sonrası kendisine yöneltilen mikrofonlara. Aslında tüm sezon boyunca Galatasaray'ın şifrelerinden biri olacaktı bu fikir. Ancak diğer yandan, rakip özelinde oluşan beklentilerin ışığında en doğru olan yoldu, pas yapmak ve yine diğer pas için pozisyon almak.

Nasıl bir takım ile karşılaşacağını bilemiyordu belki de Galatasaray. Elde bulunan flu bilgiler, Estonya Milli Takımı'nın yakın zamanda Türkiye ve Brezilya ile oynadığı karşılaşmalardan çıkarılabilirdi ancak. 15 Ekim 2008 günü Tallinn'de Estonya önüne çıkan Türkiye, son derece sert bir ekiple yüzleşmek durumunda kalmış ve pozisyona girmekte zorlandığı mücadeleden golsüz beraberlikle ayrılmıştı. Estonya Futbolu adına önemli bir zaferdi bu. 12 Ağustos 2009 günü, bir benzerini daha yaşayabilirlerdi. Tallinn'de Brezilya ile karşılaştılar. Luis Fabiano'nun tek golü, Sambacılara galibiyeti getirdi. Ama Estonya, yine sert futbolu ile dikkatleri çekti üzerine.

Levadia Tallinn özelinde tüm ön izlemeler, Estonya Milli Takımı bağlantısından yapılıyordu. Bunun dışında bilinen bir gerçek daha vardı. Levadia Tallinn, liginde oldukça dominant bir takımdı. Meistrliiga'da son beş sezonun dördünde mutlu sona ulaşan Levadia, 2009 yılında da üç maç eksiğine karşın üç puan farkla zirvede bulunuyordu. Avrupa'daki göze batan performans ise, UEFA Kupası 2006-07 Sezonu'nda gelmişti. Ön Eleme Turları'nda Haka ve Twente takımlarını geçtikten sonra Newcastle United'a ecel terleri döktürmüştü, Levadia Tallinn. Tüm bunların toplamında Estonya temsilcisinin Galatasaray karşısındaki en büyük kozu, göstereceği sertlik olabilirdi.

Galatasaray tarafında yine farklılıklar söz konusuydu. Denizlispor önündeki savunma dörtlüsü tamamen değişmişti. Leo Franco'nun önündeki merkez ikilide Gökhan Zan ile Servet Çetin oynayacaktı. Kanat savunucuları, Sabri Sarıoğlu ve Hakan Balta. Orta sahada Mustafa Sarp ve Arda Turan'ın arasında Ayhan Akman vardı. İleri üçlünün sağında Kader Keita, solunda Aydın Yılmaz ve merkezde Milan Baros.

Levadia Tallinn'in maçın hemen başında göstereceği muhtemel reaksiyonu minimize edebilme adına ön alanda pas yaparak girdi karşılaşmaya Galatasaray. Arda Turan, Milan Baros, Ayhan Akman, Hakan Balta, Mustafa Sarp, Sabri Sarıoğlu, Mustafa Sarp, Servet Çetin, Ayhan Akman, Hakan Balta ve Arda Turan. Arka arkaya tam 10 pas. Maçın ilk dakikası içerisinde. Aslında bu durum, bir açıdan çok önemli. Santrada ile başlayan pas trafiği, merkezdeki Ayhan Akman'dan sol kanat savunucusu Hakan Balta'ya, ardından Ayhan Akman'ın arkasında bulunan Mustafa Sarp'tan sağ kanat savuncusu Sabri Sarıoğlu'na, oradan yine merkeze, savunmaya ve en sonunda Ayhan Akman üzerinden hücumun soluna dek uzanıyordu.



Galatasaray, sahayı dikine değil enine kullanarak başlamıştı. Ve hücumun sağı hariç, çok kısa bir süre içerisinde, sahanın hemen hemen tamamı kullanılmıştı Frank Rijkaard ile Johan Neeskens'in Galatasarayı tarafından.

10 pasta ceza sahasına giren takım, Arda Turan'ın top kaybının hemen ardından sadık kaldı ana fikrine. Ayhan Akman, ön alanda gerekli olan baskıyı yaptı. Hakan Balta'ya kazandırdı topu. Beşinci pastaki hata sonrasında, bu defa 17 paslık bir seri başladı. 44 saniye içerisinde 17 pas. Kader Keita'nın sağ çaprazdaki sürpriz şutu ile sona erdi bu sekans. Johan Neeskens'in maç sonrasında anlatacaklarının sahaya yansımasıydı aslında tüm bunlar. Top sahip oluyordu, Galatasaray. Rakibinin sertlik göstermesine bile izin vermiyordu böylece. Hızlı oynuyordu çünkü. Çabuk düşünüyordu.

Maça yapılan iyi başlangıç, Galatasaray'a seçme şansı vermişti. Takım boyu oldukça kısaydı. Topla birlikte kurulan baskı, Levadia Tallinn'i kendi yarı sahasına hapsetmek adına yeterli sayılırdı. Servet Çetin ve Gökhan Zan, orta yuvarlağa kadar çıkarmıştı Galatasaray savunmasını. İlk 20 dakikadaki bu görüntü, maçtaki ilk golün oluşmasını da sağlayacaktı aslında. Levadia Tallinn'in kullandığı taç atışında Servet Çetin, ilk hamleyi yaparak topu rakip ceza sahasına gönderdiğinde yalnızca Gökhan Zan kalmıştı Galatasaray yarı sahasında. Takımın boyunun kısalması ile Ayhan Akman ve Arda Turan, ileri üçlünün arasına girmişti. Ve Kader Keita, ev sahibi adına perdeyi açarken gol bölgesinde beş Galatasaraylı bulunuyordu.



2009-10 Sezonu'nda Levadia Tallinn maçına dek resmî karşılaşmalarda 20 gol üreten Galatasaray, 22. golüne duran top organizasyonu üzerinden ulaşacaktı. Kader Keita'nın serbest vuruştan attığı gol, takımın yeni sezondaki repertuvarının ne kadar geniş olduğunu gösteriyordu bir bakıma.

Yalnızca duran toplar değil. Galatasaray, Frank Rijkaard ve ekibi ile birlikte taç atışlarında bile pozisyon üreten bir takım hâline dönüştü. Bu başlık altındaki formülün ne olduğundan ''Yalnız Futbol'' programında da bahsedilmişti. Galatasaray, TSL'de sezonun ilk maçında kazandığı 36 taş atışının 35'ini Hakan Balta ve Sabri Sarıoğlu ile kullanıyordu. Denizlispor karşılaşmasının birinci yarısında ise, bu fikrini unutan bir Galatasaray vardı. Harry Kewell, Kader Keita, Arda Turan ve Milan Baros dahil olmuştu listeye. Bu durum, ancak ikinci yarının hemen başında değiştirilecekti. 46. dakika ile birlikte Galatasaray'ın kenardan kazandığı topları, Uğur Uçar ile Volkan Yaman sokuyordu oyuna.

Frank Rijkaard'ın antrenmanlarda taç atışları ile ilgili çalışmalar yaptığı bilinen bir gerçek. Levadia Tallinn karşısında takımın maç boyu kullandığı 20 taç atışının Hakan Balta (11) ve Sabri Sarıoğlu (9) arasında paylaştırılması sürpriz değil bu anlamda. Ancak tıpkı duran toplarda olduğu gibi kenardan oyuna sokulan toplarda da Galatasaray'ın uyguladığı bir model var. Kanat savunucuları takımın daha ileri kalması adına baş rolü alıyorlar bu modelde. Denizlispor karşılaşmasında Uğur Uçar, Levadia Tallinn maçında ise Sabri Sarıoğlu. Bir üçgen kuruluyor, pozisyon eğer rakip ceza sahasının paralelinde ise. Tepe noktasında bek oyuncusu, yakın köşede orta saha ve en uçta Kader Keita. {Görüntüler üzerinden daha net anlaşılacaktır elbette.}



İlk yarıdaki 2-0'lık üstünlüğün ardından ikinci devreye de benzer bir yapı ile başladı Galatasaray. Rakipten kazanılan top, sol kanat savuncusu Hakan Balta üzerinden önce Arda Turan ve sonra da Aydın Yılmaz'a kadar uzandı. Üç pas ile rakip ceza sahasına girmişti bile Galatasaray.

Oyunun hemen hemen tamamı da Levadia Tallinn yarı sahasında oynanacaktı bu dakikadan sonra. Milan Baros'un penaltı vuruşundan bulduğu gol, moral kazanması adına önemli. Denizlispor karşılaşmasına ilk 11'de başlayan oyuncular arasında -Leo Franco'dan sonra- en az süre ile ayağında top tutan Baros'un bu istatistiği, Levadia Tallinn maçı ile de devam etti. Her şeye rağmen, penaltı pozisyonundan önce Arda Turan'ın pası ve gol sonrasında sırtı dönük aldığı topla kaleye yönelmesi önemliydi. Sistemin önemli unsurlarından biri, Milan Baros.

70. dakikada Galatasaray adına önemli bir oyuncu değişikliği yaşandı. Elano Blumer, dahil oldu oyuna. Milan Baros geldi kenara. Elano transferi ile birlikte, Galatasaray'ın hangi diziliş ile mücadele edeceği hep merak konusu olmuştu. Çeşitli platformlarda sürekli aynı fikri savumuştuk. Kader Keita, Harry Kewell, Milan Baros, Arda Turan, Elano Blumer. Hatta Ayhan Akman. Bu oyuncular, sürekli devimin hâlinde olacak isimlerdi. Açıkçası, kimin nerede oynayacağı belli olmayacaktı Galatasaray'da. Ve istenen de buydu zaten. Elano, sahaya adımını atar atmaz Arda Turan'ın yanına gitti. O dakikadan itibaren önce Arda Turan, sonra Harry Kewell ve zaman zaman da Elano üstlendi, kenara gelen Milan Baros'un görevini.



Galatasaray'ın sezon boyunca en büyük kozu olacak söz konusu durum. Müthiş bir çeşitlilik bu. Üstesinden gelinirse, devrim niteliğinde bir futbol fikri. Türkiye'nin alışık olmadığı cinsten.

Köşe vuruşu, penaltı, kafa vuruşu, sol ayak, sağ ayak. Devam edelim. Asisti kafa vuruşu olan gol, boş kale, ceza sahası dışı. Çok sayıda ''farklı'' gol geldi yeni sezonda Galatasaray'dan. Dördüncü gol de hiç fena sayılmazdı. Ayhan Akman, Hakan Balta ve Harry Kewell üçgeninden bir gol çıktı. Sol kanat organizasyonu ve gol öncesinde Harry Kewell'ın topsuz koşusu, skora yapılan katkının altındaki önemli mesajlardı. Hakan Balta'nın hücuma çıktığı anlarda etkili olabileceği de görülüyordu bu pozisyonda. Beşinci gol ise, her ne kadar rakibin ters vuruşu ile sonuçlansa da, kıymetli. Maccabi Netanya maçında Aydın Yılmaz'ın Kader Keita'ya attırdığı golün kopyası. Sol kanattan sağ kanada ters pas. Galatasaray sisteminin bünyesinde bulundurduğu bir nitelik. {Levadia oyuncusu topa müdahale etmeseydi, Keita son vuruşu ile nihayete erdirecekti pozisyonu.}

Galatasaray, bir defa daha gösterdi 2009-10 ve sonraki sezonlarda yapabileceklerini. Rakibin zayıf olması veya olmaması değil önem arz eden. Sistemine sadık kalan bir ekip, Galatasaray. Önemli olan da bu.

{Not: Frank Rijkaard ve Johan Neeskens'in takımı, 36 dakika ve 47 saniye boyunca tuttu topu ayağında. 743 topta yalnızca 75 defa hatalı pas yaptı. Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan, Servet Çetin ve Hakan Balta'nın hücuma çıkışlarındaki ana fikir korundu. Ayhan Akman, bilgisayar seviyesinde oynamaya devam etti. Kader Keita'nın takım arkadaşlarından aldığı pasların dağılımı da Galatasaray'ın ne kadar düzenli bir futbol oynadığını gösterdi. Zamanı gelince, uygun ortamlarda konuşulacak tabii tüm bunlar. Şimdilik, bu şekilde kalsın.}

5 yorum:

sembolist dedi ki...

Eray maç yazın beklenmeye değer olmuş yine..Sana sormak istedğim konu Kewel'ın bu sezon sonu bitecek mukavelesnin uztılıp uzatılmaycağı konsundaki tahminlerin nedir?
İnşallah yeni bir 2 yıllık(bence 4 olmalı) mukavele imzalanır..
sayglar..

SozenE. dedi ki...

Sembolist,

Teşekkür ederim.

Harry Kewell konusunda, geçtiğimiz sezondan bu yana aynı düşünüyorum. Kulüp, uzatmak isteyecektir mutlaka. Ama Kewell ayrılacak sanırım. Öyle hissediyorum.

Tabii; gönül ister, kalsın. Bıraksın futbolu Galatasaray forması ile.

Sevgiler,

Eray.

merq-t dedi ki...

çok başarılı bir inceleme olmuş, okuduğum onca yazı arasında doyduğumu hissettiren yazı bu oldu. umarım mayısa kadar avrupa yazılarını okuyabiliriz bol bol..

Can dedi ki...

Harika bir analiz olmuş yine. Ellerine sağlık.
Takımın bu kadar etkin olmasının sebebi rakibin zayıf oluşu değil, oyun biçimi. Zaten kulübenin takıma yerleştirmeye çalıştığı mantık bu. Benim açımdan bu sayıların verdiği en büyük mesaj şu: Doğru pasa kadar devam ediliyor paslaşmaya. Bu şu anlamda önemli; daha önceki yıllarda gereksiz fuzuli toplar atılıyordu defans arkasına. Bunlardan vazgeçiliyor artık. Bu çok büyük bir artı takım için.
Golü bulmak, dahası ikinciyi de bulmak kolaylaştırdı biraz takımın işini.Takımın çok yönlü oluşu bu anlamda bir avantaj. Ancak ilk goldeki gibi ekstra koşular çoğalmalı.Kapalı takımları açma adına daha genişlemeli organizasyon yelpazesi. Taçı çalışan bir takımın bu sorunu halledeceğinden şüphem yok.
Beklentilerin çok üzerinde bir gelişim kaydediyor Galatasaray. Açık söylemek gerekirse ben bu seviyeye bu kadar kısa sürede gelebileceğimizi düşünmüyordum. Hem kulübün, hemde futbolcuların yapısının çok uygun oluşu bu süreci hızlandırdı sanırım. Florya başka bir dünya; oranın suyundan içen bir daha eskisi gibi olamıyor gerçekten.

Jordi Metal dedi ki...

brezilya maçından bakışla bir tümden gelimde ben yapmıştım Lednia'nın oynabileceği futbol üstüne aslında sert ve kapalı oyunları bu yönde umduğum gibi çıktı. Allah'tan sakatlık çıkmadı.


http://hakanbaysal.blogspot.com/2009/08/estonya-brezilya-macndan-galatasaray.html