6 Ağustos 2009 Perşembe

Hollanda, KNVB: Bir Takım ve Beş Fotoğraf



Frank Rijkaard'ın ülkemize gelmesi ile birlikte Total Futbol vurgusu, hemen her yerde karşımıza çıkmakta.

Zaman içerisinde kazandığı anlamın altı boşaltılmaya başlasa da, Futbol Tarihi'nin en önemli kilometre taşlarından biridir, Total Futbol kavramı. Hollanda Futbolu'nun tüm dünyanın beğenisine sunduğu eşsiz bir armağan. Öne çıkan ise, iki isim. Önce Rinus Michels, hemen ardından Johan Cruyff. Hocalarından öğrendiklerini kendilerinden sonraki nesillere aktaran iki futbol dahisi.

18 Temmuz günü, Aralık 1966'daki Büyük Patlama'dan söz etmiştik. 7 Aralık 1966'da, dönemin en formda takımlarından, Liverpool'u 5-1 mağlup ederek futbola dair olan tüm gidişatı değiştiren Ajax kadrosunun öne çıkan ismi, Johan Cruyff olmuştu. Ancak, evveliyat vardı işin içerisinde. İki öykü... Johan Cruyff ve Hollanda Milli Takımı özelinde. Birincisi, henüz 19 yaşında iken Macaristan Milli Takımı'na karşı forma giyen ve ilk milli maçında rakip fileleri havalandıran Johan Cruyff. İkincisi ise, Hollanda forması ile mücadele ettiği ikinci karşılaşmada kırmızı kart görerek oyun dışı kalan Johan Cruyff.

Tüm kariyeri boyunca söyledikleri gündem olan Cruyff efsanesine de böyle bir başlangıç yakışırdı aslında. Yukarıdaki fotoğrafta, Macaristan Milli Takımı'na karşı kariyerindeki ilk milli golünü filelere gönderen Johan Cruyff'u görebilirsiniz: 7 Eylül 1966. Hemen aşağıda ise, Çek Cumhuriyeti maçında Doğu Alman hakem Rudi Glockner tarafından diskalifiye edilen Cruyff'u.



Büyük Patlama hikâyesine geri dönelim. Neler yaşanmıştı o süreç içerisinde, bakalım.

1964-65 Sezonu'nda Ajax A Takımı'na çıkan Johan Cruyff, takımı ile birlikte ilk tam sezonunu geçirdiği 1965-66'da Hollanda Ligi Şampiyonluğu'na ulaşıyordu. 1966 yılının devamı da keyifli geçecekti, Cruyff adına. 7 Eylül 1966 günü Macaristan'a karşı attığı gol ile zirveye çıkmıştı. Hollanda, Cruyff'un ayağından kazandığı gol sonrası elde ettiği 2-0'lık üstünlüğü maç sonuna dek koruyamasa da, o dönemin Macaristan takımı karşısında alınan 2-2'lik beraberlik de hiç fena sayılmazdı. (Daha öncesinde, konuştuğumuz gibi.)

Swart. Cruyff. Keizer. Nuninga. Ajax'ın hücum dörtlüsü, Hollanda Milli Takımı'nın forvet hattında yer alıyordu. Macaristan maçının iki ay sonrasındaki Çekoslavakya karşılaşmasında da değişmeyecekti bu durum. Yine de kötü sürprizler vardı, Hollanda için hazırlanan. Cruyff, gördüğü kırmızı kart dolayısıyla maçı tamamlayamıyordu. Bu arada; hakem Rudi Glockner, sahaya girmek üzere olan taraftarların farkında mıydı, bilinmez; ama karşılaşma sonundaki açıklaması ile maçın önüne geçecekti. Hollanda Futbol Tarihi'nde milli forma altında kırmızı kart gören ilk oyuncu olan Johan Cruyff'un kendisine tekme attığını söylüyordu, Glockner.

Maç görüntüleri arasında Glockner'in bahsettiği gibi bir tekme olmamasına karşın, disiplin komitesinin kararına göre, bir yıl boyunca milli formadan uzak kalacaktı Johan Cruyff. İşte; kırmızı kart gördüğü fotoğraf, yukarıda. Takım arkadaşlarının itirazları, yeterli değil.



1966 yılının ardından Hollanda Milli Takımı, oldukça büyük bir gelişim kaydetti.

Euro 1968, WC 1970 ve Euro 1972 turnuvalarına katılamadıktan sonra, WC 1974'te ''Total Futbol'' efsanesi, gözler önüne seriliyordu. Ama Final'de Johan Neeskens'in penaltı golüne karşın (iki dakika boyunca rakibe top gösterilmeden), ev sahibi Batı Almanya'ya 2-1 kaybedecekti, Hollanda. Euro 1976'da kazanılan üçüncülüğün ardından Arjantin'deki 1978 Dünya Kupası Finali'nde bir kez daha ev sahibine kaybediyorlardı, Portakallar. Neyse ki; 1988 yılında Rinus Michels'in tarihe geçen takımının kazandığı Avrupa Şampiyonluğu özgüven depolayacaktı Hollandalılara.

WC 1990, Euro 1992 (Yarı Final), WC 1994 (Çeyrek Final) ve Euro 1996 (Çeyrek Final). Hollanda, milli takımlar düzeyinde elit seviyeye yükselmişti. Ve artık Fransa'da düzenlenecek FIFA Dünya Kupası'nın favorilerinden biriydi. Seribaşı olarak katıldığı eleme grupları kura çekiminde ise, Belçika, Galler ve San Marino ile birlikte Türkiye'nin rakibi oluyordu. Guus Hiddink yönetimindeki Hollanda, grubun ilk dört maçında Belçika (2), Galler ve San Marino'ya gol yağdırdıktan sonra Bursa'ya gelmiş ve Atatürk Stadı'nda Türkiye karşısına çıkmıştı.

2 Nisan 1997. Türkiye, o günler özelinde, müthiş bir sürprizin altına imza atarken Hakan Şükür'ün 53. dakikadaki golü ile 1-0 mağlup ediyordu Hollanda'yı. Bitime dakikalar kala rakibin kazandığı penaltı vuruşunu değerlendiremeyen Clarence Seedorf ise, Alpay Özalan ile yukarıdaki fotoğrafı veriyordu.

{Dipnotlar: Türkiye, o gece tarihindeki 100. galibiyeti aldıktan dört gün sonra iç sahada Belçika'ya 3-1 kaybederek dev bir fırsatı elinden kaçırmıştı. Belçika'nın siyahî oyuncusu Oliviera'nın kariyer gecesini yaşadığı karşılaşmada Oktay Derelioğlu'nun harika golünü hatırlatmaya gerek var mı, emin değilim. Fransa '98 biletini Belçika karşısında kaçıran Türkiye, grupta oynadığı 8 maçta 6 galibiyet, 1 beraberlik ve 1 mağlubiyet alan Hollanda'nın puan kaybettiği iki maçta da taraf oluyordu. Ne kadar ilginç, değil mi?

Bursa, Hollanda galibiyetinin ardından ''uğurlu'' ilan edilmişti. Daha sonra görüldü ki, altı boş değil bu görüşün. Almanya da yine Hakan Şükür'ün golü ile 1-0 mağlup edilecekti Bursa'da.}



Frank de Boer, Aron Winter, Ronald de Boer, Clarence Seedorf, Patrick Kluivert, Pierre van Hooijdonk, Jaap Stam, Edgar Davids... Ve hemen önlerinde, ellerini göğe yükselten Cesar Sampaio.

Hollanda'nın o bildiğimiz turnuva şanssızlığının doruk yapmasından önceki noktasıdır, Fransa '98. Grup aşamasından sonra Yugoslavya ile karşılaştığı mücadeleden Edgar Davids'in 90+2. dakikadaki golü ile galip ayrılarak Çeyrek Final'e yükselen Hollanda, bu aşamada Arjantin'i 2-1 mağlup etmeyi başarıyordu. Patrick Kluivert ve Claudio Lopez'in karşılıklı gollerinin getirdiği eşitliği, Dennis Bergkamp'ın sağ ayağının dışıyla yaptığı müthiş vuruş bozmuştu. 89. dakikadaki golün hemen öncesinde ise Ariel Ortega kırmızı kart görerek oyun dışı kalmıştı, Edwin van der Sar'a attığı kafanın ardından.

Fotoğrafta sevinç gösterisinde bulunan Cesar Sampaio, İkinci Tur'daki Şili maçında takımına 4-1'lik galibiyeti getiren en önemli isimlerden biriydi. Dönemin fırtına golcüsü Ronaldo ile, dört golü eşit olarak paylaşmışlardı aralarında. Çeyrek Final'de Danimarka oldu rakip. Zorladı Sambacıları, Euro 1992'nin sürpriz şampiyonu. Ancak olmadı. 3-2 kazandı, Brezilya. Hollanda karşısında ise, Yarı Final'in 46. dakikasında Ronaldo ile öne geçseler de, 87. dakikada sahneye çıkan Patrick Kluivert, maçı önce uzatmalara ve sonra da penaltı vuruşlarına götüren golü atacaktı.

Galatasaraylıların karışık duygularla izlediği penaltı atışlarının yıldızı, Claudio Taffarel oluyordu. Philip Cocu ve Ronald de Boer'un değerlendiremedikleri vuruşlarda 17 Mayıs 2000 gecesinin hazırlığını yapıyor olmalıydı, Brezilyalı efsane. Taffarel'in dev performansı, Brezilya'ya Final'e çıkma şansını vermişti. Galatasaraylılar ise, Taffarel ile biraz daha geç kucaklaşmak durumunda kalmışlardı bu sonuç sonrası.



Ve... İşte, o yukarıda bahsettiğimiz turnuva şanssızlığının tavan yaptığı an.

Fransa'daki 1998 FIFA Dünya Kupası, her şeyiyle bambaşka bir turnuva olmuştu. Henüz grup aşamasında, üst tura çıkmayı garantileyen Brezilya karşısında 1-0 geriden gelip kazanarak Fas'ın dışarıda kalmasına neden olan Norveç'in o ''zaferi'', Jose Luis Chilavert'in İkinci Tur'da Fransız Laurent Blanc'ın altın golü karşısındaki çaresizliği, Michael Owen'ın Arjantin maçındaki kariyer başlangıcı, David Beckham'ın aynı maçta Diego Simeone'ye attığı tekme, Fransa ve İtalya'nın penaltılara uzayan mücadelesi, Lilian Thuram'ın Yarı Final'deki Hırvatistan maçında gösterdiği hücum performansı ve tabii Final karşılaşması...

1998'deki organizasyon için, bir çırpıda, bolca hatıra akıllara gelirken; Euro 2000'de ilk üç sıraya girecek görüntülerden biridir, yukarıdaki o unutulmaz an. Bir garip turnuva da Euro 2000'di. Catenaccio'nun suyunun çıkarıldığı karşılaşmada Frank Rijkaard'ın Hollandası, yer yüzündeki tüm futbolseverlerin desteğini arkasına alsa da, 120 (+penaltılar) dakika boyunca akılalmaz talihsizliklerle karşılaşmıştı. Gianluca Zambrotta'nın maçın henüz ilk yarısında kırmızı kart görmesi ile tamamen kendi yarı sahasına çekilen İtalya, ülke tarihinin en şanslı günlerinden birini yaşıyordu.

Maçın 39. dakikasında Frank de Boer ile bir penaltı vuruşundan yararlanamamıştı, Hollanda. 62'de bir fırsat daha gelecekti ama ellerine. Bu defa Patrick Kluivert. Hollanda, yine karavana atıyordu. İtalya kalesinin önünde kamp kursalar da Francesco Toldo, Alessandro Nesta, Paolo Maldini ve Fabio Cannavaro önderliğindeki savunma izin vermiyordu Rijkaard'ın öğrencilerine. 1974 FIFA Dünya Kupası Finali (Batı Almanya), 1978 FIFA Dünya Kupası Finali (Arjantin), 1994 FIFA Dünya Kupası Çeyrek Finali (Brezilya), 1998 FIFA Dünya Kupası Yarı Finali (Brezilya). Drama ile tamamlanan tüm bu maçların kaybeden tarafında kalmıştı, Hollanda.

29 Haziran 2000 günü de değişmedi bu durum. Amsterdam Arena'daki karşılaşmanın normal süresinde Frank de Boer ve Patrick Kluivert birer penaltı vuruşundan yararlanamamıştı. Seri penaltılarda ise, yine Frank de Boer, Jaap Stam ve Paul Bosvelt. Altı defa 11 metreye gelen Hollandalılar, yalnızca bir defa isabet kaydedebiliyorlardı. Tüm zamanların en dramatik sonuçlarından biri. Tabii; Euro 2000 Finali'ni de unutmayalım. Amsterdam'da futbol tanrıların tarafından korunan İtalya, üç gün sonra Rotterdam'daki Fransa karşılaşmasında ihanete uğruyordu.

{Dokuz sene geçmiş üzerinden... Beş fotoğraf ve üzerine düşündürdükleri, bu şekilde. Futbol da böyle bir şey işte.}

3 yorum:

Theron dedi ki...

Yine çok güzel bir yazı olmuş, çok teşekkürler.

Okulun da bitmesiyle birlikte vakit kalıyor olacak ki, yazılar geçen seneki temposuna döndü. Umarım, bu şekilde devam eder.

Kolay gelsin.

Adsız dedi ki...

"1964-65 Sezonu'nda Ajax A Takımı'na çıkan Johan Cruyff, takımı ile birlikte ilk tam sezonunu geçirdiği 1965-66'da Hollanda Ligi Şampiyonluğu'na ulaşıyordu. 1996 yılının devamı da keyifli geçecekti, Cruyff adına." burası 1966 yılı olacak sanırım..onun dısında cok güzel yazı olmus o hollandayı eleyen ballı italya şampiyon olmasın diye 98de gönülden destekledigim brezilyamı yenen fransayı tutmustum euro 2000 finalinde..

SozenE. dedi ki...

Mesut,

Teşekkür ederim. Sıkıntılı bir dönem yaşanmıştı, evet. Şimdilerde, daha fazla zaman bulabiliyorum. Bu şekilde devam etmeye çalışacağım.

***

Adsız,

Evet, 1966 olacak tabii. :)

Teşekkürler. Fransa 98 ve Euro 2000, gerçekten hayli keyifli idi. Belki de, jenerasyonumuz gereği öyle gelmişti bize. Ama cidden kitap yazılabilir üzerlerine.

Selamlar,

Eray.