3 Ağustos 2009 Pazartesi

Leo Franco, Frank Rijkaard ve Johan Cruyff



Zoran Simovic, Claudio Taffarel ve Aly Farryd Camilo Mondragon.

Galatasaray'ın yakın geçmişinde adları altın harflerle yazılan üç yabancı kaleci. Görev yaptıkları pozisyon nedeni ile, işleri en zor olan insanlar. Futbolun yalnız adamları. Bir takımın kaderine, olumlu ve olumsuz anlamda, direkt olarak etki edebilecek oyuncular. Dolayısıyla; yeni bir ekip oluştururken en fazla dikkat etmeniz gereken bölgedir, kale. Geçtiğimiz sezonu İtalyan kaleci Morgan de Sanctis ile tamamlayan Galatasaray, yeni serüvenine Arjantinli Leo Franco ile başlıyor.

Leo Franco ve Galatasaray birlikteliğindeki ilk karşılaşma, bilindiği üzere, 16 Mart 2000 günü İspanya'nın Palma de Mallorca bölgesinde gerçekleşmişti. UEFA Kupası'nda şampiyonluk koşusuna son sürat devam eden Galatasaray, Çeyrek Final İlk Maçı'nda Real Mallorca önünde 4-1 kazanırken ceza sahası dışından yediği gollerle akıllarda kalmıştı, rakip takım kalecisi Leo Franco. 12 sezon boyunca La Liga seviyesinde mücadele eden Arjantinli kalecinin Galatasaray'a transferi, hep o karşılaşma üzerinden değerlendirildi. Ama unutulan bir ayrıntı vardı. Mart 2000'den sonra futbol yaşantısına 2009 yılına dek La Liga'da devam etmiş ve Real Mallorca'dan Atletico Madrid'e geçerek basamak atlamıştı, Leo Franco.

Galatasaray'ın Leo Franco'nun da yer aldığı yeni yaşantısındaki en dikkat çekici ikon, teknik direktör Frank Rijkaard. Surinam asıllı Hollandalı antrenör, Türkiye'deki kariyeri boyunca kendi sistemine uygun oyuncuların takıma kazandırılmasını sağladı. Kader Keita ve Elano Blumel, bu anlamda, Galatasaray'a önemli katkılar sağlayacaktır. Hatta Rijkaard ile birlikte bambaşka bir futbolcu hâline gelen Arda Turan. Mustafa Sarp'ı bir kenara ayırırsak, yalnızca Leo Franco'nun transferi, Rijkaard'ın gelişinden önce kesinleşmişti. Prensipte anlaşılmıştı Arjantinli kaleci ile, ancak yine de -resmî sözleşmeden hemen önce- Rijkaard'ın onayı da alınıyordu. Leo Franco için olumlu rapor vermeseydi Rijkaard, Galatasaray'ın kalesini farklı bir isim koruyacaktı.

Frank Rijkaard, ülkemize gelen en yüksek profilli teknik adam. Burası kesin. Kariyer ve profili birbirinden ayırmak lazım tabii. Ancak kariyer anlamında da öne çıkacaktır, Rijkaard.

Yakın tarihe bakalım. İki isim dikkati çekiyor hemen. Real Madrid'le sayısız kupa kazanan Vicente Del Bosque ve İspanya Milli Takımı ile Euro 2008'de zirveye çıkarak ülkesinin kupa hasretine son veren Luis Aragones. Rijkaard, bazı tarafları ile bu iki değerli teknik adamdan kolayca sıyrılıyor. Del Bosque ve Aragones, her ne kadar önemli başarıların altlarına imzalarını atsalar da, hiçbir zaman takımları ile özdeşleşemediler. ''2000 senesinin Real Madridi, Del Bosque'nin yarattığı bir takımdı!'' ya da ''Aragones'in imzasını attığı İspanya, Euro 2008'de kazanarak 44 senenin ardından ilk defa Avrupa Şampiyonu oldu!'' demek pek mümkün değil. Ancak Rijkaard'ın hem Hollanda Milli Takımı, hem de Barcelona'da yaptıkları inanılmaz. İkisi de ''O'nun Takımı!''



(Tüm bunları daha detaylı olarak farklı bir başlık altında konuşmak gerekir. Ancak ayrımın farkına varılmalı, bunu söyleyelim.)

Frank Rijkaard'ın gelişi, yukarıdakilerin toplamı olarak, Galatasaray adına bir futbol devrimi. Yıllarca kupa kazanamayan Barcelona gibi bir takımın, şimdilerde hanedanlık kurmaya başlamasının en önemli anektodlarından biri, Galatasaray'ın yeni teknik direktörü. Keza Hollanda Milli Takımı. Euro 2008'in ilk bölümünde fırtına gibi esen takıma dek, Rijkaard sonrasındaki dönemin hiçbir anında o seviyeye yükselememişti, Portakallar. Yani... Rijkaard, iki isimden farklı olarak, yanında futbol modelini de getiriyor Türkiye'ye. Tarihin en tozlu raflarından beri oluşan tüm önyargıları ve ezberleri bozan bir model. Belki de, Galatasaray'daki her oyuncunun futbolu yeniden öğrenmeye başlayacağı bir değişimden bahsediyoruz. Bir futbol karakteri olacak, Galatasaray'ın. Hemen her kademesinde.

Leo Franco'nun koruyacağı Galatasaray kalesinde de yenilikler olacak muhakkak. Temmuz ayının ikinci haftasında Hürriyet gazetesinde çıkan bir haberden bahsedebiliriz bu noktada.

Hollanda Futbolu'nun temel taşlarından biri, 4-3-3 dizilişidir. Ama Rijkaard'ın geldiği günden bu yana, 4-3-3 anlamının içi biraz boşaltılmaya başlandı. Ülkemizde yalnızca yerel futbol üzerine kafa yoran spor otoritelerinin oluşturduğu bir kafa karışıklığı bu. 4-3-3 bir sistem değil, diziliştir. Büyük resmin içerisindeki bir ayrıntıdır sadece. Rijkaard'ın Leo Franco özelindeki düşünceleri, sistemin parçasıdır mesela. Aksi takdirde; dört savunma, dört orta saha ve üç hücum oyuncusunu bir kaleci ile sahaya sürmek olurdu, 4-3-3 sistemi.

Hatırlayalım o haberi. ''Hücumu daha fazla düşüneceğiz. Bu yüzden top bizde kalmalı. Onun kıymetini bilelim.'' diyordu, Hollandalı teknik adam. Bunun için de çalışmaların birinci adamdan, kaleciden başlaması gerektiğinin farkındaydı. Bu yüzden, Leo Franco, Aykut Erçetin ve Orkun Usak'ın oyuna degajla başlamalarını yasaklamıştı. ''Degajla oyuna sokulan topların rakibe geçme olasılığı yüksek. Bu riski göze alamayız.''

Frank Rijkaard'ın öğrencisi olarak 2003-04 Sezonu'nda Barcelona'nın kalesini koruyan Beşiktaşlı Rüştü Reçber de, “Rijkaard, Barcelona'da da kalecilerin topu oyuna degajla sokmalarını istemezdi. Orada bu işi stoperler yapardı. Sağ ve sol bekler kanat akınlarına çıkarlardı. Aynı uygulamayı G.Saray'da da uygulamasına şaşırmadım.” şeklinde konuşarak doğruluyordu bu haberi. As kaleci Leo Franco ile birlikte, stoperler Servet Çetin, Gökhan Zan, Emre Aşık ve Emre Güngör adına yeni bir gelişme olacaktı söz konusu haber. Kanat savunmacılarının görevi ise, hücumdaki bölgedaşlarına yardım etmekti. Etkileri görülmeye başlamalıydı kısa süre içerisinde.



Leo Franco, Servet Çetin ve Gökhan Zan üçlüsünün beraber görev yaptıkları ilk resmî mücadele olan Maccabi Netanya maçındaki görüntü üzerine konuşmadan hemen önce, tüm bu söylediklerimizi Hollanda Futbolu'nun en büyük efsanelerinden Johan Cruyff'un konu üzerindeki düşünceleri ile destekleyelim.

Frits Barend ve Henk van Dorp'un kaleminden: ''Cruyff'un sistemi kaleciyle, Stanley Menzo ile başlar. Sistemin kalbi takımın iskeletidir. Santrfor Marco van Basten ve serbest ön libero oynayan Frank Rijkaard arasında neredeyse telepatik bir bağ olmalıdır. van Basten'in dediği, birbirlerine görünmez kordonla bağlı oldukları. İskeletin diğer parçaları; kaleci, defansın göbeğindeki iki oyuncu, santrfor ve orta sahanın ortasında oynayan oyuncudur...''

''...Kaleci Stanley Menzo'nun rolü iyi biliniyor. Menzo takımın bir parçası olarak futbol oynayan bir kaleci. Gol çizgisi üzerinde çakılı olarak beklemesine izin verilmiyor, kalesinden epey ileri açılmak zorunda. Bu düşüncenin arkasındaki mantık iki ile ikinin dört etmesi kadar sağlam. Eğer Menzo çizgide çakılı kalırsa, takımın oyununda yeterince aktif olamayacak. Menzo ceza sahasının dışına çıkarak Ajax'ın sahada rakiplerine karşı yarım oyuncu daha fazla olmasını sağlıyor. Neticede Ajax on buçuk oyuncuya karşı, 11 oyuncuyla mücadele ediyor. Bu felsefe, Ajax'ın hücum futbolunun bir parçası. Ajax kendi sahasında savunma yaparken kaleci kalesinde kalabilir. Ama Ajax atağa çıktığında Menzo tarzında bir kaleci lüks değil, bir gerekliliktir.''

Futbolculuğu döneminde beraber çalıştığı hocası Johan Cruyff'a olan hayranlığını, ''Ajax, Johan'dır. İlk dakikadan son dakikaya kadar taktiğe o karar verir.'' sözleri ile açığa vuran Frank Rijkaard, Galatasaray'daki yeni kariyerinde efsanevî futbol adamının izinden devam etmeye kararlı gibi gözüküyor. Maccabi Netanya maçında, sahip olduğu tüm topları eliyle oyuna sokan Leo Franco'nun hâlinden anlayabilirsiniz bunu. Arjantinli takım arkadaşlarına yaklaşan Servet Çetin ve Gökhan Zan ikilisinin topu ileri şişirmek yerine, ayağa pas yapma düşüncelerinden de tabii. Geçtiğimiz sezonun ilk yarısında yüksek yüzde ile top dolaştıran Galatasaray takımı, o günlerden kazandıklarını iyi kullanmanın yollarını mutlaka bulacaktır.

Bir zamanlar Rijkaard, Johan Cruyff'un ağzından dökülen sözcüklerin peşinden gidiyordu. Şimdilerde; Rijkaard, Galatasaraylı futbolcular için bir futbol ansiklopedisi konumu görüyor. Mutlu bir beraberlik yakın, çok yakın.

9 yorum:

Adsız dedi ki...

Eray'dan yine cok guzel bir yazi...

Favori blog'um Ali Sami Yen oldu. Guzel yazilarinin devamini diliyorum.

Adsız dedi ki...

ilk defa okuyorum blog yazarını,oldukça doğru bi analiz yapmılmış, okurken keyif aldım,güzel yazlıarının ve analizlerinin devamını diliyorum..

Adsız dedi ki...

Eray Sozen, harikasin.

Adsız dedi ki...

daha sık yazmanı bekliyoruz....

sembolist dedi ki...

Eray yazı harika olmuş.Dünkü Süper Kupa finalindeki kötü futbolu gördüğümde GS'ın bu ligin en renkli takım olacağını söylemek şimdiden zor değil.
Fatih Terim'in ilk gelişinde bile bu kadar heyecnalanmamıştım.Ve hiçbir teknik dürektör heycanı ve rüzgarını böyle güçlü bir şekilde hisssettirmemişti.Kewel-Arda-Baros-Elano-Keita pas trafiği ve rotasyonu zirve için ideal bir yapılanma..

Adsız dedi ki...

Eray kardeşim,yine harika tespitler.bisey sormak istiyorum.son gunlerde bir forvet daha alinacagi soyleniyor.bu takimdan Kim kesilicek. Kalede Leo,Hakan,Gokhan,Servet , sabrina :) ortanin solu arda orta elano ortanin sagi baris, ucdaki 3lude solda kewel (arda ile degisebilir) ortada baros sagda keita.bu benim tahmin ettigim ideal 11. Oncelikle bana katilirmisin.ayhAn Mustafa sarp Ugur Emre g v.b nerde oynicak.forvet alicakmisiz Nereye kulubeyemi? Sen en iyisi ideAl 11 ile ilgili bi yazi yazsana. Cengelkoylu aslan Omer Faruk besli :)

altay dedi ki...

merhabalar
inanılmaz bir blog bu, uzu süredir takip ediyorum, ama hiç yorum yazmamıştım. futbol sistemleri ile olan alakam CM oyunları ile kısıtlı ama iyi bir izleyiciyim. hep merak ettiğim rijkaard ve hollanda sistemi ile ersun yanal ın yıllar önce mili takımda kurmak istediği sistem arasındaki benzerlikler. hani ersun hoca hakan şükür ü takıma almamıştı da takımın kısa forvetlerle hücum etmesini ve dolayısıyla takımın boyunun kısa olmasına çabalamıştı. hepimiz eleştirmiştik o gün ama sizce ne benzerlikler var iki sistem arasında.
sevgiler saygılar...

SozenE. dedi ki...

Selamlar,

Adsız olarak yorum bırakan okuyuculara çok teşekkür ederim; ama en azından bir isim yazılabilirse yorumların altına, daha iyi bir iletişim kurabileceğimizi sanıyorum.

***

Sembolist,

Teşekkür ederim. Haklısın, heyecan verici bir takım oldu Galatasaray. Ve tabii ki; büyük resimde Rijkaard'ın gelişi bulunuyor. Sezon içerisinde çokça konuşacağız, Galatasaray'ın orta saha ve hücum hattındaki beşlisinin yaptıklarını. Oraya saklayalım, tekrar olmasın. :)

***

Faruk Abi Selamlar,

Çok teşekkür ederim yorumun için, sağol.

4-3-3 olacak diziliş, kâğıt üzerinde daha 4-1-2-3 gibi görünmek ile birlikte. İdeal 11 şöyle olabilir. Leo Franco - Sabri, Gökhan, Servet, Hakan Balta - Mehmet Topal - Elano, Arda Turan - Kader Keita, Baros, Kewell.

Elano'nun gelişi sonrası, kesilen oyuncu Ayhan Akman olacak bir bakıma. Ama... Takımı ''durağan'' düşünmemek lazım. Elano, Arda, Keita, Baros ve Kewell gibi bir beşli inanılmaz seçme şansı verir, kulübedeki teknik adama. Dolayısıyla, ''Takımın merkezinde Arda oynayacak, sol açıkta Kewell...'' gibi düşünmek doğru sonuca ulaştımayabilir bizi. Saha içi rotasyon devam edecek her zaman. 90 dakika içerisinde Keita'yı forvette Baros'un yanında da göreceğiz, orta alanda Mehmet Topal'ın hemen önünde de. Elano, savunmadan top çıkardıktan bir süre sonra, Arda Turan'ın pozisyonunu alacak.

Rijkaard'ın istediği de, yukarıdakilerdi kanımca. Sürekli devinim hâlinde olan bir takım. Top, Galatasaray'ın hâkimiyeti altında olacak hep. Sezon boyunca göreceğiz, %60-65 ve hatta %70 oranında topla oynayan Galatasaray takımını.

Forvet transferine gelince. Alınacak oyuncunun genç, yetenekli ve az maliyetli bir forvet olacağını sanıyorum. 19-25 yaş arası, mümkünse Fransa Ligue I-II veya Belçika Jupiler League'den hızlı, biraz Frank Ribery tadında. İki isim tahminim var aslında. Ha bana kalırsa, Shabani Nonda ile devam edelim. Üst düzey bir adam, pas yeteneği yüksek, muhtemelen Keita'nın katılımı ile forvet hattına katkı yapabilecek tecrübeli bir oyuncu. +2'nin 1'i olabilir. Yedek kalmayı da sorun etmiyor. Ama bir rotasyon oyuncusu için aldığı ücret fazla tabii. Bu yüzden değiştirmek istiyor olabilirler.

Daha detaylı şekilde konuşabiliriz daha sonra. :)

Görüşmek üzere,

Eray.

alperensaylar dedi ki...

Barcelona'nın bugünkü halinin temelini atan adamın Rijkaard olduğunu kimse inkar edemez ama Hollanda konusunda pek katılamıyorum sana. Bence o takım Rijkaard'dan çok o takıma kendisine emanet eden (da devreden diyelim) Hiddink'in takımıydı.