9 Ağustos 2009 Pazar

Futbolcu ve TD: ''Ben Giderim O Gider...''



Günlük yaşantımız içerisinde, ikili ilişkilerin oldukça büyük bir önemi vardır. İş hayatı ve özel hayat. Her ikisinde de.

Biri veya birileriyle tanışırsınız, bambaşka bir insan hâline gelirsiniz. Ayrılamazsınız o insan(lar)dan. Futbol da öyle. Olmasaydı böyle, ''Futbol, fena hâlde hayata benzer!'' diye bir özlü söz de çıkmazdı ortaya zaten.

Dönelim. Frank Rijkaard, Galatasaray ile anlaşmaya vardığında büyük bir şaşkınlık yaşandı ülkemizde. Her ne kadar Mehmet Topuz'un Fenerbahçe transferi daha büyük haber olsa da, Rijkaard'ın Galatasaray'a gelişi bir devrimin sinyalini veriyordu. Herkesin aklında farklı fikirler vardı. Heyecan doluydu Galatasaray taraftarları. Beklentiler oluşmuştu Hollanda Futbolu'nun en büyük efsanelerinden biri olan Frank Rijkaard'dan. Galatasaray'ı çağ atlatabilecek bir isimdi çünkü. Diğer yandan, transfer sezonun hemen başında Türkiye'ye gelmesinden dolayı, önemli yıldızların yolunun da Galatasaray'a düşebileceği ihtimali üzerine konuşulmaya başlandı.

2003 yılında Barcelona'nın başına geçen Rijkaard bağlantılı birçok transfer haberi yapıldı. Hollandalı oyunculardan Ruud van Nistelrooy, Ryan Babel, Klaas Jan-Huntelaar, Rafael van der Vaart ve John Heitinga'nın yanı sıra, Barcelona'dan Rafael Marquez, Giovani Dos Santos ve Eidur Gudjohnsen başta olmak üzere birçok futbolcunun adı anıldı Galatasaray ile. Şaşırtıcı değildi. Transfer sezonu boyunca Galatasaray'ın kadrosuna kattığı Elano, Kader Keita ve Leo Franco'nun ise Frank Rijkaard ile direkt olarak herhangi bir bağlantıları bulunmuyordu. Yine de, bu tip haberlerin çıkması gayet normaldi; çünkü bu, futbolun kendi içerisinde geliştirdiği bir ritüeldi aslında.

Açalım. Türkiye'de Yılmaz Vural ve Hikmet Karaman gibi antrenörler, çıktıkları TV programlarında bir oyuncu üzerine konuşurlarken, ''Ahmet, benim Xspor'dan öğrencimdir.'' ya da ''Mehmet'i Almanya'dan ben getirdim Türkiye'ye.'' tarzında yorumlar yaparlar. Bu iki örnek, anlatmak istediğimizi tam olarak aktarabilmek için yeterli değil tabii. Ama diğerlerinden ayırabilmek adına önemli. Söz konusu başlıkta, Türkiye'deki en iyi iki örnek; Ayman Abdelaziz ve Ziya Doğan. İkilinin 2002-03 Sezonu'nda Malatyaspor'da başlayan birliktelikleri, Gençlerbirliği ve Trabzonspor'da sürdü. Ziya Doğan'ın kulüp çalıştırmadığı 2008-09 Sezonu'nu Konyaspor ve ardından El Zamalek ile geçiren Ayman, hocasının Diyarbakırspor'a gelmesini takip ederek Türkiye'ye dönüş yaptı. {Ziya Doğan isminin yanına üç ayrı dönem birlikte çalıştığı Tolga Seyhan'ı da ekleyebiliriz.}



Türkiye ile Avrupa arasında gelişen örnekleri incelemek de mümkün. Bu anlamda, iki isimden bahsedebiliriz. John Benjamin Toshack ve Graeme Souness.

Ülkemizdeki çalışma dönemi içerisinde yaptığı açıklamalarla sürekli gündemde kalan John Benjamin Toshack, 1999 yılında Beşiktaş'tan ayrılıp Real Madrid'e geçerek bir kez daha dikkatleri üzerine çekse de, Fenerbahçe'den transfer ettiği Elvir Balic (kur ayarlamaları ile içerisinde bulunduğumuz dönemdeki karşılık: 26 milyon €) ile zirve yapmıştı. Ancak Toshack'ın gelişimine direkt etki ettiği oyuncu, Nihat Kahveci oldu. Toshack, Beşiktaş'tan ayrıldığında 20 yaşını henüz dolduran Nihat, Ocak 2002'de hocasının takımı Real Sociedad'a geçiyordu.

Beşiktaş'ın o dönem için ciddi bir bonservis ücreti kazandığı transfer, Nihat Kahveci'nin futbola dair olan tüm geleceğini değiştirecekti. İnönü Stadı'nda sağ beke kadar gerileyen Nihat, Toshack'ın elinde eşsiz bir ikinci forvete evrilmişti. 2001-2002 Sezonu'nun sonunda Toshack, Real Sociedad'dan ayrıldı. İspanya'daki ilk tam sezonunda Raynald Denoueix ile çağ atladı, Nihat Kahveci. Real Sociedad'ın son haftalara dek şampiyonluk yarışı içerisinde kaldığı sezonu 23 gol atarak tamamladı. 29 gollü Roy Makaay'ın arkasında kalsa da, dikkatleri çekti üzerine. Sonraki üç sezonda Real Sociedad, hayal kırıklığı yaşatınca 2006-07'de San Sebastian'dan ayrılarak Villarreal'e geçti, ''ikinci forvet.'' Şimdilerde, ülkesinde Beşiktaş'ın formasını giyiyor. Ama hiç kuşku yok ki; tüm hayatını etkileyen isimlerin başında John Benjamin Toshack geliyor.

Bir diğer Liverpool efsanesi Graeme Souness. İstanbul'daki kariyeri boyunca John Benjamin Toshack'tan aşağı kalır bir hâli yoktu. Kim bilir, gündem olma konusunda daha da öndeydi belki. Futbolculuğu döneminde kaptanlığa kadar yükseldiği Liverpool'da başarısız geçen menajerlik günlerinin (1991-1994) ardından 1995 yılında Galatasaray'a gelen Souness, 1995-96 Sezonu'nda Kadıköy'de kazanılan Türkiye Kupası ile kazındı akıllara. Ancak bir sezon kalabildi, Türkiye'de. Daha sonra sırasıyla; Southampton, Torino ve Benfica takımlarında çalıştı. 2000'de Blackburn Rovers'a transfer oldu.

Souness, Blackburn Rovers'ın başına gelir gelmez, Galatasaray'dan eski öğrencisi Tugay Kerimoğlu için harekete geçti. Tugay, UEFA Kupası koşusuna başlayan takımda huzursuzdu. Ayrılacaktı Galatasaray'dan. Souness, Tugay adına iyi bir opsiyondu. Ama Blackburn Rovers, Premier League'de değildi. Yine de umut veriyordu bir üst lig için. Ocak 2000'de Galatasaray'a veda etti, Tugay. Dick Advocaat'ın takımı Glasgow Rangers'a transfer oldu. Yine de, devam ediyordu Souness'ın ısrarı. 2001-02 Sezonu öncesi Premier League'e çıkınca Blackburn Rovers, Tugay Kerimoğlu'nun Ewood Park'a geçişi de tamamlandı. Sonrası mâlum. Tugay, dokuz sezon boyunca formasını giydiği Blackburn Rovers'da bir efsaneye dönüştü. Şimdilerde, İngiltere'de Manchester City takımının altyapı antrenörlüğünü yapıyor. Başında, yine eski hocası, Mark Hughes.



Avrupalı hocaların Türk oyuncuları Batı'ya transfer etmeleri örnekleri üzerinden bir sonuca varmaya çalıştık. Türkiye'den Avrupa'ya giden antrenörler özelindeki yegâne ciddi sonuç, Fatih Terim'in Milan transferi. {Rasim Kara, Şenol Güneş ve Muhsin Ertuğral gibi isimlerin de yurt dışı kariyerleri olmasına karşın, net bir oyuncu beraberliği bulmak mümkün değil.}

Türkiye'de 90'ların sonu ve 2000'lerin hemen başındaki jenerasyonun en önemli oyuncuları, Fatih Terim ile birlikte çalıştı. Alpay Özalan'dan Hakan Şükür'e. Abdullah Ercan'dan Oğuz Çetin'e. Çok sayıda yıldız ismi, altyapılardan veya mütevazi kulüplerden Türk Futbolu'na kazandırdı, Fatih Terim. Büyük fotoğraftaki en iyi örneklerden biri, hiç kuşkusuz, Ümit Davala. 1994 yılında Afyonspor'dan U-21 Milli Takım'a aldığı Ümit ile 1996 senesinde, Diyarbakırspor'da kiralık oynarken, A Milli Takım'da çalışan Fatih Terim, bir yıl sonra öğrencisini Galatasaray'a geçerken de yanına getirmişti. Tıpkı, 2001-02 Sezonu'nda Milan'a transferi ve 2002-03 Sezonu'nda Galatasaray'a dönüşünde olduğu gibi. Ümit Davala ve Fatih Terim birlikteliği de iyi bir örnektir, ayrılmaz ikililere.

Bunca sonucun üzerine, meramımızı daha iyi anlatabilmek adına bir misal daha verelim.

Bilumum FM & CM oyuncularının görev aldıkları her takımda, Mark Kerr, Maxim Tsigalko, Isaac Okoronkwo ve Julius Aghahowa gibi isimlerle beraber çalışmaları... Maxim Tsigalko'nun hemen yanına kendi isimlerinizi yazabilirsiniz tabii. (David Bellion & Eray Sözen gibi.)

2 yorum:

Jordi Metal dedi ki...

CM4 için özellikle Daniel Carvalho,CM03-04 için Anatoli Todorov'u yazdım bile ama Tsigalko'ya kanım hiç ısınmadı :D

The Glorious Strategist dedi ki...

daha eskiler için javier saviola mesela