21 Eylül 2009 Pazartesi

3-4 Ekim 2009: Pazar Ligi V. Sezon Başlıyor



Futbola tutku ile bağlı olan herkesin kendi özelinde bir öyküsü vardır.

Beş yaşındaydım, okula bile gitmiyordum. Ama bir top vardı. Ve insanlar onun peşinden koşuyordu. Başlı başına ilginç bir olay. Dahası, çok sayıda adam izliyordu o insanları. Ne zaman doğdu içimdeki futbol sevgisi, bilemiyorum. Ancak net olarak hatırladığım doneler var elbette.

Evimize gelen gazeteler... Okuma seviyemdeki tüm öznelerin çıkış noktası Ali'yken henüz, yalnızca fotoğraflarına bakabiliyordum gazetelerin. Daha çok da spor sayfalarındaki fotoğraflara, günler geçtikçe anlamaya başlayarak tabii. Bir zaman sonra, kendimi o sayfalardaki futbolcuların fotoğraflarını makasla birbirlerinden ayırmaya çalışırken bulmuştum. Her gün bir tane, iki tane, üç, dört derken bir takım oluşturacak kadar futbolcum olmuştu belki de.

Saha dizilişlerini hatırlamıyorum elbette. İlk zamanlar zor oluyordu zaten. Yalnızca Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'tan oyuncularım vardı. Gazetelerde diğerlerini bulmak kolay değildi. Yine de, ''İstanbul Kupası'' adlı organizasyonu düzenleyebilmek adına yeterli bir topluluk oluşmuştu. Falco Götz, Reinhard Stumpf, Tugay Kerimoğlu, Hakan Şükür ve diğerleri, oturma odamızdaki halının üzerinde yerlerini alıyorlardı günaşırı. Rakipleri her defasında Fenerbahçe. Ara sıra Beşiktaş. Evet, Galatasaray'ın da bariz bir üstünlüğü oluşuyordu. İtiraf edelim.

Günler geçti. Futbola dair okuduklarım, öğrendiklerim çoğaldı. 4-4-2'den haberim olmaya başladı en azından. Savunma oyuncularını ve Hakan Şükür'ü zaten biliyordum. Ona göre de bir diziliş vardı elbet halıların üzerinde. Ama futbolun 19. yüzyıldaki görüntüsü gibi daha çok. Liverpool, ilk kuruluş yıllarında rakip kaleye 2-3-5 ile hücum edermiş ya, biraz öyleydi belki de. Daha sonra işler büyüdü. Farklı takımlar olmalıydı. Kırtasiyelerden ''kâğıt maçı'' için alınan defterlerde yer kalmamıştı artık. Yıldız tabloları, takım kadroları, gol kralları, stadlar ve maçlardan elde edilen hasılatlar vardı o sayfalarda. Olaylar gelişti sonrasında. Okul çıkışlarında evime doğru yaklaştığımda adımlarımın hızlanma nedeniydi, ''kâğıt maçları.''

Hakikaten özeldir benim için. Çocukluğumun en büyük eğlencesidir. Ve futbola, büyük resimde spora duyduğum sevginin henüz dört-beş yaşında iken dışa vurumudur belki de. Amatör bir sevgidir, bu yüzden anlamlıdır.

Ülkemizdeki spor kültürü algısı, her zaman sorun yaratır. Ali dedik, az önce. Türk isimleri arasında yalnızca Ali'den haberimiz varken, Milan'ın Mauro Tassotti, Christian Panucci, Demetrio Albertini, Paolo Maldini, Roberto Donadoni, Marcel Desailly, Zvonomir Boban, Dejan Savicevic ve Daniele Massaro'lu kadrosunu saymanın biraz delilik olduğunu kabul edebiliriz. (Barcelona'yı 4-0 yenmek de özeldi tabii o zamanlar.) Ama futbola sıkı sıkıya bağlı olan insanlara bakış açısının sürekli, ''Manyak!'' başlığı altında incelendiği bir topluluktan bahsediyoruz.

Spor, her saniyesinde karakteristik öyküler olan kusursuz bir sanattır. Tabii, bunu anlamak veya anlatmak kolay değil. Bu düşünce içerisindeki manyakların kendileri gibi insanlar ile karşılaşmaları da, doğal olarak, özeldir.



''Pazar Ligi'', heyecan verici bir proje. Yalnızca manyaklık tarafından yola çıkılarak bile aslında. Evet, dünya üzerinde sizin gibi düşünen insanların olduğunu bilmek güzel. Proje için konuştuğunuz insanların yüzlerinde o heyecanı görebilmek de.

Pazar Ligi'nin bir hikâyesi var elbette. Üç arkadaşın üniversitelerinde düzenlenen bir futbol turnuvasına yüksek dozda hazırlanması ile başlıyor bu öykü. Kara tahtaya taktikler çiziliyor önce. Formalar yaptırılıyor ardından, turnuva için bizzat bülten oluşturulup basılıyor. Ve bir fikir oluşuyor hemen. Sekiz veya dokuz takımın katılımı ile gerçekleşen bu organizasyona oldukça sıkı hazırlanan üç arkadaş için yeni hedef, bir futbol turnuvası hazırlamak oluyor. Daha öncekilerden farklı, kendi deyişleri ile, ''Futbol ve Futbolculuk Simülasyonu'' yaratabilme temalı.

Projenin çıkış noktası; hayatları boyunca futbolcu olmak istemelerine karşın çeşitli nedenlerle hayallerini gerçekleştiremeyen insanların, özel yaşamları el verdiği sürece, istatistiklerle detaylandırılmış bir kariyere sahip oldukları, düzenli yayın organları (dergi, gazete gibi) bulunduran bir organizasyon ve lig dışındaki diğer yarışmalar ya da ödüllerin (All-Star, Yılın Oyuncusu, Yılın En İyi Kalecisi, Yılın En İyi Forvet Oyuncusu gibi) desteği ile profesyonel futbola alternatif olarak hep bir kenarda durması olarak özetlenebilir. Tabii, projenin olmazsa olmazları da var. Takımların sürekli değişmediği, katılım gösteren her takımın kendisine ait bir forma ve armaya sahip olduğu; kurumsal yapısı, kültürü ve tarihi ile kimlik oluşturduğu; dostluğun, dürüst oyunun her türlü tartışmanın önünde yer aldığı bir organizasyon, Pazar Ligi.

Proje, bu hedefler ile oluşturulacaktı. İnternet sitesi hazırlandı. Sıra, isim belirlenme işlemine gelince; maçların yalnızca pazar günleri oynanması ve uzun soluklu bir maraton olması nedeni ile ''Pazar Ligi'' tercih edildi.

Eylül 2007'de yakın çevrelerden edinilen topluluklarla sekiz takım oluşturuldu. Birinci sezonda, hakemliği ligin oyuncuları yaptı. Organizasyon kurucuları, bizzat lig maçlarında yer alıp maç yönettiler. Oldukça soğuk bir havada oynanan Final maçında kazanan takıma şampiyonluk kupası verildi. Bireysel performanslar da unutulmadı tabii. Ancak ilk sezonda sadece, ligin en fazla gol atan oyuncusuna bir plaket takdim edilebildi.

Birinci sezonun ardından Pazar Ligi, kulaktan kulağa yayılacaktı. Takım sayısı, 14'e çıkmıştı bile. Üçüncü sezona gelindiğinde ise havuzun 22 takımdan oluşması, organizatörleri farklı bir kulvara yöneltti. Pazar Ligi'nin kalitesinin korunabilmesi adına lig, iki gruba ayrıldı. Tecrübeli ve turnuvanın üstlenmek istediği misyonu nispeten iyi bilen 8 takım, 1. Lig'de yer aldı. Kalan 14 takım, mücadelelerine 2. Lig'de devam etti. Üçüncü sezon, Amerikan sporlarından bildiğimiz All-Star organizasyonu ve çeşitli yetenek yarışmalarına sahne oldu. Dördüncü sezonda takım sayısının 28'e çıkması ile birlikte maçları Türkiye Futbol Federasyonu'nun hakemleri yönetmeye başladı.

Eylül 2007'de sekiz takım ile ortaya çıkan Pazar Ligi'nde artık bir sezon içerisinde 200'den fazla maç yapılıyor. Takımlar; kendi sponsorlarına, iç-dış saha formalarına ve düzenli olarak maçlara gelen taraftarlara sahipler.

Pazar Ligi'nin yenilenmiş ve detaylandırılmış web sitesine kayıtlı 750 futbolcu bulunmakta. Beşinci Sezon, 1. Lig'de 12 ve 2. Lig'de 32 olmak üzere, toplamda 44 takımın katılımı ile, şu ana kadarki en geniş kapsamlı hâliyle 3 Ekim 2009 tarihinde başlıyor. Ve kayıtlar www.pazarligi.com adresinde devam ediyor.

3 yorum:

halk dedi ki...

en içimizdeki, ellerimizi titreten futbol sevgisinin bir ileri versiyonu. hakikatten manyaklık, dünyadaki en güzel manyaklık...

nusret dedi ki...

İlkokula giderken misketlere halı üzerinde maç yaptırmak "manyak"lık mıdır :)

Adsız dedi ki...

Sevgili Eray Kağıtlarla maçdan bahsetmişsin.Bende de ona benzer bir olay olmuştu çok küçükken.
Oyuncak arabalarımla bende maç yaptırırdım.Oyunda kalede terlik olurdu.O oyunu kuzenimle o kadar cok oynardım ki her arabanın bir futbolcu ismi vardı.Şuan görsem o arabaları futbolcu ismiyle tekrar sayıklarım.
Unutmadım,unutamadım.

Saygılar

Anıl Altuntaş.