6 Eylül 2009 Pazar

Arjantin v Brezilya, 1-3: Rosario'da Farklı Son



Tarih 5 Eylül. 16 yıl öncesi. Yer Buenos Aires, Estadio Monumental. Arjantin, ABD'de düzenlenecek 1994 FIFA Dünya Kupası'na katılabilmek adına Kolombiya ile son derece kritik bir karşılaşmaya çıkıyor.

CONMEBOL Grubu'nda format, güncel görüntüdekinden biraz daha farklı. Dokuz takım vardı iki gruba ayrılan. A Grubu'ndaki Kolombiya, Arjantin, Paraguay ve Peru takımları arasından birinci sırayı alan ekip, direkt olarak Dünya Kupası vizesi kazanırken ikinci basamakta kalan, CONMEBOL (Güney Amerika), CONCACAF (Kuzey ve Orta Amerika) ve OFC (Okyanusya) konferanslarından gelen takım ile Playoff maçları yapacaktı. B Grubu'nda ise durum başkaydı. Beş takım içerisinden (Brezilya, Bolivya, Uruguay, Ekvador ve Venezuela) en başarılı ikisi, gidiyordu Dünya Kupası'na.

Grup aşamasının son maç günüydü. Arjantin, Buenos Aires'te grup lideri Kolombiya'yı ağırlayacaktı. Daha sonra ABD 1994 turnuvasının efsane takımları arasına girecek olan Oscar Cordoba, Luis Carlos Perea, Carlos Valderrama, Freddy Rincon, Faustino Asprilla ve Adolfo Valencia'lı Kolombiya takımı, Arjantin'de 5-0'lık unutulmaz bir galibiyet alıyordu. İlk yarının sonlarında Freddy Rincon ile öne geçen Kolombiya'yı ikinci devrede durdurmak adeta imkânsızdı. Önce Faustino Asprilla (50'), sonra Freddy Rincon (74') ve hemen ardından tekrar Faustino Asprilla (75'). Adolfo Valencia'nın bitime beş dakika kala attığı beşinci gol, yalnızca maçın skorunu belirliyordu.

Arjantin'in Dünya Kupası Elemeleri'nde kendi sahasında kaybettiği son maçtı, 1993 yılındaki Kolombiya karşılaşması. Ama ne var ki; Playoff şansını açık tutan eski bir dost oldu. 1978 Dünya Kupası İkinci Tur B Grubu'nun son maç gününde Arjantin tarafından 6-0 ile mağlup edilen Peru, 1993 Elemeleri'ndeki ilk beş maçı puansız tamamlamasına karşın altıncı karşılaşmada Arjantin'in direkt rakibi Paraguay'dan 2-2'lik skorla bir puan çalarak Alfio Basile'nin takımına son bir şans sağlıyordu adeta. O gün Arjantin, tarihindeki en farklı mağlubiyetlerden birini almıştı ama. Değişmeyen bir gerçekti bu. (Diğerleri: 15.06.1958 Çekoslavakya 6-1 ve 16.12.1959 Uruguay 5-0. Geçtiğimiz Nisan ayında bu listeye 6-1'lik Bolivya maçı da eklendi tabii.)



Arjantin, 31 Ekim 1993 günü Sdyney'de 1-1 berabere kaldığı Avustralya'yı 17 Kasım'da Buenos Aires'teki rövanş karşılaşmasında 1-0 mağlup etti. Ve uzun yoldan da olsa düzlüğe çıkmayı başardı. 2009'da öyle bir şansı var mı, bakalım. Bir bakıma, evet! Ama yine de Arjantinlilerin bundan gurur duyacaklarını söylemek mümkün değil.

Brezilya, sabaha karşı oynanan karşılaşmada ezelî rakibini 3-1 mağlup etti. Dahası istediği sonuca çok rahat ulaştı. Stresli olan taraf, Maradona'nın Arjantini'ydi. Maça hızlı girseler de daha sonra oyunda denge kurulmaya başlandı. Tarih boyunca hücum oyuncuları ile gönüllerde taht kuran Brezilya takımının savunmasında son derece kritik oyuncular var. Julio Cesar, yakın dönemin açık ara en formda kalecisi. Müthiş bir güven veriyor olmalı arkadaşlarına. Savunma merkezindeki Lucio ve Luisao da öyle. Sol kanat savunucusu Andre Santos'un hücum gücü, Maicon'un nispeten geride kalması sonucunu doğurdu. Ama iki taraf da hayli iyi işledi.

Orta sahada iki lideri var Brezilya'nın. Gizli. Birincisi Gilberto Silva, diğeri Felipe Melo. Bu bölgedeki varlıkları, Sambacılara serinkanlılık getiriyor. İlerideki Luis Fabiano'nun arkasında ise, bir üçlü söz konusu. Sağdan başlayarak Elano, Kaka ve Robinho. Son derece çeşitli bir takım, Brezilya. Buna karşılık Arjantin'de bir tezcanlılık hâkim. Savunma merkezinde Apertura 2009'un mevcut lideri Velez Sarsfield'dan iki oyuncu: Sebastian Dominguez ve Nicolas Otamendi. Dominguez, Brezilya karşısında ilk defa giydi A takım formasını. Otamendi ise üçüncü kez. Yedek planda yer alan oyunculardan Nicolas Pareja ile Rolando Schiavi'nin toplam milli maç sayıları ise: 0. Sakatlığı bulunan Nicolas Burdisso ve Fabricio Coloccini'yi saymazsak, ilk 11 dışında yer alan en tecrübeli oyuncu dört defa milli olan Emiliano Papa.

Savunmada sıkıntısı vardı Arjantin'in. Kanatlarda Javier Zanetti ile Gabriel Heinze oynadı. Deneyim eksikliği bu ikili ile kapatılabilirdi bir bakıma. Orta saha ve forvet arasındaki kopukluğa da çare bulması gerekiyordu Maradona'nın. 4-4-2 gibi dizildi sahaya Arjantin. İki kanadın iç kısmında Maxi Rodriguez ve Jesus Datolo vardı. Ellerinden geleni de yaptılar. Ama Lionel Messi ve Carlos Tevez ikilisinin arkasındaki bölge bir türlü tanımlanamadı. Javier Mascherano, biraz daha arkada yer alıyordu. Juan Sebastian Veron ise önde. Yine de ihtiyaç, biraz Juan Roman Riquelme tarzında bir oyuncuydu. Evet, 10,5 numara gibi. Riquelme'ye kapalı olan milli takım kapıları, bu ihtimali ortadan kaldırıyordu. Esteban Cambiasso'nun yokluğu da etkili bir 4-2-3-1 dizilişini. Tüm bu görüntü arasında 4-3-3 hiç fena olmazdı aslında.



İlk yarıda Brezilya'da Elano, üç kez serbest vuruş için topun arkasına geçti. Birincisinde Luisao, golü attı. İkincisinde top savunma arasında kayboldu. Kaka'nın içeri çevirdiği pozisyonun sonunda Luis Fabiano, Brezilya adına farkı ikiye çıkardı. Birinci devrenin son bölümünde ise yine Elano'nun başrolde olduğu duran top organizasyonu, Arjantin kalecisi Andujar tarafından engellendi.

Rosario'daki karşılaşma öncesi, Kolombiya ve Ekvador mücadelesinden çıkan sonuç ulaşmıştı iki takıma da. Hem Brezilya, hem de Arjantin adına hayırlıydı gelişmeler. Kolombiya, son on dakika içerisinde bulduğu gollerle kendisi için son derece değerli bir üç puanı 2-0'lık skorla alırken grupta hiçbir iddiası bulunmayan Peru'nun Uruguay'ı 1-0 mağlup etmesi, Arjantin'i rahatlatıyordu. Peru, yine yardımına koşmuştu Arjantin'in. Ama diğer yandan Brezilya da kendi özelinde bir sonuç çıkarabilirdi buradan. Muhtemel bir üç puan, Sambacılara Güney Afrika yolunu açacaktı.

Devrenin hemen başında Maradona, Maxi Rodriguez ile Sergio Agüero'yu değiştiriyordu. Bu gelişme, Arjantin'in 4-3-3'e döneceği şeklinde yorumlanabilirdi. Denediler de. Maradona'nın damadı, hücum hattında Carlos Tevez ile Lionel Messi'nin yanına geldi. Buradaki sorun, Messi'nin çaresizliği oldu. Messi, Barcelona'daki hâlinden farklıydı. Sağ veya sol kanatta değil, merkezde oynuyordu. Lucio, Luisao, Gilberto Silva ve Felipe Melo dörtgeninin arasında! Topla birlikte yaptığı her dalış, belli bir alandaki Brezilyalılar tarafından engelleniyordu. Bazen iki, bazen üç, zaman zaman dört Brezilyalı. Oysa sağ kanatta Andre Santos ile iyi bir eşleşme olabilirdi. Maradona'nın bileceği iş tabii. Ama olmadı.

65. dakikada Jesus Datolo'nun harika golü umudunu geri getirebilirdi Arjantin'e. Futbol kariyerine Napoli'de devam eden Datolo, ikinci milli maçında da golünü atmıştı. Ne var ki; Arjantin'in kazandığı heyecan, yalnızca bir dakika sürebildi. Kaka, maçın başından o yana ilk defa kendisinin isteyeceği tarzda bir açık alan bulmuştu. Luis Fabiano'yu akılalmaz bir pasla arkaya kaçırdı. Fabiano'nun muhteşem gol vuruşu ise, Kaka'nın bu pasını anlamlı kıldı. Bitime neredeyse yarım saat vardı. Ama Arjantin'in golüne gösterilen çabuk reaksiyon, Tangocuları psikolojik olarak tamamen bitirmişti. 1950 Dünya Kupası'nda Maracana'yı sessizliğe gömen Alcides Ghiggia'nın yaptığı etki kadar olmasa da, Arjantin'in tüm özgüveni yok oluyordu.



Brezilya kazandı. Güney Afrika vizesini alan yedinci ülke olmayı başardı. Arjantin adına işler karışık.

1970 Meksika'dan sonra ilk defa Dünya Kupası'na katılamama riski, hâlâ devam ediyor. Maradona'nın öğrencileri, çarşamba günü Paraguay deplasmanındalar. Paraguay, Arjantin'i mağlup ederse Dünya Kupası biletini kazanacak. Beraberlik hâlinde, diğer maçların skorlarına göre, şansları var. Brezilya'nın arkasında ikinci sırada bulunan Şili de benzer pozisyonda. Brezilya deplasmanında kazanamasalar bile Kolombiya ile Ekvador maçlarını kaybedelerse; Şili, Güney Afrika planlarını yapmaya başlayacak. Ve bir psikolojik eşik daha çıkacak ortaya. Üç takımın gidişinin kesinleşeceği CONMEBOL'de yarış, tamamen dördüncü sıra için yapılacak. 14 Ekim'deki Uruguay deplasmanı, grubun finali olabilir.

Ama Arjantin'in uzaktan baktığı bir Dünya Kupası'nın tadı olmaz, bu da matematik kadar gerçek.

3 yorum:

csyasoo dedi ki...

Çok zevksizdi maç...

Sacit Tekin dedi ki...

Elano bu performansı ile Galatasaray için ciddi soru işaretleri uyandıracak: Neden mi?
İlk transfer haberi duyulduğunda da yazmıştım: Galatasaray'ın ihtiyacı forvet arkası oyunu 2 yönlü oynayabilecek bir oyun kurucu. Elano bu tanımlama ile örtüştüğü ölçüde verimli bir transfer olacak. Kenarda oynaması bir şey ifade etmiyor, ihtiyaç duyulan bölge Lincoln sonrası forvet arkası'dır.

Geride kalan Ankaraspor ve Talinn maçları, Gel Gidersin’de geçen sene Manchester City’de oynadığı bazı maçlardaki performansının özetleri, gerekse dün gece oynanan Arjantin maçı dikkate alındığında Elano’nun Galatasaray Kurgusu içerisindeki yerini sorgulamak zorunda kalıyorum. Mesele Elano’nun kalitesi değil bunu belirtmek istiyorum, burada mevzubahis olan konu Elano’nun mevcut özellikleri ve Galatasaray’ın oyun yapısındaki eksikliklerin giderilmesi anlamında ihtiyaç duyulan gereksinimler ile ne kadar örtüştüğüdür.

Elano fizik olarak orta sahada oynayacak ve oyunu 2 yönlü forse edecek görüntüden çok uzak şu anda. Daha çok durarak oynayan bir kenar adamı havasında. Kenar adamı olarak da tek toplar ile oyunu yönlendirmeyi tercih ediyor. Bu fizik gücündeki eksiklikten de olabilir. Burada sorulması gereken sorulardan biri ," mevcut durumda sorgulanan fizik kalitesinin genel bir durum olup olmadığı ve bunun nereye kadar geliştirilebileceği" olmalı. Bu tür durumlarda halef-selef karşılaştırması kaçınılmaz olduğundan Lincoln üzerinden gidiyorum. Elano-Lincoln arasındaki temel farklılık, Elano’nun Lincoln kadar "inceci" bir yapıda olmaması. Yani top ile adam eksilten, çalımlar atan bir yapıda değil. Elbette her oyuncunun farklı özellikleri vardır ama burada en azından Lincoln’den hücumda alınan verimin aynı pozisyonda alınabilmesi beklenmelidir. Ek olarak oyunu 2 yönlü oynama konusunda Lincoln’e ek olarak neler vereceği de önemliydi, farklılık olarak elimizde pek bir veri yok o nedenle de bunu da soru işareti olarak ilerleyen zaman bırakıyoruz..

Transfer dönemindeki eksiklikleri belirtirken Galatasaray’ın forvet arkasında oyunu 2 yönlü oynayacak bir oyuncuya ihtiyaç duyduğunu belirtmiştim. Arda’nın burada beklenenden iyi performans göstermesi önemli ama yeterli değil. Burada gözü kapalı oynayabilecek 1 oyuncu mutlaka olmalıydı kadroda. Elano’nun da bu bölgede verilen tarife ne kadar uyarak oynayabileceğidir benim için esas kriter sağ ya da sol içte göstereceği performanstan ziyade. Kalitesine söylenecek herhangi bir şeyim yok ama Galatasaray’ın mevcut kurgusunda eğer bahsettiğimiz pozisyonda verim veremez ise nerede oynarsa oynasın verimli bir transfer değildir Elano. Bu durum takımın Arda’ya olan bağımlılığını arttırır ve tıpkı geçen sezon Lincoln’ün olmadığı maçlarda yaşanılan zorluklara benzer manzaralar sunar bizlere.

An itibari ile Elano’nun performansı üzerinden transfere dair okuduklarımı paylaştım sizlerle. Transferin ilk duyulduğu anlarda yukarıda da bahsettiğim gibi çok fazla izleme imkanı bulmadığım için diğer bloglardan fikirler edinmeye çalıştım. Genel kanı çok çok olumluydu ama ciddi soru işaretlerinin görmezden gelindiğini görüyorum şu an. Umarım zaman içerisinde beklenen olumlu görüntüler ile karşılaşırız ve soru işaretleri eriyip gider.

Kaynak: sacitekin.blogspot.com

Jordi Metal dedi ki...

dediğim gibi Brezilya aldı maçı.