13 Eylül 2009 Pazar

Beşte Beş: Galatasaray v Beşiktaş, 3-0



Gaziantepspor, Denizlispor, Kayserispor, Ankaraspor maçları ve UEFA Avrupa Ligi'ndeki üç ön eleme turu.

Galatasaray, Beşiktaş karşılaşmasına dek olan sekans içerisinde toplam 10 resmî maç yapmış, hiç yenilgi yüzü görmemesi bir yana sekiz de galibiyet etmişti. Bunun ötesinde, bir Galatasaray dominasyonundan bahsediliyorsa maç öncesi, bunun nedeni rakip ağlara bırakılan toplam 32 goldü. Yine de tüm bunlar, ölçü değildi Galatasaray'ın gücünü anlayabilmek için. Beşiktaş karşılaşması büyük önem arz ediyordu bu anlamda. 2008-09 Sezonu'nun çifte kupalı şampiyonu ve TSL'nin en sert orta sahalarından birine sahip olan Beşiktaş'tı, Galatasaray'ın rakibi.

2009-10 TSL Sezonu'ndaki ilk dört karşılaşmada birbirinden tamamen ayrı modeller ile karşılaşmıştı, Frank Rijkaard'ın Galatasarayı. Ama bir şekilde tüm engeller de aşılıyordu. Beşiktaş, farklı bir takım. Galatasaray önünde başarılı olabilmenin yolunun nereden geçtiğini biliyor olmalıydı. Mustafa Denizli, sürpriz istiyordu belli ki. Galatasaray'a anladığı dilden karşılık vermeniz gerekiyor. Bu kesin. Pas yaparak, sahanın tamamını kullanarak. Beşiktaş orta sahasındaki Michael Fink ve Fabian Ernst ikilisi, söz konusu başlık altında yetersiz kalabilirlerdi. En azından genel kabulleniş bu şekilde oluşmuştu kısa süre içerisinde. Dolayısıyla, ilk ''yenilik'' bu bölgede başladı Beşiktaş adına.

İki Alman'dan kenara gelen Michael Fink oldu. Fink'in kontenjanı, uzun süreli sakatlıktan yeni çıkan Ekrem Dağ'a gidiyordu. Buradaki düşünce, orta sahaya pas anlamında akışkanlık sağlamak olmalı. Doğru mu, bilinmez. Ancak bu düşünce, belli ölçülerde, Michael Fink ve Fabian Ernst ile de sağlanabilirdi. Ernst, yanında Fink veya Cisse tarzı bir oyuncu bulunuyorken öne çıkabilen bir isim. Mustafa Denizli'nin diğer sürprizi, iki kanat savunucusu özelinde gerçekleşti. Galatasaray'ın pas yeteneğini bir kenara bırakırsak, sağ ve sol açıklarında oynayan Kader Keita, Harry Kewell, hatta Arda Turan gibi isimlerle sağladığı çeşitlilik, takımın en büyük kozuydu. İsmail Köybaşı ve İbrahim Kaş ikilisi, bu anlamda kolaylaştırabilirdi Galatasaray'ın işini.



Rodrigo Tello'nun olmadığı Beşiktaş hücum hattında Filip Holosko ile Bobo da yedek kulübesinde yer almışlardı. Yusuf Şimşek, üçlü forvetin sol kanadında yer alırken Nihat Kahveci merkezde, Rodrigo Tabata da sağ kanatta oynayacaktı.

Galatasaray'ın silahları çok. Her duruma karşı, farklılık gösterebilen bir takımdan bahsediyoruz. Maç öncesi beklenen 11'inde dışında bir oyuncu bulunmuyordu sahada. Şifre, atılacak ilk goldü Galatasaray adına. Ve bu ilk golü bulana dek sahada yoğun bir dominasyon sağlanacaktı. Bu şekilde başladı maç. Beşiktaş, santradaydı. Ama oldukça kısa süre içerisinde topu kontrolüne geçirdi Galatasaray. O andan itibaren de repertuvarındakileri sergilemeye başladı. Beşiktaşlı oyuncuların topla buluştukları her pozisyonda etraflarını çeviren üç ya da dört Galatasaraylı vardı. Arda Turan'ın inisiyatifiyle işin diğer tarafında 4-2-4 ile hücum ediyordu takım.

Galatasaray, topsuz oyunda ise 4-2-3-1'e dönüyor. Sezon başından beri konuştuğumuz bu durum, kesin bir gerçek. Kanat oyuncuları (Keita ve Kewell), rakibi çıkarmamak için ön alanda baskı uygularlarken Arda Turan, hem önündeki Milan Baros'a yakın kalıyor, hem de Baros ile kanat oyuncularının arasına girerek topa sahip olan rakibin etrafındaki üç Galatasaraylıdan biri oluyor. Mustafa Sarp ve Mehmet Topal'ın varlığı, Galatasaray'ı bu başlık altında daha güçlü kıldı Beşiktaş maçının ilk dört dakikalık bölümünde. Top neredeyse, takım da oraya doğru hareket etti. Ve hücum varyasyonları birer birer sergilenmeye başlandı. Gol öncesindeki köşe vuruşunun oluşumunda göreceğimiz gibi.

Hakan Balta ve Sabri Sarıoğlu, nöbetleşe olarak hücuma destek veriyorlardı. Harry Kewell ile Hakan Balta'nın, Kader Keita ile de Sabri Sarıoğlu'nun koordine kalmaları, Galatasaray'ın o kısa süre içerisinde kurduğu yoğun baskıyı getirdi. Her iki kanattan geliyordu, Galatasaray. Netice de alındı. Hakan Balta'nın yaptığı bindirme sonunda köşe vuruşu kazanıldı ve bir Mustafa Sarp klasiği sergilendi Ali Sami Yen'de. (Gole gidiş yolundaki kanat formülü işe yaramasaydı, diğer planlar devreye girecekti mutlaka.) Bu gol, Galatasaray gibi bir takım için çok değerli olmalıydı. Artık hücuma daha rahat çıkabilir ve arka arkaya gol pozisyonları yakalanabilirdi. Oldu, ama nispeten.

Maç öncesi, skor avantajının yakalanması ile elde edilecek fırsatların ne kadar büyük önem arz ettiğini Galatasaraylı futbolcular da biliyordu muhtemelen. Bu yüzden, bir kafa karışıklığı yaşanmış olabilir açıkçası. Beşinci dakikadan itibaren savunma arkasına sarkmaya çalıştı takım. Ama uzun toplarla, tek paslarla. İşlerlik sağlanamadı bu yüzden. Yine de üç pozisyon yakalandı, 30 dakikalık ilk bölümde. Yedinci dakikada Milan Baros, Beşiktaş'ın yeni sezondaki en büyük sorununun üzerine gitti. Hücuma çıkarken Beşiktaş, iki bek ve stoperler arasındaki ilişki pamuk ipliğine bağlı. İbrahim Kaş ile İsmail Köybaşı'nın olmadığı pozisyonda Baros, orta sahadan gelen tek pasla ceza sahasına kadar gelmişti.

Gol olmadı, ama mutlaka bir işaret bu. 22. ve 25. dakikalarda iki kanadın maksimum ölçüde kullanarak Rüştü Reçber'in koruduğu Beşiktaş kalesini yokladı, Galatasaray. Kader Keita'nın sağ kanattan ters tarafa -Harry Kewell'a- gönderdiği uzun pas, yine aynı sorunun bir sonucu oluyordu. İlk yarım saatlik bölümünde sonunda yakalanan fırsat ise, Galatasaray'ın oyun mantalitesi ile ilgili. Beşiktaş'ın topla olan ilişkisini savunmadaki paslaşmalar ile kesen Frank Rijkaard'ın takımı, bir anda vites arttırmıştı. Kader Keita, sağ kanatta topla buluştu. Yine ters tarafa gönderdi. Harry Kewell'ın kafa vuruşu dışarı çıktı. Sahayı bir defa daha enine kullanmıştı Galatasaray. Bu, sezon boyunca sergilenecek futbolun bir şifresi.



Bir şifreden daha devam edelim. 16. dakikada Hakan Balta'nın ofsayt nedeni ile kesilen pozisyonu öncesindeki taç atışı. Ve 44. dakikada Sabri'nin kullandığı taç atışı. İkisinin ortak noktası, rakip yarı alanda gerçekleşmeleri. Ve tabii belli fikirlerin ürünü olmaları.

Galatasaray'ın iki beki, taç atışlarında topu ellerine aldıklarında takım arkadaşlarına bir işaret gönderiyorlar. Ya sağ ellerinden sol ellerine atıyorlar topu, ya da bellerinin arkasından geçiriyorlar. Hakan Balta'nın tercihi ikincisi oldu. Mesajı alan Kewell, tek topla Hakan Balta'yı çizgiye indirdi. Ofsayt ile kesilmese pozisyon, Keita farkı henüz 16. dakikada ikiye çıkarabilirdi. Sabri'nin kullandığı taç atışında ise, Kewell ile Keita birbirlerinin ters yönlerine koştular. Rakip savunma, Galatasaray yarı sahasına koşan Keita'yı takip ederken Kewell, ceza sahasına inmenin yollarını arıyordu.

İlk yarı Galatasaray'ın üstünlüğü ile kapanırken ikinci yarı öncesi Beşiktaş'ta iki değişiklik vardı. Rodrigo Tabata'nın yerine Michael Fink giriyordu, Nihat Kahveci'nin yerine Bobo. Serdar Özkan, öne çıkacaktı böylece. Fink, en baştan beri olması gerektiği gibi, vatandaşının yanındaydı. Fink ve Ernst ile başlayıp Tabata'yı ikinci yarıda kullanmak daha faydalı olurdu belki de, bilinmez. Saha içi değişikliklerinin ardından Beşiktaş, daha önde kalmayı başardı. Serdar Özkan ile arka arkaya üç fırsat yakalandı. Birinde Hakan Balta, diğerinde Leo Franco engelledi Serdar'ı. Üçüncüsünde ise, Galatasaray takım savunması ilk defa arıza yaptı. Ne var ki; bunda da Serdar Özkan başarılı değildi.

Galatasaray'ın Beşiktaş'ı karşıladığı 46 ila 65. dakikalar arasında fark yaratan oyuncu, Leo Franco'ydu. Steven Gerrard ve Frank Lampard isimleri konuşulurken, sürekli ''oyunun iki tarafını oynayan orta saha'' örneği verilir. Leo Franco, dün akşam bu klişeyi kendi kalesinde gerçekleştirdi. 1999-2000 Sezonu'nda Real Mallorca forması giyerken Galatasaray'dan yediği goller hatırlarda; ama ceza sahasının önünde oynaması, Galatasaray için müthiş bir avantaj. Gerçek. Serdar Özkan'ı engellediği pozisyon, bu yeteneğinin getirdiği bir sonuç. Beşiktaş'ın etkili olduğu bölümlerde pas opsiyonu olması ve oyunun seyrini Galatasaray lehine çevirmesi de. En önemlisi ise, ikinci gol.



Maçın kırılma anında Leo Franco sahne aldı.

65. dakikada yine eliyle oyun kurdu, Leo Franco. Hemen önünde bulunan Mehmet Topal'a oynadı. Topal, orta sahaya kadar sürdü topu. Beşiktaş savunması sol kanada doğru hareketlenince, Mehmet Topal da stoper ve bek arasına Harry Kewell'ı kaçırdı. Sonrası mâlum. Rüştü Reçber'in hatası söz konusu. Ama yalnızca bireysel hataya indirmek bu golü, haksızlık olur.

Galatasaray'ın 2009-10 Sezonu'ndaki büyük avantajlarından biri, her dizilişe uyum sağlayabilecek oyuncu yapısı. 58. dakikada Arda Turan oyundan alınmıştı. Yerine Elano girdi. Ve Galatasaray'ın hücumdaki yapısı, değişti bir anda. Elano, sol kanatta kaldı. Keita, sağ kanatta devam etti. Kewell, merkezdeki yerini aldı. Golün ardından Keita, alındı oyundan. Barış girdi yerine. Kewell, sağ kanada geçti. Elano solda kaldı. Milan Baros, merkezde. Barış Özbek, 4-1-2-3 dizilişinde Mehmet Topal'ın hemen önünde pozisyon aldı. Rakipler adına üstesinden kolay gelinebilecek bir durum değil.

82. dakikada gelen üçüncü Galatasaray golünü de bu devinim üzerinden okumalıyız. Sabri Sarıoğlu, Beşiktaş maçında önündeki oyuncu ile (Keita, Kewell, Elano zaman zaman Arda) sürekli iletişim hâlinde idi. Bu, geçtiğimiz haftalardan farklı bir görüntü. Bitime sekiz dakika kala yine bunlardan birinde, aynı kanadı paylaştığı Elano'ya paralel bir pas gönderdi. Elano da ters taraftaki Harry Kewell'ı gördü uzun bir pas sonrasında. Kewell, dokundu yalnızca. Ve Milan Baros, farkı üçe çıkaran vuruşu yaptı. Peki, fark ne? Şu. Bu golden yedi dakika önce, Kewell'ın yerinde Elano; Elano'nun yerinde Kewell vardı. Ters ve uzun pası atan Kewell'dı. Pası alan da Elano. Sistem, mantalite... Belki de bunlar. İsimler değişiyor, ama işlem aynı.

Galatasaray, yine kazandı.

Ezelî rakibini, 1 numaralı kurucusu Ali Sami Yen'in adını taşıdığı stadyumda, temposunu kendisinin ayarladığı bir maç sonrasında, 3-0'lık skorla mağlup etti. İkinci yarılardaki üstünlüğünü sürdürdü (Gol averajı: 26-2). Ve ligin en komple takımı olduğunu bir defa daha gösterdi.

6 yorum:

Adsız dedi ki...

hakan balta'yla akrabalık var mı? varsa derecesi nedir?

SozenE. dedi ki...

Hayır, yok.

Sizin isim var mı? Varsa nedir?

Mert dedi ki...

Merhaba Eray,

Bildigin gibi "Turkce" karakter sorunum devam ediyor. Istanbul'da veya Kibris'ta oldugumda bir problem olmayacak diye dusunuyorum. :) Bu yazacagim yorumumda kendimden birseyler katmak yerine, soru sormayi dusunuyorum sana...

Oncelikle bir sey ogrenmek istiyorum. Sen ASY'den mi maci seyrettin yoksa TV'den mi? Meraktan sordum...

Frank Rijkaard'in bir demeci var, diyor ki: "Golden sonra skoru korumaya gittik, orada bir hatamız oldu. Oyunu yavaş kurduk, sorumluluk almadık." Son maclara baktigimizda sunu anliyorum ki ozellikle 1. yarida Frank Hoca'nin futbolcularla diyaloga gecmesi bir hayli zor oluyor gibi, cunku sende rahatlikla goruyorsun ki devamli 2. yarilarda oyunu kopariyoruz. Bu aslinda guzel birsey, fakat nedir bu ilk yaridaki problemimiz?

Rusya'dan sevgiler.
Mert

Romedahl dedi ki...

iyi cevap;) Adsiz'a kapak olmus...

Maci seyretmeye firsat olmadi , ozetten de bi sey anlasilmiyor...Servet ve Emre'nin topla cikislari nasildi? Besiktas oraya baski yapti mi hic?

Adsız dedi ki...

adım mühim değil. sonuçta hepimiz türküz. bu ayrım niye?

Ushox dedi ki...

Güzel bir yazi olmus, klavyenize saglik. Galatasaray, takim ve sistem olarak çok büyük zevk veriyor bu sezon. Yürüyedur Galatasaray!