17 Eylül 2009 Perşembe

Bir Futbol Öğretisi Olarak Frank Rijkaard



Galatasaray ve Frank Rijkaard'ın yollarının bir yerlerde kesişmiş olması hakikaten harika.

Ülkemizin tüm ezberlerini bozabilecek bir adam, Rijkaard. Öyle ki; Türkiye'deki futboldan hâlâ umutlu olan ya da buradaki futbola umut beslemek isteyen her insan, Rijkaard'ın dudakları arasından çıkacak sihirli sözlerin peşinden gidiyor. TFF'nin Tam Saha Dergisi için Bağış Erten'e bir röportaj veren Hollandalı teknik adam, Salı akşamı GS TV ekranlarındaydı. Ve yine futbol zihnimizi açıyordu. Sözü fazla uzatmak istemiyorum bu noktada. Rijkaard'ın açıklamaları, arşivde bulunsun. İlerleyen zamanda mutlaka üzerine konuşacağız. Şimdilerde; 9 Haziran 2009 tarihindeki ''Ajax'ın Sistemi: Johan Cruyff'un Yöntemi'' adlı öğretinin üzerinde sıkça durduğumuz gibi.

Frank Rijkaard'a verelim sözü. Ve başlayalım okumaya, zaman içerisinde öğrenmeye.

Galatasaray, Süper Lig’in beşinci haftasında Beşiktaş derbisinden üç puan alarak beşte beş yaptı. Galatasaray, yeni sezona fırtına gibi başladı. Hocamız Türkiye’deki derbi havasını nasıl buldu? Beşiktaş’la 9 puanlık fark oluştu.
Derbiler hep bu şekilde olur zaten. Atmosfer mükemmeldi. Taraftarımızında bizim yanımızda olduğunu bilmek çok güzeldi. Bize çok yardımları oldu.

Galatasaray, maça adeta 1-0 galip başladı. Çok erken bir gol buldu. Bu planlanan bir şey miydi ? Yani erken gol bulup ona göre bir strateji geliştirelim mi dediniz?
Tabii ilk golü erken bulmamız avantaj oldu. Zaten maçın başında da kazanmak için çıkmıştık. Bunun da erken olması bizim için avantaj oldu.

Duran topların gole çevrilmesinin ne kadar önemli olduğunu Beşiktaş maçında da görmüş olduk. Arda orta yaptı ve Mustafa Sarp gole çevirdi. İspanya ve İngiltre Ligi’nin 5. hafta maçları oynanmadığı için onları ayrı tutuyoruz ve Galatasaray Avrupa’da duran toptan en fazla gol atan takım durumunda.
Bunun iki sebebi var. Bu hem elimizdeki oyuncuların ne kadar kaliteli olduğunu hem de bu pozisyonları ne kadar çok çalışıp değer verdiğimizi gösteriyor.

Mustafa Sarp, bu sene Galatasaray’ın sürpriz golcüsü oldu. Beşiktaş maçında attığı golde birbirinin aynısı olan üçüncü golüydü.
Bu Mustafa Sarp’ın kalitesini gösterir. Doğru zamanda doğru yerde bulunuyor kendisi. Yaptığımız antrenmanlarda zaten hep Mustafa Sarp o etkinliğin içinde bulunuyor. Doğru zamanda doğru yerde bulununca da gol geliyor.

Mustafa Sarp, 28 yaşında ve adeta Rijkaard’ın ellerinde parladı.
Bizim için Mustafa Sarp çok önemli bir oyuncu oldu şu ana kadar. Çok iyi bir mantaliteye sahip. Çok çalışıyor. Aynı zamanda çok akıllı bir futbolcu. Futbol zekâsı var diyebiliriz, çünkü bu tür taktiklerde takım için yapıyor her şeyi. Ona verilen görevi elinden gelen en iyi şekilde yapmaya çalışıyor, oyun boyunca ve bunu da başarıyor. Her şeyin haricinde çok iyi bir futbolcu. Pozisyonunu çok iyi koruyor ve rakipten çok iyi top çalıyor. Ve bir orta saha oyuncusu olarak geriden bindirmeleri de iyi yapıyor ve goller otomatik olarak geliyor. Şimdiye kadar oynadığımız maçlara baktığınız zaman gerçekten bizim için çok önemli bir futbolcu oldu kendisi.

Beşiktaş maçından devam edelim. İlk golden sonra Galatasaray’ın oyuna çok fazla hükmedemediğini gördük. Bunun sebebini nedir?
Tabi hata yaptığımızı söyleyebiliriz. İlk başladığımız gibi devam edemedik oyuna. Pozisyonlarımızı iyi koruyamadık. Başka bir sebebi daha vardı. Bizim için çok zor bir maçtı. Milli takımlara çok fazla oyuncu verdik ve onlar çok önemli maçlar yaptılar. Yorulmuşlardı. Mutlaka futbolcularda özellikle milli takımlardaki futbolcularımızda 1-0’a kadar nasıl oynadıysak sonrada öyle oynamak istediler ama o gücü kendilerinde bulamamış olabilirler.

Psikolojik bir yorgunluk da olabilir mi?
Psikolojik olarak çok fazla yorulduklarını zannetmiyorum çünkü futbolcularımın genel olarak psikolojisinden çok menunum. Psikolojik olarak çok güçlü futbolculara sahibim. İkinci yarı için gereken konuşmayı devre arasında yaptık ve zaten ikinci yarıdaki performansımızdan daha memnunum. Beşiktaş maçı tabi bizim için çok önemli bir maçtı ve derbiydi. Onlar içinde çok önemliydi bekli de bir çıkış noktasıydı. İki hafta milli takım arası verdikten sonra böyle bir maça çıktık ve iyi de oldu. Bizim futbolcularımızın motive olması açısından da iyi oldu.

Galatasaray’ın oyun şablonuna baktığımız zaman Ayhan Akman’ı da sayınca 5 savunmacı 5 hücumcu olarak görüyoruz. Takım ortadan ikiye bölünmesine rağmen bir çok takımda sorun yaratması gereken bu durum Galatasaray’da çok fazla sorun yaratmıyor. Bu başarının sırrı nedir Galatasaray’da?
Antrenmanlarda bu tarz şeylere çok önem veriyoruz. Dediğiniz gibi beş kişi ileride beş kişi geride gibi gözükebilir ama önemli olan takımın bütün bloklarının, orta sahanın defans ve forvetin birbirine yakın oynaması önem verdiğimiz bir konu ve buna yönelik çalışıyoruz. Atak futbol oynuyorsanız, şu çok önemli, atak futbol defanstan başlar. Forvetleriniz hücum ettikçe defansınızında öne doğru hareketlenmesi lazım, orta sahaya yaklaşıp defansın boyunu kısaltması lazım. Defans futbolu oynayacaksanız yine forvet oyuncularımızdan başlıyor. Onların da geriye gelmesi lazım. Defansa yakın olup bir bütün halinde oynamaları lazım. Bu çok önemli ve bizim de çalıştığımız bu.

Savunmayı öne çıkardığınızda arkaya atılan toplar ciddi tehlike olabilir mi? Özellikle rakibin hızlı oyuncuları varsa.
Tabi takım birbirine yakın oynayıp forvet oyuncuları da baskıyı doğru zamanda yaparsa bunun bilincinde olursa yani rakip stoperlere veya rakip beklere uzun top oynama şansı vermezse bir sıkıntı olmaz. Biz de bunun bilincindeyiz o yüzden takımın boyunu kısaltıp beraber baskı yapmaya çalışıyoruz. Onun haricinde ofsayt da var tabi. Eğer takım boyu daha uzunsa bu demektir ki bloklar arasındaki mesafe daha fazlaysa bu daha büyük sıkıntı. O yüzden bizim futbol mantalitemiz böyle daha yakın oynamaya çalışıyoruz.

Beşiktaş son karşılaşmada çok sayıda ofsayta düştü. Anlatmak istediğiniz biraz paralel galiba.

İlk başta hazırlık döneminde daha iyi yapıyorduk diyebilirim. Mutlaka şimdi de çalışıyoruz. Bunu daha da geliştireceğimizi düşünüyorum ama önemli olan defanstan o 4 kişinin uyanık olması lazım, o çizgiye çok dikkat etmeleri lazım. Onu yaptıktan sonra rakip takım bayağı bir ofsayta düşecektir.

Galatasaray, Beşiktaş karşısında bu sezonki performansının biraz altında kaldı oyun olarak. Fakat bakıyoruz ligin en önemli takımlarından bir tanesi şampiyonluğun en güçlü adaylarından bir tanesini 3-0 gibi net bir skorla deviriyor ve bunu diğer maçlarıyla kıyaslarsak biraz da kötü oynayarak başarabiliyor. Her takımın harcı değil bu. Hocam bu konuyla ilgili neler söyleyecek?
İlk başta ilk 4 haftayı değerlendirirsek tabii ki son haftada oynayamamamızın en büyük sebebi de uzun bir dönem 2 hafta gibi bir dönem beraber çalışamadık. Çoğu futbolcumuz eksikti bildiğiniz kadarıyla. Eksik çalıştık bu en önemli sebebi ama onun haricinde bu olumsuz şarta rağmen böyle bir sonuç almamızın en büyük sebebi takım ruhuna sahip olmamız. Hep beraber hareket etmemiz. Defansla beraber yapmamız takım olarak bir şeyler yapmamız. Sonuçta da çıktık 3 gol attık maçı kazanmayı bildik.

Sanırım Baros’un performansından memnun kalmadı veya kafasında farklı bir strateji oluştu. Nonda’yı hazırladı tam oyuna alıyordu o sırada Baros gol attı skoru 2-0’a getirdi. Hoca Nonda’dan vazgeçti. Baros oyunda kaldı şimdi burada iki şey düşündük birincisi Nonda’nın ilerde top tutma özelliğinden dolayı tercih edecekti belki ama onun yerine Barış’ı alarak oyunu iyice kilitlemeyi tercih etti. Bir diğer tercih sebebi ise bu tabi bizim yorumumuz Baros’u gol attığı için oyundan çıkarmayarak moralli bir oyuncuyu demoralize etmemeye çalıştı. Bunun gerçek sebebini nasıl açıklar?
Bizim için önemli olan 2. golü atıp maçı bitirmekti ve rakibiyle Baros bir atışma içindeydi onun haricinde çok top kaybediyordu ama tabii ki bizim için çok önemli bir futbolcu Milan Baros. Her zaman maçın kaderini değiştireceğine inanıyorum. Onun için bekledik biraz daha tabii bazı değişikliklerde yapacaktık hazırlıyorduk en azından. Ondan sonra Baros çıktı ikinci golünü attı ve görevini yaptı kendi güveni de yerine geldi. O yüzden o dakikadan sonra değişiklik yapmak anlamsız gelebilirdi oyuna devam etmeyi hak ettiğini düşünüyorum.

Çok hızlı gelişti 3. gol. Yanlış hatırlamıyorsam 11 saniyede.
Bu golü çok beğendim diyebilirim hatta 3 gol içerisinde en beğendiğim gollerden biri çünkü çalıştığımız bir organizasyon. İlk başta Elano’ya değinmek istiyorum. Elano, oyunun yönünü devamlı değiştiriyor zaten antrenmanlarda da maçlarda da bu gol de de oyunun yönünü çok çabuk değiştirdi. Kewell’ı gördü. Kewell çok akıllı bir futbolcu çünkü kontrol etseydi orada şansını kaçıracaktı, rakip defans çok yakındı. O da hemen Milan Baros’un önüne bırakmayı tercih etti. Baros’u orada boş gördü. Baros da üzerine düşen görevi yaptı. Az önce de söylediğim gibi çok beğendiğim bir gol çünkü antrenmanlarda da üzerinde durduğumuz çalıştığımız bir organizasyon.

Derslik bir gol 11 saniyede gelen bir gol.
Çok güzel bir gol.

Galatasaray’ın iyi tarafı da, rakiplerinden öne çıkan bir tarafı da şu baktığımız zaman oyuna Elano giriyor. Yani Galatasaray’ın yedek kulübesi de çok geniş çok zengin bu kadar geniş bir kadro olduğundan bir oyuncudan biri bir şey yapabiliyor bu ciddi bir avantaj öyle değil mi?
Evet bu dediğiniz gibi çok önemli bir avantaj çok önemli futbolcularımız var. Bu çok önemli tabi oyunun yönünü oyunun kaderini değiştirecek önemli futbolcuları bünyemizde bulundurmak çok önemli ve onları sahaya sürmeniz çok önemli. Elano’ya baktığımız zaman da sizin de dediğiniz gibi bu potansiyele sahip, oyuna girip oyunun kaderini değiştirebilecek potansiyeli burada da gördük. Oyuna girdi. Tabi yedek oturmasının en büyük sebebi biliyorsunuz Brezilya’dan geldi. Milli maçı vardı ve uzun bir yolculuk yaptı. O yüzden yedek oturtmayı tercih ettik. Ama oyuna girdi burada verdiği bir pasla, oyunun kaderini değiştirdi.

Galatasaray’da hocamız set seçeneklerini de arttırıyor. Baktığımız zaman, Elano’yu solda görüyoruz, ortada görüyoruz. Arda’yı keza öyle. Keita ile Kewell sürekli yer değştirebiliyor. Asıl rotasyon bu sanırım. Ne demek ister hocamız?
Tabii bu tip bir rotasyonu yapabilmeniz için akıllı futbolcularınız olması lazım. Nerede, ne zaman hareket edeceğini bileceğiniz oyuncularınız olması lazım. Mesela, sol açıkta oynayan bir futbolcu, forvet arkasına geldiğinde hemen başka bir arkadaşı buna uyanıp boşalttığı alanı kapatması lazım. Bu tarz oyuncularınız varsa bu tip değişiklikleri yapabilirsiniz. Biz de bu tip zekâya sahip futbolculara sahibiz.

Derbi maçının kaderini belirleyen isimler, biraz da kalecilerdi. Beşiktaş kalecisi Rüştü Reçber’in yediği gollerde malum hataları oldu. Leo Franco da çok önemli kurtarışlar yaptı. Leo Franco ile ilgili biraz konuşmak istiyorum. Leo Franco tam bir büyük takım kalecisi gibi oldu. Önce Beşiktaş karşısındaki performansını beğendi mi?
Öncelikle, Leo Franco çok iyi ve tecrübeli bir kaleci. Geçmişine baktığımız zaman bu tip maçları çok oynadı. Çok büyük kalabalıkların önünde bu tip maçları iyi şekilde oynamış bir kaleci. Tabii ki bizim defansımız ve defansımız için çok önemli. Defans oyuncuları için böyle güvenilir bir kalecinin önünde oynamak olduça güven vericidir.

Leo Franco özellikle Beşiktaş maçıyla da ilgili söyleyebiliriz. Bir sarkık libero gibi öndeydi. Topu aldığı zaman çok hızlı bir şekilde oyuna sokabiliyor. Burada hocamızın bizi aydınlatmasını istiyorum. Kalecilerin topu oyuna sokuş şeklini hoca mı belirliyor, yoksa o an oyuncunun inisiyatifinde mi bu durum?
Sizin de dediğiniz gibi Leo Franco, topu aldığı zaman hızlı başlatmayı tercih ediyor. Tabii ki bizim istediğimiz bir şey bu ama Leo Franco’nun kendi inisiyatifinde kendi tercih ediyor. Tabii ki en önemlisi burada Leo Franco topu aldığı zaman, stoperlerimizin açılması ve top istemesi. Bir kalecinin oyunu hızlı başlatması bir takım için çok önemli bir avantaj diyebilirim.

Oyuna hızlı başlıyor ve pas yüzdesi %62 Leo Franco’nun…
Onun haricinde Leo Franco’nun bir libero gibi oynaması da bizim için çok büyük bir avantaj. Bunu her kaleci yapamayabilir diye düşünüyorum. Çünkü bu tecrübe gerektiren bir şey. Ne zaman hangi pozisyona çıkıp topu alacak, hangi pozisyonda kalesinde kalmayı tercih edecek, çünkü genelde takım olarak önde oynamayı sevdiğimiz için Leo Franco’nun bu tip önde oynaması avantaj bizim için.

Biraz da hocamızın maç sonu toplantısını mercek altına almak istiyorum. Kendisi şöyle başlıyor “rakibin kadrosu bizi şaşırttı, beklemediğimiz isimler vardı” diyor. Buradan şunu anlıyoruz, Frank Rijkaard rakibi çok iyi analiz eden, iyi mercek altına alan bir antrenör. Hocamız rakibi nasıl inceler, her rakibe belli ki aynı önemi veriyor. Nasıl analiz ediyor rakipleri Frank Rijkaard?
Öncelikle Beşiktaş maçına baktığımızda bu tip sürprizler olabilir. Futbolun içinde olabilecek şeyler ama bu bizim için çok büyük bir sıkıntı değil. Maçın analizine gelirsek çok iyi bir ekibimiz var. Yardımcım Neeskens, Alberto, Carlos bir ekip çalışması var ortada. Scoutlarımız var, maçı seyretmeye giden Tolga hocamız var. Onlar bize görüntüyü getiriyorlar biz de ekibimle birlikte önemli yerlerin maçlarını önemli dakikalarını önemli futbolcularını alıp futbolcularımıza en iyi bilgiyi vermeye çalışıyoruz.

Peki o sürpriz hocayı rahatsız etti mi, kafasındaki planı sıkıntıya sokan bir sürpriz mi oldu Beşiktaş karşısında?
Baktığınız zaman mesela maçtan önce kadro geldi elimize isimler değişikti. Adnan Sezgin geldi beraber fikir alışverişi yaptık. Arda’yla bir fikir alışverişi yaptık. Onunla ilgili çok büyük bir sıkıntı olmadı. Çünkü rakip bilinen bir rakip, futbolcuları bilinen futbolcular, o yüzden bir sıkıntı olmadı. Tabii en önemlisi kağıt üzerinde değil rakibin sahada hangi düzenle yayılması, hangi düzenle oynaması. Bu çok önemli. Baktığınız zaman isimler çok da önemli değil. Zaten futbolcularımızı biliyorsunuz hafta boyunca yaptığımız antrenmanlarda bunun çok üzerinde duruyoruz. Rakip takım çift ön libero ile oynarsa bizim orta sahalarımız nasıl pozisyon alacaklar. Tek ön libero ile oynarlarsa bizim futbolcularımız nasıl pozisyon alacaklar. Bunlar devamlı çalıştığımız şeyler. Bu yüzden isimler değişebilir. Ama futbolcularımız zaten bu kapasiteye sahip bu kaliteye sahip hemen adapte alabilecek futbolcular. Sadece bir sıkıntı olduğu zaman biz kenardan uyarıyoruz kendilerini.

Hoca, maçın en haz aldığım anları taraftarın Sabri için bağırdığı anlar demiş. Ve eklemiş. “Sabri sırtına motor takmış gibiydi. 90 dakika durmadan koştu” demiş…
Tabii Sabri’yi bir daha tebrik etmek istiyorum. Bir değil sanki iki motoru vardı. Öyle bir performans gösterdi. Tabi bunu bireyselleştirmemek lazım. Çok iyi bir taraftar grubuna sahipiz. Devamlı bizim futbolcularımıza ve takım olarak bize destek oldukları sürece ki oluyorlar daha güzel şeyler yapacağımızı düşünüyorum. Ve burdan tekrar taraftara teşekkür ediyorum.

Sabri ile ilgili bir istatistik de var. Süper Lig’de en çok top çalan oyuncu Sabri Sarığlu. Mustafa Sarp ile birlikte de en çok koşu yapan futbolcu. Aynı zamanda Sabri’nin performansı ile ilgili şunları da söylemek istiyorum. Beşiktaş maçında etkili aksiyon 14 kez yapmış 20 isabetli pası var iyi midir? Bek oyuncusu için yeterli midir? Ayrıca 5 kez etkili top kazanmış böyle ciddi işler yapmış.
Tabi bu 20 asist olursa daha mutlu olurum. Çok iyi bir oyun oldu.

Galatasaray’ın genel istatistiklerine baktığımız zaman topla oynama süresi 20 dakika 38 saniye, 248 isabetli pas var. Ve Galatasaray rakibinden 5 km fazla koşmuş.
Tabii bu tür istatistikler şaşırttı beni çünkü takımımın yorgun olacağını düşünüyordum. Takımımın milli takımdan yorgun geldiğini düşünüyordum. Baktığınız zaman 5 kilometre koşmuş bu güzel bir şey. Ama doğru zamanda doğru koşuları yapabilmek bu daha önemli. İlk yarıda 1-0’dan sonraya bakıldığı zaman biraz gereksiz top kayıpları yaptık diyebilirim.

Galatasaray için şöyle deniyordu, “UEFA Avrupa Ligi’nde çok ciddi sonuçlar elde etti. Fakat Galatasaray henüz güçlü bir takımla oynamadı. Galatasaray’ı asıl zor bir maçta güçlü bir maçta göreceğiz” dendi. Galatasaray sezonun ilk derbisine çıktı. 3-0 kazandı bu söylentiler için neler söyleyecek hoca?
Biraz bu ciddi maçı nasıl algıladığınıza bakılır. Ciddi maçtan kastınız bizim gibi büyük yani isim olarak büyük takımlarsa tamam doğru söylüyorsunuz. Ama onu haricinde bence her maç ciddi. Kendinizden küçük bir takımla oynadığınız zaman daha da ciddi daha da sıkıntılı geçebilir. O yüzden ben öyle düşünmüyorum. Her maçımıza aynı şekilde konsantre olup ciddi bakıyoruz.

Beşiktaş maçından sonra şimdi Galatasaray’ın önünde bunun altını çizelim çok ciddi bir karşılaşma var. Panathinaikos deplasmanına gidecek. Neler söyler UEFA Avrupa Ligi gruplardaki ilk karşılaşması için hocamız?
Çok fazla yorum yapmam doğru olmaz. Ama baktığınız zaman zor bir maç bizi bekliyor. Biz de ona göre hazırlanıyoruz o maça.

Grubun en ciddi rakibi Panathinaikos diyebilir miyiz? Hocamız bu konuda bir kıyas yapacak mı?
Tabii şu anda kağıt üzerine baktığımız zaman sadece isim olarak baktığımız zaman en ciddi takım Panathinaikos diyebiliriz. Ama bu sadece kağıt üzerinde. Ama daha fazla maçımız var önümüzde daha farklı maçlarımız da var grup içinde. Puan almamız gerekiyor, hangi maçtan hangi puanı alacağınız belli olmuyor ama tabii ki Panathinaikos Şampiyonlar Ligi’nden gelen bir rakip ondan kağıt üzerinde en ciddi rakibimiz.

3 yorum:

serdar dedi ki...

Rijkaard bizim için çok önemli bir şans... Ama içimizde sürekli bir ikircik var. Tahammül edemezler mi acaba. Sabır gösterecekler mi?

Beşiktaş maçı çok önemli bir dönüm noktası. Çok önemli bir kredi sağladı. 1996 dönüşümü kadar önemli bir dönüşümün eşiğindeyiz diye düşünüyorum. Gaza gelmeden oynanması, maçlarda heyecana kapılmadan soğuk kanlı hareket edilmesi, oyuncu tercihlerinde gerçekçi davranılıyor olması gibi özellikler herhalde Derwall'den beri görmediğimiz işler Galatasaray'da.

Gene de işler kötü gittiğinde yönetimin bu dönüşüme uyum sağlayıp sağlamadığını göreceğiz. Şu an her şey yolunda ve yönetim takıma müdahale etmeye çalışmıyor. Ama huylu huyundan vazgeçecek mi göreceğiz...

Hepimizin yıllar sonra tekrar rakibe değil oyuna endeksli olduğumuz günlere dönmemiz çok heyecan verici...

mkkadi dedi ki...

Merhaba Eray. Sorulara bakaraktan önceden hazırlanmış , çalışılmış ve sonuç itibarı ile güzel bir söyleşi olmuş.

Ben daha önce de Elano hakkında sana sorum olmuştu. Bu sefer senin Elanoyu Premier ligde izlediğini düşünüyorum. Muhakkak bir takım izlenimlerin vardır. Sorum kısaca Elano oyuncu tipi (sahada) olarak nasıl bir futbolcudur kime benzer? Bir GSli ELanodan ne ypmasını beklemelidir? Şu an ondan geriye gelsin top alsın, çalım atsın takımı rahatlatsın, gol atsın asist yapsın beklentiler aşırı fazla gibi geliyor bana. Daha fizik olarak hazır değil ama Keita da tam hazır olmamasına rağmen nasıl bir futbolcu olduğu sahada neler yapabileceği ile ilgili izlenimler bıraktı. Elano hakkında ki görüşünü merak ediyorum.

Teşekkürler
Kemal Kadıoğlu

SozenE. dedi ki...

Serdar,

Blogger.com'daki sorun nedeniyle ancak cevap yazabiliyorum. Elimde olmayan bir sebep de olsa, özür dilerim öncelikle sizin nezdinizde yorum bırakan herkesten.

İşlerin yolunda gitmesi önemli. Sanırım şöyle bir şey oldu. Galatasaray'da bir transfer iskeleti oluşturuldu. Bireysel yetenek diyorlar ya, hani. ''Keita, sağdan bir çalım atıyor...'' ya da ''Kewell'ın şu dokunuşuna bakar mısınız!..'' diye başlayan ve tüm bunları yalnızca kişisel performanslara dayandıran bir görüş var. Ama kaçırılan nokta çok farklı.

Galatasaray, sağ tarafa ''o şekilde'' çalım atsın diye alıyor Keita'yı. Yani sağ kanat oyuncusunun rolü, henüz transfer döneminde belirleniyor. Ve o becerilere uygun isimlerin içerisinden seçiliyor Keita. Harry Kewell da öyle. Elano'nun sağ taraftan göndereceği pası, tek hareketle Milan Baros'a indirebilecek bir profil aranıyor. (Tabii, en basidinden anlatıyorum.) Kewell da mevcutların içerisinden seçiliyor.

Kısacası; öncelikle belirlenen sistem. Mantalite işaret ediliyor transfer mevsiminde. Ve en sonunda rakibe değil, oyuna konsantre olan bir Galatasaray çıkıyor ortaya.

***

Kemal,

Elano'yu tabii ki izleme şansı buldum Premier League'de. Brezilya sonrası Shakhtar Donetsk performansını ise, Şampiyonlar Ligi'nde maçlardan takip edebildim yalnızca.

Nacizane fikrim, Elano'nun farklı oyun karakterlerine uyum sağlayabilecek bir futbolcu olduğu yönünde. Brezilya'daki Santos kariyerinde Diego ve Robinho'nun gölgesinde kalmasına karşın takımın yıldız isimlerinden biri olmayı başarmıştı. Bir nevî bu iki oyuncunun arkasını toplamıştı. Keza Brezilya Milli Takımı'nda da. Kaka, Ronaldinho, Robinho ve Luis Fabiano gibi bir dörtlü ile aynı anda sahada olmuşluğu var. Bu anlamda, orta saha rotasyonu içerisine bile girebilir ilerleyen dönemde.

Galatasaray'daki rolünün farklı olduğunu düşünüyorum yine de. Sezon başlayınca görüldü ki; Ayhan Akman, Galatasaray için son derece kritik bir isim. Ayhan, böylesi bir çıkış yapmasaydı eğer; Elano ve Arda ikilisini 4-1-2-3 gibi dizilişlerde hücum üçlüsünün hemen arkasında izleyebilirdik. Panathinaikos maçındaki performansından yola çıkalım. Frank Rijkaard'ın ısrarla oturtmaya çalıştığı ''ters top'' seçeneğini başarı ile uygulayacak belli ki, Elano.

Dolayısıyla, bir yandan görünmez; diğer yandan ana kahraman olabilir birçok maçta. İlerleyen dönemde, bir de Arda ile oynama şansı bulursa, daha net değerlendirmeler yapabiliriz.

Selamlar,

Eray.