18 Eylül 2009 Cuma

Panathinaikos v Galatasaray: 1-3



Beşiktaş maçından ders çıkaran bir Galatasaray vardı Atina'da.

Mustafa Sarp, karşılaşmanın henüz beşinci dakikasında, o kendine has olan savunma hamlelerinden birini yaparak çaldı Panathinaikos topunu. Ardından tek bir hamle ile rakibini geçti. Ve sağ çizgide kalarak Milan Baros'a paralel bir pas attı. Buradan, Galatasaray'ın sezon içerisindeki iki sınavı ile ilgili birer sonuç çıkarmak mümkün. Önce sondan başlayalım. Beşiktaş maçı. Sonra, başa dönelim. Gaziantepspor maçı.

''Çok beğendiğim bir gol.'' diyordu Galatasaray teknik direktörü Frank Rijkaard, Beşiktaş maçında farkı üçe çıkaran golün öncesindeki gelişim üzerine konuşurken. ''Çünkü antrenmanlarda da üzerinde durduğumuz çalıştığımız bir organizasyon.'' Tabii ki, tam olarak karşılık bulamadı bu sözler Atina'daki ilk golde. Ama bir de Gaziantepspor karşılaşmasını ve TSL'de Galatasaray hanesine yazılan ilk golü hatırlayalım. Ayhan Akman'ın orta sahadaki pası, Milan Baros'un ''sağ kanat oyuncusu'' olabilme yetisi ile birleşmiş ve Çek futbolcunun boşalttığı bölgeye koşu yapan Arda Turan da topu ağlara göndermeyi başarmıştı.

Panathinaikos deplasmanındaki ilk gol, Gaziantepspor (skoru 1-0 yapan gol) ve Beşiktaş (skoru 3-0 yapan gol) karşılaşmalarında gördüğümüz iki organizasyonun tek sonuç olarak ortaya çıkmış hâliydi adeta. Beşiktaş maçının paralel pası ve Gaziantepspor maçının Milan Baros hamlesi gibi. Mustafa Sarp'ın savunmadaki gayretinin hücumda ne denli kıymetli olduğunun anlaşılması anlamında üzerinden durulması gereken bir gol. Ve tabii ki Milan Baros'un oyun karakterinin sergilenmesi açısından da. İyi bir hücumdu, beşinci dakikada gerçekleşiyordu. Baros topu içeri çevirdiğinde, rakip ceza sahasında Galatasaray'dan iki oyuncu vardı. Elano, Harry Kewell'dan önce davrandı. Golü attı.

Beşiktaş maçındaki hızlı başlangıçtan biraz daha farklı; ama Cumartesi akşamından sonra, Galatasaray'ın benzer senaryoya göstereceği reaksiyonun gelişimi için son derece önemliydi bu gol.

Tekrarlayalım. Erken atılan gol, bir takım adına büyük avantaj. Ne var ki; Galatasaray gibi bir takım için, daha da büyük bir avantaj. Beşiktaş maçında bu durumun kafa karışıklığı yaşanmıştı. Dördüncü dakikada Mustafa Sarp ile 1-0 öne geçene dek harika oynayan ve ortalama bir takımın 90 dakikada sergileyebileceği repertuvarı böylesi kısa bir sürede gösteren Galatasaray, golün ardından hızlı oyuncularını kullanabilmek adına rakip savunmanın arkasına uzun toplar atarak geliştirmişti hücum organizasyonlarını. Halbuki; Galatasaray'ın oyunu değildi, bu.

Panathinaikos maçındaki erken gol ile birlikte, muhtemelen birçok kişinin akıllarına geliyordu Beşiktaş karşılaşması. 4 ila 45 dakika arasında üstünlüğünü -pozisyonlar bulmuş olsa da- rakibine kaptıran bir Galatasaray mı olacaktı sahada? Yoksa, kendi oyun planı ile hücum eden bir Galatasaray mı? Ne demek, topun arkasına geçip pas yaparak rakip savunmanın sürekli değişen pozisyonlarının arasına kaçan bir takım demek. İkincisi oldu açıkçası. Galatasaray, bu bölümde daha disiplinli davrandı, oyun planına ve futbol fikrine sâdık kaldı. Beşiktaş maçının 9., 22. ve 25. dakikasında yakalanan üç gol pozisyonundan farklıydı, 5 ila 45. dakika arasındaki Galatasaray'ın gol girişimleri.



Şimdi... Üzerinden geçelim sakinlikle. Ve konuştukça anlayalım bazı oyuncuların takım içerisinde sahip oldukları rolleri.
  • Dakika 7. Bu bölümde Kader Keita, savunmasına yardımcı olmak için geriye gelmişti. İki şekilde okunabilir. Belki, skor avantajı dolayısı ile topun arkasına geçilmesinin bir sonucuydu bu. Ya da Keita'nın sahip olması gereken savunma karakteriydi yalnızca. Ama önemli olan, savunmadan kazanılan topun hücuma aktarılışı burada. Kader Keita'nın savunma pozisyonunda iken kontrolüne aldığı her top, potansiyel bir gol pozisyonunun başlangıcı. Sürekli hücum var çünkü aklında. Burada da Elano ile oynuyor hemen. Ve Elano da ters topla Harry Kewell'ı görmek istiyor. Pozisyon, taç ile sonuçlansa da önemli. Golün ardından bir fikre sâdık kalacağını gösteriyordu, Galatasaray.
  • Dakika 10. Hakan Balta, rakibi ceza sahasına girmek üzere iken faul yapmak durumunda kalıyordu. Ama Panathinaikos'ta serbest vuruşu kullanan Sebastian Leto'nun ayağından çıkan şut, kaleci Leo Franco'da eriyecekti. Buradan itibaren okuyalım pozisyonu. Panathinaikos hücumda fazla adam bulunduruyordu ve Leo Franco, bu durumu değerlendirmek istedi. Penaltı noktasına kadar fırladı. Eliyle kurduğu oyunda Kader Keita'yı gördü. Keita, tek pasla hemen arkasındaki Sabri Sarıoğlu'nu soktu oyuna. Sabri de geriden topsuz koşusuna başlayan Milan Baros'u. Çek futbolcumuz, orta sahayı topla geçti. Ve Panathinaikos savunmasının arkasında bulunan Harry Kewell'ı görmek istedi. Ne var ki; Kewell, pasif kaldı bu pozisyonda. Ve rakip araya girerek tehlikeyi savuşturdu.
  • Dakika 11. Bir fikir ürünü pozisyon daha. Leo Franco'nun Galatasaray'ın futbolu için ne kadar uygun bir kaleci olacağını çok öncesinden paylaşmıştık bu platformda. Her geçen gün, söylediklerimizi net şekilde ispatlamaya devam etmesi harika. Panathinaikos deplasmanında skor avantajı ile oynayan Galatasaray'ın önemli parçalarından biriydi, Leo Franco. Beşiktaş karşısında 46 ila 65. dakika arasındaki yaklaşık 20 dakikalık sekansı müthiş atlatan Arjantinli, Atina'da 11. dakikada bir defa daha çıktı sahneye. Ceza sahasının son çizgisinde Emre Güngör ile paslaştı önce. Daha sonra Mustafa Sarp'a gönderdi topu. Sarp, üzerine düşeni yapıp yarı alana taşıdı oyunu. Ve kısa bir süre sonra Keita, kaleci ile karşı karşıya kaldı. Aşırtma vuruşunda biraz daha dikkatli olsaydı Keita; ''Kaleci ile Başlayan Sonsuz Bir Serüven'' adlı devam filmini izlemiş olacaktık.
İşin hücum kısmından çıkalım ve biraz da savunma tarafına konsantre olmaya çalışalım. Servet Çetin ve Gökhan Zan'ın yokluğundaki merkez ikili, Emre Güngör ile Emre Aşık'tan oluşuyordu.

Emre Güngör'ün kaotik futbol yapısındaki başarısı muhakkak. Daha önce bahsetmiştik bu durumdan. 2007-08 Sezonu'nda kazanılan TSL Şampiyonluğu'ndaki performansı, savunmadan hücum attığı uzun mesafeli paslar ve aslında ''savaşçı'' yapısı, kendisini Milli Takım seviyesine kadar çıkarmışı. Bu şekilde, Emre Güngör oldu. Ancak Panathinaikos maçında, tıpkı İstanbul'daki Maccabi Netanya karşılaşmasında olduğu gibi, yine sistem dışı uzun toplar yaptı Emre. Hemen hepsinde başarısız oldu. Rolüne sâdık kalamadı. Ve ilerleyen dakikalarda sakatlığı sebebi ile kenara geldi.

Caner Erkin ve Uğur Uçar birlikte ısınıyorlardı. Frank Rijkaard, sol bek tercihini Uğur Uçar'dan yana kullandı. Galatasaray'ın ilk golüne kulübeden en uzağa sıçrayan oyuncu olarak reaksiyon gösteren Alparslan Erdem (ki çok önemlidir bu), olduğu yerde saymaya devam ediyordu. 24. dakikadaki değişikliğin hemen ardından ciddi bir tehlike atlatacaktı ama Galatasaray kalesi. Uğur Uçar ve Hakan Balta arasındaki görev paylaşımı kanıksanamadan savunmanın arkasına bir top atıldı. Uğur, ofsaytı bozan isimdi. Ancak arkada Leo Franco vardı. Salpingidis'in önünden bir ''10 numara'' ustalığında aldı topu. Ve bileklerinin yumuşaklık derecesini gözler önüne serdi adeta.



Galatasaray, skor avantajı ile birlikte Panathinaikos'u üzerine çekmek istiyordu. Bu bölümde, rakip de yardımcı oldu Rijkaard'ın öğrencilerine. Ve etkili pozisyonlar geldi sürekli. Devam edelim maddelerimize.
  • Dakika 27. Tam olarak anlatılmak istenen pozisyondu belki de bu. Galatasaray'ın sahip olduğu en büyük koz. Orta sahanın sağ tarafında Harry Kewell ile başlayan pas trafiğinde Elano, merkezde topla buluştu. Kısa mesafedeki Mehmet Topal'ı gördü hemen. Mehmet Topal da, tıpkı Beşiktaş maçındaki ikinci gol öncesinde olduğu gibi, stoper ve kanat savunucusunun arasından takım arkadaşını kaçırdı. Sol çaprazda Milan Baros, kaleci ile karşı karşıya kalsa da, çok kötü bir vuruşla golden uzaklaştı. Burada iki şey önemli. Birincisi, hareketli bir dörtlü ile çıktı hücuma Galatasaray. (Hani aşağıya doğru inen geniş merdivenleri çapraz şekilde ilerleyerek inersiniz ya, onun gibi.) İkincisi, sağdan başlayan hücum, diğer kanada kadar indi. Belki de gol olmalıydı.
  • Dakika 35. Galatasaray'ın köşe vuruşu öncesindeki gol girişimi. Harry Kewell, soldan ceza sahasına iniyor ve içeride bulunan mevkiidaşları Milan Baros ile Kader Keita'yı görmek istiyordu. Olmadı. Panathinaikos kalecisi Galinovic'in ufak dokunuşu, arkadaki Baros ve Keita'yı bozmuştu. Yine de kazanılan bir köşe vuruşu vardı ortada. Ve Galatasaray adına duran her topun tehlikeli olduğu biliniyordu. Keita, köşe vuruşunu kullanmak için geldi. Kısa pas yaptı. Elano, topla buluştu. Ve çizgiye kadar inip kaleyi yokladı. Galinovic, bir defa daha başarılıydı. Dönen topta rakip savunma hata yapmayacaktı. İkinci gol, yakınlarda bir yerde olmalıydı artık.
  • Dakika 42. İlk yarıdaki tüm hücum aksiyonlarında yer alan bir isim vardı: Elano. Frank Rijkaard'ın Beşiktaş maçındaki Elano ile ilgili söylediklerini hatırlayalım önce. ''İlk başta Elano’ya değinmek istiyorum. Elano, oyunun yönünü devamlı değiştiriyor zaten antrenmanlarda da maçlarda da bu golde de oyunun yönünü çok çabuk değiştirdi.'' Üçüncü gol özelinde konuşmuştu, Hollandalı. Panathinaikos karşısında Elano'nun bu rolü oldukça iyi benimsediğini görmek mümkün. Her zaman hücum setinin içerisinde, çoğu zaman ters toplarla. Bu dakikadaki ise, biraz farklı. Hakan Balta, Mehmet Topal, Sabri, Keita, Elano derken Galatasaray, Harry Kewell'ı sol çaprazda pozisyona soktu bir defa daha. Kalecide kaldı. Ama takımın oyun yönünü değiştirmedeki başarısının göstergesiydi bu hücum.
Galatasaray taraftarının gönlü, devre aralarında rahat. 46 ila 90. dakika arasındaki 26-2'lik gol averajı bir kenara, Frank Rijkaard ve Johan Neeskens'in varlığı, bu rehavetin nedeni.

Basketbol gibi sporlarda her an çok önemlidir. (Futbolda da, özellikle yakın dönemde, öyle.) Bu yüzden, antrenörlere ''mola'' hakkı verilir. Bitime birkaç saniye kala bir antrenör, bu opsiyonu kullanarak oyuncularını yanına çağırır ve devam eden hücumdaki tercihini anlatır takıma. Genel bir oranlama yapılırsa, başarılı da olur antrenörler. Takım moladan öyle bir döner ki; hücum seti üzerinden harika bir sayı kazanılır. Ve belki de maç gelir arkasından. Bu paralelde Frank Rijkaard'ın antrenman bilimi ile yaşayan bir teknik direktör olduğunu biliyorduk; ama Panathinaikos deplasmanında 47. dakikadaki golün ardından hocamızın bir basketbol antrenörüne dönüşebileceğini de öğrenmiş olduk.

Mustafa Sarp ve Mehmet Topal arasındaki görev paylaşımında, ilk 45 dakikalık bölümde, önde yer alan isim Mehmet Topal'dı. İkinci yarının başında bu durum değişecekti. Ancak sürekli tekrarladığımız bir şey var. Galatasaray, top rakipte iken; 4-2-3-1 şeklinde diziliyor. Bu bilgi eşliğinde okuyalım Galatasaray'ın ikinci golünü. Panathinaikos çıkarken orta sahada Mustafa Sarp ile Mehmet Topal, muazzam bir uyumla yan yana geldiler. Mustafa Sarp, baskıyı yaptı ve topu aldı. Mehmet Topal, tek pasla 4-2-3-1'deki o üçlünün merkezinde bulunan Elano'yu gördü. Elano da ara pasında Milan Baros'u kaçırdı. Gerisini biliyorsunuz. Ama arkasında bıraktıkları daha önemli. Galatasaray'ın savunma ve hücum düşüncelerinin bir araya geldiği harika bir örnek, ikinci gol.



Galatasaray özelinde çok sayıda klasiğin sergilendiği Panathinaikos karşılaşmasında bir unsurun daha tamamlanması gerekiyordu. 58. dakikada Elano'nun serbest vuruştan attığı gol, o hesabı da kapatmış oldu.

Beşiktaş maçında rakibe üç pozisyon birden verilen ikinci yarının 20 dakikalık bölümü üzerinden gidersek, Panathinaikos karşısında aynı dönem içerisinde Galatasaray'ın iki gol birden bulduğunu görüyoruz. Bu önemli. Geri kalan bölüm biraz sıkıntılı. Galatasaray, son 15-20 dakikada Panathinaikos'a ciddi sayıda pozisyon verdi. Sisteme de takılmadı üstelik, Panathinaikos. Yorgunluk, bozulan savunma dengesi (Servet Çetin ve Gökhan Zan'ın yokluklarına Emre Güngör'ün eklenmesi, Hakan Balta'nın merkeze geçmesi) ve skorun getirdiği rahatlık böylesi bir sonuç doğurmuş olabilir.

Johan Neeskens'in bu konuda nispeten temkinli davrandığı söylemek mümkün. Maçtan sonraki açıklamalarında şu sözler ile yorumluyordu bahsedilen bölümü. ''Son iki maça bakarsak, 6 gol attık ve 1 gol yedik. Futbol hatalar oyunu, biz de hata yaptık, rakip de yapacaktır. Bunu biraz da yorgunluğa bağlıyorum. Oyuncularımız zorlu maçlardan çıktı .'' Asıl konuyu kaçırıyoruz bazen. Galatasaray, normal şartlar altında, çok çetin bir fikstürü 6 gol ve 6 puan ile geçti. Hem de milli maç arasının ardından. Belki de bu konuda en can alıcı cümle, Uğur Uçar'dan. ''Kazanmayı gelenek hâline getirdik.''

(Galatasaray, taç atışlarındaki duruşunu da devam ettirdi Panathinaikos karşısında. 69. dakikada Sabri Sarıoğlu'nun Arda Turan'la yaptığı varyasyon hakikaten ilgi çekici.)

Dönelim asıl konumuza. Ne diyorduk, UEFA Avrupa Ligi. Müthiş bir başlangıç bu. Sanırım farkında bile değiliz. 12 maçta 38 gol attı, Galatasaray. Yalnızca 8 gol yedi. Ve Panathinaikos deplasmanında ''güle oynaya'' üç puan aldı. Liderlik için dev bir avantaj. Devam eden fikstürde Sturm Graz ve Dinamo Bükreş ile Ali Sami Yen Stadı'nda oynanacak iki maçtan alınacak potansiyel altı puanın ardından Avrupa deplasmanları için gerekli bilet/rezervasyon işlemleri yapılmaya başlanabilir. Adım, Atina'da atıldı. İstanbul'da sağlamlaştırılmalı.

4 yorum:

Jordi Metal dedi ki...

Atılan gollerin yanı sıra oynadığımız maçtan az gol yemiş olmakta bu noktada takım savunmasındaki başarımızın bir göstergesi olarak görünüyor. Ayrıca dün gece Avrupa Ligindeki bir çok süpriz sonuç bu sene en az 15-18 puan toplarız dedirtiyor. Yani yükseğe, en yükseğe yolculuk aslında şimdi başladı.

Elroy dedi ki...

Öncelikle tebrik ederim. Maçları dikkatlice analiz edip yorumlarınızı aktardığınız için. Blogunuz gerçekten okuması kolay ve zevkli bir blog.

Bir Galatasaray taraftarıyım. Sizin de görüşlerinizi almak istediğim bir konu var. Son iki maçtır, Galatasaray sanki öne geçmese, çok çok zora sokacaktı bu maçları gibi hissediyorum. Son iki maçtır o pas temeline oturmuş ve rakibini farkında olmadan yoran o üslup yok gibi Galatasaray'ın futbolunda.

Çok kaliteli kadro ve oyuncu yapısı bunu örtüyor ve gerekli skorları alarak neyse ki.

Keita'da da düşüş görüyorum maalesef, oruç sebebiyle olup olmayacağını da merak ediyorum.

Endişem yok ama, çok güveniyorum teknik ekibimize. Fazla mı iyiler?

Sevgiler.

SozenE. dedi ki...

Jordi Metal,

Bir alttaki mesajda olduğu gibi burada da tekrarlayayım. Blogger.com'daki sorun nedeniyle ancak cevap yazabiliyorum. Elimde olmayan bir sebep de olsa, özür dilerim öncelikle senin nezdinde yorum bırakan herkesten.

Hep bir adım sonrasını düşünmek gerekiyor. Panathinaikos deplasmanı ile UEFA Avrupa Ligi'ne başlamak, Galatasaray adına bir şanstı. Ve harika bir skorla değerlendirildi. Şimdi, önümüzdeki çok kritik iki maç var. Sturm Graz ve Dinamo Bükreş maçlarından çıkarılacak altı puan, çok değerli.

Panathinaikos'un ikinci maç gününde Bükreş'e gitmesi de Yunan rakibimiz için dezavantaj olabilir. Yıpranacaklardır. Açıkçası, ben de en az 4 galibiyet bekliyorum grupta. 5 de olabilir. Ama yine de temkinli olalım tabii.

Selamlar,

Eray.

SozenE. dedi ki...

Elroy Selamlar,

Güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim, sağolun.

Fazla iyiler sanırım, evet. Beşiktaş ve Panathinaikos maçları, kâğıt üzerinde benzer senaryolara sahip olmalarına karşın gelişim süreci farklı olan iki karşılaşma. Neyse ki, sonuç aynı. Bireysel performanslar, tabii ki skor üzerinde etkili. Ancak yalnızca kişilere indirgemenin doğru olduğunu sanmıyorum. Çünkü aslında o da sahip olunan düşüncelerin bir sonucu bence. Kader Keita, maç günleri oruç tutmuyor bildiğim kadarıyla. Ama biraz yorgun olabilir. Bu sezon, alışık olmadığı yeni görevleri var.

Daha güzel günler de gelecektir. Her hatadan ders alan bir teknik heyete sahibiz. Kazanarak geçmek bu zamanları, çok önemli.

Sevgilerimle,

Eray.