24 Eylül 2009 Perşembe

Frank Rijkaard'la Soru-Cevap, 23 Eylül '09



Galatasaray Teknik Direktörü Frank Rijkaard, Galatasaray TV'de yayınlanan ''Rijkaard'la Soru Cevap'' programında, Panathinaikos ve Kasımpaşaspor maçları özelinde, gündeme ilişkin önemli yorumlar yaptı.

Geçtiğimiz hafta söylediklerimizi tekrar edebiliriz bu noktada:

''Ülkemizin tüm ezberlerini bozabilecek bir adam, Rijkaard. Öyle ki; Türkiye'deki futboldan hâlâ umutlu olan ya da buradaki futbola umut beslemek isteyen her insan, Rijkaard'ın dudakları arasından çıkacak sihirli sözlerin peşinden gidiyor. TFF'nin Tam Saha Dergisi için Bağış Erten'e bir röportaj veren Hollandalı teknik adam, Salı akşamı GS TV ekranlarındaydı. Ve yine futbol zihnimizi açıyordu. Sözü fazla uzatmak istemiyorum bu noktada. Rijkaard'ın açıklamaları, arşivde bulunsun. İlerleyen zamanda mutlaka üzerine konuşacağız. Şimdilerde; 9 Haziran 2009 tarihindeki ''Ajax'ın Sistemi: Johan Cruyff'un Yöntemi'' adlı öğretinin üzerinde sıkça durduğumuz gibi.''

Rijkaard'ın her hafta GS TV'deki programında söyledikleri, önümüzdeki yıllar için de iyi bir külliyat olacaktır.

(Haftalık akışta Çarşamba günleri ekranlara gelen Yalnız Futbol ise, bu haftalık Perşembe günü yayınlanacak. Geride bırakılan hafta içerisindeki Panathinaikos ve Kasımpaşa maçlarını istatistiklerle destekleyerak analiz etmeye çalışacağız. Galatasaray'ın hücuma çıkışı ve savunmada kalışı, örnek görüntüler ile incelenecek. Bir de ülke puanı ile ilgili söyleyeceklerimiz olacak.)

Zor bir haftaydı ama güzel bir hafta oldu öyle değil mi? Tobol maçından bu yana ilk 45 dakikanın yenik kapatıldığı ilk karşılaşma bu zor bir maç oldu. Rakibin teknik adamı değişmiş ki Yılmaz Vural bu ligin en tecrübeli teknik direktörlerinden biriydi. Hocamıza göre neden zor oldu bu karşılaşma?

En önemlisi ilk yarıyı değerlendirdiğimiz zaman Kasımpaşa gerçekten çok hırslı çıktı, çok agresif çıktı maça ve bunu da ellerinden geldiği kadar yaptılar. Agresif oynadılar ki biz onların gösterdiği agresifliğe cevap veremedik.

Baktığımız zaman ilk yarı Kasımpaşa savunmanın arkasına ciddi toplar attı, ciddi tehlikeler yarattı, öne de geçtiler fakat ikinci yarı bambaşka bir Galatasaray izledik. Temposu olan arzulu golü bulan Galatasaray, skoru bulan bir Galatasaray, iki devre arasındaki fark neydi hocamıza göre?

İki sebebe bağlayabiliriz. Birinci sebepten başlayalım. Futbolcularımız ilk yarıda biraz kötü oynadılar az önce konuştuğumuz gibi agresif oynayamadılar ve 15 dakikalık arada bunun bilincine vardılar maçı kazanmamız için agresif oynamamız gerektiğine ve sizinde gördüğünüz gibi ikinci yarı çıktık elimizden geleni yaptık. İkinci sebep Kasımpaşaspor bütün enerjisini ilk yarıda harcadı diyebiliriz. Çok koştular, çok mücadele ettiler. İkinci yarıda bazı futbolcularda yorgunluklar başladı. Bu sebeplerden dolayı ikinci yarı farklılaştı.

Peki Galatasaray için yorgun milli maç arası yaramadı. Onun için Galatasaray biraz daha kötü oynuyor diyorlar sezon başına göre ama bakıyoruz Ankaraspor maçı içinde aynı şeyi söyleyebiliriz. Son 15-20 dakikada maçı koparan bir Galatasaray var. Bu çelişkiyi nasıl özetleyebiliriz nasıl açıklayabiliriz hocam nasıl bir yorum getirir?

Öncelikle şunu söylememiz lazım biz büyük bir takımız ve her büyük takım gibi milli takımlara futbolcular gönderiyoruz. Bizim için bir bahane olamaz. Milli takımlara futbolcu gönderiyoruz, yorgunluktan şikayet etme gibi bir lüksümüz yok, öyle bir şey yapmıyoruz zaten bu da maçlarda gözükmüyor onun haricinde tabi tekrar Kasımpaşa maçına dönersek çok zor bir maç oldu. Bizim için biraz yorgunluklar olmuş olabilir ama ikinci yarıda herkes bu bilince vardı nasıl galip geleceğimizin bilincine vardı ve çıktık elimizden gelenin en iyisini yaptık.

Bir detay da oyuncu değişikliği oyuna yapılan müdahaleler oldukça yerindeydi bununla ilgili görüşlerini alalım mı hocamızın?

Kenara baktığımız zaman, yedek kulübesine baktığımız zaman hepsi birbirinden yetenekli futbolcularımız var. Kasımpaşa maçında da sizinde dediğiniz gibi gördük. Bu çok önemli bir detay aslında ve Nonda-Keita oyuna girdiler ellerinden gelenin en iyisini yaptılar. Takım için en olumlu şeyleri gösterdiler. Galibiyette büyük rol sahibi oldular.

Nonda için bir parantez açmak istiyorum. Galatasaray için gerçekten ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu bir kez daha gösterdi. Topu çok iyi saklıyor. Topu saklarken rakibiyle girdiği mücadele de fizik gücünü iyi kullanıyor. Haliyle topu tutabildiği için savunmasını orta sahasını rahatlatıyor ve son maçta olduğu gibi bu sezon onu çok sık tekrarladı. Oyuna girdikten sonra da oyunun kaderini değiştirecek olumlu etkiler yapıyor. Nonda’yla ilgili neler düşünüyor?

Nonda çok kaliteli bir futbolcu bizim takımımız içinde önemli bir futbolcu diyebilirim ama kendisi önemli bir sakatlıktan çıktı. O yüzden haftada 2-3 maç oynaması yüksek tempolu maçlarda 90 dakika oynaması belki tekrar onun sakatlığının nüksetmesini sağlayabilir. O yüzden biz bu şekilde Nonda’yı korumaya çalışıyoruz ama tabi bu bizim için çok güzel bir duygu çünkü biliyoruz ki Nonda görev verildiği zaman elinden gelenin en iyisini yapıyor. Maça girip kaderini değiştirebiliyor maçın bu da bir antrenör için çok önemli bir şey.



Aslında Nonda için değil bütün Galatasaraylı oyuncular için geçerli. Yedek kalan oyuncu bunu sorun etmiyor Galatasaray’da ve ne zaman görev verilirse çıkıyor sahaya elinden gelenin en iyisini yapıyor ki hatta çoğu maça da yedek kulübesindeki oyuncuları çevirdiğini de rahatlıkla söyleyebiliriz. Belki hocanın adaletidir bu dengeyi sağlayan. Hocamız neler söyler bu dengeyi nasıl sağlıyor? Galatasaray dolayısıyla başarının sırrı biraz da burada yatıyor.

Tabi ki bu çok önemli çünkü bizim zaten ekip olarak bir mantalitemiz var. Şampiyonluğun veya belirli başarıların 11 kişiyle kazanılacağını düşünmüyoruz. Bu bir ekip oyunu. Bunu da zaten antrenmanlarda görebilirsiniz takımlardaki arkadaşlık takım ruhu tabi ki direkman maçada yansıyor. O yüzden herkese mutlaka bir şans gelecektir. Onlara buradan teşekkür etmek istiyorum. O şansı mutlaka iyi değerlendiriyorlar.

Biraz da oyuncunun mantalite olarak kendisini hazırlamasıyla alakalı oyuncu yapısıyla karakteriyle sonuna kadar alakalı bir durum belki de.

Evet kesinlikle öyle hem fizik olarak hem mental olarak kendilerini hazırlamaları lazım şu ana kadar hazırlıklarında bunu görüyoruz zaten.

Zaten kulübeden destek almanın, lig açısından özellikle ne kadar önemli olduğunu her maçta bir kez daha görüyoruz. Bir parantez de Emre Aşık’a açmak istiyorum. Mükemmel bir profesyonellik ki Panathinaikos maçından sonra özellikle bütün medya Emre Aşık’ı maçın adamı seçip, başarılı olduğunu defalarca kez yazdı. Ne zaman görev verilirse çıkıp mücadele ediyor. Hocamız Emre Aşık ile ilgili neler düşünüyor?

Emre Aşık’a çok minnettarım diyebilirim çünkü kendisi yaş olarak diğer arkadaşlarından büyük fakat gençlere çok yardımcı oluyor. Özellikle antrenmanlarda genç arkadaşlarına çok yardımcı oluyor ve iyi de örnek oluyor. Onun haricinde bu tip futbolcuları, hem kariyer olarak iyi hem de tecrübe olarak soyunma odanızda bulundurmanız diğer oyuncularınızı motive etmesi ve yardımcı olması yönünde çok önemlidir. Emre Aşık da bugüne kadar bunları çok iyi yaptı. Bizi hiç utandırmadı. Kendisi çok önemli bir profesyonel. Bugüne kadar çok iyi performans gösterdi, gösterecek de.

Şimdi Kasımpaşa maçına döndüğümüz zaman, belirtilmesi gereken bir nokta daha var bence. Top rakipteyken bazı takımlar ile kıyas ettiğimiz zaman takımın ikiye bölündüğünü görüyoruz ama Galatasaray’da baktığımız zaman topun arkasına bütün futbolcular geçiyor. Keita, Kewell, Arda, Elano kim oynuyorsa o bölgede topun arkasına kim geçiyorsa savunma yapabiliyor. Arda’yı, Keita’yı hatta Elano’yu rakibini 50-60 metre geride kovalarken izleyebiliyoruz. Belki de Galatasaray’ın başarısının sırrı burada yatıyor.

Bizim de çok önem verdiğimiz bir konu antrenmanlarda devamlı üzerinde durduğumuz, futbolcularla birebir konuştuğumuz bir konu. Çünkü günümüz futbolunda bu çok önemli bir yere sahip. Bizim takımımızda bunu elinden gelenin en iyisi şeklinde yapmaya çalışıyor. Ben de buradan tekrardan futbolcularıma teşekkür etmek istiyorum. Hem ataktayken, hem de savunmadayken kollektif futbol oynuyoruz çünkü topu kaptırdığınızda takım olarak geriye dönebiliyorsanız, herkes defansa yardım edebiliyorsa bu çok önemlidir. Bizde şu ana kadar bunu çok iyi yapıyoruz.

Şunu da gördük Kasımpaşa maçında, hep şöyle konuştuk Galatasaray çok teknik, bireysel yeteneklere sahip olan bir takım ama baktığımız zaman Kasımpaşa maçında penaltısı verilmemiş, çıkması gereken kırmızı kartlar çıkmamış ve rakip çok agresif futbol sergiliyor. Özellikle ikinci yarı dişe diş, kora kor bir mücadele Galatasaray’da. Oyuncular ikili mücadelelerde sonuna kadar dayanıyor. Zaten galibiyet biraz da bu yüzden geldi. Galatasaray aslında teknik olduğu kadar agresif de bir takımmış belkide biz bu ikisinin ayrımına son Kasımpaşa maçında vardık.

Teknik olarak iyi olabilirsiniz ama en az rakibiniz kadar mücadele etmezseniz bu çok önemli onun bir anlamı kalmaz. İkinci yarıda da gördünüz, rakibimiz kadar mücadele ettik. O zaman işte kalitemiz ortaya çıktı. Tekniğin yanında fizik olarak da iyi mücadele ettikten sonra kalitemiz ortaya çıktı. İkinci yarıda maça hâkim olduk.

Rijkaard, Kasımpaşa maçında bir gerçeği de görmüş oldu. Türkiye’de sert futbol var özellikle büyük takımlara karşı kapanan takımları görüyoruz. Hakem hataları maalesef Turkcell Süper Lig’de çok sık rastladığımız bir durum. Şu ana kadar geçirdiği 6 haftalık Turkcell Süper Lig macerasını soracağım hocamızın. Her şeyi katarak da tabii ki, maçtan sonra bu kadar hakem hatasına rağmen, bütün medya hakemin hatasını gözler önüne sermesine rağmen, soğukkanlılıkla ‘Hakemler de insandır’ gibi bir açıklaması oldu. Bu konuyla ilgili görüşlerini bir kez daha alacağım.

Hakemlerden başlamak gerekirse, daha önce de belirttiğim gibi onlar da insan, onlar da hata yapabilir. Bence burada bizim üzerimize düşen hem teknik heyet olarak hem de futbolcular olarak onlara yardım etmek onların en sağlıklı karar verebilmelerine yardım etmek, olanak sağlamak. Bunları söyleyebilirim onun haricinde tabii ki Türkiye Ligi zor bir lig olabilir özellikle küçük takımlara karşı zorluk yaşayabilirsiniz ama şu ana kadar takımımız isteklerimize hep olumlu yönde karşılık verdi. Bu zamana kadar kayıpsız geldik.



Peki ligin genel kalitesiyle ilgili neler söylemek ister?

Yarışmacı bir lig diyebilirim. Çok kaliteli ve iyi bir lig. Onun haricinde biliyorsunuz ki her maçta %100’ünüzü vermeniz lazım. Her maçta mücadele etmeniz lazım. Bunları sağlamadan başarı gelmiyor. Sert geçiyor ama kaliteli bir lig diyebilirim.

Uzun süredir devam eden bir tartışma var. Elano ile Arda yan yana oynar mı? Ben hocamıza sormak istiyorum. Elano ile Arda neden yan yana oynamaz ki oynattı, Kasımpaşa maçında cevabını verdi zaten. Biraz da cümleleriyle bunu dile getirmesini rica ediyorum. Medya, neden ''Arda ile Elano yan yana oynamaz.'' diyor?

Fazla açıklamamızı gerektiren bir şey yok; çünkü ben şuna inanıyorum: Arda da Elano da ilk11'de beraber başlayabilir, beraber oynayabilirler. Eğer medya onların beraber oynayamayacağını düşünüyorsa onların açıklama yapması lazım. Bu durumda pek açıklama getirecek bir şey yok.

Aslında haklı hocamız. Peki yeri gelmişken, şunu da soralım Mustafa Sarp ile Mehmet Topal’ı yan yana oynatmak da bir meziyet çünkü aynı tarz iki oyuncu olduğu söylenir fakat baktığımız zaman futbolcuların içlerinden şaheser yaratıyor. Onu nasıl başarıyor hocamız?

Mustafa Sarp ile Mehemet Topal’ı aynı kefeye koymamak lazım. İkiside çok da aynı tarz futbolcular diyemeyiz. Mustafa Sarp’ı değerlendirelim öncelikle, kendisinin farklı meziyetleri de var. Çok akıllı bir futbolcu, kendisi atak futbolu da oynayabiliyor ve takıma çok büyük katkısı oluyor. Onun haricinde Mehmet Topal’a bakıyorsunuz, kendisi önemli bir sakatlıktan döndü. Çok iyi mücadele eden takımı için herşeyi veren bir futbolcu. Kasımpaşa maçında birebir mücadelelerin çoğunu kazandı. Elinden geleni yaptı o yüzden aynı kefeye koymamak lazım. İkisi beraber iyi oynuyorlar boşlukları, pozisyonları iyi dolduruyorlar. Şu ana kadar bir sıkıntı yok.

Panathinaikos maçına dönelim. Grubun seri başı takımıydı. Yunan Ligi’nin de önemli takımlarından bir tanesi. Ateşli Yunan taraftarı önünde Galatasaray çok önemli bir galibiyet aldı. Orada o takımı yenmek kolay kolay başarılabilecek bir hadise değildi. Medyaya öyle yansıdı. Neydi Panathinaikos maçının püf noktası?

Çok önemli bir maçtı ve çok önemli bir galibiyet aldık. Bu maç futbol içinde organizasyonun ne kadar önemli olduğunun çok güzel bir örneği oldu. Takım içi organizasyona baktığınız zaman Panathinaikos ilk yarıdan ilk anlardan itibaren çok fazla atak yapmak, çok fazla saldırmak istedi. Bir an önce skora gitmek istedi ve bu yüzden de organizasyonda sıkıntı yaşadılar. Bulduğumuz golde de bunu görüyoruz, onun haricinde çoğu pozisyonda bire bir yakaladık onları. O yüzden organizasyon bence futbol içinde çok önemli. Az önce de söylediğim gibi futbolda organizasyon çok önemli. Şimdi bir Galatasaray’a Panathinaikos’a bakıyorsunuz kalite olarak çok büyük uçurum bir fark yok bence. Ama işte futbolda bu farkı yaratan o organizasyon, takım disiplini, takımın sizin verdiğiniz direktiflere nasıl uyduğu. Ve biz de bunu en iyi şekilde vermeye çalışıyoruz. Kaliteli bir takıma sahibiz bunu taktiksel antrenmanlarda devamlı futbolculara anlatıyoruz. Çünkü artık futbol bireysel yeteneklerin ön plana çıkıp skoru değiştireceği spordan ziyade, takım oyununu takım ruhunu gösteren bir spor haline dönüştü. O yüzden başarının en önemli sırrı organizasyon ve saha içinde organizasyon, disiplinli oynayabilmek ve takım ruhunu gösterebilmek, takım olarak beraber hareket edebilmek.



Galatasaray’la oynayan takımların deyim yerindeyse elleri ayakları birbirine dolaşıyor. Baktığınız zaman ligde iki golü rakipler kendi kalesine attılar. Hücum ataklarında ya kendi kalelerine gol atıyorlar, ya da savunmada hata yapıyorlar, çıkaramıyorlar o topu ki Panathinaikos maçının ilk golünde böyle oldu, bununla ilgili hocamız neler söyleyecek? Ligin süregelen bütün maçlarında rakiplerin bireysel bir hatası mutlaka oldu..

Futbol tabiki hatalar oyunu. Yapacaklardır. Bu tesadüf değil bu olacaktır. İki takımda yapacaktır. Ama önemli olan rakibin o hataları yapınca iyi organize olup doğru zamanda doğru yerde bulunmanız. Bu zamana kadar da bunları hep yaptık.

Mesela Sabri ilk golde çok iyi hücum pres yaptı.

Şöyle de değerlendirebiliriz. Bizim takımımız rakip takımı hata yapmaya zorluyor. Bu sebepten dolayı rakipler genelde hata yapıyorlar.

Galatasaray ligde 6’da 6 yaptı. Namağlup hem Avrupa’da hem Türkiye’de yoluna devam ediyor. Hoca yeterli görüyor mu performansı, kafasındaki Galatasaray için biraz daha zaman var mı? Ne kadar zaman var?

Şimdiye kadar iyi bir performans gösterdik. Ama bu mutlaka yetmez sonuçta 6 maç oynandı. Avrupa Ligi’nde de bir maç oynadık. Böyle devam etmemiz lazım. Sadece maç içinde değil. Antrenmanlarda da bu şekilde devam edip takım ruhunu ve beraberliğini en üst seviyeye taşımamız lazım. Ancak bu şekilde başarılı oluruz. Çünkü belirli hedeflerimiz var. Ancak bu şekilde bu hedeflere varabiliriz diye düşünüyorum. Çalışmaya devam etmemiz lazım.

Son olarak haftasonu oynanacak olan Eskişehirspor maçını sormak istiyorum?

İyi bir sonuç almamız için elimizden gelenin en iyisini yapmamız lazım. Çünkü önümüzdeki her maçı artık en önemli maç diye sınıflandırabiliriz. Eskişehirspor’da mutlaka bu maça çok iyi hazırlanacaktır. Çünkü Galatasaray’a karşı oynayan rakipler bildiğiniz gibi özel olarak hazırlanıyorlar. Onlarda böyle yapacaklardır. Ama biz yine iyi performansımızı göstermeye çalışacağız.

Kaynak: www.galatasaray.org

5 yorum:

jairzinho dedi ki...

bana göre galatasarayda burjuvalaşıyor ve halktan uzaklaşıyor.halkın çoğuna kapılarını kapatıyor.her şeyi değerleri bile paraya çevirmeye çalışıyor.sinekten yağ çıkarmaya çalışan bir zihniyet.gs tv nin uydudan çıkmasının nedenide tamamen parasal.bilet fiyatlarını söylemiyorum .bu kadar burjuvalaşan bir takımda sistem mistem bana saçma geliyor.

Adsız dedi ki...

jairzinho'ya göre Galatasaray "Burjuvalaşıyor","Herşeyini" paraya çevirmeye çalışıyor.(Değerleri derken neyi kastettiği pek anlaşılmıyor?Mektebi Sultani'den bu yana süregelen Galatasaraylılık değerleri mi,yoksa başka birşey mi?)
Mesela dergi çıkarıyor; 7 TL ye. Forma satıyor 89 TL ye. A.S.Yen'de maç izlemek de pek ucuz sayılmaz 35 TL den ayda 70 TL(13 milyonluk şehirde 23 bin kişilik düşük kapasiteli bir stadı olmasına rağmen),başka ne kaldı, paraya çevirdiği hatırlayamadım?
Uydu denilen şey nedir herkes bilir sanırım.En az 1 çanak ve bir receiver dan oluşan TV ye bağlanan şeye diyoruz(Yoksa Türksat falan değil hani) Galiba bu şey bedava,bir maddi değer içermiyor ve kapitalist ekonominin dışında bir meta herhalde? Yani FBTV,BJKTV uydudayken kimse "para harcamıyor" mu? O halde TV kurmuş olan bütün takımlar niye karasal yayında değiller,basit bir antenle izleyemiyoruz hepsini? FB neden kabloluda,digitürkte? Nedir bu takımların derdi? Yoksa Galatasaray gibi onlarda mı halktan uzaklaşmışlar? Ve daha kapsar bir sorun neden maçların canlı yayınları şifreli kanalda? Manisaspor'u neden o kanaldan izleyemediğim halde Manisaspor para kazanıyor?
Buna burjuvalaşmak denmez. Böyle bir yaşam şeklinde başka bir alternatif yok hayatta kalabilmek için. Bu yüzden aynı yaşam biçimini ilke edinmiş,internete bağlanmış,blog kurmuş;) HALK'tan Galatasaray kopmuyor, aksine DAHA ÇOK HALK'A BAĞLANIYOR.O yüzden buna olsa olsa "Connecting people" denir... saygılar

jairzinho dedi ki...

@adsız

arkadaşım bir değer varsa bu elbette ücretli olacaktır.ama sen bir değer üretmiyorsun ama sırf taraftarın duygularını sömürmek için ücret talep ediyorsun.buna sinekten sağ çıkarmak denir.gstv hangi değeri ortaya koyuyorda extra bir ücret talep etme isteğinde oluyor.maç yayınlarınımı satın almış.galasatarasay değil hemen bütün takımlar burjuvalaşıyor.sonra değerden bahsediyorlar.liseli kültürüymüş.vay beee.bunların derdi her şeyi paraya çevirme derdi.nasıl en fazla kar ederim derdi var bunlarda.özellikle kulüp yöneticilerin.bun sinekten yağ çıkaran zihniyet transfere gelince hovarda olabiliyor.nede olsa para cebinden çıkmıyor.devletin parası bol.saçsınlar bakalım.devlet stadda yapar borçlarıda siler.milletin parası aslında bu.konu uydu falan değil.birşey talep edeceksen para talep edeceksen önce birşey sunmalısın.lig tv paralı.çünkü maçları veriyor.sen niye para istiyorsun gstv olarak.herhalde yönetimde galatasarayı sevmenin bir faturası olması lazım diye düşünmüş.olabilir.bunların topu burjuva kılıklı insanlar.burjuvalar için 35 tl de az 200 tl de az.ülkenin ekonomik şartlarında insanlar o parayı bir maça vermezler.dünyanın en pahalı biletleri türkiyede.en refah ülkesi türkiyemi?neden ülkenin ekonomik durumuyla paralel biletler olmuyor.mantıklı olan bu değilmi?ama burjuvalara göre biletler ayarlanıyor.halkı takmıyorlar bile ama halkın duygularını sömermede çok ilerlemişler bu yöneticiler.kimsede çıkıp bu sinekten yağ çıkaran zihniyete birşey diyemiyor.senin halk dediğin kim önce onu bir tarif et.ondan sonra birşeyler karala.trt3 te 80li 90 lı yılların maçlarını tribünlerini izle.ondan sonra halk kimmiş öğren.futbol burjuvaların olsun.umurumda değil.ama halkın duygularını sömürmek ve buradan karlar elde etmek düşüklüktür.

Adsız dedi ki...

önce: benim anladığım kadarıyla buradaki problem ülkenin ekonomik,dolayısıyla da siyasal sistemi ile ilgili olmalı.
bunun için feodalite sonrasına,Adam Smith'e K.Marx'a kadar gidip günümüze gelemeyeceğim maalesef.
var olan gerçekliğin dışında bir talepte bulunup,"bunu neden böyle yapıyorlar" diye bir klübü "suçlamak tek başına" anlamsız bir tavır. bu düzen burjuvalar ve burjuvaların parasına sahip olmaya özenen, işini bilen fakir ve cahil kalabalık insanlar yetiştirir. yaşamak için başkasının hakkını gasp etmeyi öğretir,haklı kılar .eğitimin,sağlığın,tüm sosyal hakların sömürüldüğü, paraya çevrildiği bir düzendir bu kısaca. o şu kadar para edermiş, bu bu kadar para edermiş, hepsi palavradır. böyle bir sistemde "toplumsal isyan çıkarmadan kişiyi ne kadar sömürebilirim anayasası" vardır.(ki toplumsal isyan çıksa bile ülkeyi koruyacak başka hami ülkeler vardır abd gibi) gerisi hikaye. kapitalizmin mantığı olmaz, bilet fiyatı ederinden. falan filan.(bu konuda zaten aynı düşünüyoruz)
80-90 lar demişsin, ben o günleri gördüm 32 yaşımdayım. tek kanallı zamanı da, heidi yi de,beyaz gölgeyi de,dallası da bilirim. GS li ile FB linin birbirini öldürmeye çalışmadığı günlerdi. dolayısıyla o zamanların tribünü, insanların başarıya açlığı,gözlerindeki "acaba güzel bir gelecek?" umudu,yani 80 lerin anıları zihnimde kodlanmış haldeler,izlememe gerek yok tv den. o yıllarda bu ülkede nasıl spor diye bir şey yoktu ise, şimdi de spor diye bir şey yok, halk kültürü olmuş olan. dolayısıyla ufak detaylar haricinde 80 lerin spor izleyicisini çok özel kılan bir şey de yok bugünkü izleyiciye oranla!
o zamanki halk ne oldu biliyor musun,neye dönüştü? şimdi, kıçında donu olmayan insanların cebinde milyarlık telefonlar? tüketim çöplüğü haline getirilmiş ülke? bırak birkaç yılı, 3 ay sonra ne olacağının planlanamadığı bir hayatı yaşayan halk? o zamanlarda şimdiki "senin salladığın" nedenleri oluşturabilecek bir toplum yapısı yoktu.henüz tüketim toplumu olmamış halk, tabi ki statları dolduracaktı. cep telefonu yoktu,kredi kartı yoktu, hipermarket yoktu, bankalarda bilgisayar yoktu defterlere yazar müdüre imzalatırlardı para yatırdığında, gidince 6 saatte çıkılmazdı. belki bilirsin o günleri?! İbo nun TV de gözükmesi alay konusuydu insanlar arasında. bu sistem, halk dediğim şeyi buraya getirdi işte. benim halk dediğim şey değişen,tüketiciye dönüşen insanlar. 496 TL asgari ücretle hayatta kalmaya çalışıp, bu parayı kendisine reva görenlere tapan insanlar halk! 30 sene öncesine göre daha cahil olan insanlar!
kısacası arkadaşım, halkın duygularının sömürülmesini istemiyorsan eğer, tabi ki GS ye odaklanıp hala sallayabilirsin, burjuva bunlar diyebilirsin ama, en başta o burjuvayı yaratana, kanunları yapma-değiştirme hakkını verdiğin kişilere,yüksek yargıçlara, hakimlere,generallere ve en önemlisi kendisinin böyle yönetilmesini isteyen bu halka sallamalısın.ne Galatasarayın ne de diğerlerinin SSCB deki Dinamo Kiev olması bekleme bence(hem zamanına göre uzay futbolu oynasın, hem de parasız izlensin). halk için: Nazım dan ”Dünyanın En Tuhaf Mahlukusun” şiiri en iyisi galiba...(yanlış anlama lütfen şiiri) saygılar

jairzinho dedi ki...

@adsız

arkadaş.iyi güzel yazmışsın.benim demek istediğim özetle şudur.eğer futbol denen oyun yada başka işler (bunlar keyfidir)yapılacaksa devlet destek olmasın.köstek de olmasın.burjuvalar futbolu çok mu seviyor.o zaman insanların emeklerinin sömürerek kazandıkları paradan kendi stadlarını yapsınlar.biletleride kendileri belirlesin.ama öyle olmuyor.hem devlet yapıyor herşeyi.vergi almıyor arazi veriyor stad yapıyor.borçlarını siliyor.sonra milletin vergileri ile yapılan şeylere halkı sokmuyorlar.türkiyenin futbol ekonomisini devlet büyütüyor.bu normal değil.burjuvaların kendi çalıp kendi söylemesine karşı çıkan yok.ama burjuvalar kendi yapmıyor.şimdi yeni alisamiyen yapılıyor.kime yapılıyor.burjuvalar rahat etsin diye burjuvalara yapılıyor.kim yapıyor devlet.devlet burjuvalar için mi var.burjuvalar çok rahatına düşkünse yapsınlar kendi stadlarını.fenerin yaptığı gibi.fenerbahçenin burjuvaları toplanmış bir stad yapmış.kendilerine.halkı ister sokarlar ister sokmazlar.kendilerinin keyfine kalmıştır.buda normaldir.ama devlet yapmış olsaydı anormal olurdu.80 lerde 90 larda ülkenin ekonomik durumu ile bilet fiyatları paralellik gösteriyordu.şimdi ülkenin ekonomik durumu ilerledidemi bilet fiyatları yükselsin.burda feneri biraz ayırmak lazım.onları burjuvalar epey destekliyor.ama diğer takımların gelirleri belli.yani ülkede ne olduda futbolda acayip rakamlar uçuşmaya başladı.ne oldu biliyormusun.devlet destek vermeye başladı.futbol keyfi birşeydir.olmazsa olmaz değildir.halk ta bu keyfi oyunu eğer bütçesi elvermiyorsa desteklemez izlemez vs.ama burjuvaların keyfi ve rahatı içinde devlet destek olmaması lazım.tüketim çöplüğü olabilir.halk milyarlık telefonda alabilir.ama kimse halkı bu telefonu al diye zorlamıyor.devlet te telefon şirketlerine destek olmuyor.bu iş ticaridir ve hiçbir zorlama ve destek yok.olması gereken bu.futbolda da aynısı olması lazım.kulüplere destek olmayacaksın.köstekde olmayacaksın.kulüpler eğer insanlardan destek alıp büyük karlar elde edip büyük paralar harcıyorsa bunda problem yok.ama kulüplerin geliri belli .20 milyon avro geliri varsa ve 40 milyon avro harcıyorsa ve bunda bir yaptırım olmuyorsa problem burdan kaynaklanıyor.işte eksi 20 milyon avro millete sormadan devletten çıkıyor.problem bu.dediğim gibi keyfi işlerde devletin uzak durması lazım.insanların keyfi işlere para yatırması kimseyi rahatsız etmez.bundan büyük kar edenleri rahatsız etmez.çünkü insanların keyfi harcamalarına kimse karışamaz.ama devletin keyfi harcamalarına bir son vermek lazım.