28 Eylül 2009 Pazartesi

Eksi İki: Galatasaray v Eskişehirspor, 1-1



''Şans verildiğinde, elimden gelenin en iyisini yapıp bir sonraki maçta ilk 11'de oynama hakkını kazanabilmek adına çaba harcıyorum. Burnley karşısında yedek kalırsam, bu durum benim için büyük hayalkırıklığı olur; çünkü her maçta oynamak istiyorum.''

Tottenham Hotspur forması ile hafta arası oynanan Carling Cup mücadelesinde Preston North End ağlarını üç defa havalandıran Peter Crouch, Premier League'deki Burnley maçı için menajer Harry Redknapp'ten bu sözlerle forma istiyordu. Dün akşam Burnley karşısına çıktı, Tottenham. Ve sahadan 5-0'lık galibiyetle ayrıldı. Gollerin dördü, hücum hattındaki diğer isim Robbie Keane'den geldi. Redknapp ise, yoluna Jermaine Defoe ile devam etti. Ne var ki; sakatlık dolayısıyla ancak 56 dakika sahada kalabildi, Defoe. Peter Crouch, bu dakikadan sonra oyuna dahil olabildi. Harry Redknapp'ınki bir tercih.

Tottenham'ın iyi başladığı yeni sezondaki en golcü ismi Jermaine Defoe'dan formayı alamadı, Peter Crouch. Benzer durum, geçtiğimiz hafta Galatasaray özelinde yaşanmıştı. Sezona alternatif forvet olarak başlayan Shabani Nonda, Kasımpaşa karşısında üç gol birden atarak Milan Baros önünde avantajlı duruma geçti.

''Hepimiz bir şeyi iyi biliyoruz.'' diyordu Shabani Nonda, Ali Sami Yen Stadyumu'nda 6-0 kazanılan Maccabi Netanya maçının ardından. ''Kadrodaki tüm oyuncuların ilk 11'de oynayabilme şansları eşit. Herkes formaya aynı uzaklıkta.'' Nonda, özellikleri olan bir forvet. Frank Rijkaard'ın yedek kulübesinde ihtiyaç için her daim hazır bulundurduğu bir oyuncusuna bu güveni vermesi önemli. Nonda, tam da bu yüzden Eskişehirspor maçına ilk 11'de başlamalıydı. Konu, ''Shabani Nonda, Galatasaray'ın birinci forvetidir!'' algısını desteklemek değil. Baros'un Nonda'dan daha rezil bir forvet olması hiç değil.

Takım içerisinde bir adalet oluşturulmuşsa eğer, antrenörün bunu net olarak göstermesi gerekiyordu. Frank Rijkaard, bunu yaptı.

Galatasaray'da bir gerçek var. Milan Baros, takımın oynamak istediği futbolun en önemli parçalarından biri. Galatasaray'ın ilk bölümlerinde skor avantajını yakaladığı karşılaşmalardan anlayabiliriz bunu. Gaziantepspor, Kayserispor, Panathinaikos, hatta Beşiktaş maçı. Daha da ileri gidelim. Ve Kasımpaşa önünde Elano'nun şutunu Ali Güneş'in çıkaramadığını düşünelim. Muhtemelen birinci 10 dakikalık sekansta skoru almayı başaracaktı, Galatasaray. Saydığımız tüm maçların odak noktasında Galatasaray'ın hücum sistemi ve aslında Milan Baros'un sahip olduğu stratejik rol var. (Yukarıdaki karşılaşmalarda atılan ilk golleri hatırlayalım bir de.)

Nonda, özellikleri olan bir forvet.
Milan Baros da öyle.



Kişisel konuşabilirim bu noktada. Milan Baros'un Galatasaray'ın birinci forveti olması gerektiğini düşünüyorum. Sanıyorum, bu konuda Frank Rijkaard ile aynı fikirdeyiz. Ama forma dağıtımındaki adalet, Eskişehirspor karşısında kaybedilebilecek iki veya üç puandan önemli.

Eskişehirspor, TSL'nin karakter sahibi takımlarından biri. Galatasaray, bu gerçeğin bilincinde olarak başladı maça. Kalede Leo Franco vardı. Savunma kanatlarında Sabri Sarıoğlu ve Uğur Uçar oynayacaktı. Merkez ikilide Servet Çetin ile Hakan Balta. Mehmet Topal ve Mustafa Sarp'ın orta sahadaki birliktelikleri devam ediyordu. İleri uçtaki Shabani Nonda'nın iki yanında Kader Keita ile Harry Kewell vardı. Büyük resimdeki son parça, Arda Turan olacaktı. Buna karşılık; Eskişehirspor, bir süredir uygulamaya çalıştığı mantalite ile devam ediyordu.

Kendisine ezber edindiği bir savunma yapısı var Eskişehirspor'un. Kalede Ivesa, merkez ikilide El Saka ve Vucko, kanatlarda Koray ile Murat Önür. Bir kalecinin önündeki defans dörtlüsüyle sürekli beraber olması, avantaj olarak kabul edilebilir. Eskişehirspor özelinde bilinen bir diğer gerçek ise, savunmasının uzun; ancak hamle eksikleri bulunan oyunculardan kurulmuş olması. Bu da, hücumda yüksek pas yüzdesine sahip oyuncular bulunduran Galatasaray adına bir avantaj. Tabii, yalnızca kâğıt üzerinde. Biraz daha ileri gittiğimizde, Eskişehirspor adına ortaya çıkan bir karakter daha görülüyor. Hücumdaki üçlüsü (Souleymane Youla, Ümit Karan, Mehmet Yılmaz) ve orta sahada oynayan Burak Yılmaz.



Galatasaray ve Eskişehirspor arasındaki karşılaşma öncesi, elimizde olan verilerdi belki de bunlar.

Sezon başından bu yana Galatasaray, özellikle de Ali Sami Yen Stadı'nda, hızlı başlayarak rakiplerine ''Bu maçı kazanamayacaksınız!'' hissini vermeye çalışıyordu. Oyun ve oyuncu karakterleri bunu gerektiriyordu bir yerde. Dün akşam; bu fikir, net olarak oluşamadı. Milan Baros ile Shabani Nonda arasındaki tercih bir kenara, Eskişehirspor'un top rakipte iken aldığı savunma pozisyonunun da katkısı vardı söz konusu durumda.

Maç öncesindeki önizlemelerden biri ile devam edelim. Eskişehirspor savunmasının merkezi. Uzun boylulardı. Dolayısıyla, onları pas yaparak aşmak daha tutarlı görünüyordu. Galatasaray'ın ilk yarıda golü bulana dek girdiği iki ciddi gol pozisyonu var. Biri, Mustafa Sarp'ın futbol zekâsı ile çıktı ortaya. Diğeri, Arda Turan'ın rakip defansın tam kalbine attığı pas ve Keita'nın kaleyi yoklamasıyla. Golün geldiği pozisyonun ana fikri de çoğunlukla buna paralel. Kader Keita'nın müthiş hareketinin hemen ardından ceza sahasına gönderilen bir top ve Vucko'nun ıskasını değerlendiren Shabani Nonda.

Galatasaray, yapması gerekenin üzerinden golü bulmuştu. İkinci yarının hemen başında (45:18) oluşturulan pas trafiğinin ardından Kader Keita'nın kaleci Ivesa ile karşı karşıya kalması da mantalitenin bir sonucu olarak kabul edilebilirdi. Eskişehirspor'un hücumdaki rotasyonuna iyi çalışmıştı, Galatasaray. Hızlı çıkışlara önlemler alınmıştı. Ki Uğur Uçar'ın savunmanın solunda görev yapması da bununla ilgiliydi belki de. (Sabri Sarıoğlu ve Caner Erkin ikilisi, merkezde yer alan Hakan Balta'nın da varlığı ile, iyi işlemeyebilirdi.) Ancak hesapta olmayan bir şekilde kalesinde gol gördü, Galatasaray. Bu dakikadan sonra Eskişehirspor, oyun planına daha fazla sarılmaya başladı.



Maça eşitliğin gelmesi ile birlikte Eskişehirspor teknik direktörü Rıza Çalımbay, oyuna müdahalede bulunmayı tercih etti.

Hücum gücü yüksek iki oyuncu (Burak Yılmaz, Ümit Karan) kenara gelirken, orta sahada direnç sağlayabilmek adına iki defansif futbolcu (Serdar, Bülent Kocabey) dahil oldu maça. Çalımbay'ın bir sonraki hamlesi ise, Souleymane Youla'nın yerine Ragıp Başdağ'ı almak olacaktı. Pekâlâ... Frank Rijkaard, değiştiremez miydi tüm oyun yapısını? Hem de bir veya iki oyuncu ile. Kimler vardı kenarda, bir bakalım: Aydın Yılmaz, Barış Özbek, Elano, Milan Baros, Ayhan Akman, Emre Aşık, Caner Erkin. Alternatifleri de gözden geçirelim.
  • Harry Kewell <-> Milan Baros: Böylece Galatasaray, Shabani Nonda ve Milan Baros ikilisine dönebilirdi.
  • Mehmet Topal <-> Milan Baros: Galatasaray, Mustafa Sarp'ı tek bırakarak hücumda beş oyuncuya sahip olurdu.
  • Mehmet Topal <-> Elano Blumer: Galatasaray'ın orta sahası, hücuma daha yatkın olurdu, değil mi?
  • Harry Kewell <-> Elano Blumer: Arda sol kanada geçer, Elano ile de orta saha güçlenir(di).
Tipik 4-4-2, çok tipik 4-1-4-1 veya tipik olmayan 4-3-3... Frank Rijkaard ve ekibi, Türkiye'de bazı ezberleri değiştirmeye çalışıyor. Çoğu zaman oyun planına sâdık kalıyor. Ve hâlâ bu klişeler üzerinden değerlendiriliyor takımı.

Milan Baros ve Shabani Nonda ikilisine dönüp, Kader Keita ile Arda Turan'ı da kanatlara göndererek Eskişehirspor'u mağlup edebilirdi Galatasaray. Ama yalnızca günü kurtarırdı. Ya da Rijkaard, Shabani Nonda'yı 70. dakikada oyuna alır, maçın başında Milan Baros'un görevlerini yerine getirmesi ile rahat bir galibiyetin tadını da yaşayabilirdi. Ama kimbilir belki de Nonda'yı kaybederdi. 4-4-2, bu yüzden bir sistem değil. Yalnızca diziliş. Evet, 4-3-3 de sistem değil. Önemli olan, futbol aklı.

Galatasaray, beraberlikten veya ilerleyen dönemlerde alınacak herhangi bir mağlubiyetten ders çıkaracaksa; kendi oyun şablonu ve futbol mantalitesi üzerinden gidecek sonuca. (Savunmadan hücuma geçişteki uzun toplar da dahil buna.) Kesin bir gerçek. Tüm bunların toplamında; işte Frank Rijkaard olursunuz. Diğer yandan, kâğıt üzerinde, efsanevî bir başlangıç yapmanıza rağmen yarınları kaçırabilirsiniz. Gelip gelebileceğiniz en üst seviyede iken hem de. Galatasaray'ın mutlaka sorunları var. Ki konuşulur da ilerleyen zamanda. Bazı oyuncular resmin içerisine girer, işler de yoluna.

Son tahlilde; Galatasaray adına yeni sezondaki büyük gelişmelerden biri de, atılan gollerin ardından takım olarak gösterilen reaksiyonlar. Yalnızca sistem veya dizilişler üzerinden konuşulmamalı, Galatasaray'ın futbolu. Ve bu da başka bir konu.

12 yorum:

Erdem Karakuş dedi ki...

Bu maçtan sonra birkaç yazı okudum bloglardan. Hep aynı şeyden bahsediyor insanlar, yanlışların ne olduğu.

Her insana göre, kendi düşünceleri gerçekleşse dünya daha güzel bir yer olacak. Bu insanlara göre ise kendi dedikleri yapılsaydı Galatasaray kazancaktı, bu yüzden Rijkaard eleştirilmeli, ve malesef hata yaptı.

Bunları neden mi anlatıyorum, çünkü artık aynı şeyleri okumaktan hiçbir zevk almıyorum. Nasıl bir toplumuz ki hiçbir şey üretmememize rağmen sürekli eleştirebiliyoruz? Yani bu mümkün olamaz, burada bir yanlışlık olmak zorunda.

Benim okumak istediğim yanlışın neler olduğu değil, doğrunun neler olduğu. Neler yapılması gerekirdi değil, neler yapıldı?

Basit bir örnek vericem. Baros oynamadı, Nonda oynadı. Ve çoğu kişi yanlış buldu bunu. Benim şahsi fikrim sistemin asıl oyuncusu Baros'tur, ve ben iyi de oynasa kötü de oynasa onu oynatırım. Sistemi o tamamlıyor çünkü.

İnsanların ortak görüşü de bu, o yüzden Rijkaard hatalı bu insanlara göre.

İnsanlar neden Baros'un oynamadığını sorguluyorlar, ben Nonda'nın neden oynadığını sorguluyorum.

Nonda oynamayı haketti çünkü. İlk 11 başlamak bir ödüldür futbolcu için, Nonda'da haftalardır bir yedek olarak gösterdiği performansın ödülünü aldı. Aynı ödülü daha önce Aydın'da almıştı ve Kewell'ı keserek ilk 11 başlamıştı.

Bu yazdıklarım benim düşüncem olabilir, yani asıl sebebi olmayabilir Nonda'nın oynamasının. Ama "neden Nonda?" sorusuna bir cevaptır bu, ve de mantıklı bir cevaptır.

Takımı içinde adil olmaya çalışan, ve adaleti puan kaybetmeyi göze alarak uygulayan bir teknik adamın düşüncesidir belki de, bilemeyiz. Ve birşeyleri göze almadan da büyük başarılar kazanamazsınız. Bugün 1 puan kaybedersiniz ama, bundan çok daha fazlasını kazanırsınız.

6 Mayıs 2009 Chelsea-Barcelona maçı. Dakika 90+2, Chelsea 1-0 önde ve Barcelona elenmek üzere. Ve yaptığı şey ne biliyor musunuz, ayağa pas oynamak. Hem de belki de dünyanın en iyi savunma yapan takımına karşı. 90+2 dakika boyunca inatla ayağa pas oynamak, ve yarım dakika sonra atılan golle turu geçip, sonrasında şampiyonluğa uzanmak.

Günlük başarılar mutlaka önemlidir, ama bazı değerleri yüceltmek çok daha büyük başarılara giden yolu açar.

SozenE. dedi ki...

Erdem Bey,

Eleştirileriniz benimle ilgili değil sanırım.

Birkaç saat içerisinde yayınlayacağım ben de nacizane düşüncelerimi. Ki önizlemesi de sizden gelmiş neredeyse. Benzer düşünüyoruz bu maçla ilgili. Eğer şu an yazışmakta olduğumuz blogu az çok takip etme şansınız olduysa, neler düşündüğüm hakkında -ufak da olsa- fikirleriniz vardır.

Çeşitli bilgiler verdiğiniz 6 Mayıs 2009 tarihli Chelsea-Barcelona maçı ile ilgili yazı da arşivde: http://eraysozen.blogspot.com/2009/05/chelsea-v-fcb-1-1-duzene-kars-barcelona.html

Selamlar,

Eray.

özgür koç dedi ki...

Merhaba Eray Bey;
Bloglarda okuduğum, ve TV'de takip ettiğim yorumlarda Rijkaard'a eleştiriler yönlendiriliyor.

Elbet biliyorum, skora göre eleştirmek kolay ama aklıma takılan sadece 2 soru var. Eğer yorumlarınızı paylaşırsanız çok sevinirim.

1. Siznce Elano neden oyuna alınmadı ? Biliyoruzki, M.City'den düzenli forma giyeceği bir takımda oynamak için geldi Elano. Ayrıca sizce Elano'ya ihtiyaç yok muydu maçta?

2. Rıdvan Dilmen diyor ki,"Skor ve maç ne olursa olsun, Rijkaatd şablon değiştirmiyor.Yani bir B planı yok. Sadece oyuncuyu değiştiriyor. Değişik bir strateji uygulamaıyor." Sizce bu ne kadar doğru? Gerçekten Haziran ayından beri, Rijkaard'ın oyuna müdahaleleri sadece var olan şablon üzerinde oyunu değiştirmek mi sadece? Maça göre değişik takitk uygulamıyor mu?

Teşekkürler.
Maç yazınızı sabırsızlıkla bekliyorum.

SELO dedi ki...

Bu da benim mac ile ilgili yorumun ve macta cektigim bir kac resim:

http://galatasarayantreman.blogspot.com/

Saygilar, sevgiler..

SozenE. dedi ki...

Özgür Bey Selamlar,

Frank Rijkaard'ı eleştirirken komik duruma düşen çok sayıda insan var.

Eskişehirspor beraberliği, onlar için bir fırsat. Ama gerçek öyle değil. Bu, ayrıntılı ve dolayısıyla uzun bir konu. İlerleyen dönemde konuşabiliriz umarım.

Elano'yu görmek isterdim ben de açıkçası. Taraftar psikolojisi, neticede. Ama ısınma hareketlerine oldukça geç başladı. Son 15 dakikalık bölümde gelebildi ancak kale arkasına. Elano'dan önce Ayhan Akman vardı orada. Ve yaklaşık 45 dakika boyunca hazırlandı oyuna girebilme adına. 2-0 yakalansaydı, Ayhan'ı bekliyordum ben. Oyunun temposunu düşürmek istememiş olabilir, Frank Rijkaard.

Takım ile arasındaki telepatik bağ önemli tabii bir de.

Bu noktada yapılacak bir değişikliğin artı ve eksilerini Rijkaard, mutlaka daha iyi biliyordur.

Belli bir futbol mantalitesi var Galatasaray'da. Bunun üzerinden sonuca gidiliyor. Bir duruş bu, aynı zamanda. Diğer yandan; Galatasaray, alfabenin birçok harfi ile ilgili plan üretebilecek bir takım.

B Planı diye bahsedilenler, 4-4-2, 4-2-3-1, 4-3-3 gibi dizilişlerse eğer; bunlar değil ana fikirler. Aslında; B Planı, Nonda ve Baros arasındaki değişikliklerdi son haftalarda. Eskişehirspor maçında takas oldular yalnızca. Gerekli dersler alınmıştır diye düşünüyorum.

Önümüzdeki birkaç gün; dediğim gibi, Barcelona ve Sparta Rotterdam arasındaki farklılıklardan bahsetmek için iyi fırsatlar sunuyor bazı insanlara. Ama Galatasaray, yalnızca iki puan kaybetti dün akşam. Daha fazlasını değil.

Yorumunuz için ben teşekkür ederim,

Eray.

Büyük Kaptan dedi ki...

Merhabalar,
Yazinizi begendim, zaten uzunca bir suredir de takip ediyorum. GS ile ilgili degerlendirmelerin bu sene cok yuzeysel oldugunu dusunuyorum medyada, o yuzden mumkun oldugunca okumak istemiyorum. Ozellikle "buyuk yorumcu" Ridvan Dilmen'in yapmis oldugu yorumlar beni gercekten rahatsiz ediyordu ki bugunku yorumunun da sadece basligini gordum (B Plani Yok) ve inanilmaz derecede uzuldum, bu kadar mi ici bos yorum yapilabilir diye. Bu puan kaybinin herhangi bir zarari olacagini dusunmuyorum, hatta galip geldigimiz bazi maclardan cok daha sisteme bagli oynadi takim. Bir tek Elano'yu gormek isterdim ama artik bir daha ki maca herhalde. Yorumlariniz icin tesekkurler.

Erdem Karakuş dedi ki...

Bu sabah gazetelerde Rijkaard ile ilgili yorumları okudum. Herkes Rijkaard'ın hatalarını yazıya dökmüş, nitekim hiç de şaşırmadım. Özellikle bir tanesini buraya taşımak istiyorum.

"Rijkaard'ın bir B Planı yok, hep aynı taktikle oynuyor."

Bu yorumu yapan futbolu biliyor dediğimiz Rıdvan Dilmen. Yani Rıdvan diyor ki Rijkaard sonucu değiştirecek hamleyi yapamadı.

Şimdi bu söylediklerimden bir parçayı yeniden vurgulamak istiyorum, "sonucu değiştirmek". Yani sonuç odaklı olmak. Yani bu sözün en basit haliyle, GÜNÜ KURTARMAK.

Yani Rıdvan diyor ki, amaç sistem falan değil sevgili Rijkaard, sen bugün bu maçı kazanamadın. Ben de bu maçı kazanamadığın için seni eleştiririm.

Elimde olsa sormak isterdim Rıdvan'a, Rijkaard'ın asıl amacı bu maçı kazanmak mı, yoksa takımı bir sistem dahilinde oynatmak mı?

Şimdi bir başka örnek vericem. Guardiola'nın Rıdvan'ın deyimiyle "hep aynı sistem" ile oynattığı Barcelona geçen seneden bu yana bütün kupaları kazandı. Guardiola puan kaybı olan hiçbir maçta müthiş hamleler yapıp da maçı çeviremedi. Peki sene sonunda ihtiyaç duydu mu bu puanlara?

Ülkemizde spor yorumculuğu işte bu. Daha doğrusu futbol yorumculuğu bu. Gerçi bu durum tamamen vizyondan kaynaklanıyor, yorumcu kalitesiyle ilgili bir durum değil.

O yüzden kimse kimseyi kandırmasın, herkes skora ve güne göre konuşuyor. Bari bu insanlar ne olduklarını kabullensinler de, "Alex Ferguson gibi 20 yıl çalışan teknik direktörümüz olsa keşke" geyiklerinden kurtulsak.

kendine iyi bak dedi ki...

oncelikle galatasaray taraftarının biraz sakin olması gerekiyor(bir kısmı). sene basında rijkaarla sonuc ne olursa olsun (seri maglubiyet de dahil) arkasında duracagı sozunu unutmasın ki suanki tabloda o durumu bile gosteren birsey yok! bu insanlar degil midir ki hafta icin de rijkaard'la 5 yıl 10 yıl anlasma yapılsın diyenler. neyse.

bana gore de baros takımın 1. forvetidir; fakat adalet icin nonda'nın dun ilk 11'de baslaması gerekiyordu ki bu adalet sebebiyle elano'nun kenarda oturdugunu dusunmekteyim, sırası geldiginde o da gorevini alacaktır. en cok da rijkaard kafasındaki olusturdugunda konusacak birseyleri kalmayacak olacak olan ustadların!! tv ekranlarında neler diyecegini merak ediyorum.

@ozgur koc
renktas,rıdvan dilmenin dediklerini uygulayabilseydi simdi bir takımın basında olurdu ki o da herseyin "gol olur" olmadıgının farkında oldugu icin ekranlarda. o yuzden pek ustune dusmemek lazım.

saygılar.

Adsız dedi ki...

harika yazı olmuş, dündden beri arkadaşlara anlatmaya çalıştığım şeyleri yazmışsınız, sanki klavyenin başındaki benmişim gibi neredeyse. kesinlikle size katılıyorum.

serdar dedi ki...

Merhaba,

Yaklaşımlarınız çok doğru. Bu seviyedeki bir teknik kadroyu günlük kaygılarla ve beylik laflarla eleştirmek biraz komik oluyor.

Öncelikle bence çok önemli bir kayıp değil. Unutmamak lazım ki Eskişehir çok zorlu bir rakip. Rakibin kadrosunda bu takımdan kötü sayılabilecek bir şekilde ayrılmış Ümit Karan var (kaptanınız için oynayın diye motive oluyordu takım). Mehmet Yılmaz, Burak ve Youla gibi büyük takımlarda istedikleri çıkışı yapamamış üçlünün yanı sıra Doğa, El Saka gibi zeki ve sağlam oyuncular ve Rıza Çalımbay gibi bu tür maçlara kafaca çok hazır bir teknik direktör. Bu takım buraya kadar namağlup gelmiş olmanın ötesinde iyi kontratak oynayarak üç deplasman beraberliğiyle gelmiş. Gerçekten de iyi kilitleyebildiler oyunu.

Böyle puan kayıpları olmalı. UEFA maçları ve derbi öncesi ayakların yere basması gerekiyordu. İyi gidiyoruz ama o kadar da değil. Çeşitli adaptasyon sorunları var. Örneğin; Orta saha ve defansın önde pres yemesi halen problem yaratıyor, topla çıkmakta ne kadar zorlandıkları televizyondan bile görünüyor (gelişme var ama!). Nonda 4-3-3 dinamizmine, Baros da sıkışık oyuna alışık değil sanki, formsuzluk gibi görünenin bu eksiklik olduğunu düşünüyorum. Sabri ve Servet atsan atılmaz satsan satılmaz :) Oynanan sistem çok zor bir sistem ve alışmak aylar sürebilir.

Diğer tercihlerle birlikte bence Rijkaard çok büyük hata yaptı demek saçma olur. Örneğin maçı kaybetseydi Rıza Çalımbay için bu söylenebilirdi. Bu sahaya 4 forvet çıkmak epey kötü bir tercih bence. Eleştirmek amaçlı söylemiyorum ama sonradan plan tutmayınca normal oyununa döndü ve oyunu güzelce kilitledi.

Peki neden bu eleştiri tufanı? Zaten belliydi, Hıncal'ın çıkışından. Şimdi atış serbest. Bir on biri yok, B planı yok (neden B planı illa sistem değişikliği? Üçlü savunma mı oynasaydı? 2-3-2-1-2 oynayıp gol yeseydi ve maçı kaybetseydi ne olurdu? CM mi bu düğmeye bas, sistem değiştir?)... Peki bu abilerimiz değil miydi üç gün önce "Elano daha hazır değil" diyen? Arda şımarmış mı oluyor bir frikik attı diye? Atsın, hatta hepsini o atsın. Yıllardan sonra frikikçimiz olsun bir tane. Kimin atacağını bilelim en azından. Daha önce kullandığı iki frikikte çok güzel organizasyon yapılmıştı, ondan bahseden kimse yok...

özgür koç dedi ki...

Selamlar;
Şu an hem Melih abinin blogundaki ve buradaki yorumları okuyorum ve şu futbol blogları arasında en mantıklı yorumları yazan ve olayları daha derinlemesine düşünen galatasaray taraftarlarını gördükçe daha umutlu oluyorum.

Rijkaard'ın Milan'a gitme ihtimali bile beni kabuslara sürüklüyor bu arada. :(

Sulo dedi ki...

Bu guzel yazi icin tesekkur etmek boynumuzun borcu...

Ben sunu soylemek istiyorum: Eskisehir macinin son dudugunden bu dakikaya kadar yoneltilen elestirilerin asil sebebi Fenerbahce'nin hasbelkader 7 macta 7 galibiyet almasidir. Twente macindan sonra ihale onlara gecmisti ve onlar (antu ve spor yazarlari dahil fener taraftarindan bahsediyorum) surekli fenerin oynadigi futbolu galatasaray'inkine gore tartiyor ve takimini fena halde elestiriyordu. mesela gecen haftaki ibb macinda takim ondeyken dahi futbolcularina karsi gosterdikleri tepki hic saglikli degildi (ozellikle kazim'a karsi). Simdi ihale bu macla bize gecti, cunku bir gun once fener bir son saniye fastbreaki ile mucizevi bir uc puan almisti. O yuzden bilhassa galatasaray taraftarinin psikolojisini bu yonde yorumlamak lazim diye dusunuyorum. Isin kotusu bu 10. haftaya kadar boyle gidecek ve taraftarlar o mac ile kendi takimlarinin durumunu test edeceklerini dusunecekler. Eger Kadikoy'de bir maglubiyet alinirsa, inanin bir cok Galatasarayli Rijkaard'i o gunden sonra defterden silecektir. O yuzden turk futbolunda 'sabir, model, organizasyon, total futbol vs...' gibi kavramlarin pek yerinin olmadigini dusunuyorum, cunku Galatasaray taraftari uzaydan gelmedi, bu toplumda yasiyor ve diger takim taraftarlari gibi uzun vadeli dusunmeden nasibini almadigi icin 'reaksiyoner' bir taraftar. Sadece 90. dakikada ayaga pas yapmaya calisan oyuncularin kapali tribunden gordugu tepkiyi hatirlayin, halbuki ekran basindakiler gibi kapali tribundekiler de neden hala topun yeterince sisirilmedigine tepki gosteriyorlardi. Frank'in yerlestirmeye calistigi sistemi, modeli gercekten anlayabilecek kac kisiyiz ki sunun surasinda? 10. haftada bir maglubiyet gelirse gercekten isler zor. Zira taraftar kendilerine Kadikoy'de bir galibiyet getirecek bir mesih bekliyor ve onlarin gozunde bu Frank cikmazsa isler o zaman gercekten cok zor.

Sevgiler.