19 Eylül 2009 Cumartesi

Son Top: Türkiye v Yunanistan, 74-76



Mucizevî bir galibiyetin eşiğinden döndük.

Kazansaydık, gerçekten inanılmaz bir geridönüş olacaktı. Ama salt olarak skor bazında değil. İlk yarıdaki farklı performansın ardından oyunda kalmıştı, Türkiye. Ve maçın normal süresinin sonundaki iki dakikayı daha akıllı oynasaydı, EuroBasket 2009'da Yarı Final'e yükselen üçüncü takım olmayı başaracaktı.

Yunanistan'ın şampiyonlukla tamamladığı EuroBasket 2005'in en iyi beşinde yer alan iki oyuncu Theodoros Papaloukas ve Dimitris Diamantidis, Polonya'daki Yunanistan kafilesine dahil edilmemişti. Yunanistan'a şampiyon takım karakteri kazandıran isimlerdi, Papaloukas ile Diamantidis. Yokluklarındaki en büyük ve belki de tek koz ise, Eurobasket 2007'de Hırvatistan karşısındaki unutulmaz son saniye üçlüğünü atan Vasileios Spanoulis olarak kabul edilebilirdi. Avrupa'nın en iyi şutörlerinden biri olan Spanoulis, Yunanistan'ın EuroBasket 2007'de dördüncü sırayı almasına ciddi katkılarda bulunmuştu.

Son yıllarda basketbolda bir Yunanistan ekolünden, sertliğinden ve kazanan takım hüviyetinden bahsediyorsak eğer; Spanoulis, bu kadrodan kalan en net örnekti Polonya'da. Bu akşama kadar Yunanistan ile Türkiye arasında oynanan son üç maçta, Türkiye sahadan mağlubiyetle ayrılan taraf olmuştu. EuroBasket 1997, 2003 ve 2006 Dünya Şampiyonası'nda sürekli karşımıza çıkıyordu, Yunanistan. Her defasında sertliği ile de kazanıyordu. İspanya 1997'de Türkiye'yi 74-52 eden Yunanistan'da Nikos Ekonomou, Dimitris Papanikolaou ve Giorgios Sigalas gibi isimler vardı. 2003'te çok iyi giderken
Fragiskos Alvertis'in maç boyu attığı tek basket, Yunanistan'ı maçın bitimine çok kısa süre kala öne geçirmişti.

Ve 2006'daki o üçüncü çeyrek performansı...

Yunanistan, Türkiye maçlarının baskı altındaki bölümlerini her zaman daha iyi oynuyordu. 2009'da Papaloukas ve Diamantidis'in yokluklarında bu görüntü terse dönebilirdi elbet. Ama olmadı.

Maçın gidişâtını Slovenya karşısındaki mağlubiyet belirlemişti büyük ölçüde; fakat yine de daha iyisini yapabilirdi, Türkiye. İlk yarıdaki tutuk başlangıç, tüm maç boyu çabalamak durumunda bıraktı takımı. Bu anlamda, birinci devre özelinde, birkaç istatistikten bahsetmek mümkün tabii.

Birincisi, serbest atış oranları. İkincisi, ribaundlar. Üçüncüsü, top kayıpları. Ve dördüncüsü de üç sayı isabetleri.
  • İlk yarıda Yunanistan, 14 defa geldi serbest atış çizgisine: 10-14. Türkiye, serbest atış çizgisine dahi gidemedi: 0-0.
  • İlk yarıda Türkiye, yalnızca 11 ribaund alabildi. Bunlardan ikisi hücumda geldi. (Aslınca tek hücumda. Oğuz Savaş'ın kendi topunu tiplemesi sonucunda.) Yunanistan, toplam 23 ribaund topladı. Türkiye'nin yaklaşık 12 dakikalık süreyi ''ribaundsuz'' geçtiği bölümde pota altını domine etti. Ribaundlardan 9 tanesi, hücumda geldi.
  • İlk yarıda Türkiye, dört top kaybı yaptı. Birinci çeyreğin bitimine 3:12 kala Hidayet Türkoğlu'nun hücumdaki kötü pası, Yunanistan lehine üç sayı olarak geri döndü. Yunanistan, yedi defa kaybetti topu. Bunlardan yalnızca iki tanesi, direkt olarak, Türkiye sayısına dönüşebildi.
  • İlk yarıda Türkiye, yayın gerisinden altı denemede bulundu: 2-6. Yunanistan, yayın gerisinde fazla mesai yaptı: 3-14.
İlk iki istatistiği gören herhangi biri, serbest atış oranları ve ribaundlar, maçın Yunanistan lehine çift haneli sayı farkı ile sonuçlanmış olduğunu düşünebilirdi. Hiç kuşkusuz, haksız da sayılmazdı. Ama üç sayı denemelerindeki başarısız oran ve top kayıpları, Yunanistan'ın önünü kesiyordu. Bu dönemde, Türkiye'nin ayakta kalması da önemliydi. Yalnızca tek pozisyon fark ile sona erdi ilk yarı. 29-26, Yunanistan lehine.

Psikolojik savaşın altında ezilecek miydi, Türkiye? Böylesine kötü oynarken maçın içinde kalması, ciddi bir ışıktı aslında. Geri de dönülecekti muhtemelen. Ama son dakikaları görmek lazımdı yine de. İkinci yarının hemen başında Türkiye, pota altını daha fazla zorlamaya başladı. Ve sadece iki dakika içerisinde üç faul aldırdı Yunanistan savunmasına. Serbest atış kullanılmadan geçilen koca bir devrenin ardından bu başlangıç doğru olandı. Türkiye, hiç öne geçemedi üçüncü çeyrekte. Ama Yunanistan karşısında geri adım da atmadı.

Hidayet Türkoğlu, üçüncü çeyreğin tamamında kenarda oturmuştu. NBA kariyerini riske atacak fedakârlıkla takımının yanında olmaya çalışan Hidayet, son periyotta oyuna döndü. 52-48 gerideydi, Türkiye. Ancak yalnızca 5 dakika ve 40 saniyelik sekans içerisinde takımını oyuna soktu, Hidayet. Bu bölüme kadar sıfır sayı ile oynuyordu halbuki. 48-52'den 63-57'ye geldi skor. 53-52 ile öne geçilen pozisyon ile perdeyi açan Hidayet, takımın 12 sayısından 11'ini yolladı Yunanistan potasına. Buradan sonra tüm oyuncular, Hidayet'in eline baktılar. Bir hatalı yürüme ve bir de kötü pas geldi, Hidayet'ten. Ancak en büyük yanlış, bitime :47 kala ve skorda (63-61) önde iken kazanılan hızlı hücumda Ömer Onan'ın kullandığı yanlış tercih oldu.

Ömer Onan'ın kaçan şutu, Yunanistan üçlüğü olarak döndü Türkiye'ye. Bitime :18 kala Zizis'in serbest atış isabetinin ardından Türkiye adına en iyi senaryo, maçı uzatmaya götürmek oldu. Oysa ki; böylesi bir maçta bitime 2:23 varken 63-57 ile önde olan bir takımın o maçı bitirmesi gerekiyordu. Maalesef olmadı, Yunanistan yine baskı altında oynayan taraf olmayı başardı. Uzatma bölümünde ise, şampiyon karakteri Vasileios Spanoulis ile vücut buldu.
  • Maç boyu Yunanistan, 35 defa geldi serbest atış çizgisine: 26-35 (%74,3). Türkiye ise altı isabet kaydedebildi 13 denemede: 6-13 (%46,2).
  • Maç boyu Yunanistan, 47 ribaund aldı Türkiye'nin elinden. Bunlardan 17 tanesi, ikinci bir hücum şansı getirdi Komşu'ya. Türkiye ise, yalnızca 28 ribaundda kaldı. Hücumda 9 ribaund geldi. Yunanistan'ın size olarak geniş oyuncuları, boy dezavantajını kapattı. X-Factor Antonios Fotsis, boyalı alanda maçın yıldızı olmayı başardı (11 sayı ve 13 ribaund).
  • Uzatma bölümünde Yunanistan, Vasileios Spanoulis ile iki defa yayın gerisinden şut kullandı. Ve buradan altı sayı çıkardı. Türkiye, dört deneme sonunda %25'lik oranıancak yakalayabildi.
Yunanistan, bir kez daha çıktı baskının altından. Büyük beklentilerle gelmedikleri EuroBasket 2009'da madalya için son güne kadar resmin içerisinde olacaklar.

Türkiye ise, artık TSİ 13.00'daki Fransa maçına konsantre olmak zorunda. Böyle bir turnuvanın sonu bu şekilde olmamalıydı. Evet, iki mağlubiyette de son topa kadar getirdi oyunu Türkiye. Ama Slovenya maçının ardından Bogdan Tanjevic'in ''Maçın son hücumunda kararı Ender verdi ve bence müthiş bir hücumdu.'' sözü tüm bu toz bulutunun dağılması adına yeterli sanki.

Hiç yorum yok: