10 Ekim 2009 Cumartesi

1998-2010: Türkiye ve Beklenen Son



Bosna Hersek, tarihinin en önemli 90 dakikasında hata yapmadı. Ve Türkiye, mâlum senaryo ile Belçika'da karşılaştı.

Ne Estonya'daki Bosna Hersek galibiyeti, ne de bitimine 20 dakika kala 34 yaşındaki Yusuf Şimşek'in oyuna dahil olduğu Belçika-Türkiye maçı. Üzerine fazlaca konuşmaya gerek kalmayacak konular bunlar. Bosna Hersek, yakın dönemdeki en iyi jenerasyonu ile 2010 FIFA Dünya Kupası'na gitme yollarını arayacak. Son görüntüde Bosna Hersek'in muhtemel rakipleri arasında, Rusya, Ukrayna, Fransa ve Norveç gibi güçlü ekipler bulunuyor. Onların da işi kolay değil, aslına bakılırsa. Güney Afrika'daki Dünya Kupası'nda mutlaka güzel bir renk olarak dururlar ama. Yolları açık olsun, diyelim.

Türkiye özelinde yapabileceğimiz değerlendirmeler sınırlı. 1998'den bu yana, büyük turnuvalarda ve öncesindeki eleme gruplarında gösterilen performansların futbol öznesi üzerinden konuşulması, hiç akıl kârı değil. Başka bir şey çünkü. Hakikaten, tanımlaması güç. Tekrara girebiliriz devam ettikçe. Bu yüzden, ''Zamana Karşı Yarışırken Türkiye ve Hiyerarşi'' başlığı üzerinden bakalım bir defa daha, Türkiye'nin 2010 FIFA Dünya Kupası Elemeleri'ndeki koşusuna. Ülke olarak, Belçika maçı ile birlikte, kısa süreli bir ilişkiyi daha geride bıraktık. Bursa'daki Ermenistan karşılaşmasının ardından yenileri için hazırlık yapmaya başlayacağız. Ama yine bölümsel düşünerek tabii. Mesela, 33 ya da 34 yaşındaki yıldızlar isimleri kullanarak.

Hollanda örneği üzerinden geçmiştik, Bosna Hersek maçı sonrasında. 1998 FIFA Dünya Kupası Elemeleri'ndeki eşleşmelerden yola çıkarak. Biraz daha açalım.



1998 FIFA Dünya Kupası'na katılma yolunda Türkiye, 7. Grup'ta Hollanda, Belçika, Galler ve San Marino ile mücadele etmişti. Brüksel'den başlamıştık. 2-1'lik Belçika mağlubiyeti, sürpriz sayılmazdı. 7-0 ve 5-0'lık San Marino galibiyetleri de. Galler'den alınan dört puanın tatmin edici olduğunu söyleyebilirdik (0-0 ve 6-4). Ama beklenmeyen skorlar da vardı. Bursa'da Hollanda karşısında alınan 1-0'lık galibiyet ve Amsterdam deplasmanından çıkarılan 0-0'lık beraberlik gibi. Hollanda, Fransa'daki Dünya Kupası'na bir beraberlik ve bir mağlubiyet ile gidiyordu. Evet, beş puanı da Türkiye'ye kaptırmıştı. Peki, Türkiye vize alabilmiş miydi? Hayır. Ali Sami Yen Stadı'nda 3-1 kaybedilen Belçika maçının faturası ödeniyordu çünkü.

31.08.1996 Belçika 2:1 Türkiye
02.04.1997 Türkiye 1:0 Hollanda
30.04.1997 Türkiye 1:3 Belçika
11.10.1997 Hollanda 0:0 Türkiye

Hollanda, direkt olarak Fransa'ya uçuyordu. Belçika ise, İrlanda Cumhuriyeti (1-1 ve 2-1) üzerinden. Ne ironidir ki; Türkiye, kısa bir süre sonra kendisini Hollanda ve Belçika'nın ortaklaşa düzenleyecekleri UEFA Euro 2000 Elemeleri'nde mücadele ederken bulacaktı. Almanya, Finlandiya, Kuzey İrlanda ve Moldova, 3. Grup'ta Türkiye'nin rakipleri olacaklardı. Çok iyi başlamıştı, Türkiye. 3-0'lık Kuzey İrlanda galibiyetini Bursa'daki Almanya zaferi takip ediyordu. Hakan Şükür'ün tek golü, Türkiye'ye zaferi getirmişti. Ne var ki; yalnızca dört gün sonra Finlandiya, İstanbul'dan 3-1'lik zaferle ayrılacaktı. Arka arkaya gelen üç galibiyet, Türkiye'nin durumunu tekrar düzeltiyordu. Ama Moldova deplasmanında kaybedilen iki puan ve Münih'ten çıkarılan golsüz beraberliğin ardından, Hollanda ve Belçika için Playoff oynamak durumunda kalıyordu, Türkiye.

10.10.1998 Türkiye 1:0 Almanya
14.10.1998 Türkiye 1:3 Finlandiya
08.09.1999 Moldova 1:1 Türkiye
09.10.1999 Almanya 0:0 Türkiye

Almanya, Euro 2000 vizesini 6 galibiyet, 1 beraberlik ve 1 mağlubiyet ile almıştı. Evet, yine Türkiye. Beş puan da Türkiye'ye kaptırılmıştı. Sonrası yine tufan. En iyi ikincilik, gol averajı ile Portekiz'e kaptırıldıktan sonra Türkiye'nin yeni rakibi İrlanda Cumhuriyeti oldu. (İroni devam ediyor. Belçika, 1998 FIFA Dünya Kupası'na İrlanda Cumhuriyeti'ni eleyerek gitmişti.) Kâbus gibi iki maç yaşandı. Deplasmandaki 1-1'lik beraberlik, Bursa'daki golsüz eşitlikle anlam kazandı. Ve Euro 2000 biletini cebine koydu, Türkiye. Gelişen senaryoyu biliyoruz. Belçika'da grup maçlarının son gününde ev sahibini 2-0 yenerek Çeyrek Final'e yükselmişti, A Milli Takım. İz bırakarak dönmüştük topraklarımıza.



2002 FIFA Dünya Kupası Elemeleri'nde değişti mi bu durum? Pek sayılmaz. Grupta toplam dört puan kaybeden İsveç'ten bir beraberlik koparan Türkiye, iç sahada Slovakya ve Makedonya ile berabere kalarak kendi sonunu hazırlıyordu. Neyse ki; kısa süreli bir ilişki çıkıyordu karşısına hemen. Avusturya üzerinden Japonya ve Güney Kore'deki Dünya Kupası. Evet, yine iz bırakacaktık. Euro 2004'ün İngiltere ve Letonya bezenmiş azap yolu akıllarda. Televizyondan izleyecektik turnuvayı yine. 2006 FIFA Dünya Kupası'nda da bozmuyorduk ekran başındaki pozisyonumuzu. Yedi takımlı Eleme Grubu'nda 25 puanla lider olan Ukrayna'nın arkasında ikinci olan Türkiye, Playofflar'da takılıyordu yine.

04.09.2004 Türkiye 1:1 Gürcistan
17.11.2004 Türkiye 0:3 Ukrayna
03.09.2005 Türkiye 2:2 Danimarka
07.09.2005 Ukrayna 0:1 Türkiye

Bu skorların neredeyse hiçbiri mantıklı değil. Olur olmadık yerde kazanan ve aynı yine aynı civarda kaybeden bir Türkiye çıkıyor karşımıza. Playoff eşleşmesinde İsviçre ile deplasmanda oynanan ilk maçı hatırlayalım. Skorda 1-0 geride iken tüm riskleri alan bir Türkiye vardı. 86. dakikada Behrami, cezayı kesmişti. Hüseyin Çimşir'in üçlü savunmanın merkezine geçtiği anlarda maçın bitimine 4 dakika değil, 94 dakika vardı aslında. Tıpkı, ASY'de 1-1 devam eden İspanya maçında olduğu gibi. Takım, tüm riskleri alarak ileri doğru giderken basit bir matematik işlemini unutuyorduk içgüdüsel olarak. Sonuçta; değişmedi, mâkus talih. Direkt rakip Bosna Hersek'ten alınan dört puana rağmen, aynı takımın yedi puan gerisinde kalıyoruz.

10.09.2008 Türkiye 1:1 Belçika
11.10.2008 Türkiye 2:1 Bosna Hersek
15.10.2008 Estonya 0:0 Türkiye
09.09.2009 Bosna Hersek 1:1 Türkiye
10.10.2009 Belçika 2:0 Türkiye

Genel toplamda; çok da şaşırtıcı bir tablo değil, Türkiye'nin Bosna Hersek'ten dört puan almasına karşın rakibin yedi puan arkasında kalmak. Faturası ağır ama. Bir de, işin fırsat maliyeti var ki... O da 2010 FIFA Dünya Kupası kuraları çekildiği gün biraz daha iyi anlaşılacak. Nelerden vazgeçmiş olacağız, bakalım. Zaman? Amansızca hızlanan ve pahalı bir olgular katarı.

2 yorum:

Can dedi ki...

Futbol kimliği "kaos" olan bir ülkenin karşılaşması muhtemel durumlar bunlar. Motivasyon temelli futbol oynayan tek Avrupa ülkesiyiz; Afrika ülkeleri gibi hareket etmeye devam ettiğimiz sürece, söylediğin gibi, bir sonraki elemelerde de San Marino ile berabere kalırız. Sürekli şablon değişikliği, sürekli oyuncu değişikliği.

SozenE. dedi ki...

Can,

Hislerini bizim kadar futbola yansıtan başka bir ülke var mıdır, bilmiyorum.

Herhangi bir profesyonel oyuncu ile konuşalım. Ve kendisinden önemli bir maç öncesi yaşanılanları anlatmasını isteyelim. Saha içine gelene dek, muhtemelen 20-30 maddelik psikolojik etmen sayar bize.

Çok uzun bir konu bu. Detaylı konuşabiliriz umarım ilerleyen zamanda.

Selamlar,
Eray.