23 Ekim 2009 Cuma

Avantaj: Galatasaray v Dinamo Bükreş, 4-1



Galatasaray, UEFA Avrupa Ligi'nde Dinamo Bükreş'i 4-1 yenerek grup aşamasındaki üçüncü maçında puanını 7'ye çıkarmayı başardı.

Farklı bir kadro ile başladı maça, Galatasaray. Kalede Leo Franco vardı yine. Savunma merkezinde Mehmet Topal ile Servet Çetin, kanatlarında Sabri Sarıoğlu ve Caner Erkin. Orta alanda Mustafa Sarp ile Ayhan Akman ortaklıklarına devam ediyorlardı. Önlerinde Elano Blumer vardı bu defa. Üçlü forvetin merkezindeki Shabani Nonda'nın iki yanında ise Kader Keita ve Harry Kewell olacaktı. Gökhan Zan, Hakan Balta, Arda Turan ve Milan Baros, kritik Fenerbahçe maçı öncesinde Teknik Direktör Frank Rijkaard tarafından dinlendiriliyorlardı.

Galatasaray'ın karşılaşmaya giriş şekli, doksan dakikanın geri kalan bölümü için önemli bir unsurdu. Ama santrada Dinamo Bükreşli oyuncular vardı. TSL'deki başlangıcın aksine daha sakindi, Galatasaray. Üzerinde durulması ve ayrıca dikkat edilmesi gereken isimler, Elano Blumer ve Shabani Nonda olmalıydı. İki oyuncunun sahadaki varlıkları, mutlaka Arda Turan ve Milan Baros ortaklığına kıyasla bazı farklılıklar yaratacaktı. Olumlu veya olumsuz anlamda. Galatasaray'ın aklıselim başladığı maçın ilk bölümünde, Elano ile Nonda'nın oyun karakterleri bazı noktalarda avantaj sağladı takıma.

Şimdi iki alıntı ile devam edelim. Biri Niewue Revu Mayıs 1987'den, diğeri Frank Rijkaard'dan.

''...Ajax'ta taktikle ilgili olan herkesin ağzında bir 'üçüncü adam' var. Normal bire iki varyasyonu yerine Johan Cruyff pas verebilecek bir ikinci oyuncunun olasılığını istiyor. Bosman, van Basten'den kopup bir anda sol tarafa boşa kaçtığında, Wouters de sağa kayıp kendini boşa çıkarmalı. Wouters üçüncü adamdır ve pratikte üçüncü adamlara savunma yapmak çok zordur. Üçüncü adam kafa karıştırır.''



''...Mutlaka önceki maçlarda sürpriz oyuncular çıkıyordu orta sahadan. Bu maçta da öyle istedik. Mustafa Sarp, biraz da ön libero gibi kalacaktı. Ve Ayhan ile Elano sürpriz çıkışlar yaparak rakibi şaşırtacaklardı. Ankaragücü maçı genelinde kötü bir gün geçirdik. Kötü bir maç oldu yani. Yapamadık. Biz de istedik kazanmayı sonuçta. Bunu maçtan önce de konuştuk, hem Ayhan hem Elano ile. Biri çıkıp rakibi şaşırtacaktı. Ama olmadı. Yapamadık.''

Hollanda Futbolu'nun önemli özelliklerinden olan ''üçüncü adam'' görevini Dirk Kuyt'ın Liverpool'daki kariyerinden iyi biliyoruz aslında. 1980'li yıllarda Ajax'ın Marco van Basten odaklı hücum sistemi de bu şekilde ilerliyordu. Galatasaray'ın 2009-10 Sezonu'nda hücumda 4-2-4'e geçmesi, biraz söz konusu durumla ilgili. Top, Galatasaray'ın kontrolüne geçtiği anda Arda'yı Kader Keita & Milan Baros ya da Milan Baros & Harry Kewell ikilisinin arasında görmek mümkün. Arda Turan'ın görevi, üçüncü adam olmak bir anlamda. 3-0 kaybedilen Ankaragücü karşılaşması sonrasında Frank Rijkaard da, benzer bir düşüncesi olduğunu paylaşıyor bizlerle. Ortada bir gerçek var netice olarak.

Ankara'daki mağlubiyette Ayhan Akman ve Elano Blumer'e verilen görev, pratiğe dökülememişti bir türlü. (Ki aslında burada 4-1-2-3'ün de sinyalleri veriliyor olabilir. İlerleyen dönemde, belki de...) Dün akşamki Dinamo Bükreş maçında ise; üçüncü adam, ilginç şekilde, Harry Kewell oldu. Özellikle karşılaşmanın ilk bölümünde. Galatasaray, o süre içerisinde sezonun en hareketli forvet hattı ile oynuyordu. Elano'yu üçlü hücum setinin merkezinde görmek mümkündü, Nonda'yı da sol kanatta. Bu biraz Elano'nun biraz da Shabani Nonda'nın oyun karakteri ile ilgili tabii. İleride ''Keita, Elano, Nonda'' gibi bir üçlünün olması, Harry Kewell'a oyunu geniş açıdan okuma fırsatını verdi. Ve Galatasaray, oyunu bu şekilde Dinamo sahasına yıkabildi.



Shabani Nonda, her teknik direktörün kadrosunda görmek isteyebileceği bir forvet oyuncusu.

İlk yarıdaki etkili futbolun önemli faktörlerinden biri, Kongolu yıldız. Galatasaray'ın hücum hattında yer alan takım arkadaşı Milan Baros'a göre, topla daha iyi oynuyor. Bilinen bir gerçek bu. Arkasındaki Elano'nun forveti üçlemesi, Nonda'nın bu özelliği ile ilgili. Shabani Nonda, topla birlikte orta sahaya kadar gelebildiği için Elano ve Kewell da çok daha rahat bir şekilde kalabildiler hücum hattında. Elano ile Nonda, forvet arkasındaki bölgeyi kademeli olarak kullandılar böylece. Katların birbirini iyi şekilde dengelemesi, Mustafa Sarp ve Ayhan Akman'lı orta alanın güçlü kalmasını sağladı.

Elano'nun Galatasaray'a saha içindeki en büyük katkısı, oyunu kendi takımı lehine hızlandırabiliyor olması. Daha önce de üzerinden geçmiştik aslında. Direkt olarak bir gol silahı, Elano. Gücünü, enerjisini ve futbol bilgisini, skorborda yansıtabiliyor rahatça. Tabii; Galatasaray'ın futboluna hız katabilmesi, Elano'nun ters ve uzun top yeteneği ile ilgili. İlk yarıda Galatasaray, oyunun yönünü sürekli değiştirerek Dinamo'ya pozisyon alma sıkıntısı yaşattı. Birinci gol bu şekilde geldi. Ama farklı ve sürpriz bir isimden. Mehmet Topal'ın sağ stoperden sol açığa gönderdiği top, Dinamo savunmasını ters ayakta yakaladı. Kewell'ın pası gol olurken kalecinin önündeki son Galatasaraylı Servet Çetin'di. Ki bu da savunma dengesinin kaybolmasına işaret.

Shabani Nonda üzerinden gidelim bu defa. Kasımpaşa maçında skor avantajını aldıktan sonra Galatasaray, çok güzel bir gol bulmuştu. Shabani Nonda, Sabri Sarıoğlu ve Kader Keita paylaşmışlardı rolleri. Nonda'nın Sabri'yi sağ kanatta kaçıran pası, Keita'nın son dokunuşu ve Nonda'nın golü... Dinamo Bükreş karşısında benzer bir senaryo sergilendi bu üçlü tarafından. Nonda'nın topla oynama yeteneği, kendisini orta sahaya dek getirmişti. Tek pas, Sabri Sarıoğlu'nu kaçırdı. Sabri'nin Keita'ya verdiği pas ise, Fildişili yıldızın arayıp bulamadığı türdendi. Sonrası mâlum. Galatasaray, kısa süre içerisinde rakip kaleye inmiş ve farkı ikiye çıkaran golü atmıştı. İkinci yarının hemen başında Mustafa Sarp'ın Leo Franco'dan aldığı pas ve Nonda'nın farkı üçe çıkardığı son vuruş arasında da 14 saniye vardı.



Skorun 3-0'a gelmesinin ardından Frank Rijkaard, derbi hamlelerini yapmaya başladı.

54. dakikada Kader Keita'nın yerine oyuna dahil olan Aydın Yılmaz'ın bireysel becerisi, Galatasaray'a penaltı vuruşu kazandırdı. Karardan hemen sonra Harry Kewell ve Shabani Nonda aralarında konuştular. Top, Elano'nun eline geldi. Elano da Galatasaray'daki dördüncü golünü gönderdi Dinamo Bükreş ağlarına. Geri kalan dakikalar, Galatasaray adına ''rejenerasyon'' ile geçti. Sabah antrenmanı, birkaç saat erkene alındı bir anlamda. Dinamo Bükreş'in bulduğu gol sonrası ise, maçın bitimine dek yalnızca pas yaptı Galatasaray. Skor avantajı ele geçirilene kadar, çok hızlı oynayan bir Galatasaray vardı. 60 sonrasındaki rölanti oyun, direkt olarak istatistiklere yansıdı.

31 dakika ve 12 saniye boyunca topu ayağında tutan Galatasaray, rakibine bu alanda %64-%36 gibi bir üstünlük sağladı. Galatasaray'ın kendi içerisindeki pas dağılımında, savunmanın maç sonundaki oyunu soğutma düşüncesi net şekilde ortaya çıkıyordu. Leo Franco (%8), Caner Erkin (%9), Servet Çetin (%13), Mehmet Topal (%10), Uğur Uçar (%3) ve Sabri Sarıoğlu (%6) altılısı, topa %49 ile sahip oldu. Orta saha ve forvet ise, %51'i aralarında paylaşmak durumunda kaldılar. Leo Franco'ya verilen 22 pas, Galatasaray'ın son dakikalardaki stratejisinin bir diğer net sonucuydu. Galatasaray karşısında direnç gösteremedi, Dinamo. Trabzonspor maçında topu ortalama 11,17 sn. ayağında tutan Galatasaray, Dinamo'ya karşı ortalama 17,17 sn. boyunca topu dolaştırma imkânı buldu. (Top kontrolünü sağlandıktan, top kaybı yapılan ana kadar geçen süre.)



Maçın final bölümündeki en büyük güzellik, Uğur Uçar'ın Galatasaray Kaptanı olarak -kısa bir süre de olsa- mücadele etmesiydi.

4-1'lik galibiyet geldi. F Grubu'ndaki liderlik, devam ediyor. Önümüzdeki maç haftasında Panathinaikos, Sturm Graz'dan puan almayı başarabilirse; Galatasaray, Dinamo Bükreş deplasmanındaki muhtemel bir galibiyet ile gruptan çıkmayı garantiler. Ve sonrasında Panathianikos maçına, grup liderliği için, beraberlik opsiyonu sağlamış olur.

UEFA Avrupa Ligi'nde işler yolunda. Ama artık Galatasaray adına, Cuma gece yarısından itibaren, Fenerbahçe maçına konsantre olma zamanı... Bekleyelim.

2 yorum:

Majesty dedi ki...

Bence, iki takım da bu hafta başından beri pazar gününü düşünüyor zaten.

Kemal

uuuu dedi ki...

eray abi, sen maç yazılarını mümkün olduğunca çabuk yaz. zaten galip gelinen bir maç olursa daha heyecanla bekliyorum. fatura yatırmaya gittim, alışverişe gittim gibi nedenlerle yazmamazlık ediyorsan bu işleri birisinin üstüne yık bence. hayır ben istanbulda olsam seve seve yaparım da istanbulda değilim.

galatasaray ilk 60 dakikayı oynaması gerektiği gibi oynadı. sonraki 30 dakikada ise çok bocaladı. oyunu soğutmasını hiçbir sözüm yok. ama baskı yedik diyebileceğim anlar oldu. oyunu soğutma işini savunmaya bırakmadan orta saha ile halletmek lazım. linderoth'lu bir orta sahada böyle bir sorun yaşanmaz bence.

arda, ayhan, emre ve sabri'nin yokluğunda uğur'a kaptanlık çok yakıştı. ben servet veya kewell'a verilir diye düşünmüştüm. aydın ve barış'ın beklenen patlamayı yapmaları gerek artık. elano ve caner (özellikle caner) geldiklerinden beri en iyi oyunlarını oynadılar. bence elano'nun çıkış maçı olacak bu maç.

galatasaray'ın golcü bir takım olma sebebi, daha doğrusu birinci sebebi bence çok pozisyon yakaladığından değil, girdiği pozisyonlardaki gol oranının yüksek olmasıdır. bu oran umarım düşmez, sabit kalır. ya da daha çok pozisyona girerek daha çok gol ve daha çok gol şansı da bulabiliriz. takım savunması şu an için en büyük eksik gibi. gerçi yediğinden fazlasını attığı sürece sorun yok. takım halinde savunma bu haliyle kalacaksa daha çok pozisyon, pozisyon sayısı bu haliyle kalacaksa daha çok takım savunması. başarının reçetesini yazdım işte.