26 Ekim 2009 Pazartesi

Flashback: Fenerbahçe v Galatasaray, 3-1



Futbolun içerisinde kalmayı başarabildiğimiz ölçüde, yeşil zemin üzerindeki görüntüden başlamak lazım.

Santrada Fenerbahçeliler vardı. Karşılaşma, ev sahibi ekip oyuncularının vuruşu ile başlayacaktı. İlk dokunuştan sonraki 25 saniye boyunca top, Fenerbahçe'nin kontrolünde kaldı. Ardından Galatasaray'a geçti. İyi bilinen bir gerçek vardı. Galatasaray adına, bir maça iyi başlamak çok önemli. Sezon içerisindeki çok sayıda maçta Galatasaray'ın zafere kaçış yolu olmuştu, bu detay. Kendi futbolunu rakibine kabul ettirmeliydi, Frank Rijkaard'ın takımı. Ki Fenerbahçe önüne de bu bilinçle çıkılmıştı.

Milan Baros, Galatasaray sisteminin vazgeçilmez isimlerinden biri. Muadilini bulmak pek kolay değil. Takım içerisinde topa sahip olma oranı %4 veya %5 olsa bile, topsuz alandaki müthiş becerisi sayesinde, Galatasaray'a sınıf atlatan bir hücum oyuncusu. Galatasaray, dün akşam Fenerbahçe'den topu kaptığı anda, Milan Baros kozunu oynadı hemen. Plana göre; Baros, sağ çizgiden akacak ve oyunun devam eden bölümü için aslında birtakım fikirler verecekti kendisini izleyenlere. Diego Lugano ile Fabio Bilica ikilisini ancak Milan Baros tarzındaki bir forvet zorlayabilirdi.

2008-09 Sezonu'nun son haftasında Milan Baros ve müstakbel Fenerbahçeli Fabio Bilica'nın mücadelesini hatırlayalım. Baros, tüm hamlelerinde Bilica'yı saf dışı bırakmayı başarmıştı. Sivassporlu Bilica'nın Türkiye kariyerindeki en çaresiz dakikalarıydı belki de Baros ile eşleşme durumunda kaldığı anlar. Ve bir şey daha. Galatasaray rotasyonunda kendisine bir türlü ideal bir pozisyon edinemeyen Elano Blumer, Fenerbahçe deplasmanına ilk 11'de başlıyordu. Frank Rijkaard'ın doğru kararlarından biri olarak değerlendirilmeli bu. (Ki ben de, kendimce, Elano'nun Kadıköy'de kesinlikle oynaması gerektiğini düşünüyordum maç öncesi.)



Elano'nun sahaya sürülme nedenleri çeşitli elbette. Ama bazı fikir yürütmeler olabilir.

Galatasaray ve Fenerbahçe arasındaki rekabetin son yıllarında bazı karakteristikler iyice yerleşmişti artık. Fenerbahçe, Kadıköy'de yakaladığı ilk fırsatı gole çevirirdi. Galatasaray ise, içeride veya dışarıda, en yüksek performans sergilediği maçlarda bile 1-0 veya 2-0 ile ancak kazanabilirdi. Bu iki iddiayı istatistiklerle desteklemek mümkün. Fenerbahçe, son dokuz sezonda Galatasaray'a üstünlük sağladığı iç saha maçlarında rakip ağlara gönderdiği 24 golün 12'sini ilk 30 dakikalık bölümler içerisinde bulmuştu. 2009-10 Sezonu'ndaki Galatasaray'ın bir farklılığı, hücum tarafıydı. TSL'de 66 gol pozisyonundan 18 gol ile çıkan Fenerbahçe karşısında bu defa 24-66 ile oynayan bir Galatasaray olacaktı.

Fenerbahçe, Galatasaray karşısında skor alma becerisiyle ayakta duruyordu daha çok. Ama sezon içerisindeki büyük maçlarda (Beşiktaş ve Panathinaikos) sergilenen performans, Galatasaray'ın maçın her anında oyun içerisinde kalacağını gösteriyordu bir şekilde. Tabii; bir de duran toplar. Fenerbahçe'nin Galatasaray'a kesin üstünlük sağladığı bir alandı. 1999-2000 Sezonu'nda Ali Sami Yen Stadı'nda oynanan karşılaşma, iyi bir örnek bu anlamda. Eğer; ölü toplara -bir şekilde- can veriyorsanız, her zaman şansınız olabilir. Yeter ki, iyi kullanın. Galatasaray, 2009-10 Sezonu'ndaki 24 golünün 8'ini (2'si penaltı vuruşu) duran toplardan atmıştı. Bu da farklı bir görüntüydü elbet, Kadıköy öncesi.

Elano'nun maça ilk 11'de başlaması, tüm bunların toplamında çıkan bir karar olarak nitelendirilebilir. Elano ile Galatasaray, topu daha hızlı dolaştıran ve oyun içerisinde net bir iddiası yokken bile gol pozisyonuna giren bir takım hâline gelebilirdi. Bunu Beşiktaş maçında durumu 3-0 yapan ters top, Panathinaikos deplasmanında iki farklı skoru getiren hareket veya Sturm Graz karşılaşmasında Milan Baros'u önüne bırakılan pas üzerinden inceleyebiliriz. Söz konusu üç golde de son dokunuşun Milan Baros'tan gelmesi, kesinlikle sürpriz değil. Beşiktaş karşısındaki ters top ve Harry Kewell'ın enfes pası sonrasında Baros, topu düzeltme imkânı bile bulmuştu gol öncesinde. Panathianikos ve Sturm Graz maçlarında ise, rakip kalecileri çalımlayarak gitmişti sonuca Çek Golcü.



Elano ve Baros birlikteliği, bu yüzden Galatasaray için çok ciddi bir avantaj olarak kabul edilebilirdi Kadıköy deplasmanında.

Ancak... ''Flashback'' yapalım ikinci paragrafımıza. Sağ çizgiden akarken Milan Baros, Fenerbahçe'nin orta saha oyuncusu Emre Belözoğlu'nun sert faulü ile durduruldu. Baros'un maçın henüz 1. dakikası içerisinde Fenerbahçe yarı alanının ilk bölümünde bir Fenerbahçeli ile muhatap olması, genel görüntü üzerinden iyi bir sonuç olabilirdi Galatasaray adına. Ama öyle olmadı. Emre'nin hamle yaptığı Baros'un sol ayağındaki tarak kemiği, kırılmıştı bir defa. Dakikalar süren tedavinin ardından geri dönemedi, Baros.

Milan Baros'un yokluğu Galatasaray'ın hücumdaki etkinliğini direkt olarak etkileyecekti. Kaçınılmaz bir gerçekti bu. Elano tercihi, artık hiç de mantıklı değildi. Dahası, sahada fizik mücadele ile kalabilirdi Fenerbahçe. Christoph Daum'un sahaya sürdüğü 11, bu fikirden besleniyordu çünkü. Savunmada Fabio Bilica ve Diego Lugano, orta sahada Cristian Baroni ve Emre Belözoğlu, en uçta Colin Kazım-Richards. Rakip merkezindeki beş oyuncu bu şekilde dizilmişti. Ek olarak; iki kanatta Roberto Carlos ile Wederson Luiz Da Silva ve Gökhan Gönül ile Mehmet Topuz vardı. Daum, Galatasaray önünde hücum anlamındaki en büyük silahları Andre Santos, Daniel Güiza ve Semih Şentürk'ten vazgeçmişti.

Milan Baros'un yerine oyuna dahil olan Shabani Nonda, Fenerbahçe savunmasını bu anlamda oldukça rahatlatacaktı. Yalnızca Bilica ve Lugano ikilisini değil. Emre Belözoğlu'nun maçın başlamasından 40 saniye sonra Milan Baros'u sakatlaması, aslında bir rastlantı değildi bu yüzden. Burada bir dörtlüden bahsetmek mümkün. Bilica, Lugano, Cristian ve Emre. Bu dörtlünün başına dertler açabilirdi, Milan Baros. Böylece; Elano'ya daha rahat oynama imkânı verirdi. Ve Elano da kaleci ile savunma arasına pasları bırakırdı kolayca. Panathinaikos ve Sturm Graz maçlarında olduğu gibi. En azından planlar bu şekildeydi. Ama Baros'un çıkması ile birlikte Elano da yitiriyordu anlamını.



Maç öncesine dönelim. Cristian Baroni ve Arda Turan arasında bir tartışma yaşanmıştı.

Derbi deplasmanına hazırlanan bir takım adına, maç haftasında farklı karşılaşmalara konsantre olmak avantaj sayılabilir. Perşembe günkü Dinamo Bükreş mücadelesi, iyi bir fikstürdü Galatasaray için. Böylece; daha az konuşulurdu derbi. Ama Kadıköy'de ilk düdüğe yaklaşık 45-50 dakika varken gerilmişti ortalık. Cristian Baroni'nin Arda Turan'ı itmesinden sonra başlayan tartışma, Fenerbahçeli futbolcunun Brezilyalı hemşehrilerinin araya girmeleri ile büyüyordu. Brezilyalıların birbirlerinin arkalarını kollamaları, önemli bir artı takım ruhu adına tabii. Ancak yardımcı hakemin, tribünlerden atılan bir madde sonrası, kafasının yarılması için aynı yorumu yapmak kolay değil.

Hakemler, soyunma odasına gittiler. Muhtemelen gerekli konuşmalar yapıldı. Karşılaşma öncesinde gerçekleştiği için hadise, yarılan kafanın herhangi bir önemi olmadığı anlaşılınca da derbi başladı. Galatasaray adına Baros'suz devam eden karşılaşmanın ilk bölümünde Fenerbahçe, topu ayağında tuttu. Ve Galatasaray'a zor anlar yaşattı. Sezon başından beri ilk defa bu denli saldırgan bir takım görüyordu karşısında Galatasaray. Baskı, sonucunu 12. dakikadaki gol ile verdi. Pozisyon içerisindeki Roberto Carlos, hakem hocalarının yaz kamplarında gösterecekleri iyi bir örnek oldu. Bu anlamda MHK, şanslı. Yardımcı hakemler, Carlos örneği üzerinden ''aktif ve pasif alan'' arasındaki farkları daha iyi anlayabilirler artık.



Gol sonrasında, devre arasına kadar devam eden bölümde, bir sonuç daha çıktı ortaya.

Daum'un forvetteki Colin Kazım-Richards tercihi, Galatasaray'ın orta sahası ve savunma merkezindeki ikilisini birbirine düşürdü. Colin Kazım, kendisine verilen görevi oldukça iyi getiriyordu yerine. Servet Çetin ve Gökhan Zan, fizik güçleri ile hayatlarını kazanan oyunculardı. Colin'in misyonu, bu ikiliyi zorlamaktı yalnızca. Böylece; Alex de Souza, daha rahat girebilecekti rakip ceza sahasına. Ki aslında bu planı, Elano ve Baros ikilisi üzerinden okumak da mümkün. Fenerbahçe'nin şansı bu oldu açıkçası. (Kazım'ın iyi bir forvet oyuncusu olmadığı son vuruşlarından anlaşılabilir. Ama dün akşam için Fenerbahçe'nin planlarına uygun bir forvet olduğu kesin.)

Fenerbahçe, TSL'deki 17 rakip arasında Galatasaray'a en ters gelebilecek takım görüntüsündeydi maç öncesi. Galatasaray'ın ligde attığı 24 golün %50'si sağ kanattan gelmişti. Bu bölgeye Roberto Carlos ve Wederson yerleştirildi Christoph Daum tarafından. Roberto Carlos, böylesi derbileri oynamayı iyi biliyordu. Futbol dışı birçok özelliğini de işin içine katarak elbette. Carlos'un adamı Keita, 25. dakikada Fenerbahçe tribünlerinden atılan yabancı bir madde sonrası saha içinde kısa süreli bir sakatlık yaşadı. Bu sırada hakem Bünyamin Gezer, bu olayı takip etmeye çalışıyordu. Keita kalktı. Ve kendisine atılan maddeyi maç temsilcisine kadar götürdü. Temsilci, Keita'nın neden böyle bir şey yaptığını anlayamamıştı...

İkinci yarının hemen başında Alex, Galatasaray kalecisi Leo Franco'nun hemen önünde kendisini yere bıraktı. Bünyamin Gezer, penaltı noktasını gösterdi. Alex, golü attı. Skor, 2-0'a geldi. Bu golün üç dakika sonrasında Galatasaray, bir duran top organizasyonu ile farkı bire indirdi. Bir ''flashback'' daha. Hücumda efektif değildi, Galatasaray. Ama buna rağmen golü bulmuştu. Hem de duran toptan. Sezon içerisindeki iki istatistiğin bir getirisiydi bu. Skor alma becerisi yüksekti Galatasaray'ın. Belki de ilk defa. Ve duran toplara hayat verebiliyordu. Evet, bu gol ile her an maçın içinde kalabilirdi. Öyle de oldu. Ta ki; 75. dakikaya dek.



İki üst paragrafa ''flashback'' yapalım bu defa. Roberto Carlos ve Kader Keita.

Brezilyalı efsane, bu dakikalar için yaşıyordu artık ziyadesiyle. Christoph Daum da Fenerbahçe'yi iyi tanıyordu. Keita'nın sarı kartı vardı; çünkü kafasına atılan yabancı maddeyi maçın temsilcisine götürmüş ve arkasına döndüğü anda suratına o kart yapıştırılmıştı. Keita'nın üzerine oynamak, hiç fena bir strateji sayılmazdı. Evet, Roberto Carlos iyi biliyordu böylesi derbileri oynamayı. Keita'ya yaptığı faulde aksiyon süresini uzattı. Ve en sonunda istediğini aldı. Kader Keita, kırmızı kartla oyun dışına gönderildi. Galatasaray adına son derece kritik bir anda hem de.

Fizikî mücadele, ilk 75 dakika üst seviyede tutmuştu Fenerbahçe'yi. Artık yavaş yavaş yorgunluk başlamıştı. Ama ne var ki; Keita'nın büyük hatası, Fenerbahçe'nin bu maçtaki yeni bir şansı oluyordu. Baros'un sakatlığı, birinci ve ikinci goldeki yanlış kararlar, ardından Keita'nın kroşesi... Yine de bahsettiğimiz yetisi sayesinde kaldı oyunda, Galatasaray. Kırmızı kart sonrası oyuna giren Aydın Yılmaz ile 87. dakikada yakaladığı fırsatı değerlendiremeyince özgüveni de yok oldu. Son dakikada Fenerbahçe, 3-1'i buldu. Ve futbol içi / dışı tüm planlarında başarıya kavuştuğu Galatasaray maçını kazandı.



Üstün bir mücadele sergiledi, Fenerbahçe. Galatasaray, buna karşılık veremedi bir defa daha.

Doksan dakika içerisindeki en net istatistik, bu alanda çıktı aslında. Fenerbahçe, Galatasaray'ın top yapmasına kesinlikle olanak tanımadı. Galatasaray, ortalama olarak 9,90 saniye boyunca gezdirebildi topu. Bu, Galatasaray özelinde -söz konusu kategoride- sezonun en kötü sonucu.

Son haftalardaki karşılıklar, oldukça farklıydı halbuki: Beşiktaş (11,22 sn.), Panathinaikos (10,33 sn.), Kasımpaşa (10,63 sn.), Eskişehirspor (13,5 sn.), Sturm Graz (14,44 sn.), Ankaragücü (14 sn.), Trabzonspor (14,17 sn.), Dinamo Bükreş (17,17 sn.). Fenerbahçe'nin baskılı oyunu, Galatasaray'ı -%54'lük top oynama oranına rağmen- çok sayıda top kaybına zorladı. Takım içerisindeki pas dağılımının dengesizliği (Ayhan Akman, Galatasaray'ın sahip olduğu topların %20'sini tek başına eline geçirdi) ve orta saha ikililerinde Fenerbahçe'nin büyük üstünlük sağlaması da Galatasaray'a seçme şansını veremedi.

Kadıköy'de maç öncesi ve esnasında yaşanılanların tamamı, ''10 yıllık...'' başlıkları ile unutulacak muhakkak. Milan Baros'un sakatlığı, Keita'nın muhtemel cezası ve takımın bozulan dengesi ise, ilerleyen dönemde Frank Rijkaard'ın en sıkıntısı olacak.

13 yorum:

Sade dedi ki...

Kendi içinde açıklamaları ile tatmin edici düzeyde bir yazı.

Elano formsuz, kondisyonu eksik ve takım oyuncuları ile uyum sağlayamadı henüz. Bu çok bariz belli oluyor. Hele ki Kewell gibi derdinden en iyi anlayan adam da yedekse vay haline. Tabi Baros'unda eksikliğini hissetmedi değil ama bunlardan ziyade "flashback" paragraf başı:) formsuz, kondisyon eksikliği var ve uyum süresini aşamadı.

Elano kısmını böyle kısaca geçeyim. Peki ya Arda'nın performansını sahada olmayan hangi oyuncuya bağlayabiliriz? Kimseye Arda'nın gidişi gidiş değil! Biran önce arasının bozuk olduğu insanlarla arasını düzeltmeli ve bana ne oldu diye bir silkinmeli! diye düşünüyorum.

Elano'nun etkisizlii, mücadele eksikliğinin Sarp ve Akman'a yüklediği yüke ne demeli! Karşılarında Topuz, Cristian, Emre, Vederson varken birde. Neden kanat oyuncularımız (özellikle Arda ("flashback 2.paragraf")) ortaya kat etmeye çalışmadı da sıkışıp kaldı sol/sağ şeritte?

Daha bence sorulabilecek eleştirilebilecek çok soru ve konu var?! Total Futbolun bu yönü çok karmaşık sanırım! Tabi Total Futbolsa bu! Total Futbolcuk daha çok!

Futbolcuların %90 ı bu maça psikolojik olarak hazırlanmamamışlar! Teknik direktörümüz rakibini analiz etmemiş! Son oynadıkları maçı bile izlememiş sanırım! Bence fazlaca eksiklikler göze çarptı bu maç ile beraber!

Rijkaard ve ekibinde devrim bekleyen taraftar olarak sanırım bu devrim de kanlı olacak! diyerek bu yazı için de eline sağlık diyorum sevgili eray...

T.Ç. dedi ki...

eray kardeş bu maç oynandı mı? sence bu maç oynandı mı?soru bu. maç oynanmadı.şunu netlikle söylemek lazım . bu hakemle barca da olsa aynı akıbeti görecektir.sebebi basit.yüzde yüz kontrolsüz ve sakatlayıcı dalışlara sarı bile göstermedi gezer.bu hakemin iyi niyetinden şüpheliyim.pres yapmak başka birşey.önce pres nedir onu bilmek lazım.kontrolsüz tabanla rakibe dalmak pres değildir.fener pres falan yapmadı.tekmelerle galatasarayı sindirdi.avrupalı herhangi bir hakem olsa fenere 2-3 kırmızı çıkarırdı.bu maçın taktiğini yazmak saçmalıktır.bence galatasaraylı oyuncular ucuz zayiatla atlattırlar bu maçı.daha fazla sakatlık olabilirdi.messi ye xavi ye henry ye öyle tabanla gireceksin ve kart görmeyeceksin.bu avrupada olmaz.rezalet ve iyi niyette yoksun bir hakem ve maç.bunun taktiği yazılmaz.

T.Ç. dedi ki...

maç diyarbakır-fener maçının benzeriydi. diyarbakır ilk yarıda rakibini sindirdi.ama fb ikinci yarı bu sertliğe sertlikle cevap verdi ve maçı aldı.galatasaray ise sertliğe cevap veremedi ve sindi.ama cevap verecek ya oyuncu profili yoktu yada psolojiye yenildi. bence cevap verecek oyuncular dışarıdaydı.barış-mehmet topal gibi.tam tersi guiza ve santos bunun tam tersi yedekte başladı.yumuşak tarzı olduğu için.topuz ve wederson içeride.

tayfun gurkas dedi ki...

pek yazmak istememiş gibisin. yenildiğimiz diğer maçta daha çok analiz etmiştin maçı. biraz sıkıntılı biliyorum ama senin analizlerini okumak iyi oluyor.

talento dedi ki...

"Milan Baros'un yerine oyuna dahil olan Shabani Nonda, Fenerbahçe savunmasını bu anlamda oldukça rahatlatacaktı. Yalnızca Bilica ve Lugano ikilisini değil. Emre Belözoğlu'nun maçın başlamasından 40 saniye sonra Milan Baros'u sakatlaması, aslında bir rastlantı değildi bu yüzden."

Tatsız bir suçlama olmuş bence.

berserk dedi ki...

Tebrikler dostum, hakikatleri yazdığın için, güneşi üflemekle söndürmeye çalışıyolar.

Ama ilk gol bariz ofsayt, penaltı uçuşa verilmiş olsa da bizim takım sindi, yapılanlar Galatasaray' ı sindirmek içindi zaten ve başarıldı. Buraya Kasımpaşa maçının ardından bunun Kadıköy için bir prova olduğunu yazmıştım. Orda da hakemin fahiş hatali kararıyla takım sinmişti, Kadıköy' e özgü degil bu kırılgan, hassas yapı. Evet fener nefretten beslenen bir camia, topçusundan en baştakine kadar böyle. Biz de nefret gördüğü zaman takım çöküyor. Şöyle açıklayabilirim Sami Yen' de ki sulu maç eğer Kadıköy'de olsaydı o maç fark yerdik. İşte böyle de çok duygusal bir takım olduk galiba ne dersin?

Bu yönden benim takımla ilgili hayal kırıklığım yüreksiz, sinmiş, pısırık oyun tarzıydı. Bizim takımı böyle görmeye hiç alışık değildim. Ben kanepeleri tekmelerken bizim orta sahanın topa girişlerini gördükçe deli oldum. Ayhan, H.Balta, G.Zan, Aydın çok yumuşak oynuyolar. M. Topal da öyle..

Ve takımın en cesur futbolcularından Baros' un sakatlanması da bu yönden çok kötüydü. Karşısında kim olursa olsun her koşulda atar yapabiliyodu.


Tamam yenildik yine yeniliriz; yenilsek de inancımız var her zaman ki gibi; ama bir takım bizi 10 sene yenerse bu Barca bile olsa hooop birader noluyor deriz. Bu 10 senenin hepsini hakem, tribün terörü şeklinde açıklayamayız sonuçta, onları susturmak üç doğru pasa bakar en nihayetinde. Bunun için de takımın Fatih Terim modundan Rijkaard moduna geçmesi gerekiyor. Öfke kontrolü gerekiyor. Ondan sonra aslında yapabileceklerimizi o zaman yapabiliriz.

Özgür dedi ki...

Merhaba Eray;

3 puan kaybetmek veya 10.kez yenilmek değil beni üzen.
Bu maçı izlerken hiç heyecana kapılmadım ve attığımız gole dahi sevinemedim.
Maç içindeki futbolcularımızın davranışları daha çok ilgilendirdi beni.

İşte bir kaç örnek:


a. Elano freekick kullanırken Ayhan’a bariz biçimde " Fuck Off! " diyor. Ve takım’da sanki Elano sevilmiyor. Dışlanıyor. Özellikle Arda da bu durum bariz biçimde seziliyor.

b. Hakan Balta sol kanatta topu atacak kimse bulamıyor, Kewell Ayhan tarafından sertçe uyarılıyor.

d. Hakan Balta, Ayhan’ın topunu taça giderken zor kurtarıyor ve sonrasında “a.k. düzgün top at" diyor.

e. Keita’nın psikolojik olarak da hazır olmadığını gördük. Dün tehlike yaratacak bir pozisyon dahi üretemedi. Rijkaard’ın maçtan önce uyarısına rağmen yine de sinirlerine hakim olamıyor.

Tüm bunları alt alta koyduğumuzda, belki komplo teorisi olacak ama, Rijkaard’ın Barça’dan ayrılmasına sebep olan "soyunma odasındaki otorite kaybı" bizde de mi baş göstermeye başladı sence ?



Sevgilerimle,
Özgür

Mr.Y dedi ki...

Sizce Barosa yapilan bir taktik faulmudur? Daumun sert oynayin dedigi kesin, barosu zorlayin gözunu korkuttun gibi seyler demis olabilir gibi geliyor bana. tabi ki ayagini kirin dememistir, demek istedigim o degil.

SozenE. dedi ki...

Sade,

Yorum için teşekkür ederim.

Elano, formsuz ve takım arkadaşlarına uyum sağlayamadı henüz. Kondisyon açısından sorunu var mı, emin değilim. Zira; ben Elano'nun üst seviye performanslar sergileyeceği maçlarda bile, ''kondisyon'' ile ayakta duracağını sanmıyorum.

Elano, daha çok iyi bir skor opsiyonu. Skor almak adına kullanıldığı zaman, başarılı olacaktır. Ki bunun için zaman gerekiyor. Hem kendisinin takımı, hem de takımın kendisini benimseyebilmesi lazım. Oyun içerisindeki liderlik, ancak böyle gelebilir. Savunma, orta saha ve forvet hattını birbiri ile etkileşim hâlinde düşünmeliyiz gibi geliyor bana. Elano'nun etkisizliği, Mustafa Sarp ile Ayhan Akman'a ziyadesiyle yük bindiriyor. Ama daha öncesinde forvetin etkisizliği, Elano'nun verimini düşürüyor. Aynı durumu, savunmadan forvete doğru okumak da mümkün.

Frank Rijkaard'ın Fenerbahçe'yi izlediğini ve iyi analiz ettiğini düşünüyorum. Milan Baros'un yalnızca 40 saniye maçta kalabilmesi, Galatasaray adına yeşil zemin üzerindeki tüm planların değişmesine neden oldu. Bu bir gerçek. Ve domino taşları gibi yıkıldı takım dengesi. Tabii, yalnızca bu değildi Fenerbahçe mağlubiyetinin sebebi.

Biraz daha beklememiz gerekecek somut veriler için. Beklemeliyiz de.

Selamlar,

Eray.

SozenE. dedi ki...

TÇ,

Yalnızca hakem faktörünü ele alarak işin içinden çıkmamak lazım.

Bünyamin Gezer ve yardımcıları, verdikleri hatalı kararlar ile maçın skoruna direkt olarak etki etmişlerdir. 12. dakikadaki golün ofsayt olduğunu biliyoruz. İkinci yarının hemen başındaki penaltı ise, çok tartışmalı. (Ki bana kalırsa, yanlış bir karar.) Ama yalnızca bu değil.

Psikolojik üstünlük, derbi maçlarında ev sahibi ekiplerin en büyük avantajıdır. Fenerbahçe, yıllardır bu işi çok iyi yapıyor.

Barış Özbek ve Mehmet Topal gibi oyuncularla piskolojik dezavantajı, lehinize çeviremezsiniz. Böylesi bir eksiklik, ancak futbol karakteri olarak olgun profiller ile giderilebilir. Sertliğe ancak iyi futbol ve sabırla cevap verilebilir bir takım. Elinize mutlaka bir şans gelir. Onu iyi kullanmak gerekir. Topun dolaştırıldığı ölçüde, boşluklar çıkar ortaya.

Barış ve Topal, bu anlamda söz konusu getiriyi sağlayamazdı Galatasaray adına.

***

Tayfun Gurkas,

Biraz rahatsızdım açıkçası. Maç öncesindeki iki gün içerisinde de istediklerimi yazamadım bu yüzden.

Fenerbahçe mağlubiyeti üzerine konuşmak, tabii ki memnuniyet verici değil. Yine de teşekkür ederim, güzel sözlerin için.

Selamlar,

Eray.

Deniz dedi ki...

" Emre Belözoğlu'nun maçın başlamasından 40 saniye sonra Milan Baros'u sakatlaması, aslında bir rastlantı değildi bu yüzden."

Bu tatsiz bir "suclama" olabilir. Cunku Baros'u sakatlanmasina neden olan tum faktorler arasindan yalnizca Emre'nin niyeti secilmis gibi duruyor. Ben de Emre'nin o kemigi kirmak icin orada olduguna inanmiyorum, tekrarlarda izleyince de boyle bir sonuc cikmiyor. Ancak, akli tutulan, ayaklari titreyen bir Galatasaray'a karis muzaffer Fenerbahce'nin futbol anlayisi uzerine, "ustun mucadelesi" ve rakibi Galatasaray olunca nasil insanlikla hayvanlik arasindaki siniri zorlayabildigi uzerine onemli ipuclari veriyor.

Emre'nin o ayagi normal bir mudahale icin mi giriyor oraya? Topu almak icin ayagini cok sert bir sekilde araya sokup, sonra Baros'un gecip gideceginin anlasildigi 1 an icerisinde faule yol acsada o ayagi yere sabitlemek, sabitlerken o dizi mecburen Barosun sol ayak tarak kemigini kiracak sekilde bastirmak. Hepsi birkac saniyede ne Emre'nin ne de Baros'un kontrolunde gerceklesen seyler. Emre Baros'u sakatlamak istememisti muhakkak ama bir faulle durdurmak istedi. Cunku oyle soylenmis sanki, orta saha cizgisine yakin bir yerde de olsa topla giden kisi oyun kurallari dahilinde durdurulamiyorsa indirin denmis sanki. Bu asaletli bir davranis, anlayis degil. Bunu 3-5 sene oncesinin Galatasaray'i yaptiginda ben bu ulkede oynan futbolundan sogumaktaydim. Bu son derece ilkel, hukuk disi bir anlayis. Yalnizca lokal bir futbol mantalitesi bunu planlar ve uygular. Istedigine ulasir, ulasmaz o ayri. Ancak o henuz 1. dakikada gerceklesen sakatlik futbol sahalarindaki kacinilmaz sakatliklardan biriyse eger ve Fenerbahce'yi ustun mucadelesinden dolayi kutluyorsak bu Galatasaray-Fenerbahce rekabetinin bu toplumdaki adalet duygusunu nasil askiya aldigini gosterir bana gore ve bu derbinin sonuclari ikinci yari oynanacak derbiyle daha iyi anlasilacak, eger olur da Galatasaray bir sekilde galip ayrilirsa. O zaman Galatasaraylilar sevinirken, hayvanliklarini, asil olmayan sertlikte "mucadelelerini" mesru cikarmaya gayret ederlerken Fenerbahceliler ilk yaridaki mactan dolayi bu kez ses cikarmaya haklari olup olmadigini sorgulamadan tepki gosterecekler cesitli platformlarda. Bu, Turk toplumunun formulu sanki, her zaman bir taraf yikima ugramali, asla bu iki takim futbol adina ortak bir deger yaratmadan. 2 sene oncenin kangren olmus Galatasaray'i, gurur veren CL takimi Fenerbahce'yi tek golle ve lokal bir futbol anlayisiyla yenip sampiyon olurken Ridvan, Galatasaray haketti demeli. Fenerbahce bu maci kazanmak icin yeterli gayreti gostermediye getirmeli lafi. Defansif basit hatadan gelen o tek bir gol, bu ulkenin olmasi gereken futbolunu cizmeli. O CL ceyrek finalisti takimin hocasi kovulmali yerine Galatasaray'a yenilmeyecek, sampiyon olacak biri gelmeli (Lokal hedefler Revival).

Iste bu nedenlerden her Fenerbahce macinda ezilse dahi, oyun anlayisi, sistemi, mantalitesi ne derseniz deyin degismemeli Galatasaray'in. Bir sonraki macta rakibinin metotlariyla galip gelmeyi, 3 sene sonra kendi metotlariyla galip gelmeye yeg tutmamali.

SozenE. dedi ki...

Sencer Selamlar,

Emre Belözoğlu'nu sevmem. Ama seni severim, o yüzden yanlış anlaman beni üzdü.

I.
''Ancak... ''Flashback'' yapalım ikinci paragrafımıza. Sağ çizgiden akarken Milan Baros, Fenerbahçe'nin orta saha oyuncusu Emre Belözoğlu'nun sert faulü ile durduruldu. Baros'un maçın henüz 1. dakikası içerisinde Fenerbahçe yarı alanının ilk bölümünde bir Fenerbahçeli ile muhatap olması, genel görüntü üzerinden iyi bir sonuç olabilirdi Galatasaray adına. Ama öyle olmadı. Emre'nin hamle yaptığı Baros'un sol ayağındaki tarak kemiği, kırılmıştı bir defa. Dakikalar süren tedavinin ardından geri dönemedi, Baros.''

II.
''Milan Baros'un yerine oyuna dahil olan Shabani Nonda, Fenerbahçe savunmasını bu anlamda oldukça rahatlatacaktı. Yalnızca Bilica ve Lugano ikilisini değil. Emre Belözoğlu'nun maçın başlamasından 40 saniye sonra Milan Baros'u sakatlaması, aslında bir rastlantı değildi bu yüzden. Burada bir dörtlüden bahsetmek mümkün. Bilica, Lugano, Cristian ve Emre. Bu dörtlünün başına dertler açabilirdi, Milan Baros. Böylece; Elano'ya daha rahat oynama imkânı verirdi. Ve Elano da kaleci ile savunma arasına pasları bırakırdı kolayca. Panathinaikos ve Sturm Graz maçlarında olduğu gibi. En azından planlar bu şekildeydi. Ama Baros'un çıkması ile birlikte Elano da yitiriyordu anlamını.''

III.
''Daum'un forvetteki Colin Kazım-Richards tercihi, Galatasaray'ın orta sahası ve savunma merkezindeki ikilisini birbirine düşürdü. Colin Kazım, kendisine verilen görevi oldukça iyi getiriyordu yerine. Servet Çetin ve Gökhan Zan, fizik güçleri ile hayatlarını kazanan oyunculardı. Colin'in misyonu, bu ikiliyi zorlamaktı yalnızca. Böylece; Alex de Souza, daha rahat girebilecekti rakip ceza sahasına. Ki aslında bu planı, Elano ve Baros ikilisi üzerinden okumak da mümkün. Fenerbahçe'nin şansı bu oldu açıkçası.''

Yalnız II numara okunduğunda, senin anladığın gibi bir sonuç çıkabilirmiş aslında ortaya. Ancak benim amacım farklı olduğu için, rahatsızlık hissetmemişim tekrar okurken demek ki.

Söylediklerim, yalnızca oyun içerisindeki futbolcu konumları ile alakalı. Milan Baros, oynama şansı bulabilseydi eğer, yalnızca Bilica veya Lugano değil; aynı zamanda Cristian ve Emre'yi de rahatsız edecekti. Oyun karakteri bu çünkü. Ki Galatasaray'a sezon içerisindeki birçok maçta büyük avantajlar sağlamıştı Baros'un bu rolü. Nonda, daha statik bir forvet. Bu yüzden; bırakalım Cristian ve Emre'yi, Lugano ya da Bilica'yı dahi rahatsız edemedi.

Emre Belözoğlu'nun maçın başlamasından 40 saniye sonra Milan Baros'u sakatlaması, bu yüzden bir rastlantı değil. (Sonuçta; Emre'nin hareketinin ardından sakatlanmıştı, Baros. İsteyerek veya istemeyerek yapılmış olsa da o hamle.) Oyunun devam eden bölümünde Nonda, hiç oralara gelemedi. İkili mücadeleye giremedi Fenerbahçe orta saha oyuncuları ile. Baros'un varlığı, Elano'yu bu anlamda kesinlikle rahatlatabilirdi. Ama olmadı.

III numaralı alıntıda söylemek istediklerim, biraz daha açık görülüyor. Kazım, 90 dakika boyunca Servet ve Zan'ı hırpaladı. Zaman zaman Mustafa ve Ayhan'ı da kattı içerisine. Alex, rahat oynama imkânı buldu. Bir havuz gibi düşünmek lazım. Ya da avlu. İki dev binanın ortasında bir avlu. Kazım, orada kendisine yer edinmeyi başardı. Yüksek ihtimalle Baros da yapabilirdi bunu. Ama Nonda yapamazdı. Buydu yani aslında yukarıdakilerin tüm özeti.

Umarım biraz daha açıklayıcı olabilmişimdir.

Sevgiler,

Eray.

SozenE. dedi ki...

Berserk,

Söylediklerinde haklısın.

Sulu maç ile ilgili benim de bazı fikirlerim var. Galatasaray taraftarı, yıllar boyunca Kadıköy'de kendisine yapılanlara bir reaksiyon gösterdi. Bir anlamda, ''Öyle değil, böyle olur!'' demek istedi. Ancak bu işi ''sinsice'' yapamadığı için, beş maçlığına uzak kaldı takımında. Sezonun ikinci yarısı için de böylesi bir istek olabilir maalesef. Tabii takımın ligdeki konumuna da bağlı.

Yine de üzerinde durulması gereken bir konudan bahsetmek lazım. Sulu maç ve geçtiğimiz sezonki olaylı derbinin hemen ardından yazılı / görsel medya, Galatasaray'a cezayı kesmişti bile. Sulu maç sonrasındaki gazeteleri hatırlayalım. Biri 8 maç diyordu, diğeri 10 maç. Ya da geçtiğimiz sezon. 2 maçlığına kapatıldı, Ali Sami Yen Stadı'nda. Tıpkı karşılaşma sonrasında yapılan spekülasyonlar sonucunda ortaya çıkan fikirbirliğindeki gibi.

Fenerbahçe Kulübü ve taraftarının Kadıköy'deki taşkınlıkları, bir şekilde hep unutuluyor. Yardımcı hakemin maçın başlamasına 45-50 dakika kala başının yarılması, tribünlerden atılan bir madde sonrası Kader Keita'nın yaralanması ve bilimum olaylar. Hiçbirini okuyamazsınız medyada. Yalnızca 10 yıllık seriden bahsedilir. Ve dipnot köşesinde, ''Fenerbahçe'nin sahası kapatılabilir!'' ile geçiştirilir yalnızca. Aynı olaylar, ASY'de olsa, şimdiden ceza kesilmişti bile. Ya da Tahkim Kurulu'ndan, ''İtiraz etmeye gelmesinler!'' şeklinde bir çıkış gelmişti. Mesela, Keita için ''3 maç'' değerlendirilmesi yapılmakta şu an.

Tüm bunların toplamında ayrılması gereken başlıklar tabii ki var. İyi oynamadı, Galatasaray. Rakibine karşılık veremedi. Ve aslında klasik bir Fenerbahçe anlayışına mağlup oldu. İlerleyen zaman içerisinde mutlaka değerlendirilecektir bu hatalar.

***

Özgür,

Trabzonspor maçında da konuşulan konulardı aslında bunlar.

Elano'nun sevilmediğini sanmıyorum. Karakteri ve duruşu nedeni ile öyle bir sonuç çıkabilir ortaya. Ama Arda Turan ile rol paylaşımındaki sorunlardan bahsetmek mümkün. İlerleyen dönem içerisinde, bu konuya özel bazı ''özel haberler'' izleyebiliriz. Hazırlıklı olmak lazım. Geçtiğimiz sezon Lincoln, bu sezon çokça Baros'a yapıldığı gibi. Baros'un iki ay boyunca takımla birlikte olmayacağını düşünürsek; Elano ile ilgili birçok haber ile karşılaşabileceğimizi düşünüyorum.

Diğer başlıklar, daha çok takım içerisinde halledilmeli. Soyunma odasında ''otorite kaybı'' gibi bir sorun olamaz ama şu an için.

***

Mr. Y,

Daum, haftalardır yardımcılarına izletiyor Galatasaray'ı.

Baros'un sağ çizgiden hızını alıp gitmesi, bir Galatasaray ritüeli. Gaziantep, Beşiktaş, Panathinaikos ve Kasımpaşa maçlarına bakalım. Sürekli konuşuyoruz. Bu anlamda, kesinlikle bir uyarı yapılmıştır Fenerbahçe teknik heyeti tarafından oyuncularına. Emre'nin oyun yapısı biraz da bu zaten. ''Ayağını kırın!'' denmemiştir muhtemelen. Ama konu üzerine uyarılar yapılmış olabileceğini düşünmek lazım.

Sonuçta Galatasaray, kadrosundaki en değerli iki-üç oyuncudan birini uzun bir süre kullanamayacak. Şimdilik, önemli olan bu.

Selamlar,

Eray.