2 Ekim 2009 Cuma

Hız ve Akıl: Galatasaray v Sturm Graz, 1-1



Kasım ayının yedinci günü, 21. yüzyılın ilk senesi. Sturm Graz'ın Ali Sami Yen Stadı'na en son gelişinin üzerinden neredeyse dokuz yıl geçmişti. O günden bu yana, Sturm Graz özelinde, gözle görülür farklılıklar vardı.

1994 ve 2002 yılları arasında teknik direktör Ivica Osim ile seviye atlayan Avusturya ekibi, 2002-03 Sezonu'ndan itibaren serbest düşüşe geçmişti. 2000'li yılların hemen başında özel önlem alınan Sturm Graz yoktu dün akşam, Galatasaray karşısında. Ivica Vastic, Markus Schopp, Marcus Schupp ve Jose Andres Fleurquin gibi oyuncuların yerindeki isimler, Galatasaray'ın rakibini tam bir ''kapalı kutu'' sınıfına sokmuşlardı. Dokuz sene içerisindeki değişimin en net gerçeği bu olmalı. (2000-01 Sezonu'ndaki Sturm Graz da kapalı bir kutu sayılırdı; ama beş sezon boyunca Avrupa Kupaları'nda yer alan bir takımdı diğer yandan.)

Galatasaray'da Sturm Graz karşısındaki muhtemel rotasyon, oyuncu sağlıkları ile direkt ilişkili olacaktı. Emre Aşık ve Ayhan Akman, oynayabilecek duruma gelmişlerdi. Frank Rijkaard, iki öğrencisini de ilk 11'de değerlendirdi. Kalede Leo Franco ile başladı, Galatasaray. Savunma merkezinde Emre Aşık ile Servet Çetin vardı, kanat savunucuları Sabri Sarıoğlu ve Hakan Balta. Orta sahadaki ikilide Mehmet Topal devam ediyordu görevine. Mustafa Sarp'ın yerinde Ayhan Akman oynayacaktı. Hemen önünde Elano Blumer. İlerideki Milan Baros'un iki yanında ise, Arda Turan ve Kader Keita yer alıyordu. Yeni bir sınavdı belki de bu diziliş, Galatasaray için.



Karşılaşmadaki ilk düdükle birlikte inisiyatifi eline almaya başladı, Galatasaray. Topa sahip olmak ve kendi yarı alanında kalması beklenen Sturm Graz'ı pas yaparak yormak olmalıydı hedef.

Nispeten başarılı oldu takım. Yaklaşık iki dakika boyunca top gösterilmedi Sturm Graz'a. Ve ardından iyi de bir pozisyon yakalandı. Maça hücum üçlüsünün solunda başlayan Arda Turan'ın ceza sahasına gönderdiği top, Elano'nun kafa vuruşu ile anlam kazanabilirdi. Ama olmadı. Yine de burada önemli bir ayrıntı var aslında. Elano'nun pozisyonu, tamamen Galatasaray'ın saha içerisindeki dağılımı ile ilgili. Daha önce Arda'nın sahip olduğu rolü üstlendi, Elano. Hücumdaki seçenek şansından dolayı, markajsız kaldı ve ceza sahasına girerek (sol kanat oyuncusu ile merkez forvet arasına) golle burun buruna geldi.

Eskişehirspor maçının ardından vurgulanan bir başlık vardı. A ve B planı özelindeki tartışmalardı bunlar. Galatasaray, opsiyonları fazla olan bir takım. Yalnızca öndeki oyuncuları sayalım. Kader Keita, Harry Kewell, Arda Turan ve Milan Baros. İdeal dörtlü. Şu an için rotasyonda kalan Shabani Nonda ile Elano'yu da alalım resmin içerisine. Ve tabii orta sahadakileri de. Ayhan Akman, Mustafa Sarp, Mehmet Topal, Barış Özbek ve hatta Tobias Linderoth. A Planı denilen şeyin içerisinde, alfabenin neredeyse tüm harfleri zaten gizli. Bu oyuncuları, yalnızca, tek bir kalıp özelinde zaten değerlendiremezsiniz. 90 dakika boyunca hemen her dizilişe ayak uydurabilecek futbolculara sahip, Galatasaray.

13. dakikada Mehmet Topal'ın getirdiği ve Elano ile Milan Baros arasındaki pas alışverişinin, Sturm Graz savunma oyuncusunun da katkısıyla, gol pozisyonuna dönüştüğü anı canlandıralım gözümüzde. Tipik 4-4-2, tipik 4-4-1-1, tipik olmayan 4-3-3 veya 3-5-2'den bahsediliyor ya hani, bu aslında iyi bir 4-4-1-1 pozisyonuydu. Elano ve Baros yapayalnız kaldılar. Elano belki biraz daha erken düşünseydi kaleyi, skor çok erken gelmiş olacaktı Galatasaray'a. (3. dakikadaki pozisyonun da 4-3-3'ten 4-2-4'e bir geçiş olduğunu söyleyelim.) Bu denli rakam var ortada. Ne kadar çok değil mi, ama yalnızca tek bir harfi konuşuyoruz: A. Evet, hiç de inandırıcı değil.



15 dakikalık ilk bölümde kaçan iki gol, Sturm Graz'ın ayaklarını yere daha sağlam basmasını sağladı. 2000'lerin hemen başında önlem alınan takım, kapalı kutu olarak değerlendiriliyordu. Dakikalar geçtikçe o kapalı kutu, ''ekol'' sergilemeye başlayacaktı.

Avrupa Kupaları'nda -özellikle de 90'lı yıllarda- Türkiye'den bir takım, Almanya'nın pek tanınmayan temsilcilerinden biriyle oynasa, her şeye rağmen Alman Ekolü'nden bahsedilirdi. Dikkat etmek gerekirdi her zaman. Sturm Graz, 2000'li başından bu yana üçüncü aşamasını da bu şekilde yaşıyordu. Elano ile gelen iki pozisyonu savuşturduktan sonra sistemine sadık bir takım olarak oynamaya başladı, Sturm Graz. Alanlar çok iyi paylaşıldı. Kaleci ile en uçtaki forvet oyuncusu arasında en fazla 60 metre fark vardı. 90 dakika, Sturm Graz özelinde, belli ki maç öncesinde planlanmıştı teknik direktör Franco Foda tarafından.

Hemen her anı, daha evvelinden yaşıyormuş gibi oynadı Sturm Graz. Hücuma çıkışlar, hep bir şablon üzerinden gerçekleşti. Topa çok az sahip olabilseler de, onu oldukça efektif kullandılar (Her 3,36 saniyede bir pas yaptı Sturm Graz, topu kontrol ettikten sonra. İsabetli ve isabetsiz pas dengesi de hiç fena değildi: 275-97). Yine de bu anda bile Galatasaray, Sturm Graz'ın tüm dengesini bozabilecek bir gol buldu. Sistem adamı Kader Keita (ki bu ayrı bir yazı konusu olabilir), sağ taraftan ceza sahasına çok güzel bir ters top attı. Ve diğer taraftaki Arda Turan, kafa vuruşuyla topu ağlara gönderdi. Geçerli sayılmadı. Ardından Sturm Graz'ın hızlı çıkışında gol geldi.



Galatasaray, bu sezon üçüncü defa ikinci yarıya yenik başlayacaktı. Yeni bir sınav daha vardı takımın önünde. Frank Rijkaard, oyuncu değişikliğine gitmemişti.

İlk yarıda ısınan oyuncular sırasıyla oyuna girecekti belli ki. 59. dakikada Harry Kewell, Johann Neeskens'in yanına geldiğinde Galatasaray da Sturm Graz kalesini kendi emelleri için kullanmaya başlamıştı. (İkinci devrede Sabri Sarıoğlu ve Kader Keita, birbirlerine daha yakın oynuyorlardı. Bu, Galatasaray'a hücum anlamında bir seçenek daha kazandırmıştı. İki oyuncudan birinin iyi performansı, diğerini üste taşıyor.) Sabri ve Keita işbirliği ile ceza sahasına gönderilen topta Milan Baros'un şutunun direkten dönmesinin ise herhangi bir açıklaması yok.

Harry Kewell'ın forma numarası olan 19, ışıklı levhada gösterildiğinde oyundan kimin çıkacağı merak konusuydu. Aslında sürpriz olmadı. Ve Ayhan Akman alındı oyundan. İyi okumak lazım burayı. Galatasaray, sistem veya kesin bir diziliş değişikliği yapmadı Kewell'ın oyuna girmesinin ardından. Aslında sezon başından bu yana ilk defa, fantastik beşliyi aynı anda izleme şansımız olacaktı. Elano transferi sonrasındaki beklentilerden biriydi bu. Ayhan Akman'ın görevini Elano ile Arda Turan, beraber üstlenebilirlerdi. Harry Kewell da Sturm Graz ceza sahası çevresindeki pas alışverişini sağlayabilmek adına sol kanada geçecekti. Tabii; değişen roller ile birlikte 4-2-4'e çok yakın bir hâl aldı, Galatasaray.

Son yarım saatte Elano, takımı adına yeni bir çeşitlik sağladı. Ayhan Akman'ın mevkiisindeydi ve Milan Baros ile direkt bir iletişim sağlam imkânı buldu. İronik olan durum şu, aslında Baros'tan uzaklaşmıştı Elano. Oyunu geniş açıdan seyretmenin ve kontrol etmenin getirdiği avantajları değerlendiriyordu yalnızca. Gol, bu fikir üzerinden geldi (4-1-2-3). Elano, Milan Baros'un önüne nefis bir pas attı. Baros da kaçırmadı. Beraberlik golü sonrasındaki performans, Galatasaray adına 90 dakika içerisinde yakalanan en iyi sekans. Önce Arda Turan'ın penaltı pozisyonu, ardından Sabri Sarıoğlu'nun direkten dönen şutu ve en sonunda Keita'nın müthiş hareketi sonrası Milan Baros ile Arda Turan'ın rakibi 2'ye 1 yakaladığı an.



Kendisine karakter edindiği yolun üzerinden sonuca gitmek istiyordu bir defa daha, Galatasaray. Son bölümdeki risklerden dolayı, Sturm Graz da pozisyonlar buldu. Ama son ana kadar pas yaparak rakibin boşluklarını aramak isteyen bir ev sahibi vardı, Ali Sami Yen Stadı'nda.

Galatasaray adına bu sezon futbol takımındaki gelişimi ve güncel durumu takip edebilmek için, maç sonlarındaki röportajları ya da açıklamaları dinlemek yeterli. ''Oynadığımız oyundan zevk alıyoruz.'' diyor ASY'de beraberlikle sona eren bir maçın ardından Kaptan Arda Turan. 2'ye 1 yakalanan pozisyonda kendisine pas veremeyen Milan Baros'u oyun içerisinde teselli ediyor, daha iyi oynaması için teşvik etmeye çalışıyor. Tamamen kaotik bir yapı olsa ve bu fikir üzerinden gol aransa, böylesi görüntüleri görmek çok da kolay olmaz. Sahada yapılan işin eğlenceli bir tarafının olduğundan haberdar futbolcular da.

Galatasaray'ın futbolu için başvurabileceği en önemli isim, hiç kuşkusuz Frank Rijkaard. 90 dakika boyunca bir konuda eksik kalmıştı Galatasaray, Sturm Graz karşısında. Ve evet, hiç sürpriz değil, Frank Rijkaard da bu gerçeği vurguladı maç sonundaki açıklamalarında: ''Çok yavaş oynadık ve çok fazla yaratıcı olamadık.'' Rakamlarla desteklemek gerekiyor bu sözleri. Turkcell Süper Lig ve UEFA Avrupa Ligi'ndeki rakipler arasında net bir mantalite farkı var.

Galatasaray'ın TSL'de sezon başından bu yana oynadığı rakipler karşısındaki topla oynama oranlarını ve sürelerini inceleyim:

1. Gaziantepspor (28:02-23:48) Galatasaray: %54-%46
2. Galatasaray (26:48-16:20) Denizlispor: %62-%38
3. Galatasaray (24:58-19:55) Kayserispor: %56-%44
4. Ankaraspor (22:32-30:01) Galatasaray: %43-%57
5. Galatasaray (20:24-20:57) Beşiktaş: %49-%51
6. Kasımpaşa (20:46-28:32) Galatasaray: %42-%58
7. Galatasaray (25:39-15:55) Eskişehirspor: %62-%38

Net olarak belli olan bir gerçek. TSL'de rakipler, topun oyunda kalmaması adına her türlü uğraşı veriyorlar.

Galatasaray, sezon boyunca sadece Ankaraspor maçında 30 dakika seviyesinin üzerinde sahip olabildi topa. 4'er golle mağlup edilen Denizlispor (26:48) ve Kayserispor (24:58) maçlarında ortak nokta, Galatasaray'ın topa 25 dakika civarında sahip olması. Genel anlamda, Galatasaray'a TSL'de 20-25 dakika yetiyor galibiyet için. Dün akşamki görüntüye bakalım bir de: Galatasaray (34:26-20:52) Sturm Graz, %62-%38. Top, 55 dakika ve 18 saniye boyunca oyunda kalıyor. (Eskişehirspor maçında bu süre, 41:14 olmuştu.) Bu anlamda; 34:26, Galatasaray'ın istediklerini yapabilmesi adına kesinlikle yeterli bir süre.

GSTV'deki Yalnız Futbol programında, sezon başından bu yana, üzerinde durmaya çalıştığımız iki önemli formül var. Biri pas hızı (Topa sahip olunan süre / pas sayısı), diğeri de Galatasaray'ın topu kontrolüne alması ve pozisyonun tekrar rakibe geçmesi arasındaki ortalama süre (Topa sahip olunan süre / toplam top kaybı). Sturm Graz karşısında, ikinci istatistik özelinde son derece iyi bir seviyeye çıktı Galatasaray (2066 / 143: 14,44). Takım, topu ayağına aldıktan sonra, ortalama 14,44 saniye boyunca rakibe vermedi. Sturm Graz'ın Galatasaray'dan topu geri alabilmesi için ortalama 14,44 saniye beklemesi gerekti bir anlamda. Ancak pas hızı beklentileri karşılayamadı.



2066 saniye boyunca topa sahip olan Galatasaray, Sturm Graz karşısında her bir pas için ortalama 3,66 saniye düşünmek durumunda kaldı. Oysaki; TSL'de bile durum, hep daha iyiydi.

1. Ankaraspor - Galatasaray: : 2,93 saniye
2. Galatasaray - Kayserispor: 3,05 saniye
3. Gaziantepspor - Galatasaray: 3,06 saniye
4. Kasımpaşa - Galatasaray: 3,10 saniye
5. Galatasaray - Denizlispor: 3,21 saniye
6. Galatasaray - Eskişehirspor: 3,29 saniye
7. Galatasaray - Beşiktaş: 3,44 saniye

Frank Rijkaard'ın ''Çok yavaş oynadık.'' açıklamasının altındaki gerçek, yukarıdaki bu rakamların özünde saklı aslında.

Diğer yandan önemli birkaç cümle daha kuruyor, Rijkaard. ''Oynadığımız futbolla gurur duymamız lazım. Devamlı atak oynuyoruz ve taraftarlar da bunu seviyor. Biraz daha organize olmamız lazım ama bu tip defansif takımlara karşı oynadığınız zaman, oyun mantalitenizi değiştirmemeniz lazım. Pozisyonlarımızı çok değiştirdik, bunun üzerinde çalışmalıyız. Galip gelmek için yapacağımız tek şey, o organizasyonu sağlamak. Korkmamız gereken bir durum olmadığını düşünüyorum.''

Panathinaikos deplasmanında kazanırken Galatasaray, birkaç gün önce TSL'de oynadığı Beşiktaş maçından dersler çıkarmıştı. Eskişehirspor ve Sturm Graz karşılaşmaları özelinde de böyle bir durum söz konusu. Eskişehirspor mücadelesinin son dakikalarındaki Galatasaray'dan daha olgun bir Galatasaray vardı sahada dün akşam. Ve Arda Turan ile Milan Baros'un açıklamalarına bakılırsa (Baros, geçtiğimiz hafta Shabani Nonda'nın kendisinden daha fazla hak ettiği için ilk 11'de sahaya çıktığını söyledi), derslerini öğrenmeye devam edecekler Galatasaraylı futbolcular.

Bizim de istediğimiz satranç oynayan insanlar gibi bir takım görmek değil mi, oyunun son dakikasında bile?

8 yorum:

futbol-kolik dedi ki...

Ben takımımla gurur duyuyorum.Sürekli öne doğru oynayarak golü aradık ama bir türlü bulamadık.Artık buna şanssızlık mı dersiniz,beceriksizlik mi dersiniz.

Cem Kalay dedi ki...

Merhaba,

Eskişehir maçında puan kaybettiğimizde kafamda şimşekler çakıyordu, bir kaç saat başım ağrımıştı. Aslında geeksiz stres yapmışım. İki maçı kafamda daha doğru düzgün düşününce ve tekraralarını izledikçe takımımla övünüyorum gerçekten.

Özellikle Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın futbollarını izledikten sonra bizim oynadığımız futbol an itibariyle çok iyi. Dahada iyi olacak. Sadece şanssızdık dün kaşam. Arda'nın da belirttiği gibi verilmeyen bir gol ve net bir penaltı vasrdı. Neyse bizde o verilseydi, şu şöyle olysaydı diyerek ortalığı sulandırmayalım. İyi yoldayız. Taraftar olarak yapmamız gereken, gereksiz yere panik yapmamak. Eskişehir ve Sturm Graz maçında özellikle son dakikalarda taraftarın takımı çok baskı altına aldığını düşünüyorum. Biliyorum puan kaybetmeme isteği, kazanma hırsı bizleri buna itiyor ama takım 90+ da bile ayağa pas yaparak gol aramaya çalışıyorken taraftarımızın yapması gereken alkışlarla onları dahada motive etmek olmalı.

Serhat dedi ki...

@Cem Kalay
Katılıyorum sana, aslında taraftar olarak takımı baskı altına alıyoruz. Onlarda çabuk gol bulmak için acele edip doğru pas tercihlerini yapamıyorlar. Sabırlı oynamamız lazım her durumda.

Daha 2 sene önce Ali Sami Yen'de 0-0 berabere kalıp diğer maçın sonucunu beklediğimiz günlerden sonra şu an çok iyi durumdayız bence. Bunu bir yeniden toparlanma dönemi gibi görmeliyiz, UEFA'da 4 senenin sonunda geldi unutmayalım.

Bence biraz da beklentileri çok yüksek tuttuğumuz için elimizdeki güzellikleri göremiyoruz. Bence takım gayet iyi yolda, daha da iyi olacak inanıyorum..

Serhat dedi ki...

Çok güzel yazı, eline sağlık..

dvrn dedi ki...

futbol-kolik ben buna hakemin i.neliği derim.

jairzinho dedi ki...

galatasarayın en büyük sorunu futbolun olmazsa olmazı geri dönüşlerdir.galatasaray top rakibe geçtiğinde hızla geri dönüyor.bu ileri beşlinin geri döneceği yok.dün akşam galatasaray şanslıydı.eğer rakip biraz güçlü olsa galatasaray bir dolu gol yerdi.dünyada böyle fantastik futbol yok artık.barca ileride kalıyor geri dönmüyor çoğunlukla ama ileride pres yapıyor.ondan dönmüyor.galatasaray hem ileride pres yapmıyor hemde geri dönmüyor.böyle olunca rakibin her atağında kalp atışları hızlanıyor.dünya futbolunun geneli artık hızlı hucum ve top rakipteyken hızla geriye gelmek.ileride devamlı pres yapayım dersen 60 dan sonra dilin çıkar.hele bu oyuncularla olmayacak birşey.barca ise genelde top dolaştırdığı içinde aktif dinlenmede yapıyor.fizik kondisyonlarıda çok çok iyi tabi.

baggio dedi ki...

Hocam ivica osim olacak sanırım onun doğrusu.. Yazdıklarına katılmamak mümkün değil, daha iyi olacağız..

and1905 dedi ki...

Teşekkürler çok güzel maç yazısı.Topla oynama istatistikleri çok fazla bilgi veriyor,zevkle takip ediyorum seni.

Ben bu maçta kendi adıma müthiş bir gururla izledim takımı.Gerçekten çok iyi oynadık.A planı B planı her neyse GS taraftarı ne oynadığımızı biliyor.
Yavaş oynadığımızın nedeni bence M. Topal ve Servet çok fazla top kullanmak zorunda kaldı(maçı tekrar izleyince net şekilde görülüyor)Maç öncesinde Ayhan'ı 11'de görünce orta sahada daha organize olacağımızı sanmıştım.Ayhan'ın maç eksiği fazlasıyla açığa çıktı.Alıştığımız düzeyde top almadı.M.topal'ın da maalesef top kullanma becerisi sınırlı ve topla katedemiyor.

Maçta beni sevindiren gelişmelerden biri de Sen pek değinmemişsin ama Elano.Artık takımın içinde gördüm Elano'yu.Mücadele etti,oyun kurdu,kızdı.Daha da ısınacaktır.Uzun pasları hiç yapmadığı kadar hatalıydı.Yine de oyunun yönünü hızlı değiştirmek adına hep denedi.

Eskişehir maçından sonra Rijkaard'ın dikkat çektiği çok fazla uzun top kullanmamızdı.Maçın son dakikaları neredeyse hiç uzun oynamadık,sabırla bildiğimizi yapmaya çalıştık.Oyun disiplini adına çok sevindirici bir durum.

Birde Rijkaard geldiğinden beri hiç hakem hakkında konuşmadı,takdir edilesi yönlerinden biriydi.Arda'nın iptal edilen golüne fazla takılmış.Öne geçeceğimiz bir anda mağlup duruma düştük ama yine de söylemeseydi daha iyi olurdu.