19 Ekim 2009 Pazartesi

Galatasaray v Trabzonspor: 4-3



Galatasaray Teknik Direktörü Frank Rijkaard, uzun bir aranın ardından ilk kez, oyuncu seçme şansı ile başlıyordu Trabzonspor karşılaşmasına.

Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan ve Kader Keita, sakatlıktan dönen isimlerdi. Sezon başında, kâğıt üzerine yazılan ideal kadronun yansımasıydı sahadaki. Leo Franco vardı kalede. Savunma merkezinde Gökhan Zan ve Servet Çetin oynayacaktı, kanatlarında Sabri Sarıoğlu ile Hakan Balta. Mustafa Sarp ve Ayhan Akman, Galatasaray orta sahasının kalbine yerleşmişlerdi yine. En uçtaki Milan Baros'un arkasında Arda Turan, iki yanında ise Kader Keita ve Harry Kewell vardı. Kulübekilerden Shabani Nonda, ihtiyaç hâlinde mutlaka kullanılacaktı. Elano Blumer de, yorgun olduğu gerekçesiyle kenarda bekletiliyordu muhtemelen.

Trabzonspor maçı öncesi Gaziantep'ten gelen haber, Ali Sami Yen Stadı'ndaki havayı tamamen değiştirmişti. Gaziantepspor'un Fenerbahçe önündeki galibiyeti, Galatasaray'a zirvedeki puan farkını tek maça indirebilme imkânını sunuyordu çünkü. Ne var ki; Trabzonspor için de özel bir maçtı bu. Sezon içerisinde oynanan iyi oyuna rağmen gelmeyen sonuçlar, Trabzonspor'u zor duruma sokmuştu. Teknik direktör Hugo Broos, topun ağzındaydı artık. Ve hata şansı da yoktu. Ama kendisini mevsim başında başarıya ulaştıran düşünceyi uygulamaya dökmek istedi. Dörtlü savunmanın önüne Serkan Balcı, Ceyhun Gülselam ve Gustavo Colman'ı yerleştirmişti, Broos. İleri uçtaki Umut Bulut'un arkasındaki ikilide ise Engin Baytar ile Drago Gabric vardı.

Trabzonspor'un 4-5-1 görünümlü dizilişi, bir şekilde zorlayabilirdi Galatasaray'ı. Bu opsiyon, ancak orta saha ve forvet arasında yer alan iki oyuncu (Colman, Gabric ve Engin gibi üçlü bir rotasyon), Galatasaray stoperlerinin üzerine gitmeleri ile geçerli olurdu. Oysa; Trabzonspor'un görünümü farklıydı. Savunmadan forvete doğru incelen bir yapıda oynamıyordu. Orta sahadaki beş oyuncunun dizilişi, bir hilali andırıyordu sanki. Hilalin oval kısmındaki üç oyuncu Serkan, Ceyhun, Colman iken; keskin uçlarında Gabric ve Engin yer almıştı. Bu durum, Galatasaray'ın hücum anlamında daha rahat olmasını sağlayabilirdi. Servet Çetin ile Gökhan Zan ikilisi, daha az efor harcamış olurdu.



Galatasaray, milli maçlar arasında, sezonun ilk bölümünde çalıştığı konuların üzerinden geçme fırsatını buldu. Sakatların iyileşmesinin ardından Eyüpspor ile yapılan maç, yeni fikirleri deneme açısından önemliydi.

Sezon içerisinde yüksek performans sergilenen karşılaşmalardan dört tanesi üzerine konuşalım. 3-2 kazanılan Gaziantepspor maçı mesela. Müthiş başlamıştı, Galatasaray. Arda Turan ve Mustafa Sarp'ın golleri, Gaziantepspor'un 90 dakika ile ilgili tüm hayallerini bitirmişti. Ali Sami Yen Stadı'ndaki 4-1'lik Kayserispor mücadelesi. Erken bir gol. Kayserispor'un beraberlik sayısına, zaman geçirmeden gelen cevap. İlk yarı sonunda 2-1 önde olan bir Galatasaray. TSL'nin beşinci haftasındaki Beşiktaş maçı. 4. dakikada üstünlüğü yakalayan Galatasaray, bazı şeylerin haberini veriyordu. Ve Atina'da gerçekleşen PAO karşılaşması.

Galatasaray, 2009-10 Sezonu'ndaki maçlarında iyi başlangıçlar yapma ve rakiplerine korku salmayı kendisine karakter edinmişti adeta. Ne var ki; liglere verilen aradan önceki Sturm Graz ve Ankaragücü maçlarında Galatasaray, bu tarafında eksik kalmıştı. Karşılaşmaların ilk bölümünde verilemeyen mesajlar, Galatasaray'ı her iki maçta da ilerleyen dakikalar için sıkıntıya düşürüyordu. Trabzonspor karşısında özelliğini hatırladı, Galatasaray. Santrada Ayhan Akman, Arda Turan ve Milan Baros vardı. Bu görüntünün 31 saniye sonrasında Harry Kewell'ın volesi, Trabzonspor kalecisi Tony Slyva'nın kucağında kalacaktı. Gökhan Zan'ın kafa vuruşunun direkten döndüğü anda ise kronometreler, beşinci dakikayı gösteriyordu.

Fazla beklemedi gol için Galatasaray. Harry Kewell'ın ceza alanının solundan Trabzonspor ağlarına gönderdiği gol, milli maç arasının iyi değerlendirildiğini kanıtlıyordu aslında. Galatasaray, oyunu 25-30 metrelik bir bölüme sıkıştırmak istemişti doğal olarak. Ki bunu Kader Keita ve Arda Turan'ın yanı sıra, orta sahadaki Ayhan Akman ve Mustafa Sarp ikilisi ile iyi de yapıyordu; ama asıl amaç, yatay olarak 20-25 metrede değil de; dikey uzantıda 60 metrenin tamamını kullanmaktı. Golünü bulana dek, her iki kanattan maksimum verim almayı başardı Galatasaray. Gol öncesinde sol taraftan Kader Keita'ya gönderilen top, kısa bir süre sonra Sabri Sarıoğlu'ndan Harry Kewell'a gidiyordu.



Galatasaray, skorda 1-0'lık üstünlüğü almasını sağlayan ana fikirden devam etti. Servet Çetin'in bulduğu ikinci gol, yine benzer bir yol üzerinden gelecekti. (Trabzonspor kale çizgisinde gole sevinen isim, bu pozisyonlar için yabancı sayılmazdı.)

1-0 ve 2-0 arasında Harry Kewell ile çok net bir gol pozisyonundan yararlanamayan Galatasaray, savunmada rakibine pozisyon dahi vermemişti maçın ilk bölümünde. Trabzonspor, maçtan umudunu kesme başlıyordu muhtemelen. Bir serbest vuruş kazanıldı. Ceyhun Gülselam geldi topun başına. Ama yanında bir takım arkadaşı vardı alışıldığı üzere. Ceyhun, hareketli toplara daha iyi vuruyordu. Ki bilinen bir gerçekti bu. Pozisyondaki asistanı Engin Baytar, topu kendisinin önüne bıraktığında; Galatasaray barajı, tamamen devre dışı kalmıştı. Galatasaray adına kısmetsizlikler zinciri, Trabzonspor'a hayat verdi.

Devrenin son bölümünde skoru 0-2'den 1-2'ye getiren bir takımın soyunma odasına giderken sahip olduğu motivasyon, tamamen farklı olurdu tabii. Trabzonspor, bu sonucun verdiği özgüven ile başladı ikinci yarıya. Galatasaray savunmasının hemen önünde, Ayhan Akman'ın pas hatası sonrasında, topla buluşan Gustavo Colman da imza hareketlerinden birini yaparak maça beraberliği getiren şutu gönderdi rakip ağlara. Bu noktada önemli bir ayrıntı var. Ayhan Akman, görev yaptığı pozisyon gereği, Galatasaray'ın en stratejik oyuncularından biri. Ayhan'ın yaptığı herhangi bir isabetsiz pas veya top kaybı, Galatasaray savunmasının pozisyon almasını güçleştiriyor. Çoğu zaman da hazırlıksız yakalanıyor bu durumlara, Galatasaray.

Ayhan Akman'dan devam edelim. Karşılaşmanın hemen başında bir pozisyon var. Hücuma geçiş esnasında, rakip yarı alanda, bir top kaybediyor Ayhan. Ve Galatasaray, topu ancak 25 saniye içerisinde geri alabiliyor. (13:40 ila 14:05 arası.) Ya da 62. dakikada yaptığı bir pas hatası, savunmadaki son adam (Gökhan Zan) tarafından kontrol edilebiliyor yalnızca. Bu yüzden; Ayhan Akman, isabetli-isabetsiz pas dengesinde mükemmele yakın oynadığı maçlarda bile, yaptığı nadir top kayıpları ile dikkat çekiyor aslında. Trabzonspor karşılaşmasında da fena sayılmaz bu anlamda. 73 pasından 63 tanesi isabetli, Ayhan Akman'ın. Ama isabetsiz olan 10 pas, akıllar kalıyor daha çok. İkinci gol öncesinde olduğu gibi.



Skorun 2-2'ye gelmesinin ardından Galatasaray Teknik Direktörü Frank Rijkaard, ilk hamlesini yapıyordu.

Harry Kewell alınıyordu oyundan. Yerine giren oyuncu ise, Barış Özbek'ti. Sürpriz bir tercih olarak nitelendirilebilirdi bu değişiklik. Ama Rijkaard, kendisine Beşiktaş maçında farklı skoru getiren düzene dönmek istemişti belli ki. Bu hamlenin kendi içerisinde bazı detayları var elbette. Takım, daha tipik bir 4-3-3'e dönüyordu. Dolayısıyla; boyu da kısalıyordu takımın. Arda Turan'ın rolü, daha kesin çizgilerle çiziliyordu. Dengeli bir ekip görüntüsü vardı artık Galatasaray özelinde. Yine çok beklenmedi galibiyet golü için. Dört basamaktan üç basamağa inilmesi, Galatasaray'a avantaj olarak dönmüştü kısa sürede.

Maçta 3-2'lik skorun oluşmasını sağlayan golü, iyi incelemek gerekiyor. Beşiktaş maçından devam edebiliriz bu noktada. İki oyuncu değişikliği vardı o akşam, Galatasaray'da. Biri Arda ve Elano; diğeri de Keita ve Barış. Bu iki saha içi değişiminin ardından Galatasaray, yine tipik bir 4-3-3'e dönmüştü. Orta sahada Mustafa Sarp, Mehmet Topal, Barış Özbek. İleri üçlüde Elano, Milan Baros, Harry Kewell. Galatasaray'a üç farklı üstünlüğü getiren golü de hatırlayalım o hâlde. Elano'nun sağ kanattan ters tarafa uzun pası, Harry Kewell'ın enfes dokunuşu ve en sonunda Milan Baros'un gol vuruşu. O an Lig TV kameralarına üç Galatasaraylı giriyordu. Galatasaray'ın hücum hattındaki üçlüydü, bu.

Frank Rijkaard'ın Harry Kewell ve Barış Özbek'i değiştirmesinin ardından Galatasaray, 3-2'ye ulaşırken yine aynı yol üzerinden gitti sonuca. Kader Keita, sağ çaprazdan Milan Baros'a çevirdi. Bu defa o enfes dokunuşu yapan, kafa vuruşu ile Milan Baros oldu. Ve Arda Turan gole giden son hamleyi yaptı. İsimler değişmişti Galatasaray'da. Ama kurulan set aynıydı. Bu, kesinlikle olumlu bir gelişme. Skor üstünlüğünü alan Galatasaray, iki dakika sonra 4-2'ye ulaştı. Bir taç organizasyonu sonrasında hem de. Barış Özbek'in sağ kanattan yaptığı ortaya dokunan Milan Baros, asistinin yanına bir de gol eklemeyi başarıyordu. Adeta ekmeğini taştan çıkarıyordu, Çek yıldız.



Karşılaşmayı bir gol ve bir asist ile tamamlayacak Milan Baros dosyasını açabiliriz bu noktada.

Milan Baros, Trabzonspor karşısında da Galatasaray'ın ilk 11 oyuncuları arasında, topla en az oynayan oyuncu olarak dikkat çekiyor hemen. Forma giydiği 90 dakika boyunca topu 01:08 ile ayağında tutan Baros, takım arkadaşlarından 20 isabetli pas alabildi. Toplamda 27 defa topla buluşurken, kalan 7 pozisyonda mücadelesini tek başına vermiş oldu. Bir iletişim bozukluğu var maalesef, üçüncü bölgede. İlk 25 dakikalık bölümde Harry Kewell, Arda Turan ve Mustafa Sarp ile son anlarda anlaşmazlığa düşerek üç pozisyondan oldu, Milan Baros. İkinci yarıda Kader Keita ile yakalayabileceği hızlı hücum olasılığını da ekleyebiliriz bu sınıf içerisine.

Harry Kewell, Arda Turan ve Kader Keita gibi bir üçlü ile oynamak, herhangi bir forvet için büyük şans olmalı. Kaldı ki; muhtemelen Milan Baros da bu şekilde düşünüyor. Ama Baros'un maç içerisinde aldığı 20 isabetli pasın yalnızca 5'inin bu üçlüden gelmesi, hücumdaki verimliliğin düşmesine neden oluyor çoğu zaman. (Arda Turan 1 pas, Kewell ve Keita 2'şer pas.) Bu noktada; Elano ve Baros'un kısa birlikteliklerindeki uyumlarını göz önüne alırsak, ortaya farklı bir tablo çıkabilir. Arda Turan ile Milan Baros ikilisi, aralarında olması gereken telepatik bağı kısa süre içerisinde kurmalılar. (Arda'nın pas dağılımdaki rakamlar: Ayhan 8, Kewell 6, Keita 5, Hakan B. 4, Sabri 1, Servet 1, Mustafa Sarp 1 ve Milan Baros 1.)

Galatasaray'ın %55'lik oranla topa sahip olduğu karşılaşmada takım içerisindeki dağılımın yalnızca %4'ü kadar topu kendisinde tutabilen Baros, bir kez daha %96'lık bölümü topsuz oynamak durumunda kaldı. Neyse ki; dediğimiz gibi, yine ekmeğini taştan çıkardı. 1 gol ve 1 asist. Takım için %96'da yaptıkları da cabası tabii.



Galatasaray, 4-2 önde iken vermemesi gereken bir pozisyonun ardından kalesinde bir gol gördü. Ve maç 4-3 sona erdi.

Net bir netice var ortada. Kalesinde üç gol görmesine rağmen kazanan Galatasaray, Trabzonspor maçı ile birlikte son haftalarda hücum bölgesindeki şanssızlığı üzerinden atmayı başardı. Nedenleri var elbette. Ki bu da, ikinci konu dosyamız.

GSTV'deki Yalnız Futbol programında bir istatistik üzerinde ısrarla durmaya çalışıyoruz: Pas Hızı. Yıllardır belli klişeler üzerine kurulu olan futbol dağarcımızda, son derece kıymetli bir istatistik kalemi. Özellikle Galatasaray'ın futbolu için. Frank Rijkaard'ın sonrasında, ''Bu akşam çok yavaş oynadık. Yaratıcı olamadık.'' açıklamasını yaptığı Sturm Graz maçının, Galatasaray'ın bu sezon pas hızında en yavaş kaldığı karşılaşma olması, bu anlamda bir tesadüf değil. Pas hızı istatistiği, Frank Rijkaard'ın futbolu için önemli bir parametre. Ama bu noktada; takım hızından ziyade, iki ismin hızı üzerinden gideceğiz.

Mustafa Sarp ve Ayhan Akman'ın görev yaptıkları bölge, Galatasaray'ın kalbi. Yazı içerisinde değinmiştik aslında. Yine de; burada farklı bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor.

Galatasaray, 3-0 kaybedilen Ankaragücü karşılaşmasında ana mantalitesinden kopmuştu 90 dakikanın ciddi bölümünde. Takımın orta sahadaki akışkanlığı sağlayamaması ve bu yüzden hücumda etkili olmaması, biraz bundandı. Ankaragücü maçında ortalama her 3,57 saniyede bir pas yapan Galatasaray, isabetli pas için yine ortalama 4,51 saniye bekliyordu. Bu istatistik, Mustafa Sarp özelinde sırayla 2,81 ve 3,46 olarak gerçekleşmişti Ankara'da. Ayhan Akman için; 3,41 ve 3,74. Mustafa Sarp ve Ayhan Akman'ın birlikte oluşturdukları kombinasyon ise; 3,14 ve 3,62 ile çıkıyordu karşımıza.

Galatasaray, orta sahada bir isabetli pas yapabilmek adına ortalama 3,62 saniye beklemek durumunda kalıyordu bir bakıma. Ve bu, hücuma geçme yolunda önemli bir zaman kaybıydı aslında. O gün, kalbi durmuştu Galatasaray'ın. Trabzonspor karşısında durumun üzerine gidildi. Takım olarak; ortalama her 3,32 saniyede pas yapan Galatasaray, isabetli pasta 4,33 saniye seviyesinde kalırken; Mustafa Sarp, sırası ile 2,45 ve 3,02 saniye; Ayhan Akman da 2,79 ve 3,15 saniye sınıfına çıkmayı başarıyordu.



Mustafa Sarp ve Ayhan Akman ikilisinin toplamdaki ortalama pas hızları ise: 2,66 ve 3,15 saniye olacaktı.

Ankaragücü maçı - Pas Hızı - İsabetli Pas Hızı
1. Galatasaray - 3,57 sn. - 4,51 sn.
2. Mustafa Sarp - 2,81 sn. - 3,46 sn.
3. Ayhan Akman - 3,41 sn. - 3,62 sn.
4. Sarp & Ayhan - 3,14 sn. - 3,62 sn.

Trabzonspor maçı - Pas Hızı - İsabetli Pas Hızı

1. Galatasaray - 3,32 sn. - 4,33 sn.
2. Mustafa Sarp - 2,45 sn. - 3,02 sn.
3. Ayhan Akman - 2,79 sn. - 3,23 sn.
4. Sarp & Ayhan - 2,66 sn. - 3,15 sn.

Ortaya çıkan rakamlar; Galatasaray hücumunda, Ankaragücü ve Trabzonspor maçları arasındaki 4 gollük farkın ipuçlarını veriyor aslında.

Trabzonspor karşılaşmasında orta sahadaki iki oyuncu, ortalama her 3,15 saniyede bir isabetli pas ile oynuyordu. Ankara deplasmanında ise bu sürede ancak bir pas verebiliyordu, Mustafa Sarp ve Ayhan Akman ikilisi. 3,14 ve 2,66 arasındaki 0,48 sn.'lik fark, futbol için önemli sayılabilir. Bir ek daha yapalım bu iki oyuncu için. Ankaragücü maçında toplam 121 pas yapmışlardı. (Sarp 53-68 Ayhan). Trabzonspor karşısında da aynı sayıya ulaştılar. (Sarp 48-73 Ayhan). Ama Ankara deplasmanında toplam 06:21 ile topla oynayan bu ikili, Trabzonspor maçındaki 121 pası 05:22 içerisinde yaptı. Orta sahadaki çabukluğun ve hücuma verilen desteğin bir açılımı da bu olsa gerek.

Neticede; Galatasaray'ın kazanması gereken bir karşılaşmaydı dün akşamki. Ve Frank Rijkaard'ın öğrencileri, bunu başardılar. Takımın özgüvenini tekrar hissetmesi adına önemliydi. Yani; Galatasaray, geri dönmüş olabilir. Bakalım.

14 yorum:

uuuu dedi ki...

maç 4-3 tamam da. sözüm tribünde maçı izleyen seyirciye. ey seyirci, (ultraslan mı bunun sorumlusu bilmiyorum) "sen var ya sen. başımın tacı, gözümün nuru. sen var ya sen..." şeklinde devam eden aptal, düşük, bayağı, kalitesiz bir tezahüratı dünya markası takımına yakıştırıyorsan ve "daddy cool"u sadece kewell için değil başkası içinde söylüyorsan, hatanın farkına varmazsan, benimde dileğim bu takımın her maçı boş tribünlere oynamasıdır.

Can dedi ki...

Maç yazısından sonra tekrar konuşuruz da ben birşey soracağım; Total Futbol programından bilet kazandın değil mi?

POSTER BOY NYC dedi ki...

Herzamanki gibi iyi bir mac yazisi olmus eray eline saglik.Arda ile Baros arasind bir telepatik uyusmazlikdan ziyade sanki bas bir sey var gibi bir birlerine pas bile atmak istemiyolar sanki blkide ben oyle hisset sen oyle bir sey hissettin mi acaba.Ankaragucu macindan sonra arda cikip macin kirilma noktasi barosun kacirdigi pozisyondu tarzinda bir aciklamasi da var.

Bide bu gol yedikten sonra ki takimin panik havasina ne diceksin?Yedigimiz 2. golde servete cok kizdim sanki mahalle cnidaymiscasia ayagini uzatiyor rakibin sut acisini kapaticagina.

Adsız dedi ki...

Macin daha 40. dakikasi ve taraftar maçtan kopmuş fenerle ilgili tezahurat yapıyor. bir golun neleri degistirebileceginin farkında degil hiçkimse. sen takımını maçtan neden koparıyorsun, dakika olur 75-80, 2 farklı onde olursun, o zaman fenere salla ama dakika 40 ta yaptığın nedir.

ultraslan kadar kotu bir tribun ben gormedim turkiyede. sirf bu yuzden de maclara gidesim gelmiyor. Hıncal Uluc a hak veriyorum cidden. Gurultu yapmaktan baska bir ise yaradigini gormedim uA nın. sonra 2-2 olunca mac bizim icin trabzona koy diye tezahurata baslarsiniz oyle.

Can dedi ki...

En büyük sıkıntı takım boyu ile ilgili. 30 dakika kısa oynandı, tüm ikinci toplar süpürüldü, şok pres yapılıp defans eksik yakalandı, goller geldi. Ancak sahanın boyu ne zaman uzasa başı ağrıyor takımın. Yerleşimden kaynaklı pozisyon veriliyor çok. Bir de takımın maç içerisinde geçirdiği psikolojik dalgalanma hiç iyi değil. Bir sakinlik gerekli; kendine güvensizlik sonucu oluşur bu dalgalanmalar.

Mert dedi ki...

Merhaba Eray,

Harika betimlemişsin yine! :) Zevk alıyorum yazını okurken...

Dün akşam Frank Rijkaard çok mantıklı bir değişiklik yaptı 2-2'den sonra! 4-2-3-1 sistemini 4-3-3'e çevirdi. Bu bizim görmek istediğimiz bir değişiklikti aslında Trabzonspor'dan önceki son 2 maçta. Herşey iyi güzelde... Yani demek istediğim gol atabiliyor Galatasaray, hatta istediğinde baskıyı arttırıp tek kale de oynayabiliyor! Bunlara değinmek yerine gördüğümüz sarı kartlardan bahsetmek istiyorum.

Evet! Benim merak ettiğim gördüğümüz saçma sapan sarkı kartlar. Kader Keita + Milan Baros + Arda Turan 3'lüsü sarı kart gördü dün akşam hemde itirazdan. Yani sarı kart görmen gereken pozisyon olur ve orda o darbeyi yapar görürsün... Ben böyle sarı kartları bu kadar önemli oyuncuların görmesine katlanamıyorum!..

Eray, öğrenmek istediğim herhangi bir cezalı var mı Fenerbahçe maçında? Bunun yanısıra da itirazdan alınan bu kartların yaptırımı ne olmalı?

Kıbrıs'tan sevgiler.
Mert

mehmet dedi ki...

futbol analizlerine çok farklı bi bakış açısı getirdin. senin gibi galatasaraylıların olduğunu görmek bana gurur veriyor tebrikler

Adsız dedi ki...

Arda ısrarla Baros'a pas atmıyor,sebebni de merak ediyorum açıkçası,Anakaradaki maçta da yapmıştı aynsını..Kaptana yakışmıyor bu..ayıp

POSTER BOY NYC dedi ki...

4.golu kimse konusmais.Her hafta denenen bir sekilde sag bek kulladi taci ve verkac ile arkadasini pozisyona soktu.taci bile bir duzen icinde kullaniyor galatasaray.Bence bu onemli bir parametre.

T.Ç. dedi ki...

yazıda istatiği çoook abartmışsın.

SozenE. dedi ki...

uuuu,

Söylediklerinde haklı olduğunu düşünüyorum aslında. Özellikle ''Daddy Cool'' konusunda.

Hiç hoşlanmıyorum ben de. Bir oyuncuya özel olmalı tezahüratlar. Elano, Baros, Kewell, Keita... Keita ve Elano'ya yapılanlar da oldukça zorlama mesela. Yeni ve yıldız bir transfer ise, dünya çapında bir ezgi gerekir. Anfield Road sakinleri olmasa; Kewell için de özel bir tezahürat oluşmayacaktı ASY tribünlerinde. Kewell'ın gelmesinden itibaren bir kısım, her maç öncesi ısrarla, ''Daddy Cool'' söylese de... O dönem, ''Kör olası çöpçüleeerr.. I love you Harry Kewell'' daha mâkul karşılanmıştı.

Bir de ayrı bir sorun var bu ''özel tezahürat'' konusunda. Kewell, anlamıyor tribünleri çoğu zaman. Keita, Elano ve diğer yabancı oyuncularımız da. (Kewell'ın ''I love you Harry Keweeelll'' tezahüratını anlamadığını kesin olarak biliyorum.) Tribünde ''Daddy Cool'' söylenmeye başladığı an, kendisine özel olsa, hemen farkına varacak tezahüratların Kewell. Ya da, ne bileyim, Elano için ''Volare'' dillendirilmiş olsa; Elano da anlayacak tribünlerdeki insanların kendisine ilgi gösterdiklerini. Ama bu şekilde karışıklık oluyor maalesef.

Diğer konular ise, biraz daha uzun. Belki geniş bir zaman diliminde konuşulur.

***

Can,

Evet. Çok sevdiğim bir insana hediye ettim ama. Ben, Trabzonspor maçında Eski Açık'taydım. :)

İkinci yorumu da geçiş yapmış olalım. Takımın boyu konusunda haklısın. Belki, Fenerbahçe maçında bu şekilde bir kadro ile çıkabilir Frank Rijkaard. Orta sahada Barış Özbek, Mustafa Sarp, Ayhan Akman gibi. Önde de Kader Keita, Milan Baros ve Arda Turan. Ama tabii daha öncesinde Dinamo Bükreş maçı var. Bir ihtimal, bu maçta deneyebilir. Belli olmaz.

Takımın boyundan kastım; 4-2-3-1'den 4-3-3'e dönüldüğünde, işte dört olan basamak, üçe inmiş oluyor. Basit bir matematik ile. Maça böyle başlanıldığında; Arda Turan, ne denli efektif kullanılabilir, bilemiyorum. Emin değilim. Ama oyun içinde görüyoruz ki, Beşiktaş ve Trabzonspor maçlarında, işe yarıyor. Yerleşim sorunu, takımın en büyük zaafı şimdilik. Topun kaptırıldığı anlarda, bir dengesizlik oluyor Galatasaray'da. Umarım uzun vadede aşılacaktır, bu dezavantaj.

Psikolojik dalgalanma, bu maç ile ilgili olabilir. Çok hissetmedim aslında ben. Ama yine de üstesinden gelindi. Arka arkaya gelen kötü sonuçlardan dolayı belki de. Sturm Graz karşısında, bu sınavı geçmeyi başarmıştık. Özgüven kazanılır yeniden.

Kaldı ki; önümüzdeki 4-5 gün içinde önemli bir-iki fırsat var takımın elinde.

Selamlar,

Eray.

SozenE. dedi ki...

Poster Boy NYC,

Teşekkür ederim, sağol.

Arda Turan ve Milan Baros ikilisi arasındaki o telepatik bağ konusuna geçmeden önce... Ankaragücü maçında öyle bir açıklama yapılmadığını sanıyorum. İzlemedim. İzleyeni de görmedim açıkçası. Ve dahası epeyce sordum da, ''Evet, söyledi.'' şeklinde bir cevap alamadım. Muhtemelen kulaktan kulağa yayıldı.

Milan Baros'un gol yollarındaki bir numaralı yardımcısı Arda Turan. Kâğıt üzerinde en azından. Keita ve Kewell'dan bile önce. Birbirlerine pas vermeme gibi bir durumları olduğunu sanmıyorum. Ki Arda'nın golünün asistini Baros yaptı. Tıpkı Gaziantep deplasmanında olduğu gibi. Oyun içerisinde Arda'nın Baros'a attığı çok pas var. Ama bir türlü isabetli olmadı o paslar. Yine Ayhan Akman ve Mustafa Sarp'ın da Baros'u kaçıran pasları var maç içinde. Telepatik bağ tanımlamasını bu yüzden kullanmıştım. Yalnızca bir isabetli pas görülebilir; ancak 90 dakika boyunca 5-6 ''iyi'' pası var Arda'nın Baros'a. Baros'un da Arda'ya tabii.

İkinci goldeki yanlışlık, Ayhan'ın hareketi olabilir. Yazı içerisinde de değinmeye çalıştım biraz. Ayhan, maç boyunca 10 pas hatası yaptı. Ama o bölgedeki hataların telafisi, maalesef diğerlerine göre daha zor. Bunu çözmemiz lazım sanki.

***

Adsız,

Maç boyunca en çok üzüldüğüm nokta. Aslında tahmin edebiliyordum. Son yıllarda tavan yapan bir durum bu.

Geçtiğimiz sezon, Gaziantepspor karşılaşmasında olmuştu. Fenerbahçe'den evvelki rakip ile yapılan her maç öncesi yaşayacağız sanırım bunu. Gaziantep'te kaybeden bir Fenerbahçe var. Galatasaray kazanması hâlinde, Kadıköy'e gitmeden puan farkını bir maça indirecek; ama Trabzonspor karşısında alınması gereken üç puanı cebe koymadan, bir hafta sonrasının hesapları yapılıyor. Dinamo Bükreş'i saymıyorum bile.

Hıncal Uluç'a hak vermek ya da vermemek değil... Yine de; 40. dakikada skor, 2-0 iken yapılan tezahüratları sevmedim. Ve hiçbirine dahil olmadım tabii ki. Umarım, en kısa zamanda azalır ve sonunda yok olur.

Selamlar,

Eray.

SozenE. dedi ki...

Mertcim Selamlar,

Güzel sözlerin için çok teşekkür ederim, sağol. Mahcup ediyorsun.

Benzer bir hamle, Ankaragücü maçında da yapılmıştı aslında. İkinci yarıda, Aydın Yılmaz çıkmış ve yerine Mehmet Topal girmişti. Ama tabii Barış ile Mehmet arasında belli farklar var futbol stilleri özelinde. Trabzonspor karşılaşmasında ise, Harry Kewell & Barış Özbek değişikliğinin takıma çok büyük faydaları oldu.

Sarı kartlar, Türk Futbolu'nun sorunu sanırım. A2 maçı vardı bugün, Kocaelispor'a karşı. Kocaelispor, içerisinde bulunduğu talihsiz şartlardan dolayı, A2 Ligi'nin en zayıf takımı. (Ki 7-0 kazandık zaten.) Ama orada bile itirazdan kart görebiliyor oyuncularımız. Bu işin futbolcu tarafı. Diğer yandan; itiraz konusunda Avrupalı meslektaşlarına göre, nispeten kibar bile sayılabilirler aslında.

Türkiye'de hakemlerin bu başlıkta bir sorunları bulunuyor. Oyun içerisinde büyük hatalar yapan hakemler, ortaya çıkan can alıcı bir hataya itiraz eden oyunculara hiçbir şekilde tolerans göstermiyorlar. Ya da pozisyon icabı yere düşen oyunculara bile, elleri ile ''Kalk, kalk!'' işareti yapabiliyorlar. Ama kendilerine yöneltilen en ufak jeste sarı kart ile cevap veriyorlar. Bu da işin hakem tarafı. Tabii; bunlar haklı çıkarır mı futbolcuları, hayır. Yine de, karşılıklı anlayış olması gerekiyor sanırım.

Fenerbahçe maçı öncesi, sarı kart sınırında olan tek oyuncumuz Mustafa Sarp'tı. Biraz çekingen oynadı açıkçası bu yüzden. Neyse ki; kart görmedi. Cezalı yok Kadıköy'deki karşılaşma için. Umarım, kalan günlerde sakatlıklar da olmaz.

Son olarak... Yazdıklarına çok geç cevap verebiliyorum. Lütfen kusura bakma.

Sevgilerimle,

Eray.

SozenE. dedi ki...

Mehmet,

Çok teşekkür ederim.
Zor oluyor böylesi bir yorumu cevaplamak. Sağolun.

***

Adsız,

Yukarıda yanıtlamaya çalıştım kendimce.

Yanlış anlaşılmasın yazı içerisindeki o ayrıntı. Söylemek istediğim, aralarındaki uyumun bir türlü gerçekleşemediğiydi.

Galatasaray'ın başarısı için mücadele ediyorlar neticede.

***

Poster Boy NYC,

Tekrar merhaba. :)

Haftalar boyunca, Galatasaray'ın taç organizasyonlarını konuştuğumuz için girmek istemedim. ''Ben söylemiştim!'' olmasın diye. Ufak bir cümle ile geçiştirmeye çalıştım sadece.

Sezon başından bu yana çeşitli varyasyonlar deneniyor. Ve TS maçındaki, en iyisiydi sanırım.

***

T.Ç.,

2007'den bu yana, kendimce maç yazıları hazırlıyorum bu blogda.

Oyuncu isimleri üzerinden konuşmamaya çalışıyorum genelde. ''Şimdi, biraz da oyuncu değerlendirelim. Arda, bugün harika oynadı. Keita, kötüydü ama...'' gibi. İstatistikler, bu oyunun kısmî gerçeği. Ve pas hızı, Galatasaray için çok önemli bir parametre.

Kaldı ki; yazının sonunda, ''dosya'' olarak vermiştim.
Böyle yani.

Selamlar herkese,

Eray.