30 Kasım 2009 Pazartesi

El Clásico: Barcelona v Real Madrid, 1-0



2009-10 Sezonu’nun merakla beklenen gösterisinin ilk perdesi, Camp Nou’da oynandı. Barcelona ve Real Madrid’in mücadelesinden ev sahibi, Zlatan Ibrahimovic’in golü ile 1-0 galip ayrıldı.

Barcelona’nın geçtiğimiz sezonki 6-2’lik Bernabeu zaferi sonrası Real Madrid, ezeli rakibinden rövanşı transfer mevsiminde alabilmişti. Ya da böyle bir galibiyet elde ettiğini sanıyordu. Kaka ve Cristiano Ronaldo hamleleri, Real Madrid’e Barcelona karşısında söz hakkı verebilirdi. Ama Barcelona’nın hafta arası, Avrupa’nın en iyi savunma takımlarından biri olan Inter karşısındaki performansı, Real Madrid adına soru işaretlerinin çoğalmasını sağlayacaktı. Yarım saat yetmişti Pep Guardiola’nın takımına. 2-0’la ekarte edilmişti, Inter.

Lionel Messi ve Zlatan Ibrahimovic’in durumları, sakatlıklarından dolayı net olarak belli değildi. UEFA Şampiyonlar Ligi’nde sahne almayan iki yıldızdan Messi, Real Madrid’e karşı hazır durumdaydı. Bu yüzden Inter maçındaki ilk 11’den yalnızca bir değişiklik yapıyordu, Guardiola. Victor Valdes kaledeydi. Savunma dörtlüsünde Dani Alves, Carles Puyol, Gerard Pique ve Eric Abidal vardı. Orta sahadaki üçlünün arka ayağında Sergio Busquets, hemen ön tarafta Xavi Hernandez ve Seydou Keita. Inter maçından farklı olarak Thierry Henry, sol açık olarak sahadaydı. Andres Iniesta, yine sağda kalmıştı. Lionel Messi ise, merkezde başlıyordu.

Barcelona’daki bazı oyunculardan özel olarak bahsetmek lazım. El Clasico’dan bağımsız olarak tabii. Dün Yaya Toure yoktu. Ve önümüzdeki sezon olmaması da ihtimaller dâhilinde. Chelsea ve kardeşi Kolo’nun da formasını giydiği Manchester City’nin transfer için uğraş verdiği biliniyor. Busquets’in bu bölgede sürekli oynaması, sonraki yıllar için hazırlık olabilir. Diğer yandan; Javier Mascherano veya tam olarak o bölgenin adamı olmasa da Cecs Fabregas olasılıkları canlı kalacaktır. Bir küçük başlık, Thierry Henry için. Arsenal’deki Henry’den sonra, Barcelona’da ortaya koyduğu karakterin saygı duyulası olduğu kesin. Inter karşısında, uzun süre sonra, merkezdeydi. Real maçına yine sol kanatta çıktı ama. Rol tanımında sıkıntı yaşıyor sanki.



Real Madrid ise, Camp Nou’ya modifiye edilmiş şekilde çıkıyordu.

Maç öncesindeki tüm beklentiler, Karim Benzema ve Gonzalo Higuain’li bir 11 üzerine kurulmuştu. Şilili teknik adam Manuel Pellegrini, farklı tercihte bulundu. Savunma ve orta sahada değişiklik yoktu. Iker Casillas, 2008-09 Sezonu’ndaki Barcelona maçlarını unutmak istiyordu muhtemelen. Yıldızlaştığı 6-2’lik maç da dâhil olmak üzere. Yine kalesindeki yerini almıştı ama. Savunmada Sergio Ramos, Pepe, Raul Albiol ve Alvaro Arbeloa. Orta sahada ise Lassana Diarra ile Xabi Alonso.

Sezon başından bu yana; Real Madrid, iyi bir 4-2-3-1 takımı olmak adına adımlar atıyordu. (Arjen Robben ve David Villa olsaydı mesela.) Bu maçta, kağıt üzerindeki diziliş, yine 4-2-3-1 olabilir. Ama farklılıklar üzerine konuşmak gerekir. Birkaç madde ile özetlenebilir. Birincisi; Lass ve Xabi. İşin savunma tarafı. Real Madrid’in orta sahadaki iki oyuncusu, bu bölgede Barcelona’nın oyun kurmasını engellemeliydi. Her şeye rağmen; Katalanlar, daha iyilerdi çünkü. İkincisi; Lass ile Xabi’nin de yer aldığı takım savunması. Defans dörtlüsü ile beraber, Barça’nın öndeki oyuncularını geniş alanda oynamaya zorlayacaktı Real Madrid. Üçüncüsü ise; hücum yapısı ile ilgili.

Üzerlerinden gidelim. Lass ve Xabi, özellikle birinci yarıda, Real Madrid adına gerçek anlamda birer opsiyon oldular. Iniesta’nın üçüncü bölgede olmasının sağlayabileceği o ufak avantaj, değerlendirildi. Xavi’nin ruh ikizi ile ilişkisi koparıldı bir şekilde. En azından Iniesta ve Xavi, düzeyli ilişkilerine ‘’ara verdiler.’’ Barcelona’nın hücumunda ise; dar alanda inanılmaz işler yapan üçlü her iki kanada uzaklaştırıldı. Iniesta ve Henry, ceza alanına ırak kaldılar. Messi de, merkezde üç-dört Real Madrid oyuncusunun oluşturduğu havuzda kayboldu zaman zaman. Ve Real için en önemli sonuç: Kaka ve Cristiano Ronaldo’nun hücumdaki agresif oyunları. Hücum tarafını ilgilendiren tercih de tam olarak bu.



Pellegrini, iki yıldız Kaka ve Ronaldo’yu Barça savunmasının kalbine gönderdi. Higuain ise, bir yemdi aslında.

Savunmadan kök salan, orta sahada daralan ve hücumda keskin bir hâl alan çam ağacı gibi. Pellegrini, Barcelona’nın hücum hattını kenarlarda oynamaya zorlarken; kendi takımın dikey bir şekilde rakip savunmanın üzerine gönderiyordu. Avrupa’nın –Barcelonalı olmayan- en iyi iki driplingcisini elinde bulundurmanın bazı avantajları olmalıydı elbette. Ki bu formül, ilk yarıda neredeyse meyvesini veriyordu zaten. Kaka, hızlı hücumda Pique ve Puyol'u ekarte ettiği an; Milan forması ile Manchester United’a attığı golü hatırlayanlar olmuştur. O vuruşu yapmaya hazırlanıyordu ki; Brezilyalı, sağ kanattan akan Ronaldo’yu gördü. Portekizli, Victor Valdes’e nişanladı topu.

Ronaldo’nun başarısız vuruşunda görüntüye giren diğer Real Madrid oyuncularının verdiği reaksiyon, maçı ne kadar istediklerini gösteriyordu belki de. Geçtiğimiz sezon Camp Nou’da Drenthe’nin değerlendiremediği fırsattan bile daha netti. Ve Real Madrid, Ronaldo için daha fazla ücret ödemişti. Golsüz berabere sona eren devrede Barcelona, kendi oyununu oynayamadı. Guardiola, ikinci yarının hemen başında Thierry Henry ve Zlatan Ibrahimovic’i değiştirdi. İsveçlinin golü gecikmedi. Inter maçında olduğu gibi sağ kanattan süzülen Daniel Alves, topun altına girdi. Ve arka direkte Ibrahimovic, çok net bir vuruşla Barcelona’yı öne geçiren golü attı.



Zlatan Ibrahimovic için tekrara girmeden iki paragraf ile devam edelim – 29 Temmuz 2009.

‘’…Ibrahimovic'i bir noktada sınıflandırabiliriz. Bazı oyuncular vardır. Müthiş yeteneklidirler. En iyi olduklarını düşünürler, ki belki de öyledir. Cristiano Ronaldo gibi, Ibrahimovic de. Barcelona öncesindeki kariyerinde hep bu çıkmazın içerisinde kaldı. Kurtulamadı. Malmö, Ajax, Juventus ve Inter. Her defasında, 'en iyi' oldu O.

Juventus ile şampiyonluk yaşadı. Inter'e geçti. Milan ve Juventus'un olmadığı sezonda, 'tek başına' zirveye taşıdı takımını. Öyle ki; 2007-08 Sezonu sonunda Parma deplasmanındaki performansı ile kanıtladı tüm bunları. En iyi olduğu için saygı duymuyordu takım arkadaşlarına. Bu bir karakter sorunu elbet. Ancak Barcelona'da durum aynı olmayacak. Artık Xavi, Iniesta, Messi ve Henry ile beraber forma giyecek. En iyi olduğu tescillenen bir takım kadrosunda bulunacak. Şampiyonlar Ligi hedefi var, en önemlisi de bundan böyle saygı duyacak takım arkadaşlarına. Böylesi oyuncular, yenerlerse egolarını çok tehlikeli olurlar...’’

Ibrahimovic, Inter’deki profilinden uzaksa eğer; bu, tamamen Barcelona’nın havası ve suyundan. Samuel Eto’o kadar gol atacaktır. Ek olarak; Barcelona sisteminin haricinde, 5 veya 10+ adet ‘’Ibrahimovic Golü’’ de gönderecektir rakip ağlara. Ve evet, Iker Casillas’a yaptığı sürpriz de bu başlık altında değerlendirilebilir. İsveçli yıldızın golü, Barcelona’ya 1-0’lık üstünlüğü getirdikten sonra; yeni bir mücadele başlayabilirdi Camp Nou’da. Skor avantajını arkasına alan Barcelona ve geriye düşen Real Madrid’in göstereceği karakter. Sergio Busquets’in hareketi, buna mani oldu. Pep’in takımı, pas sayısını arttırmak ile meşgul oldu kalan dakikalarda. Finalde Messi, plaseyi yapamadı. Santiago Bernabeu’da Casillas’ın kapattığı köşeyi görmüştü halbuki.



Maçın adamı Carles Puyol. ‘’Cengâver’’ gibi savaşması ile değil yalnızca. Oyunu okuması ile de. Bayrak adamlar az kaldı artık. İyi bakalım Puyol’a.

Ve Pep Guardiola. Barcelona’nın başında 50. La Liga maçına çıktı. Galibiyet sayısı 36 ve dolayısıyla başarı oranı %72. Kulüp Tarihi’nde tüm zamanların en iyi derecesi. Daha önemlisi, bu sezon kazanma ihtimali olan kupaların sayısı. Barcelona’da en fazla kupa kazanan teknik adam Johan Cruyff. 1988-96 yılları arasında Camp Nou’da ikamet eden Hollandalı, kulübe toplam 11 kupa kazandırmıştı. İkinci sırada, 7 kupa ile, Çek Ferdinand Daucik (1950-54) var. Pep, geçtiğimiz sezon kazandığı 5 kupa sayesinde, üçüncü basamağı Frank Rijkaard (2003-08) ve Helenio Herrera (1958-60, 1980-81) ile paylaşıyor. 2010-11 Sezonu itibari ile daha üst sıralara tırmanacaktır, Guardiola. Kimse için sürpriz olmaz herhalde. Öyle değil mi?

-Son-

1 yorum:

nusret dedi ki...

Zlatan İbrahimovic'in attığı golü,2005-06 sezonunda Ali Sami Yen Stadı'nda Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki 3-2'lik maçta Necati Ateş'in attığı gole benzettim.