6 Kasım 2009 Cuma

Son 32: Dinamo Bükreş v Galatasaray, 0-3



Galatasaray, UEFA Avrupa Ligi'nde yenilmezlik serisine Dinamo Bükreş deplasmanındaki üç farklı galibiyeti de ekledi.

Frank Rijkaard ile Johan Neeskens, Sivasspor maçında 2-0 kazanan kadroyu bozmamışlardı. Leo Franco vardı kalede. Savunmanın merkezinde Gökhan Zan ile Servet Çetin, kanatlarında Sabri Sarıoğlu ve Hakan Balta. Orta saha üçlüsünde Mehmet Topal, yine iki stoperin hemen önünde konuşlanmıştı. Topal'dan küçük birer ok çıkardığımızı düşünürsek Barış Özbek, sağda kalıyordu. Mustafa Sarp, solda. İleri üçlünün merkezinde Shabani Nonda, sağında Arda Turan ve solunda Harry Kewell. Saha içi dağılımında herhangi bir farklılık yoktu. Aynı şekilde çıkıyordu sahaya, Galatasaray.

Mehmet Topal, Barış Özbek ve Mustafa Sarp üçlüsünün orta alandaki görevlerinin net olarak tanımlanması, takıma son derece iyi geri dönüşler kazandırmıştı. Basketbolda iyi savunma, her zaman hücumda seçme şansı getirir. Sivasspor önünde, ikinci bölgedeki baskılı futbol, Galatasaray'ın 90 dakika boyunca 10'a yakın gol pozisyonu bulmasını sağladı. Ve maçın hemen başında rakibi kendi yarı sahasına hapsetti. Üstelik; birinci golü bulduğu 11. dakikadan karşılaşmanın son anına dek aynı konsantrasyon ile oynamayı sürdürdü, Galatasaray. Sivasspor galibiyetindeki en büyük çıkarımdı bu belki de. Ama Dinamo karşısında yapılan benzer başlangıcı ayırmak gerekebilir. Dinamo, gecenin hiçbir anında Galatasaray'ı zorlayabileceğine dahi inanmayacaktı çünkü.

Sekizinci dakikada Harry Kewell'ın kendini geri atarak oyunu nispeten geniş açıdan değerlendirmesi ve orta sahadan koşusuna devam eden Barış Özbek'in rakip kaleci ile karşı karşıya kalması, önemli bir gol pozisyonu. Sivasspor maçındaki bir değişiklik de bu konuda yaşanmıştı aslında. ''Bucaspor önünde de böyle oynadık. Tek ön libero ve önünde iki orta saha oyuncusu.'' diyordu GSTV'deki programında kendisine bu konu ile ilgili yöneltilen soruya Johan Neeskens. ''Orta alandaki üçlünün önünde oynayan üçlünün yaptığı baskı çok önemli. Özellikle ilerdeyken topu kaybettiğimiz zaman, ileride oynayan üçlü forvetimiz doğru zamanda baskı yaptılar. Onların arkasında oynayan Barış, Mustafa Sarp, Mehmet Topal iyi pozisyon aldı. Ve bu baskıya katıldı.''



Orta alandaki yeni formatın önemli getirilerinden biri, Barış'ın pozisyonu. Ki öncesinde Nonda'nın kaleciye baskısı söz konusu.

Sivasspor maçı ile birlikte Galatasaray'ın repertuvarına aldığı bir diğer ayrıntı, kanat savunucularının hücumda daha aktif rol oynaması. Pazar günü, oyun içerisinde zaman zaman 2-5-3 dizilişi ile oynayan ve bunu uzun süre devam ettiren bir Galatasaray vardı sahada. Dinamo karşısında da faydalandı takım bu durumdan. 90 dakika boyunca topu istediği şekilde, arzuladığı sürece dolaştırdı Galatasaray. Birinci gol gelene dek -yapılan bir pas hatası dışında- dakikalarca topla oynama fırsatı yakalandı. Bu süre içerisinde Dinamo savunması, sürekli yeni pozisyonlar almaya çalışıyordu doğal olarak.

Muhtemelen 20 pasın üzerine çıkıldı. Ve bir anda vites arttıran pas geldi. Mustafa Sarp, rakip ceza sahasına ortaladı. Shabani Nonda'nın sırtındaki Gabriel Tamas'ın kafa vuruşu, Harry Kewell'ın ayağına düştü. Kewell da o bildiğimiz vuruşlarından birini yaptı. İkinci gol öncesinde ise, o bahsettiğimiz durum çıktı ortaya. Galatasaray'ın dokuz oyuncusu -Leo Franco, Servet Çetin ve Gökhan Zan dışındakiler- rakip sahada top dolaştırıyordu. Sağ bek Sabri Sarıoğlu hücuma katıldı. Takıma opsiyon şansı verdi. Arda Turan dönemedi ilk etapta. Ardından Mustafa Sarp sahip oldu topa. Ve yine vites yükselten pas geldi. Sabri'nin sağ kanattan ortası ise, Shabani Nonda'nın kafa vuruşu ile anlam kazandı.

Nonda, Sivasspor maçının ardından GSTV'deki 90+ programında bazı açıklamalarda bulunmuştu. Sezonun ilk bölümünde, skor avantajının ilk yarılarda yakalandığı maçların ikinci yarılarında rakiplerini kendi yarı alanlarında beklediklerini ve daha çok onların yapacağı hatalardan yararlanma amacını güttüklerini söylüyordu, 2009-10 Sezonu'ndaki 14. resmî golünü Dinamo Bükreş ağlarına bırakan Nonda. Ve devam ediyordu sözlerine. Sivas maçında bunu değiştirdiklerini anlatıyordu. Hakikaten de öyleydi. 46 ila 55. dakikalar arasında bulunan üç gol pozisyonu, durumu detaylıca açıklamıştı aslında. Dinamo maçının ikinci yarısına da önde başladı, Galatasaray. Ama katı bir sertlikle karşılaştı.



49. ve 52. dakikada iki oyuncusu sarı kart gördü Dinamo Bükreş'in. Galatasaray, rakibin sertliğinden etkilenebilirdi. Ama Mehmet Topal'ın harika golü, hem maçı hem de UEFA Avrupa Ligi'nde bir üst turu getirdi.

Önemli. Topal için önemli. Bu gol, Topal'ın futbol karakteri olmalı. Kendisinden yıllardır beklenen hareket bu çünkü. Kısa vadede hatırladığımız Gençlerbirliği ve Kocaelispor'a attığı goller var. Ama Dinamo karşısındaki ayrı. Avrupai bir vuruştu. Neden? Bir kere kalçasından çıkardı. O yüzden inanılmaz hızlı ve sert gitti, meşin yuvarlak. Ayrıca, yaptığı vuruştan sonra yere düşmedi Mehmet Topal. Sendelemedi bile. Üst düzey bir vuruştu. Takım arkadaşlarının gole verdikleri reaksiyon ise, aslında onların da Topal'dan bu golü uzun süredir beklediklerini gösteren ayrıntılardan biriydi.

Harry Kewell'ın Bordeaux karşısında attığı o unutulmaz golün sonrasında bir ilkti, Mehmet Topal'ın vuruşu. (Bunun dışında sahip olduğu akılalmaz istatistikleri Gayın-Sin'de okuyacaksınızdır muhakkak.)

Rakamlarla oynayalım biraz. Öncelikle şunu vurgulamak lazım. Galatasaray, Avrupa Kupaları Tarihi'ndeki mazisini -son iki yılda aldığı sonuçlarla- her geçen gün daha saygın hâle getiriyor. Türk takımları arasında -Avrupa Kupaları'nda- galibiyet sayısı, mağlubiyet sayısının üzerinde olan tek takım Galatasaray. (Tabii belli bir katılım sayısını göz önünde bulunduruyoruz.) Dinamo Bükreş maçı ile Avrupa'daki 229. karşılaşmasına çıktı, Galatasaray. 88. galibiyetini elde etti. Genel toplamda mağlubiyet sayısı 83. Beraberlik 58. Atılan ve yenilen gol arasındaki fark, oldukça azaldı. Yalnızca 6. 321 gole karşılık 327.



2009-10 Sezonu'nda Avrupa Kupaları'ndaki 10. mücadelesiydi Galatasaray'ın. Mehmet Topal, takımının bu sekanstaki 30. golünü bıraktı Dinamo Bükreş ağlarına. Yenilen gol sayısı ise, yalnızca 6. Maç başına ortalama 3 gol.

Geçtiğimiz sezondan bu yana devam eden bir karakterden de bahsetmek lazım. 2008-09 Sezonu'ndaki Steaua Bükreş maçından beri Avrupa deplasmanlarında maç kaybetmiyor Galatasaray. Bu geceki zafer ile seri, 10'a çıktı: Bellinzona (4-3), Benfica (2-0), Hertha Berlin (1-0), Bordeaux (0-0), Hamburg (1-1), Tobol (1-1), Maccabi Netanya (4-1), Levadia Tallinn (1-1), Panathinaikos (3-1) ve son olarak Dinamo Bükreş (3-0). Fena takımlar da yok hani?

Bükreş'teki rahat görüntüye rağmen, çok önemli bir galibiyet. Günü kârlı kapatıyor, Frank Rijkaard'ın takımı. Panathinaikos, 3-1'lik Galatasaray mağlubiyetinin ardından tek gollü galibiyetlerine devam ediyor. PAO'nun liderlik ihtimali, bu yüzden hâlâ canlı. (UEFA Europa League'de grup liderliği ile ikinciliği arasında dağlar kadar fark var. Ve bunun üzerinden de geçeceğiz mutlaka.) Galatasaray, rakibinin bir puan önünde ve kalan iki maçta alınacak dört puan, liderlik için yeterli. Panathinaikos maçı, F Grubu'nun finali olacak.

Şu an tadı çıkarılması gereken bir nokta var ama. İlk defa bir Türk takımı, altı maç üzerinden oynanan grup aşamalarında, üst tura çıkma başarısını iki maç günü öncesinden gösteriyor. İlginç bir deneyim olacak hiç kuşkusuz. Bekliyoruz.

9 yorum:

Umutation! dedi ki...

dağlar kadar farkı anlatabilir misin zahmet olmazsa? şampiyonlar iginden gelenler mi oynayacak 2.lerle?

SozenE. dedi ki...

Selamlar,

Tabii ki. Birkaç saat içerisinde yazı da hazır olacak. Ama kısaca şöyle açıklayabilirim.

32 takım yer alacak bir üst turda. 16 ve 16 olarak ikiye ayrılacaklar. 12 grubun liderleri seribaşı. Diğer 4 seribaşı, UEFA Şampiyonlar Ligi gruplarında üçüncü sırayı alan en iyi dört takım. Ki bunların hangileri olduğunu incelemeye çalışacağız. Birinci sıranın önemini iyi anlayabilmek adına.

Daha ayrıntılı değinebiliriz birazdan tabii.

Eray.

POSTER BOY NYC dedi ki...

bizim icin fark etmez kimin gelicegi.Buyuk bir galatasaraylinin dedigi gibi simdi onlar dusunsun.

a-town dedi ki...

ben çok fark olduğuna katılmıyorum 1. likle 2. lik arasında. uefa gruplarında elit takım yok. muhtemel liderler arasında sadece geçen senenin finalistleri şahtar ve werder var korkulabilecek, belki bir de hamburg ama onların liderliği garanti değil. valencia, hamburg, roma gibi takımların 2. olma ihtimalleri var.

burada asıl tehlike 2. olup şl'den gelecek üst torbadan bir takımla eşleşmek (liverpool, bayern ve belki barcelona gibi). onun ihtimali de %25.

pclion dedi ki...

Eray, konuya hakim olduğunu biliyorum ama en azından tanımlamanı ben kendi adıma abartılı bulduğumu söyleyebilirim. Elbette avantajdır birincilik ama dağlar kadar fark bence yok, daha doğrusu henüz potlar ortada yok. Birinciliği garantileyen takım sayısı bile çok kısıtlı, 4 maçta 10 puan toplayan biz bile henüz final maçına çıkmadık. Birincilik elbette büyük avantaj ama geçen senekinden daha büyük olmayacak potlardaki kalite farkı, hatta potlardaki takım sayısı arttığı için işin içine kura şansı faktörü de dahil olacak ve bu hesapların birçoğu o geniş pot sebebiyle havada kalacak. Eski Şampiyonlar Ligi 3.ön eleme kurası gibi. Tamam, seribaşı olabilirsin ama o pottan Fiorentina çekmek de vardı, Mlada Boleslav da. Seribaşı olsak da çok arıza bir takım gelebilir, seribaşı olamazsak da Liverpool, Bayern gibi ekstrem örnekleri kenara koyarsak (ki onların da ilk 4'ü tam olarak kesinleşmedi) bence çok keskin bir pot olmayacak. Özellikle kimlerin ikinci olacağı henüz netleşmemişken konuşmak için erken olduğunu düşünüyorum.

Neyse, eminim güzel bir yazı yazacaksın, bu konu hakkında ben de bir şeyler karalayacağım daha sonra. Yorumu daha fazla uzatmayayım...

can yaman dedi ki...

Bana kalırsa kimin geleceği kadar, Galatasarayımızın o maçlara nasıl hazırlandığı önemli. Hapoel, Salzburg, Basel gibi vasat görünümlü takımlarla eşleşirsek ''şeker gibi kura'' yorumlarıyla yeterli konsantrasyonu sağlayamayabilir takım. Gerçi Dinamo Bükrüş maçları bu konuda bizi rahatlattı.
Ayrıca liverpool, bayern olmadan da, UEFA Avrupa Liginde gayet kaliteli takımlar var...

roma, benfica, fulham, valencia, werder bremen, lazio, sporting, genoa, hamburg, villareal, ajax, everton bir de son şampiyon shaktar donetsk. Şu takımlardan herhangi birinin şampiyonluğu süpriz olmaz herhalde. Leverkusen'i, Bordeaux'u, Hamburg'u küçük gören zihniyetin türk futbolundan en azından galatasaray'dan uzaklaştırılması lazım.

SozenE. dedi ki...

a-town,

Şampiyonlar Ligi'ndeki görüntü biraz karışık aslında. O yüzden; ŞL üzerine değerlendirme yapmak, kolay değil. Bir üstteki yazıda çeşitli ihtimaller üzerine konuşmaya çalıştık. Ama binlerce olasılık var. Yine de Liverpool, Barcelona, Bayern gibi tehlikelerden -en azından şimdilik- uzak durmak hiç fena olmaz.

UEFA Avrupa Ligi'nde ise, üst düzey takımlar var bence. Ajax, Valencia, Hamburg, Sporting Lizbon, Roma, Villarreal, Benfica, Everton, Shakhtar Donetsk, PSV Eindhoven, Werder Bremen... 11 takım da bu Kupa'da şampiyon olabilecek kalibredeler. Ve bunların tamamına yakını liderlik koltuğuna kavuşacaklar grup maçları sonunda. Avrupa Kupaları'nda alınan her puan, diğer sezonlar için birer miras. Dolayısıyla; Galatasaray'ın daha baskın olacağı bir rakip, kısa vadede avantaj olur.

Selamlar,

Eray.

SozenE. dedi ki...

Uğur,

Dört maçta 12 puan yapan Salzburg, bırak grup liderliğini, Son 32'ye kalamama olasılığı ile karşı karşıya. Ama konumuz bu değil şu an için.

Potlardaki kalite farkının son derece açık olduğunu düşünüyorum. Şampiyonlar Ligi'ni şu an için değerlendirme dışına almak lazım. Ama yalnızca Avrupa Ligi'ne bakıldığında bile rahatça görülüyor. Yüksek ihtimaller üzerine konuşalım. Bir taraf: Ajax, (Valencia), Sporting Lizbon, (Roma), Benfica, Shakhtar, PSV Eindhoven ve Werder Bremen. Diğer taraf: Anderlecht, (Lille) Hertha Berlin, Sparta Prag, (Basel), Brugge ve Athletic Bilbao. Biraz fark var bana kalırsa. Buraya henüz Liverpool (Fiorentina), Bayern Münih veya Atletico Madrid gibi takımlar eklenmiş değil.

Fiorentina / Mlada Boleslav örneği her daim mevcut. Bu, kaçınılmaz bir gerçek. Barcelona da olabilir Galatasaray'ın muhtemel rakibi, Hapoel Tel Aviv de. Ama Phoenix Suns'ın NBA Draft'te 1. sırayı alması ile Los Angeles Clippers'ın aynı pozisyonu yakalamasının ihtimalleri farklı mesela. Bunun gibi. Bir yanda koca bir havuz var. Diğer yanda keskin hedefler. Kasım sonunda, ne de olsa, net şekilde konuşmaya başlayacağız. Yine de bence bir gerçek. Birincilik ve ikincilik arasında çok büyük fark var. Özellikle bu sezon. Ki Avrupa Kupaları'nda 0.1 puana dahi ihtiyaç duyuyoruz.

Selamlar,

Eray.

Umutation! dedi ki...

teşekkürler