30 Kasım 2009 Pazartesi

İtalyan İşi: Arsenal v Chelsea, 0-3



Premier League’de haftanın en fazla ‘’futbol’’ vadeden karşılaşmasında Chelsea, Emirates’te Arsenal’i 3-0 yenmeyi başardı.

Sürpriz olmadı, birçok kişi için. Arsenal adına makûs son. Tabii Fransız menajer Arsene Wenger adına da. Son yıllarda her yeni sezona müthiş başlangıçlar yaptıktan sonra, ‘’Big Four’’ üyelerinden biri karşısında benzer senaryoların parçası oluyordu, Arsenal. Yine değişmedi. Alışılagelen manşet de farklı olmadı bu yüzden: ‘’Men against boys.’’ Oysaki; Arsene Wenger, artık zamanının geldiğini söylüyor ve uzun zamandır olmadığı kadar, kendinden emin gözüküyordu.

Arsenal, ‘’genç bir takım’’ tanımlamasından daha fazlasını hak ediyordu, Fransız menajere göre. Ve sahip olduğu gücü, Chelsea karşısında herkese gösterecekti. Wenger, ne ile karşılaşacağını bilemiyordu tabii. Aslında bir ipucu vardı. Arsenal, Premier League’de Big Four’un diğer üyeleri Manchester United, Liverpool ve Chelsea’nin karşısına çıktığı son 15 maçta yalnızca 3 kez sahadan galibiyetle ayrılabilmişti. Topladığı puan sayısı ise, 15’ti. Ve tabii, her büyük maç öncesinde olduğu gibi, Arsenal oyuncularına ‘’boys’’ olarak hitap edilmesi. Wenger, tüm bunlardan dolayı agresifti.

Times, Wenger’in damarına basan bir konu ele aldı bugün. Bazı bilgiler paylaştı, internet sitesinde. Arsenal’in sahaya çıkan 11 oyuncusunun (Almunia, Sagna, Gallas, Vermaelen, Traore, Fabregas, Song, Denilson, Nasri, Eduardo ve Arshavin) ortalama yaşı 25 yıl ve 5 ay. Chelsea’den üç yıl daha az. Bu isimlerin boy ortalaması 1.73 cm. Chelsea’ninki 1.78 cm. Ağırlıkları ise 73 kilogram. Chelsea tarafındaki karşılık, 83 kilogram. ‘’Çocuklar, adamlara karşı!’’ tezinin altını doldurmak için mi, bilinmez; ama bu futbolun bu rakamlar üzerinden konuşulması, biraz sinir bozucu tabii. Ve hiç kuşkusuz Wenger’in anlatmak istediği de bu.



Arsenal Tarihi’nde aralıksız en uzun süre görevde kalan menajeri, Chelsea maçı öncesinde fazla sayıda demeç verdi.

Son yıllarda Jose Mourinho, Sir Alex Ferguson, David Moyes ve hatta yeri geldiğinde Rafael Benitez karşısında demeç savaşlarına dâhil olan Wenger, bu anlamda Carlo Ancelotti’den beklediği geri dönüşü alamadı. İtalyan menajer, muhtemelen maç sonunda konuşmayı tercih ediyordu. (Ki öyle de oldu.) Yeni Chelsea ile ilgileniyordu, Ancelotti. Mourinho’nun 50 yıllık aradan sonra Lig Şampiyonu yaptığı, ardından Avram Grant, Luiz Felipe Scolari ve Guus Hiddink’in de takip ettiği sistemi, tamamen yeniden yapılanıyordu.

Hücumda iki hızlı kanat oyuncusu ve Didier Drogba’lı bir dizilişti, o günlerde Chelsea’yi zafere ulaştıran. Damien Duff, Arjen Robben, Joe Cole ve Shaun Wright-Phillips gibi çabuklukları ile hayatlarını kazanan isimler yer alıyordu hücum hattında. Orta sahada ise, Claude Makelele ve Frank Lampard’ın yanında Eidur Gudjohnsen ya da Tiago. Mourinho sonrası, yukarıda söylediğimiz gibi, devam etti bu anlayış. Sezon başında Carlo Ancelotti’nin gelmesi ile birlikte ise, yepyeni ve son derece efektif bir yapı çıktı ortaya. Oyuncu görev tanımlarının net çizgilerle belli olduğu, taraflı tarafsız herkesin hayran kaldığı bir Chelsea’den bahsediyoruz.



Chelsea’nin mükemmelliği bir kenara, Arsene Wenger’in dileğinin gerçekleşmesi de yoğun isteklerin başında tabii.

NBA’de bazı takımlar, belli dönemlerde yalnızca yatırım yaparlar. Yeni bir jenerasyon yakalayamaya çalışırlar. En sonunda belki de bir süper yıldız kapar ve o adamın üzerine yeni bir bina inşa ederler ya hani. Ek olarak; hamlelerini yaparlar. Atlanta Hawks’ın gelişimi gibi. Bir iki sene sonra Oklahoma City Thunder gibi ya da. Arsenal’in o gününü bekliyoruz diğer yandan. Tıpkı Arsene Wenger gibi. Maça bu şekilde başladı, Gunners. İlk 15-20 dakika boyunca etkili olmaya çalıştı. Ama Chelsea, her atağa karşılık verdi. Ancelotti’nin Chelseasi, son yılların en dengeli takımlarından biri. Kesin bir gerçek bu.

Arsenal karşısında Obi Mikel ve Michael Essien’in beraber oynadığı bir orta saha vardı. Rakibini ciddiye alıyordu belki de, Ancelotti. Ama Essien, Michael Ballack, Deco, Florent Malouda gibi bir rotasyon, Premier League standartlarını bile zorluyor. Hücum tarafında ortaya çıkan sonuç, bu durumun göstergesi. Diğer yandan; tüm isimlerin son derece efektif bir şekilde kullanılması, Premier League’de yeni bir şampiyonluğun habercisi. Bunun için skoru 1-0’a getiren golü incelemekte fayda var. Arsenal’in eski oyuncusu Ashley Cole, Emirates’teki taraftarlar tarafından maç boyu protesto edildi. Ve doğruyu söylemek gerekirse; ev sahibi ekibin baskı yaptığı bölümde biraz sendeledi.

Devam eden bölümdeki performansı ise, Arsenal’deki eski günlerini hatırlatan cinsten oldu. Chelsea’nin birinci golünde Cole, pası John Terry’den aldı. İncelenmesi gereken ayrıntı, yalnızca bu değil ama. Terry’nin pas tercihi. Chelsea’nin stoperi, sol kanat savunucusuna pası, rakip stoper ve sağ bek arasından attı. Böylece; Cole, ekstra bir çaba sarf etmeden topa sahip oldu. Sonrasında yapılması gereken, kendisi için de kolaydı. Didier Drogba’yı buldu. Ve Drogba da Arsenal ağlarını. Bu golün hemen ardından, bir taç atışının akabinde, topu yine Cole gönderdi. Drogba görevini Arsenal savunmacısı Thomas Vermaelen üstlendi. Sezon başında hücumdaki performansı ile öne çıkan Belçikalının kalitesi sorgulanıyor bugün Ada basınında.



‘’Chelsea’nin kaleyi bulan ilk şutu gol oldu. İkinci golde ise, Almunia ve Vermaelen arasında bir anlaşmazlık oluştu.’’ şeklinde konuşacaktı maçın ardından Arsene Wenger.

Keşke bu kadar kolay olsaydı. Fransız menajer, karşılaşma öncesindeki agresif açıklamalarına 90 dakika sonrasında da devam etti. İkinci yarıya Alexandre Song ve Theo Walcott değişikliği ile başlamıştı. Bu bölümde yine belli bir baskı oluşturuldu. Ama o kadar. Eduardo da Silva ile Petr Cech arasındaki mücadelede Arsenal aleyhine faul kararı çıkınca, Andrey Arshavin’in attığı golün herhangi bir değeri kalmadı. Ki Wenger’e göre; hakemin görüş alanı tamamen kapalıydı ve kendisinin çaldığı düdük, maçın gidişatını değiştirmişti.

(Bir kez daha.) Keşke bu kadar kolay olsaydı. Carlos Vela ve Tomas Rosicky hamleleri de sonuç getirmedi. Arsene Wenger’in maçtaki performansını beğenmediği Didier Drogba, 90. dakikada artık imzası hâline gelen bir vuruşla skoru 3-0 getirdi. Ve Chelsea, gövde gösterisini tamamlamış oldu. Liverpool (2-0) ve Manchester United (1-0) karşısında kazanan Maviler, Arsenal galibiyeti ile bu sezon Premier League’de şampiyonluğun en büyük adayı olduklarını kanıtladılar. Maç sonunda Didier Drogba ise, mental olarak güçlü kaldıklarından bu yarışta önde olacaklarını söylüyordu.



Bugünden itibaren Arsenal, geri dönmeye çalışacak. Muhtemelen Chelsea mağlubiyetinin acısı, masum bir takımdan bol gol ile çıkarılacaktır.

Son bir söz de Nicolas Anelka için. Fransız oyuncu, geçtiğimiz sezon Emirates’teki 4-1’lik galibiyete iki gol ile katkıda bulunurken, kendisinin attığı gollere reaksiyon vermemişti. Arsenal’den ayrıldığında 18 yaşındaydı. Ve dünkü maç öncesinde Arsene Wenger’in bir açıklaması da O’nunla ilgiliydi. Anelka’yı satmak istemediğini, o dönemki şartların böylesi bir sonucu doğurduğunu ve Fransız yıldızın hâlâ iyi bir Arsenal sempatizanı olduğunu söylüyordu. Arsene Wenger’in takımına iyi bir lider gerekiyor. Anelka artık 30 yaşında. Hiç kuşkusuz daha olgun. Belki de, olur. Beklemesi bile keyifli aslında. Transfer hacmi daha da büyüyebilir mi Anelka’nın? Göreceğiz.

Sırada: FC Barcelona v CF Real Madrid, 1-0

Hiç yorum yok: