28 Kasım 2009 Cumartesi

Sıkıntı: Bursaspor v Galatasaray: 1-0



Galatasaray, TSL'de ilk yarının son dört haftalık bölümüne Bursaspor mağlubiyeti ile başladı.

Frank Rijkaard, çocuk bekleyen eşi rahatsızlandığı için ülkesi Hollanda'ya uçmuştu gün içerisinde. Dolayısıyla, Bursa deplasmanındaki takımının başında olamayacaktı. Ama muhtemelen bu konuda endişelenmiyordu bile. ''Bazıları yalnız çalışmayı severler. Farklı fikirlere pek açık değillerdir. Ve kendi bilgileriyle yetinip dışa kapalı kalmayı tercih ederler. Ben diğer ekoldenim.'' demişti Türkiye'deki ilk önemli söyleşisinde, Rijkaard. Ardından devam etmişti.

''Takım çalışmasına inanırım. Ne kadar çok bilgi ve farklı fikir gelirse, o kadar zenginleştiğimi düşünürüm. Fikir ayrılıkları beni ürkütmez, aksine besler. Nitekim bugüne dek de hep böyle oldu. Ve bundan çok yararlandım. Öyle ki; bazen bir adım geri çekilip takıma uzaktan bakmaya çalışırım. Eğer iyi bir ekiple çalışmıyorsanız, takımı emanet edebileceğiniz güvenli isimler yoksa böylesi bir lüksünüz yoktur. Arkadaşlarım o kadar iyi ki, benim öyle bir lüksüm var. Onlardan çok yararlanıyorum. Karşıt fikirlerini bile söylemekten çekinmiyorlar ve bu da beni zenginleştiriyor.''

Charles Hampden-Turner ile Alfons Trompenaars tarafından kaleme alınan ve daha sonra Türkçe'ye de çevrilen, ''Seven Cultures of Capitalism'' adlı kitaptaki bir bölümün üzerinden gidebiliriz bu noktada. Daha önce de yaptığımız gibi. Soru şu: ''Patronun verdiği emrin hatalı olduğunu düşünürseniz, o emri sorgular mısınız? Yoksa, problemlerden kaçınmak için söylediği gibi mi davranırsınız?'' (% 96,0: Hollanda, % 95,9: İsviçre, % 95,9: Almanya, % 94,1: İngiltere, % 94,0: Fransa).

Dünya üzerindeki birçok ülkede yapılan araştırma sonucu; üst düzey şirketlerin karar mekanizmasında yer alan yöneticilere yöneltilen bu sorunun cevabı, Hollanda özelinde hayli ironik bir orana karşılık geliyor. Yöneticiler, patronlarının verdikleri kararları sorgulayabileceklerini söylüyorlar. Hem de %96'lık net bir kesinlik ile. İşin bir de diğer boyutu var. O da zamanı algılama meselesi. Ki bu, daha geniş ve ayrıntılı bir konu. Hollandalılar arasındaki ortaklığın altındaki gerçek, biraz baskın genlerle ilgili belki de. Galatasaray, daha önce Karl-Heinz Feldkamp'ın soğuk algınlıkları geçirmesinden dolayı Ankara deplasmanlarına çıkmadığı günler de yaşamıştı. Ama bu defa kenarda Ahmet Akçan değil, Johan Neeskens vardı.



Yeşil sahaya dönüldüğünde ise, takım içi yenilikler devam ediyordu. Milan Baros'un sakatlandığı andan itibaren olduğu gibi.

Frank Rijkaard, Manisaspor maçından önceki son antrenmanda Elano Blumer'i sağ açıkta denemişti. Shabani Nonda ve Harry Kewell'ın hücumdaki partneri olacaktı, Brezilyalı yıldız. Bursaspor karşılaşmasından evvel de Galatasaray'ın maça başlayacak 11 oyuncusu, bir şekilde öğrenildi herkes tarafından. Hafta arasında GSTV'deki programında Rijkaard, Manisaspor'a karşı son bölümde Arda Turan'dan yararlanmak istediğini söylemişti. Ama Hakan Balta'nın sakatlığı kendisine engel oldu. Arda, dönüyordu. Kader Keita da. Harry Kewell devam edecekti. Elano'nun kulübeye dönmesi, sürpriz değil. Yeni olan, hücumdaki üçlü. Shabani Nonda ve Milan Baros'suz Galatasaray.

Bursaspor, sezon başından bu yana belli bir ezber edinmişti. Sercan Yıldırım'ın rahatsızlığı ve Arjantinli Batalla'nın Türkiye kariyerine iyi bir başlangıç yapması ile farklılık yaratılmıştı yalnızca. Ömer Erdoğan ve Tomas Zapotocny ile en istikrarlı stoper ikilisine sahipti, Bursaspor. 13 maçta da forma giymişti iki oyuncu. Aynı şekilde sağ kanat savunucusu Ali Tandoğan da. Sarı kart cezalısı olan Tandoğan'ın yerine Tuna Üzümcü forma giydi Galatasaray karşısında. Sol tarafta yine Mustafa Keçeli vardı. 4-2-3-1 şeklinde yayılıyordu sahaya Bursaspor. Özellikle son haftalarda. Orta saha rotasyonunda Hüseyin'in yerini Kirita almıştı. Ergic, devam ediyordu. Volkan Şen, Turgay Bahadır, Ozan İpek ve Sercan Yıldırım ise, hücum tarafıydı Bursaspor'un.



Karşılaşmanın ilk dakikalarında, Bursaspor özelinde, ortaya çıkan bir sonuçtan bahsetmek mümkün.

Kazanması hâlinde; Galatasaray'ı geride bırakacaktı Bursaspor. Üstelik, 16. haftada alacağı bir Ankaraspor galibiyeti de vardı. Kayserispor ve Beşiktaş deplasmanları öncesi Galatasaray maçı, Buraspor adına kritik eşikti hiç kuşkusuz. Bu anlamda, kesin olarak hamle yapması gerekiyordu. 4-2-3-1 üzerinden konuşacaksak Bursaspor'u, takımın ikiye ayrıldığını söyleyebiliriz. 4-2 ve 3-1 şeklinde. Ki bu dağılımın belli gereksinimlerini hayli iyi yaptı, Ertuğrul Sağlam'ın ekibi. Öndeki dörtlü, sürekli hareket hâlinde kaldı. Sercan Yıldırım ve Turgay Bahadır çizgisi, takıma seçme şansı getirdi. Orta sahadan sürpriz adam Ergic de.

4-2 ve 3-1. Nasıl? Ivan Ergic, ilginç bir karakter. ''Box-to-box'' olarak tanımlanan orta saha oyuncusu. Futbolun her iki yanını oynayan yani, moda tabirle. Bu, Bursaspor seviyesindeki takımlar için bir yenilik. Öncelikle bunu söylemek gerekiyor. Bursaspor'un -Ergic'i bir anlamda gözardı edebiliriz- altı oyuncusu (4-2), tamamen savunma görevleri üstlenmişlerdi. Söz konusu durum, Ali Tandoğan'ın varlığı ile değişebilirdi tabii. Ama yerine oynayan Tuna Üzümcü, kesinlikle hücuma katılabilecek bir savunma oyuncusu değildi. Savunma dörtlüsü ve öndeki Kirita-Ergic ikilisi ile Galatasaray'ı durdurmayı hedefledi Bursaspor. En uçtaki dörtlünün hareketli yapısı ile de hücum anlamında zorlamayı.



İlk yarıda Galatasaray, yalnızca Kader Keita'nın akılalmaz vuruşu ile yaklaşabildi gole. Bu durumun nedenleri vardı elbette.

Görev tanımı olarak ikiye ayrılan Bursaspor önünde kendi sorunlarıyla uğraşmak durumunda kaldı, Johan Neeskens'in takımı. Oyuncu kadrosunu incelemek lazım bu anlamda. Kalede Leo Franco. Savunma merkezinde Gökhan Zan ile Servet Çetin, kanatlarında Sabri Sarıoğlu ve Hakan Balta. Stoperlerin önünde Mehmet Topal. Orta sahada Mustafa Sarp ile Barış Özbek. Ve hücum üçlüsünün merkezinde Arda Turan, sağında Kader Keita, solunda ise Harry Kewell. Kağıt üzerine döküldüğünde, birçok kişi tarafından, heyecanla beklenen bir 4-6-0! Ama ne kadar doğru?

Aslında hiç. Yukarıdaki 11 oyuncu, bir şekilde kullanılabilir. Ne var ki; bu, 4-6-0 olmaz. Gerçekleşmesi için bunun, çok önemli bir unsur gerekiyor. O da orta saha oyuncularının hücuma verecekleri destek. 4-6-0'ın son yıllarda çoğu örnekten ayrılması, o ''6'' rakamanın içerisinde yer alan isimlerin sürekli devinim içerisinde olmaları. Oysa Galatasaray'da o 6, net bir şekilde iki gruptan oluşuyordu dün akşam. Mehmet Topal, Barış Özbek, Mustafa Sarp ve Arda Turan, Harry Kewell, Kader Keita. Ancak hücumdaki üçlü, aralarında yer değiştirebilirler. Ki bu yeterli değil. ''Ekstra adam'' kavramından bahsediyoruz sürekli. Orta sahadan gelecek ekstra isim, Elano veya Arda olmayınca; sorun çıkmaya devam ediyor.



Şu sonuca varmak mümkün. Galatasaray, 4-6-0 değil; ancak 4-3-3-0 oynayabilirdi Bursaspor karşısında bu yapı ile.

Shabani Nonda'nın olmaması, yukarıdaki neticeyi getirdi Galatasaray'a. Üçüncü bölgede var olamadı. Milan Baros'un hasretle beklenmesi, apayrı bir mesele. Ama Nonda'sız forvet hattı deneyi, takım için pek olumlu çıktılar vermedi dün akşam. Bir anlamda olabilirdi. Sivasspor ve Manisaspor maçlarında skor avantajını yakalayan Galatasaray, Baros'un hızından mahrum kalmıştı. Nonda'nın oyun stili, farklı galibiyetlerin önüne geçmişti belki de. Diğer yandan; Sivasspor karşısında ilk golü atan Kongolu yıldızın ta kendisiydi. Kasımpaşaspor kalesine 45 dakika içerisinde üç gol birden bırakan da.

Bursaspor'un ev sahibi olması, Galatasaray'a açık alanlar bırakmalıydı. Belki de plan buydu. Ve hareketli hücum hattı, tamamen bu nedenden tercih edilmişti. Ama olmadı. Orta sahada Elano veya Arda'nın; forvette ise Nonda'nın olmaması, maçın hiçbir anında oyuna sokamadı Galatasaray'ı. Dahası; söz konusu şablon, Bursaspor'a yedi adet gol pozisyonu olarak geri döndü. Sivasspor maçında değişen yapının arkasındaki espri, rakibe verilen pozisyon sayısının 0 (sıfır) olmasıydı. Dinamo Bükreş ve Diyarbakırspor da Galatasaray karşısında toplam 5 pozisyona girebilmişlerdi. Ama Manisaspor ve Bursaspor'un beş gün içerisinde Leo Franco'nun koruduğu kalede yaşattıkları toplam tehlike sayısı 12!



Galatasaray için bir sorundan daha bahsetmek gerekiyor. İki bölüm: Fenerbahçe maçı öncesi ve Fenerbahçe maçı sonrası.

Kadıköy'e gelene dek, sezon boyunca 66 pozisyonundan 24 gol çıkaran bir takım vardı. Her 2,75 pozisyondan bir gol. Yuvarlayalım. 11 poziyondan 4 gol. Ki Fenerbahçe maçında 3 gol pozisyonu yakalayan Galatasaray, son dakikaya kadar maçın içerisinde kalmıştı. Aydın Yılmaz, daha iyi bir vuruş yapabilse, belki de üç pozisyon ile 2-2'ye gelecekti o maç. Galatasaray için yenilikti bu. Skor alma becerisi. Fenerbahçe maçı sonrası, Sivasspor karşılaşmasından itibaren, tamamen değişti ama. Bambaşka bir görüntü çıktı ortaya.

Galatasaray'ın TSL'deki son dört maçta yakaladığı ve değerlendirdiği gol pozisyonu sayılarına bakalım. 2-0 kazanılan Sivasspor maçında yakalanan pozisyon sayısı: 7. Diyarbakır deplasmanında 2-1 galip bitirilen karşılaşmadaki pozisyon sayısı da aynı: 7. Ali Sami Yen'de 1-1'lik skorla iki puan bırakılan Manisaspor maçındaki pozisyon sayısı: 8. Ve en sonunda tek golle kaybedilen Bursaspor karşılaşmasındaki pozisyon sayısı: 3. Toplayalım. 25 gol pozisyonu ve atılan gol sayısı yalnızca 5. Sezonun ilk bölümünde sahne alan Galatasaray'dan eser yok. 1-2,75 olan ortalama, 1-5'e kadar gerilemiş durumda. Sivasspor maçı ile ilgili yazının son bölümündeki tablo, aslında tamamen bu durumla ilgiliydi.

Sonuç. Bursaspor-Galatasaray mücadelesi ile açılan dört haftalık sekans, Turkcell Süper Lig'in kaderi için çok önemli. Galatasaray'ın yapması gereken, son üç haftadan dokuz puan çıkarmak. 38 puan, iyi bir ilk yarı performansıdır. 38 puan ama.

6 yorum:

Erkin dedi ki...

Yazının sonundan da anlaşılacağı gibi Galatasaray en azından ilk yarı için kredisini bitirdi,fakat bu oyun alınması olası 9 puan için ümit vermiyor.Bu imkansızlıklar içinde tek forvet alternatifi Nonda'nın oymnatılmaması,oyuna girince de Keita'nın oyundan çıkartılması ve ısrarla yan yana oynatılmamasını bizler anlamakta güçlük çekiyoruz.

Ayrıca Hakan Balta'nın performansının bu denli düşmesi de çok manidar,özellikle bu konudaki görüşlerinizi de bekliyoruz.Volkan Yaman gidince rakipsiz kaldığını düşünüyor olabilir mi.Çünkü kötü oyun dışında bu isteksizlik,sahada yürümeyi ve kademe hatalarını açıklmak gerçekten çok zor.

mehmet dedi ki...

Rijkkardı çok aradık. Nonda neden yoktu girince ona asist yapacak tek oyuncu keita neden çıktı anlayamadım.Neeskensten kötü bir teknik direktör performansı izledik.

Can dedi ki...

Ellerine sağlık abi. Aynı şekilde okumuşuz oyunun genelini.

Orta üçlünün köprü olması gerekli ama baskı yedikleri zaman set görevi görmek zorunda kalıyorlar. Pas kabiliyetleri, teknik yeterlilikleri bu kadar ama. Supporter'lı versiyon onlarında işlerliğini arttırıyordu.

Temelde bana göre sorun, oyuncuların yeteri kadar konsantre olmamaları. Bu açık. Zira senenin başından beri yaptıkları temel şeyleri yapmıyorlar. Ancak mental bir yorgunluk kaçınılmaz sezonu bu kadar erken açan bir takım için.

Dediğin gibi 38 olmalı. Benim beklentim 40'dı ama Manisa sürprizini düşünemedim. Bu maçın kaybı o denli önemli değil gözümde yani. Beni üzen oynanmaya çalışılan oyun. Elano ve Aydın'dan sonra dahi atılan uzun toplar.

Bursa'da Sami Yen'de olacak. İşin kötü yanı Fenerbahçe'nin de bizim gibi bu takımlarla dışarıda oynamış olması. Onlar Antep'e biz Bursa'ya takıldık. Ekstramız Ankaragücü sadece.

Faruk Alpaslan dedi ki...

Uzaktan çekilen şutları pozisyon olarak mı sayıyorsunuz?

eskiacık dedi ki...

asıl sorun
ruhsuz gamsız futbolculara sahip olmamız.

Adsız dedi ki...

Oyun kötü, futbolcular bir kısmı gamsız, bir kısmında ise kabiliyet eksikliği çok sırıtmaya başladı. Daha önce bunları örten bir yaklaşımı vardı ekibimizin, o da bol paslı, yardımlaşmalı ve belki biraz da hızlı oyun idi. Bundan uzaklaştıkça defolarımız ortaya çıkıyor. Ama beni daha tedirgin eden teknik kadronun sabit-düşünceli olması ki bu bize daha pahalıya mal olabilir. Peki nedir o ? Açıklayayım ... Fener maçına kadar 4-2-1-3/4-2-3-1 oynayan takımımız daha sonra 4-3-3'e döndü. Yani ligde ilk 9-10 maç farklı bir sistem ve son 4-5 maçta farklı bir sistem. Ancak bunlara karar verirken haftalık rakibe/rakibin durumuna göre, takımdaki form durumuna vs gibi esnek, değişken unsurlara bakmadan karar verişimiz. bu noktada sağlıklı bir akıl, bakış açısı üretemezsek sezon içinde sıkıntılarımız tekrarlayacak demektir. Nonda girerken Keita'nın çıkartılması, daha sonra Elano + Aydın'lı tercih bana çok sağlıklı gelmedi doğrusu. H.Balta'nın sıkıntısını anlamak mümkün değil, ekibe ciddi zarar veriyor. Acaba takım içinde sıkıntılar mı var, şüphelenmeye başladım. Herkese iyi bayramlar dilerim.

Bülent YILMAZ-Ümraniye