20 Aralık 2009 Pazar

Futbol Zekâsı: Galatasaray v G. Birliği, 1-0



Turkcell Süper Lig’de haftanın eşleşmesi, Ali Sami Yen Stadı’ndaydı.

Güzel futbol oynama hedefi içerisinde olan iki takım olacaktı sahada. Galatasaray ve Gençlerbirliği. Daha önemlisi; ülke futbolunun ihtiyaç duyduğu iki teknik adam da sahne alacaktı bu gösteride: Frank Rijkaard ve Thomas Doll!

Rijkaard’ın kariyeri, futbol geçmişi, başarıları, insanî yönü, olaylara bakış açısı, ders niteliğindeki açıklamaları ve aslında yalnızca duruşu üzerine bile aylardır konuşuluyor, konuşuyoruz. Güçlü bir karakter, Rijkaard. Bir figür, futbol figürü. Kendinden emin, tüm saygısızlıklara karşı dahi saygılı. Thomas Doll, farklı bir karakter. Rijkaard’dan biraz daha ayrılan bir model. Ama Türkiye’nin sahip olması gereken isimlerden biri aynı zamanda.

Futbolun kendi içerisinde çok güzel öyküler vardır. Şu an, Borussia Dortmund’un başında olan Jürgen Klopp’un bir antrenör olarak gelişim süreci... 1990 ila 2001 arasında Almanya’nın Mainz kulübünde forma giyen Klopp, 34 yaşında futbolu bıraktıktan sonra takımın başına geçer ve olaylar gelişir. 2001-02 ve 2002-03 Sezonu sonunda dördüncü sırada kalan Mainz, I. Bundesliga şansını hep son anda kaçırır. 2003 yılındaki 64 puan, üst lige çıkamayan bir takım için, rekordur hatta. Ama 2003-04 Sezonu’nda mutlu sona ulaşır, Mainz. I. Bundesliga’ya ilk defa çıkar ve UEFA Kupası vizesini de alır.

Jürgen Klopp, hem şehrin sembolüdür artık. Hem de, 1. FSV Mainz 05 kulübü özelinde, tüm zamanların en başarılı teknik adamı. Mainz ve Klopp birlikte büyümüştür bir bakıma.



Klopp örneği üzerinden birçok farklı deney bulabiliriz futbolun zengin tarihi içerisinde. Türkiye’de ise, böylesi bir model hiç incelenmedi. Bu şans yakalanmış olsa bile, ‘’kulüple beraber büyüyebilecek teknik adam’’ başlığı altındaki isimlerin ülkemizdeki ömrü uzun sürmedi. Bu anlamda, Michael Skibbe’nin adını zikredebiliriz.

Genç, devam eden yıllar için hedefleri olan ve ismi tartışılmayacak bir teknik adam bulmak, kolay değildi. Ama Galatasaray, sezon başında Frank Rijkaard’ı görevin başına getirerek sorunu çözdü. Gençlerbirliği ve Thomas Doll arasındaki ilişkiyi de ‘’Mainz & Jürgen Klopp’’ işbirliği üzerinden inceleyebiliriz. Daha önce Hamburg ve Dortmund takımlarını çalıştıran Doll, oralardaki performansı ve saha kenarındaki duruşu ile farklılık yaratmıştı. Heyecanlı, maçı takımla birlikte yaşayan, futbolcularla sıkı dostluklar kurmuş olan bir teknik adam profili.

Hamburg’un 2006-07 Sezonu'ndaki Şampiyonlar Ligi macerası, Doll antrenörlüğünde geçmişti.

Şanslı bir sezon değildi, Doll adına. Yapılan tüm önemli transferlere rağmen Hamburg, Şampiyonlar Ligi gruplarındaki ilk beş karşılaşmadan puansız ayrılmıştı. Grubun son maç haftasında Doll’un takımı, CSKA Moskova önüne çıkacaktı. Normal şartlar altında, tribünlerin boş ve sessiz olması gerekir? 50.000 kişilik stadyum, doluydu. Ve müthiş bir atmosfer vardı. Hamburg, inanılmaz bir hırsla oynuyordu. 84. dakikaya kadar 2-1 yenik durumda olan Doll’un takımı, sahadan 3-2’lik galibiyetle ayrılacaktı. Oyuncuların atılan gollerden sonraki adresi, yedek kulübesindeki Thomas Doll’du ayrıca.

Görevden alınması gündemde olan antrenörlerinden ayrılmak istemiyorlardı, içlerinde Rafael van der Vaart’ın da bulunduğu Hamburg’un oyuncuları. Ama Şubat 2007’de görevden alınacaktı, Doll. Enteresan tabii. Önce Hamburg, ardından Dortmund. Özellikle Dortmund’da her maç tıklım tıklım tribünlerin önüne çıkan bir takımın teknik adamlığını yapan Thomas Doll, şimdilerde Gençlerbirliği’nin başında. ‘’ Bir futbol adamı olarak, gerektiğinde 2 bin, gerektiğinde de 20 bin kişiye karşı oynamayı bilmelisiniz ama Gençlerbirliği tribünlerinin de her maç bir öncekinden daha fazla dolduğunu söyleyebilirim.’’ diyor Thomas Doll, NTV Spor’dan Onur Erdem ile yaptığı söyleşide.



Alman teknik adamın Türkiye için neden ‘’yeni bir model’’ olduğu ise, yine o röportajdaki sözlerinden anlaşılabilir. ‘’Tabii ki ben de çift santrfor, arkasında ’10 numara’ diye tabir ettiğimiz bir futbolcu ve baklava diziliminde bir orta sahayla oynamayı seven bir teknik adamım.’’

‘’Fakat elinizdeki futbolcuların kalitesi bunu oynamanızı engelliyorsa, bu sistemi uygulamanız mümkün değil. Gençlerbirliği’ne geldiğim günden bu yana, her antrenmanda gerek hücum gerekse savunma dizilişlerine yönelik çalışmalar yapıyoruz. Öğrenmeyi isteyen ve arzulu futbolcularım var. Neredeyse her gün kısa pas çalışmaları üstünde durmamıza rağmen hücuma çıkarken sık sık top kaybediyoruz. Bu gibi eksikleri giderdiğimizde, hücum ve savunma anlamında daha iyi noktalara geleceğimizi düşünüyorum. Ama bu, uzun vadede olabilecek bir şey. Bugün ya da yarın gerçekleşmesi mümkün değil. Günden güne, haftadan haftaya, çalışarak daha iyiye gideceğiz.’’

Türk Futbolu’nda bir şeylerin değişebileceğine inanan insanlar, Thomas Doll’un bir şekilde Gençlerbirliği’nden kopması ihtimalinin endişesini yaşıyor. İki yılda 12 teknik adam değiştiren bir kulüp ile Doll gibi zor bir karakterin eşleşmesi, bu anlamda pek ideal olmayabilir; ama Alman teknik adamın yaptığı yorumlarda bahsettiği, ‘’…bu, uzun vadede olabilecek bir şey’’ cümlesi, çok önemli. Gençlerbirliği’nde bir sezon sonrasını düşünen bir teknik adamın varlığı bile, başlı başına yepyeni bir olay. Fotoğrafı tüm kulüpler üzerinden değerlendirebiliriz. Futbol maçlarının yalnızca 90 dakika olmadığını, ‘’…Neredeyse her gün kısa pas çalışmaları üzerinde durmamıza rağmen…’’ girişi ile özetliyor.



90 dakika boyunca üzerine gelen her topu, yarı sahaya ‘’tekmeleyerek’’ başarıya ulaşmanın yolunu aramayacak belli ki, Thomas Doll ve Gençlerbirliği.

Galatasaray karşısındaki takımı, tüm bu uzun girizgâhtaki gibi incelemek gerekiyordu. Thomas Doll, tıpkı Frank Rijkaard gibi, güzel futbolun peşindeydi. Üç hücum oyuncusu vardı ileride: Burhan Eşer, Kahe ve Hurşut Meriç. Mendonça, üçlü orta sahada hücuma dönük isimdi. Labinot Harbuzi ve Kerem Şeras, bu alanda yer alan diğer iki Gençlerbirliği oyuncusu oluyordu. Galatasaray tarafındaki gibi aslında. Hücumda Kader Keita, Harry Kewell ve Arda Turan. Bu üçlüye orta sahadan destek veren Elano. Orta sahada, daha çok savunmaya dönük olan Topal ve ortağı Sarp.

Galatasaray’da Milan Baros’un yokluğuna Shabani Nonda’nın sakatlığı eklenmişti maç öncesi. Buna rağmen; hücumdaki tercihi, Nonda özelinden okumamak gerekiyor. Farklı bir noktadan bahsedilebilir ama. Baros, futbol karakteri olarak rakip oyuncularla birebir çarpışan, onları çoğu zaman yoran, yıpratan ve bunu 105x68 metrelik dikdörtgenin her alanında yapabilen bir forvet. Nonda da öyle. Tabii, O’nun bu özellikleri daha çok üçüncü bölgede geçerli. Kader Keita, Harry Kewell, Arda Turan üçlüsü ile bunları yapabilmek kolay değil. Dolayısıyla, farklılıklar yaratmak lazım. Nasıl?



Karşılaşmanın ilk yarısında ısrarla ve sabırla sürekli pas yapan bir Galatasaray vardı sahada. Birinci neden, ‘’amaç.’’ Yani gol. Diğeri, rakibi yormak. Basit anlayışla, saha içerisindeki dizilişini devamlı değiştirmek.

Biraz ana mantalite, biraz da mevcut yapıdaki oyuncu karakterlerinden dolayı böyle bir tercihte bulunuluyordu. Sonuç alınmak üzereydi üstelik. İlk 20-25 dakikalık bölümde dört defa gole yaklaşan Galatasaray, aradığını iki defa bulmasına rağmen; yardımcı hakemin doğru kararlarının ardından devreyi golsüz kapatıyordu. Muhtemelen %70’ler seviyesinde topla oynamıştı, Frank Rijkaard’ın takımı. Rakip kalede yakalanan fırsatların yanı sıra, Leo Franco’nun devre boyunca hiçbir şekilde zorlanmaması da önemliydi. Ve tabii Keita’nın Gençlerbirliği savunması üzerinde patlayıcı tarafını kullanması.

Thomas Doll’un takımı, 45 dakikalık ilk bölümde daha çok savunan tarafta kalmıştı. Bunu zaman çalarak veya kasti fauller yaparak gerçekleştirmemişlerdi üstelik. Galatasaray, futbol oynamak istiyordu. Gençlerbirliği de savunma yapıyordu. Anti-futbol değil yani. Tabii, Serdar Kulbilge’yi ayırmak gerekiyor bu noktada. Kendisi, Ali Sami Yen Stadı’nda daha önce Fenerbahçe ve Kocaelispor takımları için oynarken yaptığı gibi, kale vuruşlarını 15-30 saniye aralığı içerisinde kullanıyordu. Hem de maçın ilk dakikasından itibaren. Bir de, Kuddusi Müftüoğlu. İlk yarıda son düdük çaldığında skorbord, 44:57’yi gösteriyordu.

Gençlerbirliği’nin birinci devredeki savunması, aslında futbola renk katan bir ayrıntı. Bir taraf hücum ediyor, diğeri savunuyor.

Gençlerbirliği’nden her an hücum anlamında da reaksiyon gelebileceğini biliyorsunuz –ki ikinci yarının ilk dakikasında üst üste pasların ardından kaleye indiler. Ve 55 ila 60. dakikalar arasında üç pozisyon yakaladılar arka arkaya. Antalyaspor maçında yenilen gollerin üzerine bu tehlikelerin yaşanması, endişe verici olabilir. Ama örnekler, farklı aslında. Antalya deplasmanında duran toplarda oyuncuların verdikleri kararla birlikte gelişen olaylardı onlar. Gençlerbirliği karşısında, akan oyunda. Çıkarılabilecek olumlu not ise, her pozisyonun ardından oyuncuların durumu kendi içlerinde konuşuyor olmalarıydı. Sonuç: 90 dakika boyunca, ‘’üç’’ pozisyon verdi Galatasaray. Yalnızca tek bir periyotta.



Galatasaray’ın hücumdaki iki kanat oyuncusu, Keita ve Arda. İkisinin de olumlu-olumsuz yanları var. Takımın futbolu, bir anlamda bu isimlerin karakterlerine bağlı.

Gençlerbirliği’nin beş dakikalık hücum performansını geride bırakan Galatasaray, rakibini tekrar köşeye sıkıştırmaya başlamıştı. Keita’nın kullandığı sağ kanat, bu hedef için ideal bir seçimdi. Ancak istediklerini yapamayan Keita, her an patlamaya hazır bir bomba. Maalesef, böyle bir tarafı var. Kasımpaşa ve Fenerbahçe maçlarında gözler önüne serildiği gibi. Tahrike kolay kapılıyor. Dün; 60. dakikadan sonra Gençlerbirliği savunması, özellikle Keita üzerinde, sert oynamaya başladı.

Hakemlik yetenekleri ve futbol bilgisi kesinlikle tartışmalı olan Müftüoğlu’nun da bunu sezememesi, Keita’nın kontrolü kaybetmesine yol açtı. Neyse ki; bu bölümde devreye bir figür üzerinden ‘’futbol zekâsı’’ girdi. Harry Kewell’ın 77. dakikadaki golü, harika bir üçlü set üzerinden geldi. Önce Elano, ardından Keita ve en sonunda Kewell. Yani şu; golün sahibi Kewell, asisti yapan Keita. Peki, golün kahramanı? Daha önce konuştuğumuz gibi; Elano, Galatasaray hücumlarındaki son üç hamlenin birinci ayağı. Haftalardır yapıyor bunu. Şu sıralar; ‘’göstere göstere’’ gerçekleştiriyor. Futbol zekâsı, hakikaten farklı bir yeti. Elano da bu konudaki en iyi isimlerden biri.



Galatasaray, çok sayıda gol pozisyonu yakaladığı maçın son 10 dakikasına yine ‘’tek gol’’ farkı ile giriyordu. Ama bu defa bir şeylerin farklı olacağı belliydi.

İstanbul BB maçında Galatasaray, beraberlik golünü kalesinde gördüğü pozisyonda; ceza sahasının 4-5 metrelik alanı içerisinde karşılıyordu topu. 11 kişi ile, belli bölüme dizilmişti takım. Aslında basit bir kural var: Ofsayt. Kaleye ne kadar uzak olursanız; rakibiniz de sizin konumunuza göre, kalenizden o kadar uzaklaşmak durumunda kalır. Frank Rijkaard, İBB karşılaşmasında bunun çabasını verirken; oyuncular, basit bir hata yapmışlardı. Gençlerbirliği önünde ise, konuştular. Ve İBB karşısındaki örnek ile yaklaşık 10-15 metrelik bir fark oluştu. Orta sahaya yakın dizildi, Galatasaray. Tehlike oluşmadı.

Keyifli bir futbol maçı oldu. Thomas Doll’un takımı Gençlerbirliği, kazanamamasına karşın, ülke futbolu için yeni bir proje olduğunu 90 dakikanın her anında hissettirdi. Yapılan kayıp, üç puandan fazlası değil –ki önemli olan da bu. Dileğimiz; iki yıl içerisinde 12 antrenör değiştiren bu kulüpte canının fazla sıkılmaması. Galatasaray adına da hoş ayrıntılar vardı. Beyaz forma, uğur getirmeye devam etti. Antalyaspor karşısındaki karakter sınavından sonra, Gençlerbirliği’ni mağlup etmek güzeldi. ASY Stadı’nda kale filelerinin, 90’ların sonunda olduğu gibi, yeniden sarı ve kırmızı renklere dönmesi de.

Devreye özgüveni yüksek bir takım olarak giriyor, Galatasaray. Türkiye Kupası maçlarının ardından yenilenecektir de. Belki orta sahada Elano ve Arda Turan’ı görebiliriz, bakalım.

8 yorum:

moist dedi ki...

Arda bir tek benim gözüme mi batıyor? Elano saha içinde bomboşken Arda'dan pas almak için bi işaret fişeği ateşlemediği kaldı. Belli işte adam topu aldı mı bir yerlerden geçiriyor pası. İnatla oynamıyor Elano'yla. Hangi yılda yaşıyoruz ya, kaldı mı böyle kaprisler?

serdar dedi ki...

Arda bu maç fizik olarak çok zayıf görünüyordu. İlk müdehalelerden sonra savunma yapmaması sıkıntı yarattı özellikle ikinci yarıda. Keita da tam tersine sıklıkla savunmaya döndü. Gene de Arda bir sezonluk maç oynadı şu ana kadar. Buna rağmen çoğu pozisyonun içindeydi.

Galatasaray'ın oyunu beni de çok keyiflendirmişti ama bir kaç nokta var...

Rakip 5 dakika geldi ve 4 net pozisyon buldu. Artık şu ofsayt taktiğinden vazgeçmek lazım.

Servet'in top kullanma hastalığı da ayrı bir sorun. Adam attığı pası isabet ettirse bile öyle dandun atıyor ki pası alanın topu kontrol etmesi çok zor. Hakan Balta iyi top kullanıyor ama sanırım bu sorumluluk alma karakteriyle ilgili. Hakan'ın stoper oynaması gerektiğini ben de hep düşünürdüm ama Servet gibi ağır ve uzun bir defans oyuncusunun yanına daha seri biri lazım bu sistemde. Çünkü sağ ve sol beklerimizin (Uğur da dahil) pozisyon bilgileri zayıf.

Bir de oyunun son dakikalarını kabusa çevirmek moda oldu. Golden sonra kontratak yapmamız gereken dakikalarda Keita sadece 2 kez topla buluşabildi. Son haftalardaki psikolojik durum maçı çok etkiliyor bu açıdan.

Bu maçta haftaiçi çok eleştirilen Serdar'ın ve Aydın'ın maça girmesini beklerdim açıkçası (en azından golden sonra). Bu oyuncuları eleştirmek kolay ama onlardan vazgeçmek için de çok erken diye düşünüyorum.

Bir de duran toplarda artık bu kadar etkisiz olmamızın sebebini gerçekten merak ediyorum. Sezon başı rekor kırıyorduk bu konuda.

Son olarak gene Oz büyücüsü! Bu ne müthiş bir futbolcudur. Topu her ayağına aldığında biliyorum artık bir şey yapacak. Sayılmayan golü ofsayt olmasaydı sezonun en şık gollerinden birisi olacaktı. Klasik Türk forveti topa yetişemez ve pası atana sinirli bir bakış gönderir ya, Kewell'la buna hiç gerek yok! Bir şekilde atar o golü.

Dünkü golle sanırım 16 lig maçında 9 gole ulaştı. Bu ortalamayı 2002-2003 sezonundan beri tutturamıyordu. Geçen yıl tüm sezonda 8 gol atmıştı.

kolpa dedi ki...

bu maçta beni de en çok sevindiren kale ağlarını tekrar sarı kırmızı renklerde görmek oldu..

Mert Kuyumcu dedi ki...

Selam Eray,

Ben Galatasaray'ın ilk 53 dakikada toplam 250 pas yapmasını iyi bir F.Rijkaard - J.Neskeens oyunu diye nitelendiriyorum. Bunun yanısıra da Elano Blumer'in ilk yarıda neden atağa katkı sağlamadığını (kesin taktik gereği olsa gerek) anlayamadım. Çünkü ileride H.Kewell'ın boşta kaldığı çok pozisyon oldu...

Thomas Doll hakkında tam olarak ne düşünüyorsun bilmiyorum ama Gençlerbirliği'nin şuanki futbolu, ligin ikinci yarısında çok canlar yakacak gibi.

KKTC'den Sevgiler,
Mert

Adsız dedi ki...

Epeydir böylesine güzel bir oyun oynadığımız bir ilk yarı seyretmemiştim fakat 2.yarının 50-65 arasındaki temposuzluğumuz ve konsantrasyon kaybımız kabul edilebilir gibi değil. Sonuçta önemli bir galibiyet, üstelik çok dirençli bir rakibe karşı. En çok Keita'nın ilk yarıda sağdan dalışlarının tamamlanamamasına üzüldüm, hem Keita adına hem de lehimize skor adına.

Topal ve Sarp'ın oyunun hücum yönüne yaratıcı katkıları olmadığı sürece, bunu belirgin bir şekilde arttırmadıkları sürece bu tip zorlu rakiplere karşı, üst düzey maçlarda (derbiler, atletico vb) zorlanırız, oyunu lehimize kıramayız. Bir çözüm bulunmalı. Baros'un geri dönüş süresi ve form tutmak için geçecek süreye bakıp santrfor mevkii için çözüm bulmamız lazım gibi duruyor.

Hakem'in foyasını ortaya koyan 2 pozisyon ise aynı dakika (75.dk) içinde 20-30 sn farkla arka arkaya geldi. Kewel'ın sırtına ceza sahası içinde çıkılınca "oynayın" ama M.Topal rakibine orta sahada arkadan hafif yüklenince faul !

Anlamsız ofsayt taktiği ve Servet'in kendine aşırı güveni bizi giderek zorluyor, kenardan müdahale edilmeli.

Plansız kayıplar da olsa ilk yarı sonunda zirvelerde olmak iyi bir moral. umarım devre arasını hem dinlenme-antrenman hem de takviye, rötuş anlamında iyi değerlendirirsek hem uefa'da hem türkiye'de iyi sonuçlar almamız mümkün olacaktır.

Bülent-Ümraniye.

uuuu dedi ki...

galatasaray'ın transferden de önce tek eksiği organize olması. belli aralıklarla güzel sinyaller veriyor ama maçın bütününe yayılamıyor maalesef.

bu devre arasında transfer kesin olacak. ocak ayı gelmeden öncelik sırasıyla hangi pozisyonlara transfer yapılması gerektiği konusunda bir değerlendirme yazısı görmek çok iyi olur.

elano'nun gençlerbirliği performansı için dün hakan şükür "şu ana kadar aldığı parayı hakedecek birşey yapmadı ama ertesi gün gazetelere baktığınızda çok şeyler yapmış gibi bahsediliyor", hasan şaş "onun keita'ya attığı ara pasını ben kulağımla atarım" dedi. son haftalarda (özellikle 15.ibb, 16.antalya) kendini bulmaya başlasa da beklentilerin üstüne çıkamadı, kabul ediyorum. ama bu tip yorumlara ne gerek var anlamıyorum. galatasaraylı eski futbolcular yabancı teknik adamları ve futbolcuları çekemiyor. arda'ya bile sahip çıkan açıklamalar duymuyoruz. 45 yaşına kadar galatasaray'da oynamak isteyen "eski" futbolcuların belki yönetimle yaşadıkları sorunlar böyle açıklama yapmalarına neden olabilir.

karıncaezmez dedi ki...

Şahane bir yazı, teşekkkür ederim. Basında ve tvde ki yorumcuları görünce insan üzülüyor ve umutsuzlaşıyor Türk futbolu adına ama böyle yazılar okuyuncu iyi geliyor. Keşke daha geniş kitlelere ulaşabilse.

Maç ile ilgili kısaca; 10-15 dk hariç oynanan oyun bu sezon izlediğim en iyi performansdı. Bir ayrıntı, gençler 3-4 pozisyon bulduğu o anlarda Arda'nın bütün takımı tek tek dolaşarak uyandırması dikkat çekiciydi.
Evet çok açık. Arda takımın lideri, Elano futbol lideri, Kewell ruhani lider.

mehmet ali çetinkaya: dedi ki...

bir gençlerbirliği taraftarı olarak öncelikle thomas doll'u ve gençlerbirliği'ni de irdeleyerek yazı yazdığınız için teşekkür etmek isterim. sonuçta futbol oynamak için temel kural 2 takımın sahada olmasıdır ama nedense işin içine fb,gs,bjk girince bu konu hep tek takım varmış gibi konuşulur... bu nedenle yazınız çok önemli...

gençlerbirliği ligin en genç takımı. bunun dışında thomas doll'un defalarca tekrarladığı gibi geçen sezon biri düşen diğeri de düşmekten son anda yırtan 2 ekibin futbolcularının birleşmesinden oluşan bir takım gençlerbirliği. bu iki nokta bile gençlerbirliği'nin 0 dan kurulduğunu göstermeye yetiyor. sezon başında bu kadroyu görünce tek bizi sevindiren harbuzinin gelmesi ve defans da uzun yıllar beraber oynayan ilhan eker-orhan şam ikisilisini yan yana olacağı idi.

doll geldiği günden itibaren farkını ilk toplantıda gösterdi ve yönetimi doğrudan topa tutup "son 2 yılda bu takım onca teknik direktör değiştirdi. ne yani tek hatalı her zaman teknik direktörler miydi?" diyip yıllardır taraftar olarak duyurmaya çalıştığımız sözleri dillendirdi.

çok yazacak şey var ama zamanım yok bu nedenle kısa keseyim. kısacası gençlerbirliği taraftarları doll'u çok seviyor. kötü sonuç bile alsa yıllarca kalamsından yana oy kullanıyoruz şimdiden. kaldı ki gençlerbirliği yeni ve genç bir takım olmasından ötürü iniş çıkışlı bir grafik sergilese de tüm maçlarda "futbol" oynamak için sahaya çıkıyor ve tıpkı galatasaray gibi yerden ve paslı oynamaya çalışıyor. bunu bir çok maçta da başarıyor...

bu şekilde devam edersek daha da iyi olacağını düşünüyoruz. c.tesi günü gençlerbirliğimizi desteklemek için sami yen'de idik. gözümüzün önünde kahe ve orhan'ın kaçırdıklarına çok üzüldük ama sağlık olsun bu bir oyun ve bu takım her geçen gün üstüne koyuyor elbette bunun en büyük sorumlusu da thomas doll...

mehmet ali çetinkaya
www.macanilari.com
www.gencler.org