28 Aralık 2009 Pazartesi

Galatasaray CC v Türk Telekom: 87-71



Galatasaray Cafe Crown’un Beko Basketbol Ligi’ndeki müthiş direnişi devam ediyor.

Ahmet Cömert Spor Salonu’nda Türk Telekom ile karşılaşan Galatasaray, seyircisiz oynama cezasının sona erdiği ilk maçta gösterdiği inanılmaz mücadele sayesinde 40 dakika boyunca oyunun içinde kaldı ve 87-71’lik skorla oldukça değerli bir galibiyet aldı.

Galatasaray Spor Kulübü, geçtiğimiz ay gün yüzüne çıkarılan büyük skandaldan kendisine önemli dersler edinmeyi bilmişti. Kesinlikle ‘savunma mekanizması’ girmemişti işin içerisine. Olayın tüm sorumluları, aynı gecenin sonunda cezalandırılırken; Basketbol Şube Sorumlusu Yiğit Şardan, yönetime istifasını sunmuştu. Peki, edinilen dersler nelerdi? Ya da gösterilen yollar? Hani o bahsettiğimiz, savunma mekanizması?

Şu: ‘’Ezeli rakiplerimizin neleri var. Bu öyle çok da abartılacak büyüklükte bir olay değil.’’ denilmeyecekti. Unutturulabilir miydi? Neden olmasın, çeşitli örnekler bile vardır belki. Galatasaray Cafe Crown, bu denli ciddi cezalar da almazdı o zaman. Ama doğru olan tercih edildi. Süreç, işlemeye bırakıldı. Gerekli yaptırımlar uygulandı. Bu arada, takım da, üzerine düşeni yaptı. ULEB Eurocup’ta zorlu bir grupta mücadele eden Galatasaray Cafe Crown, liderliğin önemli favorilerinden biri hâline geldi. BBL’de ise, bu olayın ardından oynadığı 7 maçın 5’ini kazandı. Gelinen noktada, birkaç tespit yapmak gerekir tabii.

Bir.

Galatasaray Cafe Crown’un antrenörleri Cem Akdağ ve Cihansever Yeşildağ, takımın mevcut görüntüsü ile ilgili dikkate alınması gereken sözler söylüyorlar. Beko Basketbol Ligi takımları, aynı anda en fazla 3 yabancı oyuncu tercihinde bulunabiliyorlar bilindiği gibi. Sezon başında farklı basketbol fikirlerine sahip bir teknik heyet tarafından oluşturulan Galatasaray Cafe Crown kadrosu da, bu strateji üzerine kuruldu. Bu kuraldan dolayı -tüm takımlar gibi- Galatasaray, önce yerli oyuncuların rotasyonunu ayarladı sezon başında. Ve Cem Akdağ’ın tespitine göre; beş numara, ‘’yerli’’ oyuncuya ayrıldı. Yani? Cemal Nalga. ‘’Yerli skorer’’ rolü ise, Tufan Ersöz’e gitti.

Yaşanılan talihsiz olayların ardından; Cemal Nalga, iki yıl hak mahrumiyeti cezası aldı. Tufan Ersöz ise, şu an için, 3 ay daha takımı ile birlikte olamayacak. Bu konuda, Cem Akdağ’a kesinlikle hak vermek gerekiyor. Takımın tüm kimyası bozuluyor. Tamamen kayboluyor sezon başındaki strateji. Bu oyuncuların yerine transfer yapmak da, en azından şu an için, pek kolay değil. Dahası, yabancıların konsantrasyonu. Onları tekrar oyunun içerisine çekebilmeniz için farklı çalışmalar yapmanız lazım. ALBA Berlin maçındaki görüntünün ardından teknik heyetin bu konuda sınıfı geçtiğini söylemek mümkün. Yerli oyuncuların ekstra katkıları ise, durumu daha mükemmel hâle getirecekti.

İki.

İki kilit oyuncunun yokluğu sonrası bir organizasyon değişikliğine gitmek durumunda kaldı, Galatasaray. Sezon başında farklı basketbol modeli ile oynamaya çalışan takıma böylesi bir hamle yapmak kolay değildi. Ama geçiş döneminde nispeten başarı sağlandı. Takımın bu dönemdeki en önemli eksiği, savunma ribaundlarındaki zaaf oldu. ‘’Yerli’’ oyuncuya ayrılan beş numara pozisyonu, ancak Fatih Solak gibi bir opsiyon ile doldurulabilirdi. Kepez Belediye’nin yaşadığı malî kriz ve Fatih’in Galatasaray sevgisi, transferin önünü açan nedenler oldu. Böylece Galatasaray’daki ikinci dönemine başladı, Fatih Solak. Hem de çok kritik bir anda.

İkinci tespit, bu noktada. Ama Fatih Solak özelinde değil. Skandal sonrasındaki ilk maç, Efes Pilsen karşısındaydı. 40 dakika, bir an evvel zamanın bitmesi istekleri geçildi. BBL’deki ilk galibiyet, Karşıyaka deplasmanında geldi. Ancak İzmir’de yıllar sonra kazanırken Galatasaray, rakibine ribaundlarda 42-38 mağlup oldu. Ve Karşıyaka, 42 ribaundundan 25’ini Galatasaray pota altından aldı. Kazanılan Darüşşafaka maçında yine 44-32 geride kalındı bu kategoride. Rakibe verilen hücum ribaundu sayısı, 17’ydi. ALBA Berlin karşısında ise, nihayet değişti söz konusu durum. 93-79 kazanan Galatasaray, rakibini 24 ribaund ile sınırladı. Toplam 35 ribaund aldı. Antalya BŞB, Galatasaray önünde yalnızca 4 hücüm ribaundu çekebilirken; Mersin BŞB’de bu sayı, 1 oldu. Ve bu maçların hepsini kazandı, Galatasaray. Türk Telekom karşılaşması öncesinde önemli bir ayrıntıydı bu.

Darüşşafaka CT 58:69 Galatasaray Cafe Crown
Galatasaray Cafe Crown 93:79 ALBA Berlin
Galatasaray Cafe Crown 78:72 Antalya BŞB
Mersin BŞB 90:92 Galatasaray Cafe Crown

Dört maçtır kazanıyordu, Galatasaray. Murat Özyer’in takımı Türk Telekom ise, Banvit ve Fenerbahçe Ülker’e kaybetmişti. En önemli skoreri Serkan Erdoğan’dan yoksundu ayrıca. Ama Galatasaray’ın eksiklerinin yanında, sözü bile edilmezdi belki de. Darius Washington kenarda başlayacaktı. Can Akın, Evren Büker, Simas Jasaitis, Radoslav Rancik ve Mike Wilkinson beşi ile sahadaydı, Galatasaray.

Türk Telekom’un ana düşüncesi, mutlaka rakip pota altını yoklamak olacaktı. Bu amaç doğrultusunda; Erwin Dudley, kullanıldı hemen. Boyalı alandan gelen iki basket, Telekom’un 4-0 öne fırlamasını sağladı. Ama Murat Kaya’nın ilk basketinin ardından Galatasaray fırtınası, esmeye başladı. Tabii mutlaka bir şanssızlığın daha olması lazımdı. Can Akın, parmağından sakatlandı henüz üçüncü dakikada. Ve tüm maçı kenarda geçirdi. Bu dakikada; takımın en parlak yerli performansını sergileyen Evren Büker sahne aldı. Galatasaray’ın 20-15 önde tamamladığı ilk çeyreği 13 sayı ile tamamladı. Yayın gerisinden bulduğu üç isabetin yanı sıra, savunmasıyla da takımı bir araya getiren isimlerden oldu.

Savunma demişken… Can Akın’ın sakatlığından sonra; ikinci çeyreğe Darius Washington ile başladı Galatasaray. 3+2 kuralı, Fatih Solak’ı rotasyona soktu. Fatih ise, beklentilerin üzerine çıkan harika bir oyun sergilemeye başladı. Hücumda tüm toplara hamle yaptı. Savunmada her şutu bozmaya çalıştı. İki pota altında da etkili oldu kısaca. Ve aslında takımın o geçiş sürecindeki en büyük yarasına merhem olmayı bildi. Üç hücum ribaundu aldı, bunlardan altı sayı çıkardı. Birinde Karem Abdul-Jabbar’ı hatırlattı. Devrenin son bölümünde Galatasaray lehine skor, 31-22’ye geldi. Ancak dış şutlarla ayakta kaldı, Türk Telekom. Demond Mallet, kendi çabaları ile skorda tuttu takımını. Söz konusu sekansta kenardan gelen Hüseyin Beşok’un desteği, farkı üçe indirdi: 31-28. Solak ve Washington, son hamleleri yaptılar. Galatasaray, soyunma odasına 36-31 ile önde gitti.

Üç.

ALBA Berlin maçına dönelim. 93-79’luk o galibiyet, hakikaten çok önemli. Grup liderliği, ULEB Eurocup’taki ilerleyenler turlar için. Bir skor dağılımına bakalım: Darius Washington (31), Mike Wilkinson (20), Simas Jasaitis (19), Radoslav Rancik (15). Rakip potaya gönderilen 93 sayıdan 85’inin yabancı oyunculardan gelmesi sorun mu? Aslında pek değil. Mutlaka; Cemal Nalga ve Tufan Ersöz’ün olmaları, mevcut görüntüyü değiştirecekti –ki ALBA karşısında Evren Büker de 5 sayı, 3 ribaund, 7 asist ve 4 top çalma ile pek dikkat edilmeyen bir performans sergilemişti. Neden değil? Hepsi skorer oyuncular çünkü. Onlara yerli isimlerin katılması ise, takımın kaderini tamamen farklı bir noktaya getirebilirdi. Telekom karşısında Rancik ve Jasaitis, ilk 24 dakikalık bölümde etkili olamadılar. Ama devreye Evren ile Fatih girdi. İki oyuncudan 23 sayılık katkı aldı takım.

Böylece; bir tespit daha yerini bulmuştu. Üçüncü çeyreğin hemen başında Rancik, hücum tarafını işlemeye başladı. Arka arkaya basketlerle takıma hava getirdi. İlk yarıyı 0 sayı ile tamamlayan Litvanyalı yıldız Simas Jasaitis de inisiyatif aldı. Kendi pota altında müthiş savunmasını sürdüren Galatasaray, skorda büyük bir fark yarattı bir anda. 21-5’lik seri ile maç 57-36’ya kadar geldi. Telekom’un bu sekansta bulduğu 5 sayının 4’ü Galatasaray’ın top kayıplarından oluşuyordu. İlk altı dakikada rakibini 5 sayıda tutmuştu, Cem Akdağ’ın takımı. Ancak bu anda alınan molanın ardından Galatasaray savunmasının yaptığı hatalar, 14-2’lik seri yakalayan Telekom’u maçın içerisine soktu. Yine de hatırı sayılır bir fark ile önde kalmıştı, Galatasaray. Yapılması gereken, rakibe reaksiyon gösterilmesiydi. Bu da özgüven ile ilgiliydi tabii.

Dört.

Psikolojik bir eşik yaşanacaktı her iki takım adına da. Ayakta kalan, Galatasaray oldu. Mike Wilkinson ve Simas Jasaitis, aradaki farkı yarattılar. Tüm maç boyu ise, Fatih Solak, ‘’X-Factor’’ kavramının ne demek olduğunu açıklayan bir performans sergilemeyi başardı. Son çeyrekte Telekom’a 28-21’lik üstünlük sağladı, Galatasaray –ki iki sayılık son basket için savunma yapılmıyordu. Bir tespit daha. Ribaundlar konusunda yine. Galatasaray’ın kısa oyuncularına bakalım: Darius Washington, Murat Kaya, Evren Büker, Simas Jasaitis. Telekom maçında belli bir sürenin üzerine çıkan oyuncular bunlar. Ve tamamı, hızlı hücumu seviyor. Ama son maçlardaki savunma gayretleri sayesinde artık ortaya düşen tüm toplara ortak olabiliyorlar. Sonuç şu: Ribaund katkıları, sırasıyla 3, 1, 8 ve 5. Toplam 17. Bu da Telekom galibiyeti için önemli bir veri olsa gerek.

Galatasaray Cafe Crown, çok büyük bir zafer daha kazandı.

Tüm oyuncuları ve galibiyette emeği geçen herkesi kutlamak lazım. Bugün, verilen cezalar tekrar gözden geçirilecek. Üzerine konuşulur belki. Bir gerçek var. Sezon başından bu yana, 12’de 8 yaptı bu takım. Böyle kalsa bile, mücadelesine devam edecektir. En önemlisi, gerçekten keyif veriyor artık Galatasaray Cafe Crown’un basketbolu. Ve tabii ki, her zaman daha da iyisi vardır.

1 yorum:

dejavu dedi ki...

Geleceği hakkında soru işaretleri olan, oyuncuların ne olup biteceği hakkında fikir sahibi olmadığı bir takıma karakterli bir oyun oynatıyor coach Cem Akdağ. Herşeyden öte bunu takdir etmek lazım öncelikle, zor günler yaşanıyor.

Galatasaray bayan takımının Avrupa şampiyonluğuna giden başarı yolunda meşaleyi yakan ilk isim de Cem Akdağ'dır. Her ne kadar kazanılan Eurocup'un ardından ne oyuncular, ne yönetim onun adını anmamış olsa da kazanılan bu başarıyı sağlayan isim Cem Akdağ'dır. Hakettiğini geç de olsa bularak, görevinden alınan Ahmet Dedehayır'ın çiğliklerine dayanamayarak Akatlar'daki bir derbi galibiyetinin ardından görevinden istifa eden Cem Akdağ'ın yeniden camiaya dönmüş olması da ayrıca sevindirici.

Forma skandalının ardından oynanan karşılaşmalarda alınan tek mağubiyetin içerdeki Tofaş maçı olduğunu düşünersek Galatasaray Cafe Crown için parkeden ziyade geri planda neler yaşandığı çok daha önemli. Kendi kurmadığı bir takımda bu kimyayı yakalamayı başardı teknik ekip. Tabii ki bu durumda, sezon başında sokak basketbolcusu kıvamında paramı alır, dalgama bakarımcı siyahi oyuncuların yerine basketbol kültürüne sahip ülkelerden, Avrupa basketbolundan gelen isimlerle anlaşılmış olması da büyük bir avantaj. Rancik, Wilkinson ve Jasaitis..Üçü de yüreği ile oynuyorlar. Yerli oyuncuların zaten savaşan, işin savunma sahasında daha iyi isimler olduğunu sezon başından bu yana biliyoruz. Bana göre en büyük şans, üç yabancının üçünün de birbirinden karakterli oyuncular çıkmış olması. Üçüyle de sözleşme yenilemek lazım ki bu sarı kırmızı forma altında pek mümkün değil gibi. Geçmiş dönemlere bakılırsa da en son iki yıl üstüste oynayan oyuncumuzu hatırlamaya yaşım yetmeyecektir sanırım. Yaşım 22 bu arada. :) Üzerinde yazı dizisi yapılacak kadar geniş bir konu aslında bu, neyse.

Takım iyi oynar, kötü oynar, şut sokar - kaçırır falan bunlar basketbolun gerçekleri. Ama bu takım iyi değil çok iyi mücadele ediyor. Ve bana göre mücadele eden takım en sonunda kazanır, bu kazançın her zaman iki puan olması da gerekmiyor kesinlikle. Ya da bu sezona indirgersek ligde kalması da bir kazanç olarak görülebilir mi tartışılır. Ama bir kazanç olduğu kesin. Hiçbirşey olmasa bu takımdan, yönetimin her maça gelip takımın yanında olması bile gelecek yıllarda yapılacak yatırımların bir göstergesi bana kalırsa. Yönetim hatırladı artık, Galatasaray'ın bir de basketbol şubesi olduğunu. Adnan Polat - Haldun Üstünel ikilisinin bu cezaların ardından her maçta salonda olmasının altını iyi okumak lazım sanki.

Bu hafta Akatlar'a gidiyor takım, ligin en iyi hücum eden takımı ile karşılaşmak için. Çok iyi bir form yakalamış, lise takımı hüviyetinde ve savunmada gün geçtikçe sertleşen bir Galatasaray Cafe Crown'un, maç başı 90-100 arası sayı üreten Beşiktaş Cola Turka karşısındaki mücadelesi çok keyifli olacaktır. Kazanırsak eğer, herşey çok daha farklı gelişecektir bizim adımıza.

TBL özelindeki yazıların blogda daha fazla yer alması dileğiyle, biraz uzun bir yazı oldu sanırım. :)

Çağlar