7 Aralık 2009 Pazartesi

Bir Topun Peşinde: Galatasaray v İBB, 1-1



Turkcell Süper Lig, ‘’uzun bir maraton’’. Bu sezon, öncekilerden de uzun. Nedenlerini biliyoruz.

Zirvede beş takım birden var. Dolayısıyla, bir futbol seyircisi olarak tabii, her hafta en az üç maça ayrı ayrı konsantre olmak zorundasınız. Beşiktaş, Cuma akşamı Diyarbakırspor’a İnönü Stadı’nda puan kaptırdı. Fenerbahçe, ertesi gün Eskişehir deplasmanından mağlubiyetle döndü. Kayserispor ile Bursaspor’un mücadelesinde ise kazanan, 3-0’lık skorla ev sahibi Kayserispor oldu. Normalden uzun bir hafta yani. Liderlik için iki takım yarışsaydı eğer; böylesi bir psikolojik durum çıkmazdı ortaya. Tüm bunların ardından Galatasaray’ın İstanbul BB maçı, ayrı önem kazanmıştı doğal olarak.

Kazanması hâlinde, dördüncü başladığı haftayı birinci basamakta tamamlayacaktı Galatasaray. Hafta arasında alınan Panathinaikos galibiyeti ve TSL’de geri alınacak liderlik koltuğu, Galatasaray adına sezonun en güzel kombinasyonlarından biri olabilirdi. Leo Franco vardı kalede. Savunma kanatlarında Uğur Uçar ve Hakan Balta, merkezinde Mehmet Topal ile Servet Çetin. Orta sahada sezon başındaki üçgen, bu maç ile birlikte daha net şekilde gözüküyordu yeniden. Barış Özbek’in tepe noktasında yer aldığı dağılımın savunma yakın köşesinde Mustafa Sarp, hücum tarafında ise Elano Blumer pozisyon almıştı. Forvet üçlüsünde Arda Turan, Shabani Nonda, Harry Kewell vardı.

Maçın başlama düdüğü ile birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyespor oyuncuları, kendi yarı alanlarını korumaya çalıştılar.

Galatasaray’ın amacı, belli ki, rakibini açmak olacaktı uzun bir süre boyunca. Zafere ulaşabilmek için gerekli olan, İBB’nin saha içindeki konumunu sürekli değişime zorlamaktı. Bu da ancak topun dolaşabildiği ölçüde mümkündü. Sabırdı ihtiyacı olan Galatasaray’ın. Israrla sahanın tamamını kullanmalıydı. Rakibine maçı kazanamayacakları psikolojisini kesin olarak hissettirmeliydi ayrıca.

Galatasaray, sezon başından bu yana saha içindeki bazı hamleleri kendisine karakter edinmeyi başardı. En önemlilerinden biri de yukarıdaki paragrafta.

Boş, düz beyaz bir kağıt düşünün. Uzun kenarı, yukarı gelecek şekilde. Ve elinizde bir kara kalem. İki türlü doldurabilirsiniz boşlukları. Kalemi yatay tutarak, enine ya da boyuna. 105 metre x 68 metre. Yine dikdörtgen. Bir futbol sahası. Oyunu kenardan izliyorsunuz. Mesela kale arkalarından değil. İşte; o zaman Galatasaray’ın hem kısa, hem de uzun kenarları kullanmaya çalıştığını görebilirsiniz. Uzun süredir kullanılan tercih bu. Ve söz konusu amaca ulaşabilmek adına, en önemli silahlardan biri Elano. Dün akşamki İBB maçında takımın en iyi isimlerinden biri olan Elano. İlk yarıdan başlayalım.
  • 6’ 22’’: Elano’dan ters taraftaki Uğur Uçar’a bir pas. Sağ kanat savunmacısı, oyuna giriyor. Ve ceza sahasına iniyor.

  • 9’ 12’’: Bu defa kendisi ceza alanında. Penaltı noktası üzerinden rakip kaleye bir şut gönderiyor. Çok az farkla dışarı gidiyor, top.
  • 17’ 42’’: Elano’nun iki kanada pas dağıtımı devam ediyor. Harry Kewell’ı oyuna sokuyor isabetli bir pasla.
  • 31’ 55’’: Elano’dan bir ters top daha. Sağ kanattaki Arda Turan. Uğur Uçar’ın pozisyonuna benzer görüntü.
Birtakım yanlış anlaşılmalar da yok değil. Birincisi: Ters top ve uzun top, farklı iki kavram. Elano’nun Katar’daki İngiltere maçında Nilmar’ın attığı goldeki pası, Türkiye’de ‘’doldur-boşalt’’ başlığı altında değerlendirilebilir. O kadar da değil mi, hiç emin olmayın. Kanat değişimi, futbolda oldukça önemli bir yetenek. Zayıf tarafı (weak side) oyunun içine dâhil edip, rakibi sersemletmek… Aydın Yılmaz’ın Levadia Tallinn maçında Kader Keita’ya, Beşiktaş karşısında Elano üzerinden Harry Kewell’ın Milan Baros’a ve en sonunda Keita vasıtasıyla Baros’un Arda Turan’a attırdığı gollerin hiçbirinde ‘’uzun pas’’ yok. Mesafe anlamında ‘’uzun’’ olabilir; ama tüm bunlar, birer ‘’ters top.’’

Elano’nun oynaması gereken bölge, ortaya çıkan fotoğrafın da gösterdiği gibi, orta saha. Bu da ikincisi.

İlk yarıda Galatasaray, planına sâdık kalmasına rağmen golü bulamadı. İkinci 45 dakika ile birlikte, repertuvardan farklı bir eser tercih edilmek istendi. Sabri Sarıoğlu’nun sağ kanattaki yokluğu önemli. Üstelik; Sabri’nin ortağı, Kader Keita da yedekler arasındaydı. Birinci devre, bu anlamda belli bir sıkıntı da yaşandı. 46. dakika itibariyle de sağ kanat, Uğur Uçar üzerinden işlenmeye başladı. İkinci yarının üçüncü dakikasında Uğur’un yaptığı ortada Elano’nun kafa vuruşunun dışarı gitmesi, Galatasaray’ın mutlu sona yine bu bölgede ulaşacağının bir habercisi olarak algılanabilirdi.

Çok beklenmedi. Galatasaray, 46 ila 55. dakikalar arasını müthiş oynamıştı. Karşılaşma öncesindeki beklentilerimizi direkt olarak yerine getiriyordu takım. Israrla pas yapıyor, rakip savunmayı sürekli yeni bir pozisyon almaya sürüklüyor, ikinci ve üçüncü bölgenin tamamını kullanıyor, her iki kanadı oyun içerisine sokuyor ve orta sahadan gelen ekstra oyuncu (Elano Blumer) ile de gol girişiminde bulunuyordu. Uğur Uçar, 55. dakikada sağdan ortaladı. Harry Kewell, Galatasaray’a liderliği 15. Hafta’da getirebilecek golü attı. Aslında bu golün haberini veren bir diğer hücum organizasyonu, üç dakika evvel yaşanmıştı. Arda Turan ile Uğur Uçar ortaklığı üzerinden bir pozisyon daha bulmuştu, Galatasaray. Stratejik olarak da tam zamanında gelen bir goldü bu.

Milan Baros sonrasındaki Galatasaray’ı konuşuyoruz. O’nun yokluğunda takımın en fazla etkilendiği sekans, skor avantajı ile oynanan dakikalar. Bu da bir gerçek. Dün golün geldiği 55. dakika ile Nonda’nın oyundan alındığı 70. dakika arasında Galatasaray’ın üç adet ‘’iyi’’ hücumu ve gol girişimi var.
  • 58’ 45’’: İstanbul Büyükşehir Belediyespor, bir serbest vuruş kullanıyor. Top, Leo Franco’da kalıyor. Ve ardından kaleci ile başlayan bir pozisyona dönüşüyor, rakip takımın yarattığı tehlike. Çok sayıda pasla rakip kaleye inebiliyor, Galatasaray. Ve –olumlu veya olumsuz- bir sonuç alıyor.
  • 63’ 48’’: 46 ila 55. dakika arasında etkin şekilde kullanılan ve bir de gol çıkarılan sağ kanat organizasyonları devam ediyor. Arda Turan’ın ortasında Elano’nun vuruşu, kaleci Kenan Hasagic’te kalıyor.
  • 64’ 59’’: En güzeli de bu. (Muhtemelen Hasagic’in kullandığı tercih sonrasında kazanıyor topu Galatasaray.) Yaklaşık 60 saniye boyunca Galatasaray’ın kontrolü altında kalan oyun, sol kanada dönüyor. Elano’nun harika pası, ceza sahasının solunda Harry Kewell’a geliyor. Bu sırada ceza sahasındaki Nonda, Kewell’a topu istediği bölgeyi gösteriyor. Rakip savunmacıyı da ön direğe çekerek. Ama etkili vuruş gelmiyor. Belki topun üstünden atlasa veya ilk pasta Kewell arkaya bıraksa; müthiş bir golle farkı 2’ye çıkarmış olacak Galatasaray.
Tüm bunlara rağmen bir sorun var ortada. Takımın en büyük avantajı, skor üstünlüğü ile oynadığı anlar oluyordu sezon başında. Şimdi ise; maç öncesinden bile biliyorsunuz. Nonda ve rakip kale arasında oluşan mesafe, Galatasaray’ın sorunu olacak. Kenardan gelen Elano veya Keita da, Nonda ile değişecek. Bu zorunlu bir tercih. ‘’Koskoca Galatasaray, santrforsuz mu oynar!’’’ sığlığına düşenlere ise acil şifalar dileyelim. En kısa zamanda sağlıklarına kavuşsunlar.

Galatasaray adına dönüm noktası, bu değil ama. Sezon başından TSL’de ilk defa 80 dakika süre alan Elano’nun oyundan çıkması da –ki Galatasaray’ı ve Frank Rijkaard’ı biraz takip edenler, böylesi bir değişikliği öngörmüş olmalılar. Zira; henüz iki hafta önce, GSTV’deki programında Elano’nun son iki sezonki temposu ile 90 dakika oynamasının şimdilik zor olduğunu söylemişti. Ayhan alındığında Galatasaray, ‘’üç ön libero’’ ile de oynamadı zaten. Kritik an, 74. dakikada değerlendirilemeyen fırsat oldu. Elano, imzası olan hareket ile boy gösterdi bir an. Sol kanattan Keita’ya harika bir pas attı. Keita, önce çizgiye indi. Sonra topu dışarıdaki Kewell’a bıraktı. Avustralyalı yıldız ise, direğin üstünden dışarı göderdi. Ama kaçan gol değil, maçın kaderini değiştiren.

İlk yarıda dört anı hatırlayalım öncelikle. Yine madde madde. Ama özne, Hüseyin Göçek.
  • 2’ 12’’: Oyuna hızlı başlayan ve topu kontrolü altında tutan Galatasaray’ı yavaşlatan ilk düdük. Elano’nun İskender’e yaptığı faul. Hakemin tercihi bu yönde.
  • 7’ 35’’: Benzer bir pozisyon. Bu defa Uğur Uçar’ın Gökhan Süzen’e faul yaptığı belirleniyor hakem tarafından. İsyan edilecek tarz bir faul değil.
  • 11’ 28’’: Elano’nun Efe İnanç’a yaptığı faul. Yine aynı başlık altından değerlendirilebilir.
  • 42’ 46’’: Yine. Uğur Uçar’ın yaptığı bir faul. Tüm bunların ardından hakeme kızamazsınız tabii. Belli ki, bu yönde bir standart oluşturacak maç boyu. Dengeli bir insan böyle davranır çünkü.
Belli bir süre böyle de devam ediyor zaten. 49. dakikada Mustafa Sarp’ı ‘’azarlıyor’’ ve ‘’makamından kovuyor.’’ Bir dakika sonrasında Barış Özbek’e faul çalıyor. Bu da ilk yarıdakilere benzer. Bu kararlarda sorun yok. Devam edelim. 53’te Barbosa’nın dahi köşe vuruşunda pozisyon almak için ceza sahasına yöneldiği bir pozisyonda kale sahası gösteriliyor. 60. dakikada Arda Turan, taç çizgisinde faul yaptığı gerekçesi ile durduruluyor. Ama sonrasında bu standart, bir anda tamamen farklı bir tarafa dönüyor. Küçük hareketlerin cezalandırıldığı maçın devam eden bölümündeki pozisyonlara bakalım.
  • 67’ 21’’: 90+4. dakikada İBB’nin beraberlik golünü atacak olan Hasan Ali’nin ceza sahasında Elano’ya yaptığı hareket. Bu pozisyonda 89 numaralı oyuncu, kendisine avantaj sağlayarak kaleci Leo Franco ile karşı karşı kalıyor.
  • 69’ 38’’: Bu dakikaya kadar tüm temaslarda düdüğünü ağzına götüren HG, hava topunda Harry Kewell’a yapılan faulde oyunu devam ettiriyor. Kewell, bu pozisyondan sonra hakeme isyan ediyor doğal olarak.
  • 71’ 17’’: Yine maçın yıldızı başrolde. Sol taç çizgisinde Harry Kewell, rakibi tarafından faulle durduruluyor. Göçek, iyi futbolun peşinde olmalı. Topun oyunda kalmasını istediğinden, oyunu devam ettiriyor bir defa daha.
  • 77’ 44’’: İBB aleyhine verilen faul kararının ardından takım kaptanı Efe İnanç, savunmada dengesiz yakalanmama adına, topu metrelerce öteye vuruyor. Hakem Göçek, görmezden geliyor. Tribünlerde yükselen sesler sonrası, Efe’nin yanına gidiyor. Ve oyuncuyu sarı kart ile cezalandırıyor. Bir daha yapmaz artık.
  • 81’ 49’: 1-0’lık skor avantajından sonra Keita’nın neden oyuna alındığının uygulamalı örneklerinden birini görmek üzereyiz. Orta çizgide topu alan Keita, sol çizgiden rakip sahaya hareketlenecek. Yüzünü dönüyor, 1’e 1 pozisyonda arkasından gelen Rızvan Şahin, oyuncuyu yere indiriyor. Hakem, faul kararı vermek zorunda. Ama sarı kartı unutuyor.
  • 82’ 35’’: 68, 70 ve 72. dakikalarda küçük müdahalelere ‘’devam’’ diyen Göçek, maçın başındaki hâlini takınıyor yine. Mehmet Topal’ın hava topu mücadelesinde düdük geliyor.
  • 84’ 05’’: 78. ve 82. dakikadaki pozisyonlara dönmek gerekebilir. Keita’nın pozisyonu ile benzer. Bu defa sağ kanat. Kewell, yine 1’e 1 pozisyonda hücum edecek. Yüzünü dönmüş giderken, arkadan sert bir hareket ile indiriliyor. Hakem faul kararını vermek zorunda. Ama kartı unutuyor. Tribünlerden gelen tepki sonrasında Mahmut, sarı kart ile cezalandırılıyor. Yapmaz bir daha.
  • 84’ 54’’’: Dengeden bahsetmiştik. Servet Çetin’e ceza sahasında, Metin Depe tarafından yapılan faul var. Ama devam eden de bir oyun.
  • 86’ 27’’: İBB, tamamen düzensiz bir takım hâline dönüşmüştü bu dakikalarda. Savunmasından çıkmakta zorlanıyordu. Bu anlardan birinde; Arda Turan, Harry Kewell ve Kader Keita üçlüsü, hata yapmasını sağladı İBB savunmasının. 3’e 0 pozisyonda kalınmıştı ki; Abdullah Avcı’nın takımını Hüseyin Göçek’in düdüğü kurtardı.

  • 89’ 55’’: Köşe vuruşu pozisyonu. Anlatmaya gerek var mı? Önemli olan, Harry Kewell’ın gördüğü sarı kart. Tüm bunların birikimi. Ve hakem eleştirisinin yalnızca bu köşe vuruşundan ibaret olmadığının açıklaması.

  • 90’ 46’’ ve 92’55’’: Final. Son iki karar. Birincisinde Mehmet Topal’ın müdahalesi ile yere düşen bir oyuncu. Kazanılan serbest vuruş. İkincisinde İBB yarı sahasında kendisini bırakan oyuncu. Maç boyu tüm ince pozisyonlarda (özellikle Galatasaray’ın kazandığı serbest vuruşlarda atışın yapılması gereken nokta hususunda) dikkatli davranan hakem Hüseyin Göçek, İBB’nin kazandığı serbest vuruşta Kenan Hasagic’in topu 10-15 metre öne taşımasını göremedi.
Peki. Toplamda tüm bunlar neden? Bilinmez. Bu blogda hiçbir zaman bir mağlubiyetin ana nedeni, hakem olmadı. 3-1 kaybedilen Fenerbahçe maçında bile. Galatasaray, evet, ikinci golü bulmalıydı. Ama Hüseyin Göçek’in yaptıklarını normalleştirmeyen bir eleştiri bu. Ayıp. Futbol adına utanç verici bir performans. Galatasaray özelinde değil yazdıklarım. Futbol, dünyanın en güzel eğlencesi belki de. Yalnızca bir kişinin bunu gölgelemesi kadar çirkin bir şey olamaz.

Sadece 22 kişinin mücadele ettiği bir spor olmaya devam etsin futbol. Bir topun peşinde 22’den fazla insan koşmasın. Gerisi çok da önemli değil.

8 yorum:

Marat dedi ki...

fotoğraf eski ama takımlarda hakem de aynı:) güzel denk gelmiş.

horozmania dedi ki...

kardeş kusura bakma... ben de kullandım bu resmi. forumdan almıştım ama sen benden önce davranmışsın.

SozenE. dedi ki...

Horozmania,

Estağfurullah.

75 dakika boyunca, çok iyi oynadık. Özellikle de 45 ila 75' arasında. PAO maçının benzeri bir süreç de yaşandı burada.

Uzun vadede kazanan, yine Galatasaray olacaktır diye düşünüyorum. Ama üzücü olan noktalar farklı tabii. Maçın tekrarından sonra, gün içerisinde daha net sözler kullanabiliriz.

Selamlar,

Eray.

a-town dedi ki...

panik, ortada pas yapmak yerine taca vurulan toplar, hakem, yanlış değişiklikler... ama ingilizce'deki deyimle "sometimes it's better to be lucky than good". maalesef 75 dakikalık iyi oyun hiçbir işe yaramadı. iş şansta bitti. arda'nın şutu direğin içinden döndü, hasan'ınki direğin içinden girdi.

maalesef sezon sonunda şampiyon olamazsak dönüp bakınca hayıflanacağımız maçlar artıyor. son dakikalarda bu kadar puan kaybeden bir takımın şampiyon olma şansı çok az. bunu tersine çevirmemiz lazım, son dakikalarda ekstra puanlar kazanan takım biz olmalıyız. bazı maçlarda son 10 dakika önceki 80 dakikadan daha önemlidir. bu böyle gitmez, giderse cimbom hiçbir yere gitmez. ne kadar "pozitif" oynarsa oynasın.

huseyin dedi ki...

LEO: Rakibin gol pozisyonu olmasa bile ben kendi kendime de pozisyon veririm diyen şu ana kadar bir maç dahi kurtarmayan kaleci.
SERVET: Fiziği mücadele gücü hepsi 10 numara ama hala kendini uzun top üstadı zanneden stoper.
TOPAL: Diyecek birşey yok ona.
UĞUR: Ona da çok bişey dememek lazım.
BALTA: O fizik o boy ile rakibi üf dese düşürecek ama ayakta kalmaya mecali olmayan, attığı pasların %50 sini rakibe atan mecburi sol bek
BARIŞ: Olayı sadece rakibi bozmak ,faul yapmak ve arasıra gol atmak için kendini yırtmak olan bu futbolcu dün yine rakibin duran top harici gol atma ihtimali yokken gereksiz faulle 2 puanın gitmesine neden oldu.
SARP: ayaklarından çok çenesi çalışmaya başlayan defansın oyun kurmasına hiç yardım etmeyen sıradan bir adam.
ELANO: Defansta hücumda mücadele etmeye çalışan girdiği pozisyonları cömertçe harcayan ama attığı uzun paslarla bu takımın ihtiyacı olan futbolcu.
KEWELL: Taraftarın sevgilisi gol atabilecek yada koklayan 2-3oyuncudan biri ama ya 60 da oyundan çıkmalı yada 60 da oyuna girmeli olmayan kondisyonuyla ayağında top tutmaktan aciz.
ARDA: Ne desek boş çizgide 2 futbolcuyu geçmeye çalışan takımdan çok kendini düşenen bir futbolcu haline gelmeye başlayan kaptanımız.(Metin Oktayla adının Yan yana anılması bile hata)
NONDA: Tek başına bişey yapamaz özellikle yıkmamışsan rakibin üzerine oyunu.
FRANK RİJKAARD: Monotona bağlamış gibi 60 da tek forveti oyundan alan (Baroş varken de aynıydı) Ayakta duramayan Kewelli 90 Dk sahada tutan.Ayağa pas yapıp topu elinde tutmak gerekirken Barışı oyunda tutan ,Kendi sahanda son 10 dk yı as kadrosundan en az 5 kişi eksik rakibe karşı kulubede aciz aciz seyreden büyük şeyler beklediğimiz hocamız.
NESKEENS: Gelince oley denilen ama Fatih Terimin Yanındaki Metin Tekin gibi sadece kulubede oturan yüce insan.
TARAFTAR:Takımın galip gelse lider olacaksın ama sen ortalıkta yoksun.
OYUN: Orta sahanın defansa oyun kurmada yardım etmediği ve ya uzun top atıp şişirilen yada stoperler arasında döndürülen toplarla geçti ilk devre.2. devre biraz kıpırdanma oldu ama o da 80 e kadar sürdü.Hocanın klasik değişikliği yapılınca şu anlaşıldı ki birbiriyle uyumlu Keita ve Nonda yı oynatmayacak hoca.Kewell 90 dk. Sahada kalacak 60 dan sonra dolanacak.Ayakta top tutmak gerekirken tüm topların gelişigüzel vurulduğu ve rakibin gol atma şansı sadece duran toplarda varken Mevcut hakemin golü attırmak için her şeye faul çalmasını göz önünde bulundurmayan kıt beyinli oyuncunun yaptığı faulün gol olması maçı bitirmiştir.Linderoth un bu takımda tutulması oynamasa bile:Oyun kurulurken defansı ve arkadaşlarını rahatlatmak amacıyla boş yerlere kaçmayı ayrıca takım hücumda iken topun gelebileceği yerleri kestirip gol koklamayı bu takımdaki BİRKAÇ ÖKÜZE ve altyapıdaki futbolculara öğretmesi temennisiyle.

Vecchia Signora dedi ki...

Rijkaard o anlam veremediği maç öncesi kamplara başlamalı, ama psikolojik destek olarak.

Akşam blog'da sinirli bi şekilde hakem temelli küçücük bişey yazdım ve asıl bir maç yazısı yazmayacağım.

Ama daha şimdiden sakinleşen duygularla beraber daha net görülüyor.

Eğer hakemin saçma sapan bir boy gösterisi yüzünden sarı kart gören Kewell'a ve verilmeyen bir kornere yanıp da kafa olarak oyundan kopacaksan, Elano çıkıp Ayhan girmişken orta sahada daha az top kaybetmen ve skora yatıcaksan bile yan toplarla oyunu soğutacak biri oyuna girmişken (Ayhan) takım maç boyunca yaptığı pas hatalarının çok daha fazlasını yapıyorsa düşünmek gerekir.

Bu bikaç oyuncunun fizik gücündeki yetersizlikler hariç "kafaların kaybettiği" bir puandır.

Ha bide Sabri ve Keita yerine Arda ve Uğur'la da çalışabiliyo sağ kanat, ne kadar hatasız o tartışılır ama pek çok pozisyon yaratıldı ordan.

E peki Elano sol kanada yaklaşana kadar.. Sol kanat gavur evladı mı?

Adsız dedi ki...

İlk yarı silik ve etkisiz bir oyun oynadık, sanırım top kayıp oranımız/isabetli pas sayımız oldukça düşüktü.

Nonda'nın pozisyonu ve Kewel'ın soldan uzun kaldırdığı 1-2 top dışında atağımız yok. 2.yarı ise istekli başladık, 15-20 dk ciddi güzel bir oyun, neticesinde gol ve net pozisyonlar vardı ama 2.golü getirecek son vuruşlarda yeteri kadar konsantre değildik. Bence sezonun bu noktasına kadar takımın en önemli sıkıntısı bu, konsantrasyon. Başka takımlar bizim kadar pozisyona giremezken biz girdiğimiz 7-8 pozisyondan 1-gol çıkartıyoruz ve buna rağmen puan kaybediyoruz. Beşiktaş'ın 1 farkla kazandığı maç sayısına ve puan cetvelindeki konumuna bakarsak ne demek istediğimi anlatmış olurum.

Nonda formsuz, alternatif olarak uçtaki forveti kewell veya keita, gerisini ise arda-elano-keita/kewell olabilir. duruma göre nonda 60'dan sonra alınabilir. Rijkaard'ın oyuna müdaheleleri ise bence bir süreden beri geç yapılıyor ve çok kalıplaşmış durumda. Üstüne üstlük son 10 dk paniklemiş takımı gördüğü halde kenardan oyuna müdahelesi sıfırdı. Aksine A.Avcı hemen 3'lü defansa döndü ve nerdeyse maçın içinde oyuncuları ile birlikte yaşadı her şeyi.

Hakem bariz hata yapmadı ama maçı 90dk ekrandan/tribünden seyredince nasıl ince ince bizi sinirlendirecek, birbirini zıttı yorumları çok kısa sürelerle aleyhimize çaldığını görebilirsiniz. H.Göçek ile oynadığımız son 5 maçta 1 galibiyet alabilmişiz. diğerleri 4-1'lik Fener maçı (Lincoln'e tekme atanlara kart yok ama elini kart istermiş gibi kaldırdı diye Lincoln'e kart var veya yan topta Ü.Karan'ın altına kambura yatan Selçuk'un pozisyonu penaltı değil veya korner atışında Ü.Karan ile sarmaş dolaş olan Deivid veya c.sahası içindeki bir hava topunda Servet'i suratını kasıtlı dağıtan Edu ki o maçtan sonra Servet 4-5 maç maske ile oynamıştı) ve 2-2'lik Belediye maçı (Kalli zamanı, verilmeyen 2 net penaltı, Hasan Şaş'ın çıldırışları).

Özetle, bu son dakika kayıpları çok kötü, hele de bunları 3-haftadır rakiplerimizin teklediği haftalarda yapmamız, kendi sahamızda nispeten kolay rakiplere karşı yapmamız çok daha acı.

Tamam, sezonu erken açtığımız için bu dönem takımda yorgunluk, maç bıkkınlığı vs vs olabilir ama rotasyonu sağlıklı bir şekilde devreye soktuğumuzu düşünmüyorum. H.Balta dinlendirilmeli. E.Aşık stopere, M.Topal eski yerine, Barış kenara gelmeli... Leo da kesinlikle güven vermiyor. Bunu yüzünden kolaylıkla anlamak mümkün.

Ama bu sene şampiyon biz olacağız, ben bu senenin öğrenim ve temel kazanımlar senesi olduğunu düşünüyorum.

Saygılar,

Bülent YILMAZ-Ümraniye

Fatih Önder dedi ki...

Dünkü Glatasaray'ı ve Galatasaray özelinde bazı futbolcuları eleştirmek mümkün müdür? Pek tabii mümkündür. Fakat ''total futbol'' dediğimiz ve dünya üzerinde Barcelona takımının en iyi şekilde icra ettiği futbol anlayışını Türkiye'de kıyısından köşesinden uygulayabilen tek takım Galatasaray. Bol pas üzerine temellendirilmiş bu oyundan ara ara kesitler sundu yine dün Galatasaray. Örneğin; Elano'nun pasıyla ceza sahasına giren Kewell'ın Nonda'ya attığı pas ve Nondan bitiremediği pozisyon.Bu atak başlı başlına bir şiirdi. Hem de en akıcısından. Zaten Eray kardeşim de bu ataktan bahsetmiş.

Bu bağlamda puan anlamında lider olmayabiliriz ama futbol bağlamında-genele vurduğumuzda- lideriz bundan emin olun.
Hakemler hakkında her zaman çok konuşulur. Kah haklı gerekçelerle kah haksız.En nihayetinde onlar da insan ve hata yapabilirler. Ama dünkü bir pozisyon var ki bunun hata olduğuna pek inanasım gelmedi. Kewell'ın itiraz sonucu kart gördüğü korner-aut pozisyonu. Orada hakem, abartısız, gözünün önündeki cereyan eden pozisyonda doğru kararı veremedi. Bu aslında H.Gökçek'in hakemlik mesleğini icra etmek için yetersiz bir insan olduğunun en net kanıtıydı.
Uzun lafın kısası, iyi yolda Galatasaray. Hem biz değil miydik sezon öncesinde ''abi yeter ki iyi futbol oynayalım, şampiyonluk istemiyorum'' diyen.
Sabır sadece sabır.