12 Aralık 2009 Cumartesi

Karakter Sınavı: Antalya v Galatasaray, 2-3



Galatasaray, sezonun en kritik döneminde hamlesini yaparak Antalya deplasmanından 3-2’lik galibiyetle dönmeyi başardı.

Frank Rijkaard, birtakım özel durumlardan dolayı farklı bir kadro ile sahaya sürdü takımını. İyi bilinmesi gereken bir şeyler var tabii. Galatasaray’ın oynadığı 4-3-3’ün orta sahasındaki 3, genel olarak 1+2 şeklinde yayılıyor sahaya. Mevcut kadroda ise, o ‘’1’’ için iki aday var yalnızca: Mehmet Topal ve Mustafa Sarp. Üçüncü bir opsiyondan konuşmak mümkün aslında; ama Tobias Linderoth’un sakatlıkları, izin vermiyor. Dün akşam, bu anlamda bazı değişiklikler yaşandı.

Mustafa Sarp, İstanbul BB maçının son dakikasında formasını yırttığı gerekçesiyle bir maçlık men cezası almıştı. Antalyaspor karşısında olmayacaktı.

Savunma merkezinde Gökhan Zan’ın sakatlığı sonrasında Servet Çetin’in partnerliğini yapan Mehmet Topal, doğal sonuç olarak bu bölgeye kaydırılıyordu. Topal’ın yarattığı boşluk, sol kanat savunucusu Hakan Balta tarafından doldurulmalıydı. Tüm bunlarından ardından ortaya çıkan sonuç, Mustafa Sarp’ın yokluğunda Caner Erkin’in karşılaşmaya ilk 11’de başlaması oldu. Hücumda ise, en efektif üçlü vardı: Kader Keita, Harry Kewell, Arda Turan. Tabii orta alandaki Elano Blumer organizatörlüğü altında. Üzerinden geçelim: Leo Franco - Uğur Uçar, Servet Çetin, Hakan Balta, Caner Erkin - Mehmet Topal - Barış Özbek, Elano Blumer - Kader Keita, Harry Kewell, Arda Turan.

Antalyaspor, orta sahada rakibi durdurmaya yoğunlaşan iki oyuncu ile başlıyordu. Ertuğrul Aslan ve Sedat Ağçay’ın bu bölgedeki partnerleri Mile Jedinak ile Ali Zitouni’ydi. İleri ikilide, Necati Ateş ve Djiehoua vardı. Savunma oyuncularını ise, karşılaşmanın yedinci dakikasında rakip kalenin hemen önünde görmek mümkün olacaktı. Servet Çetin önderliğindeki Galatasaray savunması, Antalyaspor’un kullandığı serbest vuruş öncesi verdikleri kararla ‘’ofsayt taktiği’’ uygulamak istese de, bu dileğini gerçekleştiremeyecekti. Orhan Ak’ın kafa vuruşu, 14 dakika sonra Mile Jedinak’ın benzer pozisyonda takımına kazandırdığı 2-0’lık üstünlüğün öncüsü oluyordu. Yine ofsayt tartışmaları altında.



Garip bir başlangıçtı bu. Galatasaray, oyuna istediği şekilde girmişti çünkü. 2002-03 Sezonu’nda Ali Sami Yen Stadı’ndaki Adanaspor maçında skorborddan gol iptal eden yardımcı hakem Erhan Sönmez, Antalyaspor’un ikinci golü öncesindeki ofsayt pozisyonunu atlıyordu.

Skordaki dezavantaja karşın moralini bozmayan bir Galatasaray vardı ama sahada. Üstelik; takımın eline fırsat da geçmişti artık. Ciddi anlamda karakter sınavı vereceklerdi Frank Rijkaard’ın öğrencileri. Son 10 dakikasına önde girilmesine karşın beraberlikle sonuçlanan Manisaspor, deplasmanda tek golle kaybedilen Bursaspor ve 90+4. dakikada yenilen golle iki puan bırakılan İstanbul BB maçlarının ardından psikolojik sınırını test edecekti Galatasaray. Ama zaten iyi oynuyor ve karşılaşmayı takip eden insanlara ‘’galibiyet’’ hissiyatını veriyordu.

Pas. Galatasaray Futbolu’nun sırrı bu. Topa sahip olduğu sürece problem yaşamıyor takım. Skordaki görüntü ne olursa olsun. Hem hücum, hem de savunmada yüksek özgüvenle oynayan oyuncular görüyorsunuz. Galatasaray’ın galibiyetle ayrıldığı birçok maçta rakibin daha fazla koşması bu yüzden. Pas yaptıkça rakibin dengesi ve saha içerisindeki pozisyonu sürekli değişiyor. Daha fazla efor, yüksek konsantrasyon. Galatasaray’ın farkı bire indiren golü, net bir örnek bu konuda. Leo Franco ile başlıyor hücum. Ardından altı pas yapılıyor- ki pozisyonun hemen başında Elano, savunmadan ters bir top atıyor diğer kanada. Yedinci hamlede Kewell, birinci sınıf vuruşunu rakip kaleye gönderiyor. Ve direkten dönen topta Keita golü atıyor.

İyi oynarken kalesinde iki gol birden gören Galatasaray, Elano Blumer önderliğinde ayağa kalkacaktı.

Farkın bire indiği goldeki diğer ayrıntı, Brezilyalı yıldız özelinde. Oyun görüşü, futbol zekâsı, bir pozisyon sonrasını tasarlaması… Sürekli konuştuğumuz konu başlıkları bunlar. Peki, somut olarak sahaya yansıması nasıl oluyor? Gözümüzü kapatıp, son iki karşılaşmaya bir bakalım. İstanbul BB maçının 65. dakikası. Yaklaşık 20 pas yapan Galatasaray’da top, sol kanatta Elano’ya geliyor. Brezilyalı, çok geçmeden Kewell’a bakıyor. Avustralyalı da ceza sahası içindeki Nonda’ya. Gol olmuyor, ama net bir fırsat. Yine 75. dakika. Sol kanattan Keita’ya ters bir pas ulaşıyor Elano’dan. Keita, Kewell’a dönüyor. Gol girişimi, gol pozisyonu var. Olmuyor, ama evet önemli bir fırsat daha. Ve nihayet Antalyaspor maçının 30. dakikası…



Kewell’ın direkten dönen harika vuruşunun pası, Elano’dan. Gol, Keita’dan. Enteresan değil mi? Galatasaray’da gol pozisyonları öncesindeki son üç pasın ilki, hep Elano Blumer’den geliyor.

‘’Bir pozisyon sonrasını görüyor!’’ klişesinin vücut bulması bu. Keita'ya gönderilen ters topun Kewell’a geleceğini, Kewell’a atılan paralel pasın ceza sahasındaki hücum oyuncusu ile buluşacağını önceden tasarlayan Elano, Galatasaray’ın Antalya’daki ilk golünden evvel de benzer düşünceler içerisinde olmalıydı. Haftalardır konuşuyoruz aslında. Paylaşıyoruz düşüncelerimizi farklı platformlarda. Ama hücuma dönük bir ismin ‘’gol’’ atması gerekiyor Türkiye’de ya da ‘’asist’’ yapması. Sonra, ‘’kovalanarak’’ gönderilen önceki yıldızların rakamları üzerinden eleştirilirler.

Bunu da yaptı Elano. Gol attı. Ne inanılmaz! (Galatasaray forması altındaki beşinci golü.) Skorun 2-2’ye geldiği gol, bir açıdan önemli. Üç pasta sonuca gidiyor, Frank Rijkaard’ın takımı. Üstelik; rakibin yaptığı top kaybının ardından. ‘’Geçiş hücumu’’ yani. Topu paylaşma konusunda, son haftalar özelinde, birtakım sıkıntıları olan Arda Turan’ın tek pas ile hücumu hareketlendirmesi de çok ciddi bir ayrıntı. Kaptan, ‘’tek’’ ve ‘’çabuk’’ oynadığı zaman takımın da hızı artıyor. Sonrasında ise iki usta hareket var. Harry Kewell bırakıyor. Antalyaspor savunmasının hareketini bekleyen Elano, sağ ayağı ile alıp sol ayağı ile –kaleciye hamle şansı vermeden- topu ağlara gönderiyor.

Psikolojik etkenler değerli. Manisaspor, Panathinaikos ve İstanbul BB karşısında son dakikalara 1-0 önde giren Galatasaray, Antalyaspor önünde 2-1 mağlup oynayan Galatasaray’dan daha telaşlıydı. Dün akşamki kazanımlardan biri bu. 2-2 olduğunda, galibiyet golünün geri sayımına başlanmalıydı artık. Çok beklemedik. Kader Keita sahne aldı. Hücum oyuncularının özel gösterileri hâline dönüştürdükleri akşamda Fildişili yıldız, sağ taç çizgisinden –sırtındaki sol bek ile birlikte- son çizgiye indi. Ve topu penaltı noktasına çıkardı. Harry Kewell, son vuruşu yapan isim oldu. Kariyer sezonu Kewell’ın. Bu sezon TSL’de sekizinci golü. Toplamda ise 13. Tekrar hatırlatalım. En iyi sezon performansı, 1999-2000’de. Leeds United için attığı 17 gol ile.



Maçtaki ilk oyuncu değişikliğini 69. dakikada yaptı, Frank Rijkaard. Oyuna giren isim Shabani Nonda’ydı. Çıkan ise Uğur Uçar.

Radikal bir karar. 2-0 kazanılan Sivasspor maçında da olmuştu; ama farklı bir şekilde. Galatasaray, iki farkla öndeydi. Nonda’nın rakip kale ile arasındaki mesafe farklıydı. Ve Sabri’nin bu bölgeye kaydırılması ile hücumun hareketli bir yapıya sahip olması hedeflenmişti. Dün akşamki fark, bu noktada. 3-2’lik skor üstünlüğüne sahipti Frank Rijkaard’ın takımı. Ve bir de Elano… İlk defa bir TSL maçında 90 dakika sahada kaldı. Hücumda yeni bir beşli vardı ayrıca: Elano, Arda, Keita, Nonda, Kewell. Aslında sezon başından bu yana hedeflenen yapı. Elano’nun kondisyon kazanması ile mümkün. Tabii Milan Baros’un da dönmesi ile.

Kritik bir sınav oldu Galatasaray için. Yüksek not aldığını söylemek yanlış olmaz. Böyle galibiyetler önemli. Çoğu zaman, üç gol veya üç puandan bile.

7 yorum:

Adsız dedi ki...

Tespitler doğru. Elano son 3 haftadır etkili ve göze batan bir futbol oynuyor. Ama bizim medyamızın bunu farketmesi için gol atması gerekiyordu. Neyseki bu hafta golünüde attı.

Can dedi ki...

Bugün günler sonra gazetelerde ne yazdılar diye bakayım dedim. Biz aynı okumuşuz maçı da, başkaları başka maçlar seyretmişler. Memnunum gazete okumadığım için...

Cem Kalay dedi ki...

Bu maçla anlaşıldıki süper beşli bir arada oynayabilir, tabi Nonda değil en ileride Baros'un olması kaydıyla. Dünki Galatasaray oldukça umutlandırdı beni, özellikle Elano, Caner ve Keita'yı çok beğendim. Yazıyı merakla bekliyorum..

Erdem Karakuş dedi ki...

En sonunda aslında olması gereken hücum formasyonunu yakaladık. Abuk subuk yorumlara kulakları tıkamak gerekiyor. Arda ile Kewell oynamaz, Elano ile Keita oynamaz tarzı yorumlar artık klişe bile sayılmıyor.

Koşan, basan, dirençli orta saha diye bir tanımlama yok futbolda. Alan savunması yapabilen, pas yaparak set şeklinde hücum aksiyonları yapabilen orta saha tanımlaması var. Barış gibi sağa sola koşup da ne pas yapabilen, ne hücum gücü üretebilen 3 oyuncu olmasındansa Elano kadar futbol zekası olan 3 tane oyuncu olması daha efektikfir. Takım olarak planını topu ayağında tutmak üzerine yapıyorsun çünkü. Eğer top %60-70 bende kalsın, oyunu ben yönlendireyim diyorsan geride bir Mustafa Sarp veya Mehmet Topal yeter sana. Ama kendi sahama çekileyim, rakibe alan bırakmadan vereceği boşluklar üzerinden hücum organizasyonları yapayım diyorsan o zaman çekersin ortaya Barış Özbek tarzı adamları oyunu 0-0 formatına çekersin.

Galatasaray'ın oyun anlayışı bu değil, onun için oyun zekası olmayan oyuncular birşey katamaz bu sisteme. Şu anki formasyonla bir süre daha oynayınca çok çok daha iyi olacak takım bu açık ve net biçimde belli oluyor.

Eğer defansa bir takviye olmayacaksa Hakan Balta bu takımda stoper oynamalı. En azından ayağına hem Gökhan'dan hem Servet'den daha hakim. Rakip basınca telaş yapmıyor, adam akıllı çıkarabiliyor topu geriden. Sol kanada iyi bir oyuncu alabilirsek Sabri-Servet-Hakan-? şeklindeki defans hattının bu sene için yeterli olacağını düşünüyorum.

Mert dedi ki...

Merhaba Eray,

Farketmişsindir ki uzun zamandır yazmıyordum sana çünkü derin bir küskünlüğüm söz konusuydu sarıya ve kırmızıya... Şimdi her ne olursa olsun 2-0'dan dönen Galatasaray'a tekrardan bağlandım.

"Güzel bir maç oldu" diye bir tabir kullanamıyorum Antalyaspor deplasmanı için. Ancak şöyle değişik ve hoş bir his vardı içimde: maçı her ne olursa olsun alacaktık! Aldık! Bunu hissetmeyeli 1 aydan fazla olmuştu sanırım. :)

Hücum hattı ile ilgili bir sorum var sana. Milan Baros ne zaman dönüyor sahalara? Eğer dönerse bu Harry Kewell için bir problem yaratır mı? Çünkü Milan Baros'un arkasına Arda - Elano - Keita üçlüsü daha bir cazip gelebilir Rijkaard için... Fakat şöyle de bir gerçek var ki Harry son 4-5 yılın en formda grafiğini yaşıyor.

Tablo şu;
* Elano: Basında dönen -efendim takıma adapte olamadı hala- adlı gereksiz laf fazlalığından ziyade, aslında her şans verildiğinde neler yapabileceğini gösteren bir performans sergliyor. Topu sahipleniyor, alıyor, veriyor, hızlı düşünüp hemen becerisini konuşturuyor.
* Harry: Aksanını ve ses tonunu duymak ayrı bir keyif! Bunun yanısıra da oynadığı futbol ile sanırım kendi kişisel hedeflerini de bu sezon çizmiş durumda. Hem takım için oynuyor hem de kendi kariyeri için oynuyor.
* Leo: "Bi gol yeme be artık hacı!" dedirtiyor adama ya hadi neyse... :D

Bu tablo doğrultusunda, ileride PEMBE NIKE'lı forvetimizi ne zaman sahada görüp rotasyonu Harry - Keita - Elano - Nonda'da yaşayacağız?

KKTC'den sevgiler.
Mert

Adsız dedi ki...

Elano-Kewel-Keita'nın güzel işbirliğine, verimliliğine Arda biraz ayak uydurabilse, topla gereksiz bir şekilde oyalanmadan daha gerçekçi oynasa oyunumuzun hücum tarafında çok daha akışkan ve skoru yüksek bir oyun tutturacağımız bu maçta görüldü bence.

Barış çok kötü idi, tüm maç boyunca. Yetenekleri kısıtlı olan oyuncular büyük takımlarda yer bulabilmeleri için form durumlarını sürekli yüksek tutmak zorundalar, yoksa ekran başında maç seyredenler kahroluyor. Top kontrolü, top sürmesi, ayak-beyin uyumu bu kadar kötü olamaz Barış gibi bir oyuncunun. Tüm maç boyunca FR buna nasıl katlandı anlayamadım.

M.Topal da biraz daha defansif oynayınca tüm gol umudumuz öndeki 4'lüye bağlı kalıyor ki Bursa, Saraçoğlu gibi sert deplasmanlarda ne durumlara düşeceğimizi gördük.

Nonda'nın eğer sakatlık sıkıntısı yoksa tek problem yaşı dolayısıyla düşen fizik gücü mü ? ama bence bu ciddi bir planlama hatasıdır. Baroş'un yokluğunda Nonda'nın bu durumu ve eldeki Yaser veya Özgürcan'ı elden çıkarmak ne kadar mantıklı ??

Yine de geriden gelip alınan 3 puan çok güzel. Diğer yakada ise olağan şeyler vardı, hem hakem kararları hem de bu gaspı sahipleri adına temizleyen yazarlar (!) adına...

Sevgiler,

Bülent-Ümraniye

Cem Kalay dedi ki...

Biraz geç bir yorum bırakacağm belki ilk yorumumdan sonra ama olsun :)

Maçı 90 dakika tekrar izledim. İnternetten izlediğim ilk anda kötü oyun görüşünü benimsemiştim ama sonradan seyrettimki çok iyi olmasada iyi bir oyun çıkarmışız.

Dikkatle baktım, ilk iki golde ilki net gol ama ikincisi net bir ofsayt. Onun dışındaki ofsayt taktiklerinin hemen hemen hepsinde başarılıyız, 1 pozisyon hariç Djeuha'nın savunmanın arkasına kaçıp .ektiği şut. Önce Leo sonra direk ile kaçmış o pozisyonda.

Gs'li arkadaşlara ricam maçın tekrarını mutlaka izlesinler. Maç paniği, puan kaybetme korkusu ile maç izlediğimiz için farklı şeyler düşünüyoruz maç sonu. Maçtan sonra, sakin kafayla izlemenin farkını bir deneyin derim.