4 Aralık 2009 Cuma

Lider: Galatasaray v Panathinaikos, 1-0



Galatasaray adına, bir geri dönüş maçı daha vardı dün akşam.

Lige verilen aranın ardından gelen Manisaspor beraberliği ve Bursaspor mağlubiyeti, her ne kadar rakiplerin katkılarıyla minimize edilmiş olsa da, UEFA Avrupa Ligi’ndeki Panathinaikos maçında durum farklıydı. Muhtemel bir yenilgi, sezon başından bu yana Avrupa’da alınan tüm sonuçların göz ardı edilmesine neden olabilirdi. Diğer yandan; Pazar günü, Pire'de Olympiakos’a kaybeden Panathinaikos için de bir fırsattı, Galatasaray karşılaşması. Bu anlamda kazanan takım, yalnızca üç puan veya UEFA Avrupa Ligi F Grubu’nun liderliğini değil; özgüvenini de tekrar eline geçirecekti.

Mayıs ayında ne olursa olsun, Galatasaray özelinde hatırlanacak çok önemli bir eşikten konuşulabilir: Milan Baros’un sakatlığı.

Hücum hattında alternatifi bol bir kadro oluşturan Galatasaray’da yeri ikame edilebilecek son oyunculardan biri, Çek golcü. Shabani Nonda, mutlaka bir seçenek. Ama iki ismin oyun karakterleri, beraber olduklarında anlamlı. Öyle zamanlar var ki; Nonda’ya ihtiyacınız oluyor. O’nun dar alandaki etkinliğini ve gol vuruşlarındaki rahatlığını arıyorsunuz. Öte taraftan ise; Baros’un takım içerisindeki rolü, düşüyor zihninize. Panathinaikos deplasmanındaki rahat galibiyette sahip olduğu payı veya Beşiktaş derbisinde üstlendiği görevi hatırlıyorsunuz. İki oyuncudan biri eksik olduğunda takım, doğal olarak bir planından mahrum kalıyor. Ve bu Galatasaray'ın hamle seçeneğini azaltıyor doğal olarak.

Panathinaikos maçında da farklı bir kadro vardı. Kalede Leo Franco. Savunma merkezinde Gökhan Zan ile Servet Çetin, kanatlarında Sabri Sarıoğlu ve Hakan Balta. Stoperlerin önünde Mehmet Topal. Orta sahada Mustafa Sarp ile Elano Blumer. Ve hücum üçlüsünün merkezinde Shabani Nonda, sağında Arda Turan, solunda ise Harry Kewell. Kadıköy’deki Fenerbahçe maçından sonra Frank Rijkaard, orta sahadaki oyuncuların görev tanımlarında ufak değişikliklere gitmişti. Mustafa Sarp, Mehmet Topal, Barış Özbek ve Ayhan Akman’ın oluşturduğu rotasyondan en az üç oyuncu, ilk 11’de oldu devamlı. PAO karşısında ise, Fenerbahçe maçının ikinci dakikasından sonra ilk defa, ‘’Arda/Elano + 3 forvet’’ formülü ile tercih edildi.



Sezon başında -en azından hücum anlamında- müthiş sonuçlar veren bu başlığa geri dönülmesinin altında mutlaka bazı nedenler olmalı.

Birincisi; Elano, Arda Turan, Shabani Nonda ve Harry Kewell dörtlüsü ile top, daha fazla kontrol altında tutulabilirdi. Orta sahadan hücuma pasla geçişi hızlandırmak için de altı dolu olan bir gerekçeydi bu. Ve Galatasaray, yeniden sahayı hem yatay, hem de dikey olarak kullanma fırsatını yakalayabilirdi. Zira; Elano’nun belki de en büyük fark yaratan özelliği, ters toplarla ölü taraftaki oyuncuları maçın içine sokabilmesi. (Üç hafta evvel Brezilya Milli Takım formasıyla Katar’da oynanan Brezilya maçında Nilmar’a yaptığı harika asist akıllarda. Aslında dün akşam, Nonda’yı da benzer bir pozisyonda bıraktı. Ama Kongolu, maçın ilk yarısında, o tek vuruşu yapamadı.)

İkincisi; Brezilyalı yıldızın Atina’da yapılan maçtaki performansı. Galatasaray, 3-1 kazanırken 4. dakikada atılan gol ile büyümüştü adeta. Skor avantajını erken yakalayan takımda 9 numaralı oyuncu, iki kanatta yer alan Kewell ve Keita ikilisine her hücumda başrol yazmıştı. Hatta zaman zaman direkt olarak Milan Baros’a da. Galatasaray’ı rahatlatan ikinci gol de, bu şekilde gelmişti zaten. Hücuma çıkış anlamında Elano, çok büyük avantajlar sağlamıştı o akşam. PAO maçının ilk yarısında da, topa sahip oldu Galatasaray. Oyunda söz hakkı aldı böylece ve bir anlamda birincil hedefini de gerçekleştirme fırsatı buldu. Diğeri için bir gole ihtiyaç vardı yalnızca. 19. dakikada Mustafa Sarp ile gelen gol, Galatasaray için ideal senaryonun en iyi parçasıydı belki de; ancak olmadı. Geçerlilik kazanmayınca bu gol, biraz daha beklemek durumunda kalındı.



İlk 45 dakikada Galatasaray, iki kanattan da etkili olmayı başardı. Bu anlamda; Arda Turan için de bir geri dönüş yaşanıyordu.

İkinci yarının başındaki gol, Galatasaray’ın diğer planının yolunu açabilirdi -ki bu dakikalarda takım, sezon başında karakter hâline getirdiği bir özelliğini de hatırlamaya başladı aslında. Kewell ve Keita değişikliği yapıldıktan sonra; hücumdaki dörtlü, sahayı enlemesine oldukça etkili bir şekilde kullandı. Sağ ve sol kanat, direkt olarak oyunun içerisine girdi. Keita-Nonda-Arda çizgisi, sürekli işler hâlde kaldı. Tam da bu noktada; hücuma çıkış setlerinin daha iyi uygulanabilmesi adına, en çok Milan Baros arandı.

Baros ve Nonda, bir takım için çok değerli iki oyuncu. Ama ikisinden birinin kenarda olması gerekiyor. Sezon başındaki ‘’Nonda-Baros’’ değişikliklerinin temel nedeni buydu zaten. Neredeyse iki farklı ekolün temsilcileri. Ve bu durum, Galatasaray’ı kesinlikle zengin kılıyor. Hücuma gidiş anlamında bir formül işe yaramadığında, ikincisinin mutlaka olumlu sonuçlar getireceğini biliyorsunuz. Nonda ve Baros kombinasyonu, Frank Rijkaard’ın takımına bu gerçeği vadediyor. Baros’un yokluğundaki denemeleri de ‘’Baros’suzluk’’ üzerinden okumak lazım. ‘’Sabri-Kewell-Arda’’ ya da ‘’Keita-Arda-Kewell’’ üçlülerinin denenmesi, Nonda’nın formsuzluğu ya da başarısızlığından değil. Tamamen, şu an elde olmayan Baros formülünün ikame çalışması.



Son görüntüde; Panathinaikos galibiyeti, ciddi anlamda altın değerinde. Bir geri dönüş daha yaşandı çünkü: Pas Futbolu.

Bursaspor maçından sonra teknik kadro, mutlaka bu gerçeğin üzerinde önemle durmuş olmalı. Belki de Panathiniakos karşısındaki üç puan kadar değerli görülüyordu, pas futbolu karakterinin yeniden kazanılması. Bursa’da 604 defa topla buluşan Galatasaray takımı, yalnızca 361 isabetli pas yapabilirken; 150 pası hatalı kullanmıştı. İsabetli pas oranı, %70’de kalmıştı dolayısıyla. Ve topu da ortalama olarak ancak 10,2 saniye boyunca dolaştırabilmişti.

UEFA Avrupa Ligi’nde fotoğraf değişti. Rakibine topla oynama oranında %62’ye %38’lik bir üstünlük sağlayan Galatasaray, 612 pasın 511’ini isabetle kullandı. Yani isabetli pas oranında %82 gibi harika bir seviyeye ulaşmayı başardı. Özellikle; Keita’nın oyuna dahil olduğu dönemde 45-50 saniyelik bölümler ile rakibine top göstermediği anlar oldu. Genel değerlendirmede ise; ortalama olarak 13,6 saniye boyunca topu dolaştırabildi. Tüm bu rakamlar; Galatasaray’ın pas futboluna yeniden döndüğünü tescilliyor aslında. Sahada görülenlerin figürlerle eşleştirilmesi yalnızca. Bir ekleme daha mümkün. Bursaspor maçında 173 top kaybı yapan Galatasaray, dün akşam 133 ile sınırladı kendini.

Maç sonu yorumlarından birini, ayırmak lazım diğerlerinden. Bağış Erten, NTV Spor’daki konuşmasında önemli bir noktaya değindi. Galatasaray ve Fenerbahçe, UEFA Avrupa Ligi gruplarında maçlar tamamlanmadan bir hafta evvel lider olmayı garantilediler. Ama ülke olarak bunun farkında değiliz. Intertoto Kupası muamelesi yapılıyor. Ama Liverpool, Bayern Münih (Juventus) ve Marsilya gibi takımlar da yakın zamanda aramıza katılacaklar. Oysaki, iki takımın da başarısı, normalleştiriliyor. Bu yüzden, yaşanamıyor grup liderliğinin keyfi belki de. İlerisi için değil, şu an için bunun tadı çıkarılmalı. Galatasaray, Fenerbahçe ya da Beşiktaş’ta forma şansı bulamadığı için Anadolu kulüplerinden birinde forma giyen, orada harikalar yaratan genç bir futbolcu durumu bu.

Önümüzdeki sezonlarda UEFA Avrupa Ligi’nden UEFA Şampiyonlar Ligi’ne geçiş yapıldığında; hâlihazırda toplanılan puanlar, çok farklı anlamlar ifade edecek. Çıkış devam ediyor netice olarak. Ve evet, önce şu liderliğin bir tadı çıkarılsın. Muhtemel rakiplere konsantre olma zamanı da gelecektir.

3 yorum:

Great White dedi ki...

Dün GS' nin ortaya koyduğu futbolu çok beğendim. Golü bir şekilde atacaklarından ve galip geleceklerinden son derece emin bir şekilde oynadılar..

Hele ki sahada zombi gibi dolaşan Elano' ya rağmen bunu başarabildiklerine göre daha büyük bir tebriği hak ediyorlar yani..

Şu duyarsızlık konusuna gelince. Kabul etmek gerekir ki Şampiyonlar Ligi organizasyonu eski formatından şimdiki formatına kavuştuğu günden itibaren UEFA Kupası hayli güdük kaldı yanında..

Bir de buna, son yıllarda şu an bir tanesi dahi aklıma gelmeyen orta halli mütevazi takımlardan oluşan UEFA Kupası şampiyonlarının eklenmesi, kupaya olan ilgiyi de oldukça azalttı..

Ama ben bir TS li olarak ilgiyle takip ediyorum; orası ayrı:)

Erdem Karakuş dedi ki...

Hocam ülke ve kulüp puanları ne oldu takımlarımız için birşeyler karalasan güzel olurdu aslında.

SozenE. dedi ki...

Soner,

Galatasaray'ın verdiği hissiyat, gerçekten önemli. Muhtemelen birçok kişi emindi galibiyetten.

UEFA'nın Kupa II üzerinde denediği formüller (grup statüsü, fikstür değişimi ve beş hakemli yeni sistem gibi), azalan ilginin bir sonucu. Bunu kabul etmek lazım. Ama mesela; Galatasaray ya da Fenerbahçe, ilk dört maçında altı puan toplasa ve dün akşam ''Üst tura yükselebilmek adına mutlak galibiyet'' parolası ile sahaya çıkmış olsa; ülkemizde bu organizasyona verilen değer artardı. Başarısızlık olduğu ölçüde, başarı anlayışı var aslında. Bunu demek istiyorum.

Yorum için teşekkürler.

***

Erdem,

Üzerinde çalışıyorum. Şu an iyi bir yerdeyiz. Ve daha iyisi için elimizde fırsat var. Gün içerisinde o şekilde de bu konuya özel bir yazı geçeceğim sanırım.

Selamlar,

Eray.