27 Şubat 2009 Cuma

Spordan Kumanda: 28 Şubat, 1 Mart Programı



28 Şubat Cumartesi
02.30 Atlanta Hawks - Miami Heat (NBA TV)
05.00 Golden State Warriors - Charlotte Bobcats (NBA TV)
13.00 Giresunspor - Adanaspor (D Spor)
14.30 Hamilton - Glasgow Rangers (Futbol Smart)
14.45 Everton - West Bromwich Albion (Spormax)
15.00 Mersin BŞB - Türk Telekom (Skytürk)
16.30 Dortmund - Hoffenheim (24)
17.00 Middlesbrough - Liverpool (Spormax)
17.00 Celtic - St. Mirren (Futbol Smart)
19.00 Fenerbahçe - Sivasspor (Lig TV)
19.15 Efes Pilsen - Galatasaray CC (Spormax)
20.00 Valenciennes - Lille (Kanal A)
21.30 Juventus - Napoli (NTV Spor)
22.00 Auxerre - Toulouse (Kanal A)
22.30 Porto - Sporting Lizbon (Spormax)
23.00 Espanyol - Real Madrid (NTV)

1 Mart Pazar
02.00 Philadelphia 76ers - Orlando Magic (NTV)
02.30 New York Knicks - Miami Heat (NBA TV)
13.00 Orduspor - Samsunspor (D Spor)
13.30 Utrecht - Ajax (Futbol Smart)
14.30 West Ham United - Manchester City (Spormax)
15.00 Antalyaspor - Trabzonspor (Lig TV)
15.30 Sheffield United - Birmingham City (Futbol Smart)
16.00 Sampdoria - Milan (NTV Spor)
17.00 Beşiktaş CT - Fenerbahçe Ülker (Spormax)
17.00 Manchester United - Tottenham Hotspur (Kanal A)
18.00 Werder Bremen - Bayern Münih (24)
19.00 Konyaspor - Galatasaray (Lig TV)
20.00 Atletico Madrid - Barcelona (NTV Spor)
21.30 Inter - Roma (NTV)
22.00 Lyon - Rennes (Kanal A)
22.30 Phoenix Suns - Los Angeles Lakers (NTV Spor)
23.00 Hamburg - Wolfsburg (24, Bant Yayın)

UEFA 2008-09 Kulüp Sıralaması, Galatasaray



Fransa'daki ilk maçın ardından son derece stratejik bir konum elde etmişti, Galatasaray.

Sıralamanın 87. basamağında sezona başlamasına karşın Bordeaux beraberliği ile 67. sıraya kadar yükselmeyi başarmıştı. Sahip olduğu konumun önemi ise, önündeki ilk 14 takımdan yalnızca bir tanesinin (Udinese, UEFA Kupası) Avrupa Kupaları'nda devam ediyor olmasıydı. Bu anlamda; yalnızca bir galibiyetin getireceği iki puan bile, birkaç sıra birden üste atabilirdi Galatasaray'ı.

Formül belliydi aslına bakılırsa, sezon başından bu yana. Steaua Bükreş yenilgisinden hemen sonra, bir planlama yapılmalıydı. Bellinzona maçlarında yarım puan bile kaybedilmeyecekti. İki galibiyet ve dört puan. Sonrasında gruplar. Mantıklı hedef, iki galibiyet ve bir beraberlik olurdu. Buradan direkt olarak beş puan çıkarırdı, Galatasaray. Ama üç galibiyete de ''hayır'' denmezdi. Ardından üçüncü tur. Bir beraberlik ve bir galibiyet işimizi görürdü. Dün geceki Bordeaux maçına kadar formül tıkır tıkır işledi.

Deplasman beraberliğini çıkarmayı bilmişti, Galatasaray. Ve bahsettiğimiz kritik seviyeye de gelmişti. Bakalım hemen.

59. Udinese, İtalya - 33.256 puan
60. AS Monaco, Fransa - 32.547
61. Getafe, İspanya - 32.328
62. Beşiktaş, Türkiye - 32.295
63. Anderlecht, Belçika - 32.015
64. A. Wien, Avusturya - 31.565
65. RC Lens, Fransa - 31.547
66. Real Zaragoza, İspanya - 31.328
67. Galatasaray, Türkiye - 30.295

Tek bir galibiyet. İhtiyaç duyulan buydu. Sabri Sarıoğlu'nun golüyle hem tur, hem de iki puan geldi. Son derece anlamlı. Galatasaray, dün kazandığı iki puan ile birlikte, önündeki dört takımı geçmeyi başardı. Real Zaragoza, RC Lens, A. Wien ve Anderlecht. Üstelik; Real Zaragoza ve Anderlecht, sahip oldukları puanın %50'sinden fazlasını içeren 2004-05 Sezonu ile önümüzdeki yıl vedalaşacak. Dolayısıyla, Galatasaray adına bir tehdit oluşturamayacaklar uzunca bir süre için.

Galatasaray, Bordeaux galibiyetiyle birlikte önündeki gruptan dört takımı geçerken Türkiye'nin diğer temsilcisi Beşiktaş ile de puanları eşitledi. Önemli; çünkü sezon başında pek gerçekçi bir hedef olmayabilirdi bu. Beşiktaş, 60. sıradaydı. Ve 87. sıradaki Galatasaray'ın 10 puan (40.469 ve 30.469) önündeydi. Uzun vadede yakalamak kolay sayılmazdı Beşiktaş'ı. Ama Galatasaray, müthiş bir Avrupa sezonunun ardından ezeli rakibi ile puanlarını eşitlemeyi başardı. Ve önünde en az iki maç daha var.

Bordeaux galibiyeti sonrasında 62. sıraya kadar çıktı, Galatasaray. Yine oldukça stratejik bir konuma geldi.
  • Galatasaray'ın önünde yer alan sekiz takımın tamamı, bu sezon için Avrupa Kupaları'na veda ettiler. Bu mutlak bir seçme şansını beraberinde getirecek.
  • Galatasaray'ın hemen ardında yer alan sekiz takım da, yine bu sezon için Avrupa Kupaları'nda yoklar. Müthiş bir avantaj bu. Arkadaki takımlar, 71. sıradaki Manchester City'ye dek, Galatasaray adına herhangi bir şekilde tehdit olamayacaklar.
  • Galatasaray'ın önünde yer alan sekiz takım arasından AJ Auxerre ile AS Monaco, bir sonraki sezon itibariyle sıralamada keskin düşüşler yaşayacaklar. UEFA Kulüp Sıralaması'nda 34.747 puanla 56. basamakta bulunan Auxerre, 2004-05 Sezonu'nda topladığı 18.285 puanın gözardı edilmesinin ardından büyük avantajını kaybedecek. Aynı durum bir diğer Fransız AS Monaco için de geçerli. 60. sıradaki Monaco'nun konumu, 14.285 ve 32.747 şeklinde.
  • Benzer örneklere Galatasaray'ın arkasında kalan takımlar üzerinden devam edebiliriz. Sıralamanın 66. basamağında bulunan A. Wien, son beş sezonda sahip olduğu 31.565 puanın 18.525'ini 2004-05 Sezonu'nda topladı. 67. sıradaki Real Zaragoza ise 31.428 puan topladığı son beş sezondaki en iyi performansı olan 17.487 puana önümüzdeki yıl itibariyle veda ediyor. İspanya temsilcisinin 2009-10 Sezonu'nda da Avrupa Kupaları'nda mücadele edemeyecek olması, ayrı bir avantaj.
  • 26 Şubat gecesinin ardından Galatasaray adına, sıralamada ortaya çıkan en büyük sonuca gelelim. 53. sıradaki Udinese ve 86. sıradaki AS Saint-Etienne. Aradaki basamaklarda, Avrupa Kupaları'nda yoluna devam eden yalnızca 2 takım var: Galatasaray (62) ve Manchester City (71).
  • Galatasaray, 32.295 puanda. Manchester City ise, 27.143. Ama arada kocaman bir fark var. Galatasaray, Türkiye'yi tek başına temsil ederken Avrupa Kupaları'nda; Manchester City, yanına dört İngiliz daha alıyor. Aston Villa ve Tottenham'ın elenmeleri, bu anlamda önemli; fakat yine de ikili averajda Manchester City avantajlı.
  • Buradan devam edelim. Dokuz takımla başladı Avrupa sezonuna, İngiltere. Kazanılan her galibiyette alınan 2 puan, 9'a bölünüyor ve ardından 0,2 ile çarpılıyor. Şampiyonlar Ligi'nde Chelsea, Arsenal ve Liverpool kazandı. UEFA Kupası'nda ise Manchester City. Beraberlikler, Tottenham ile Manchester United'dan geldi. Toplam 11 puan. (11/9= 1,222 ve 1,222 x 0,2= 0,244.) Manchester City, yalnızca ülke takımlarından toplam 0,244 puan elde etti bu hafta. (Bonus puanlar dışında.)
  • Galatasaray'da ise durum farklı. Dört takım var. Alınan iki puan, önce dörde bölünüyor. Ardından 0,2 ile çarpılıyor. Bir bakıma 20'ye bölüm. Ortaya çıkan 0,100 puan. Bu anlamda, Galatasaray'ın Manchester City ile yarışması zor. Beraberlikte ise yarısı. 0,050 puan.
Önünde yeni bir hedef var Galatasaray'ın. Almanya temsilcisi Hamburg. Bir galibiyet ve bir beraberlik, inanılmaz bir avantaj sağlar. Yalnızca, sonuç bakımından 2+1 puan. Ülke puanından gelen 0,150 puan. Toplamda 3,150 puan. Ve çeyrek finalden itibaren alınan bonus puan. Galatasaray, Hamburg'u geçmeyi başarırsa, sezon başında 87. basamaktan yukarı doğru bakarken hayal bile edemeyeceği bir seviyeye ulaşır. Oyun dışı kalan Getafe, AS Monaco, Heerenveen, Club Brugge, Spartak Moskova ve AJ Auxerre geride bırakabilir. Everton ile hesap, İngiliz takımlarının Şampiyonlar Ligi'ndeki performansına kalır.

54. sıradaki Palermo ise, kuvvetle muhtemel geride bırakılır. Zira; UEFA Kupası'nda devam eden tek İtalyan Udinese. AS Roma, Juventus ve Inter de Şampiyonlar Ligi'nde pamuk ipliğine bağlı. Bu anlamda, 35.406 puanlı Palermo'nun iyi bir hedef olduğunu söyleyebiliriz. Ve bir şey daha. Hollanda temsilcisi Heerenveen.

Devam edelim Heerenveen'den. Önemli; çünkü UEFA Kupası 2. Tur Grup Kuraları çekilmeden önce ikinci torbanın son takımı olmuştu, Hollandalı. Kaç puanı vardı? 35.610. Galatasaray, Hamburg'dan galibiyet ve beraberlik çıkarırsa kaç olacak? 35.545. Bonus puan olmadan. Ama burada bir nokta var. Çok önemli. UEFA, sezon başında 0,33 olan ülke puan katsayısını 0,20'ye düşürdü. Yani? Geçtiğimiz sezonun puanlarının takımların bulundukları basamaklara göre farklılık göstermesi, son derece doğal. Burada önemli olan Heerenveen'in sezon başındaki sırası. 71. sıradaydı, Heerenveen. Ve buna rağmen, ikinci torbadan girmeyi başardı kura çekimine.

Burada verelim satır arasını. Galatasaray, 2004-05 ve 2005-06 Sezonu'ndaki hayalkırıklıklarına karşın önümüzdeki sezon muhtemel bir UEFA Kupası İkinci Tur eşleşmesinde (ki Şampiyonlar Ligi olsun isteriz evvela) çok büyük ihtimalle, ikinci torbada olmayı garantiledi. Birinci torba için de şansı var.

UEFA Kupası 2. Tur Kura Çekimi öncesi, birinci torbanın son takımı ise Galatasaray'ın 4. Tur'daki rakibi Hamburg olmuştu. Almanya temsilcisinin sezona başlarken sahip olduğu basamak, 39'du. Ama UEFA Kupası'nda Milan, Sevilla ve Valencia gibi sıradışı takımların yer alması ilginç bir ayrıntı olarak kabul edilebilir. Dolayısıyla, ikinci torbanın üçüncü temsilcisine kadar inmek mümkün bu değerlendirmede. Karşımıza çıkan takım Olympiakos. Yunanistan temsilcisi, sezon başında 44. sırada yer alıyordu. Şimdilik uzak gibi Galatasaray adına. Ama Çeyrek Final'e çıkılabilirse, her şey olabilir.
  • Şampiyonlar Ligi'nde muhtemel durumuna da değinelim Galatasaray'ın. Üçüncü torba olmalı gerçekçi hedef.
  • 2008-09 Sezonu'nda Şampiyonlar Ligi 3. torbasının son takımı Fenerbahçe'ydi. 45. basamakta yer alıyordu, Fenerbahçe. Bir sıra arkasındaki Shakhtar Donetsk'i 1,5 puan ile geçmeyi başarmıştı.
  • Galatasaray, hali hazırda 62. sırada. Ama dediğimiz gibi, Hamburg önünde alınacak tur vizesinin ardından 50'li basamaklarda oldukça saygın bir yere sahip olacak. Bonus puanların katılımıyla birlikte 40'lı sıralar kabul edilecek yeni hedefler olarak. Gerisi, biraz şans. 2009-2010 Sezonu Şampiyonlar Ligi 2. ve 3. Ön Eleme Turu'nda üst sıralardaki takımlardan birkaçının elenmesi beklenecek.
  • Galatasaray'ın belini büken iki sezon: 2004-05 ve 2005-06. Bir an için yok sayalım 2004-05'i. Dört yıl üzerinden yapılan değerlendirmede Galatasaray, 54. sıraya çıkıyor. Hem de şimdilik. Oynayacak minimum iki maç daha varken. 2004-05 ve 2005-06'yı oyun dışı bıraktığımızda ise 38'e kadar yükseliyor. Bu da, UEFA Kupası'nda birinci; Şampiyonlar Ligi'nde ise üçüncü torbanın üst sıraları anlamına gelir. Söz konusu seviyeye çıkabilmek için, 2008-09 Sezonu'na yakın bir performansı en azından iki sezon boyunca uygulamak gerekiyor.
Ağustos ayından beri, basamak basamak ilerliyoruz. Bellinzona. Olympiakos. Benfica. Hertha Berlin. Ve Bordeaux. Önümüzdeki ilk engel Hamburg. Almanları da geçtikten sonra yeni hedefi belirleriz. Şimdilik durum bu şekilde.

26 Şubat 2009 Perşembe

2008-09 UEFA Şampiyonlar Ligi Sezonu - # 7



UEFA Şampiyonlar Ligi'nde İkinci Tur ilk maçları sona erdi. 16 takım arasında, üst tur için büyük avantaj yakalayanlar da var. Tüm umutlarını ikinci maçlara taşıyanlar da. Tek bir şey kesin, artık hataya yer yok. Bakalım kısaca eşleşmelerdeki son duruma.

Inter v Manchester United, 0-0: Deplasman ekibinde Carlos Tevez, Wayne Rooney ve Nani gibi hücum silahları kenardaydı. Sir Alex Ferguson, Jose Mourinho'nun hamlelerini görmek istiyordu belli ki. İlk 45 dakikada Cristiano Ronaldo ve Dimitar Berbatov'la topu ayağında daha fazla tutan Manchester United olsa da, ikinci yarıda görüntü nispeten değişti. Mourinho, hakeme dert yanıyor olmalı. Ama Inter adına maçın en iyisi kaleci Julio Cesar'dı. Bu da farklı bir yaklaşım tabii. 0-0, riskli bir skor. Tüm bunlara rağmen; Ferguson, istediğini aldı. Old Trafford'da harika bir 90 dakika daha bekliyor bizleri.

Arsenal v Roma, 1-0: Sakatlıklarla başı belada olan Arsenal; Emmanuel Adebayor ve Cesc Fabregas'tan yoksun çıktığı karşılaşmada Roma'yı Robin van Persie'nin penaltı vuruşundan attığı golle 1-0 mağlup etmeyi başardı. Mevcut şartlar içerisinde Arsenal adına harika bir sonuç. Roma'nın İngiltere deplasmanlarına özel sıkıntısının yardımı olmuş mu, bilinmez; ama Arsenal, Stadio Olimpico'ya avantajlı gelecek. Julio Baptista ve Francesco Totti, daha fazlasını yapmak durumunda. Aksi takdirde; İngiliz ve İtalyan eşleşmesinden galip çıkan taraf, yine İngilizler olacak. Peki, sürpriz mi?

Lyon v Barcelona, 1-1
: Barcelona, sezon başından beri belki de ilk defa ''formsuz'' sıfatını almıştı isminin önüne. Lyon deplasmanındaydı. Ve rakibinin oldukça önemli bir silahı vardı. Juninho Pernambucano gibi bir futbolcunuz varsa, dünyanın her yerinde herhangi takıma karşı gol şansınız var demektir. İsterseniz, amatör takıma koyun. Değişmez durum. Müthiş bir gol attı yine. Kaleci Victor Valdes'in hatası var; ama Juninho'nun vuruşu da nasıl bir stildir, aklın alması kolay değil. Neyse ki; daha fazlası olmadı. Thierry Henry'nin golü, Barcelona'nın Şampiyonlar Ligi'ne umutla bakmasını sağlıyor.

Atletico Madrid v Porto, 2-2: Avrupa kültürü olan takımlardan biri Porto. Ve böylesi takımlardan her türlü sürprizi görmeniz normaldir. Madrid deplasmanında ayağa kalkmasını da ekleyebiliriz bu başlığa. Atletico Madrid, sezon başından bu yana çalkalanıyor. Çok ihtiyaçları vardı bu tura. Üstelik, Porto kalecisinin yardımlarını da aldılar yanlarına; ama olmadı. Lisandro Lopez'in iki golü, Porto'yu Portekiz'e avantajlı götürüyor. Sergio Agüero, Diego Forlan ve Maxi Rodriguez. Atletico Madrid'in Güney Amerikalı oyuncuları, takımlarını Kupa'ya tutundurmak isteyeceklerdir. Biraz geç olsa da.



Real Madrid v Liverpool, 0-1: Liverpool, 1981 yılında yaptığını bir kez daha yaptı. La Liga'da dokuz maçtır kazanan Real Madrid, Liverpool'un 82. dakikada Yossi Benayoun ile bulduğu gol sonrası sahadan 1-0'lık mağlubiyetle ayrıldı. Liverpool'un İspanyolları (ki deplasman ekibinde 5, Real Madrid'de 3 İspanyol vardı), tüm maç boyunca kontrolü elinde tuttular. Ve Rafael Benitez, bir taktik savaşının altında daha başarıyla kalktı. Real Madrid, son dört sezondur Çeyrek Final göremiyor Şampiyonlar Ligi'nde. Juventus ile başlayan Arsenal, Bayern Münih ve Roma ile devam eden seriye Liverpool da eklenmek üzere. Anfield'da mucize gerçekleşmezse.

Chelsea v Juventus, 1-0: Bir İngiliz ve İtalyan eşleşmesi daha. Guus Hiddink, kısa süreli Chelsea kariyerinde takıma karakter kazandırmaya başlıyor. Nicolas Anelka, Didier Drogba ve Salomon Kalou sahadaydı bu akşam da. Maçın hemen başında yüksek tempoyla aldı istediğini Chelsea. Savunma arkasına atılan topa Didier Drogba hamle yaptı ve Chelsea ile çıktığı 50. Avrupa Kupası maçında 25. golünü atmayı başardı. Guus Hiddink'in takımı, İtalya'da da benzer bir skor alabilir. Juventus'un işi çok zor. Alessandro Del Piero'nun eline daha fazla bakabilirler, Delle Alpi'de. Belki de bundan başka çareleri yoktur.

Villarreal v Panathinaikos, 1-1: Porto için söylediklerimizi dün gece Panathinaikos özelinde de farklı cümlelerle tekrarlamıştık aslına bakılırsa. Grup maçlarında Inter deplasmanından üç puan çıkaran Yunanistan temsilcisi, zor anlarda Avrupa karakterine başvurabilirdi. El Madrigal'de bunun için fazla da düşünmedi. Karagounis'in güzel golüne Guiseppe Rossi'nin penaltı golüyle cevap gelse de Panathinaikos, evine mutlu dönüyor. Yunanistan'daki karşılaşma, Villarreal adına göründüğünden daha kritik. Zira; bir zamanlar İspanya'nın Avrupa Kupaları'ndaki mütevazi temsilcisi, ŞL semalarına uzun bir ara verebilir.

Sporting Lizbon v Bayern Münih, 0-5: Bayern Münih'in ihtiyacı olan buydu. Bundesliga'da son dört haftada alınan üç mağlubiyetin ardından Klinsmann'ın takımı, Lizbon'a acımadı. Sporting, her ne kadar sahasında iyi görünse de, grup aşamasındaki performansıyla Shakthar Donetsk'in önünde olmayı hak etmemişti. Lucescu'nun ekibi, ufak detaylarla kaybetmişti İkinci Tur biletini. Sporting Lizbon da sahip olduğu ayrıcalığın değerini bilemedi. 5-2'lik Barcelona maçının ardından iç sahada 5 gollü bir mağlubiyet daha. Var mıdır daha önce Şampiyonlar Ligi'nde böyle bir örnek, araştırmak lazım.

25 Şubat 2009 Çarşamba

25 Şubat 2009: Real Madrid v Liverpool



Real Madrid ve Liverpool arasındaki karşılaşmaya artık oldukça kısa bir zaman kaldı. İlgi çekici istatistikler var, iki takım hakkında.

Zaman geçirmeden verelim, bir lfc.tvklasiği olarak:

1.
Liverpool, Avrupa Kupaları'ndaki 297. maçına çıkıyor. 296 maçın bilançosu: 169 galibiyet, 64 beraberlik ve 63 mağlubiyet.

2. Liverpool, Şampiyon Kulüpler Kupası ve Şampiyonlar Ligi'nde daha önce 165 karşılaşmaya çıktı. 97 galibiyet, 35 beraberlik ve 33 mağlubiyet.

3. İki kulüp, Avrupa Kupaları'nda ilk kez iki ayaklı bir mücadelede karşı karşıya geliyorlar. Daha önce, 1981 Şampiyon Kulüpler Kupası Finali'nde birbirlerine rakip olan iki takımdan Liverpool, rakibini Alan Kennedy'nin tek golüyle 1-0 mağlup etmeyi başarmıştı. Liverpool'un o dönemki kadrosunda, şimdilerde Liverpool'da asistan menajerlik görevini yürüten Sammy Lee de bulunuyordu.

4. Rafael Benitez, futbol kariyerini bitirecek sakatlığından evvel yedi sezon boyunca Real Madrid genç takımı ve rezerv takımda forma giymişti. Sakatlığının ardından Real Madrid genç takımında antrenör olarak görev almaya başlayan Benitez, 1993-94 Sezonu'nda ''caretaker'' sıfatıyla Real Madrid A takımının başına geçen ve 11 hafta boyunca görevini sürdüren Vicente Del Bosque'nin de asistanlığını yapmıştı.

5. Liverpool, Rafael Benitez'in menajerliğindeki son beş sezonda dördüncü kez Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali'ne yükselmeyi amaçlıyor.

6. Liverpool, en son 2006 yılında Benfica'ya elenerek Çeyrek Final'den uzak kalmıştı.

7.
Liverpool, Real Madrid'i elemeyi başarırsa Şampiyon Kulüpler Kupası ve Şampiyonlar Ligi Tarihi'nde toplam 13. kez Çeyrek Final seviyesine ulaşmış olacak.

8.
Liverpool, 2008-09 Sezonu grup maçlarında topladığı 14 puanla Şampiyonlar Ligi Tarihi'ndeki en yüksek puanına ulaşmayı başardı.

9. Alvaro Arbeloa, Deportivo'ya transfer olmadan önce iki defa Real Madrid forması giydi.

10. Liverpool, Avrupa Kupaları'nda İspanyol takımlarına karşı deplasmanda 14 kez mücadele etti. Bu eşleşmelerden altı galibiyet çıkarmayı başaran Liverpool, sahadan yalnızca üç kez mağlubiyetle ayrıldı.

11. Liverpool, İspanya'ya yaptığı son yedi ziyarette sadece 2002 yılında Rafael Benitez'in başında olduğu Valencia'ya kaybetti. İspanya deplasmanlarındaki son dört karşılaşmada üç kez kazanan Liverpool; Deportivo La Coruna, Real Betis ve Barcelona'yı mağlup ederken Atletico Madrid'le berabere kaldı.

12. Liverpool'da en son Yossi Benayoun, Kasım 2007'deki Beşiktaş maçında hat-trick yapmayı başardı. Bu, Liverpool'un Avrupa Kupaları Tarihi'ndeki 16 hat-trick gösterisinden biriydi. Deplasmandaki karşılaşmalarda hat-trick yapan son oyuncu ise, 2002 yılındaki Spartak Moskova maçında gösterdiği perfomansla Michael Owen olmuştu.

13. Liverpool, Avrupa Kupaları'nda deplasmanda oynadığı son 16 maçın yalnızca ikisinde skor üretmeyi başaramadı.

14. Liverpool'da toplam 10 oyuncu, Avrupa Kupaları'nda kırmızı kartla oyun dışı kaldı. Eylül 2007'deki Porto maçında takımını eksik bırakan Jermaine Pennant, bu konudaki son örnek.

15. Daha önce grup aşamalarında Atletico Madrid ile karşılaşan Liverpool, Avrupa Kupaları'nda ikinci kez, aynı sezon içerisinde bir şehrin iki ayrı takımıyla eşleşmiş oldu. Geçtiğimiz sezon Liverpool, Londra'dan Chelsea ve Arsenal ile oynamıştı.

16. Liverpool, İspanyol takımlarıyla iki ayaklı eşleşmelerde karşılaştığı son yedi mücadele yalnızca bir kez, toplam gol konusunda rakiplerine geçildi. 1998-99 Sezonu'nda Celta Vigo, Liverpool'u her iki maçta da mağlup etmeyi başarmıştı.

17. Liverpool'da Albert Riera ve Alvaro Arbeloa, sarı kart görmeleri halinde Anfield Road'daki karşılaşmada forma giyemeyecekler.

18. Liverpool'un İspanyol forveti Fernando Torres, Atletico Madrid için oynadığı dönemde Real Madrid'e yalnızca bir gol attı. Torres'in tek golü, Şubat 2007'de Atletico için çıktığı son Madrid Derbisi'nde geldi. Real Madrid'in karşılığı, Gonzalo Higuain'den gelince karşılaşma, 1-1 berabere sona erdi.

19. Şampiyonlar Ligi'nde grup aşamasında beş gol atan Steven Gerrard, 2008-09 ŞL Sezonu'nda en fazla skor yapan oyuncu ünvanını üç oyuncuyla paylaşıyor - Lionel Messi, Miroslav Klose ve Karim Benzema.

20. Steven Gerrard, Şampiyonlar Ligi'nde forma giydiği son 15 maçta 11 defa rakip ağları havalandırmayı başardı.

21. İspanyol orta saha oyuncusu Xabi Alonso'nun Liverpool adına Avrupa Kupaları'nda attığı tek gol, İstanbul'daki (2005) Şampiyonlar Ligi Finali'nde gelmişti.

22. Liverpool'da yalnızca iki oyuncu, bu sezon takımlarının Avrupa Kupaları'nda mücadele ettiği tüm maçlarda forma giymeyi başardı - Alvaro Arbeloa ve Jamie Carragher.

23. Kırmızılar, Avrupa Kupaları'ndaki son 28 deplasman maçında sadece 5 kez kaybetti. 90 dakikalar bazında ise son 11 deplasman maçında yalnızca 1 defa sahadan mağlubiyetle ayrıldı.

24. Liverpool, yine Avrupa Kupaları'ndaki son 11 deplasman maçının sadece bir tanesinde gol atamazken, aynı serinin son maçında ise yalnızca bir defa kalesini gole kapayabildi.

25. Liverpool, 90 dakikalık süreler göz önüne alındığında son 50 maçında yalnızca iki defa yenildi.

26. Real Madrid, Avrupa Kupaları'ndaki 419. maçına çıkıyor. 418 maçın bilançosu: 233 galibiyet, 74 beraberlik ve 111 mağlubiyet.

27
. Real Madrid, Şampiyon Kulüpler Kupası ve Şampiyonlar Ligi'nde daha önce 313 karşılaşmaya çıktı. 180 galibiyet, 54 beraberlik ve 79 mağlubiyet.

28. Real Madrid, Kupa Tarihi'nin en dominant takımı. 1956-57-58-59 ve 1960 yıllarındaki ilk beş organizasyonun da yer aldığı dokuz ayrı sezonda Avrupa'nın en büyüğü olan Real Madrid, üç kez de Final'de rakiplerine boyun eğmek durumunda kaldı.

29. Real Madrid, sonuncusu 2002 yılında Glasgow'da Bayer Leverkusen'i mağlup ettiği sezonda olmak üzere, Şampiyonlar Ligi'nde üç kez mutlu sona ulaştı. Real Madrid'in o şampiyon kadrosundan yalnızca Michel Salgado, Raul ve Iker Casillas, İspanyol kulüp için oynamaya devam ediyor.

30. Real Madrid, La Liga'daki 31 şampiyonlukla da bu alanda açık ara en iyisi. Kulübün müzesinde ayrıca 17 adet Copa Del Rey bulunuyor.

31. Real Madrid, geçtiğimiz sezon ikinci Villarreal'in 10; üçüncü Barcelona'nın da 20 puan önünde La Liga Şampiyonluğu'na ulaşmıştı.

32. Real Madrid, son 12 sezondur Şampiyonlar Ligi'nde yer alıyor. Toplamdaki karşılık ise 13.

33. Real Madrid, son dört sezondur Şampiyonlar Ligi'nde gruptan çıkmasına karşın Çeyrek Final oynayamıyor. 2005 yılında Juventus'a elenen İspanya temsilcisi, devam eden sezonlarda Arsenal, Bayern Münih ve Roma tarafından Kupa dışına itildi.

34
. Real Madrid, Şampiyonlar Ligi H Grubu'nda 12 puan toplamasına karşın averajla lider Juventus'un ardından ikinci sırada kaldı. İspanyollar, Juventus'a karşı iki maçı da kaybettiler. Diğer maçlardan ise tulum çıkarmayı başardılar.

35. Real Madrid, Santiago Bernabeu'de İngiltere takımlarına karşı oynadığı dokuz karşılaşmada bir mağlubiyet aldı. Üç sezon önce (yine bu turda), Thierry Henry'nin tek golü Arsenal'e 1-0'lık galibiyeti getirmişti.

36. Real Madrid deplasmanında başı önde ayrılan İngiltere takımları: Manchester United (dört defa), Ipswich Town, Derby County, Tottenham Hotspur ve Leeds United.

37
. Real Madrid, Juande Ramos ile çıktığı ilk maçta Barcelona'ya 2-0 kaybettikten sonra oynadığı dokuz karşılaşmadan 27 puan çıkarmayı başardı. Madrid'in bu performansı, lider Barcelona ile farkın 7 puana kadar inmesini sağladı.

38. Son yedi maçında 20 gol atmayı başaran Real Madrid, son 15 resmi karşılaşmanın yalnızca birinde rakip ağları havalandıramadı.

39. Sezonun ilk bölümünde 13 maç arka arkaya gol yiyen Real Madrid, La Liga'daki son 9 maçta kalesinde yalnızca iki gol gördü.

40. Real Madrid, Aralık ayında Sevilla'ya 4-3 kaybettikten sonra evinde oynadığı son yedi La Liga maçından 21 puan çıkarmayı başardı.

41. Juande Ramos, Tottenham Hotspur'daki kısa menajerlik kariyerinde Liverpool ile 2007-08 Sezonu'nun son maçında karşılaşmış ve Liverpool, White Hart Lane deplasmanında 2-0 kazanmıştı.

42. Juande Ramos, Sevilla'daki teknik adamlık kariyerinde ise 2006 UEFA Kupası Finali'nde Middlesbrough; 2007 UEFA Kupası Çeyrek Finalleri'nde de Tottenham Hotspur'u mağlup etmeyi başarmıştı.

43
. Real Madrid'in yedek kalecisi Jerzy Dudek, Liverpool için 186 maça çıktı. Altı sezonluk Anfield Road kariyerinde 38 defa Avrupa Kupaları'nda forma giyen Polonyalı'nın zirve yaptığı gece ise 2005 yılında İstanbul'da düzenlenen Şampiyonlar Ligi Final maçıydı.

44. 2007 Şampiyonlar Ligi Yarı Finalleri'nde Liverpool, Chelsea'yi seri penaltı atışları sonrasında Kupa dışına iterken şimdilerde Real Madrid'in en büyük kozu olan Arjen Robben'in bir penaltısı Liverpool kalecisi Pepe Reina tarafından kurtarılmıştı.

45
. Real Madrid'in Alman savunmacısı Christoph Metzelder, 2001 yılında Borussia Dortmund formasıyla Liverpool'a karşı bir Şampiyonlar Ligi maçında mücadele etmişti.

46. Real Madrid'den Fernando Gago ve Liverpool'dan Javier Mascherano, 2008 yılında ülkeleri Arjantin'e Olimpiyat Altın Madalyası kazandırırlarken orta sahada beraber görev yapıyorlardı.

47. Real Madrid'in sembol ismi Raul, Şampiyonlar Ligi Tarihi'nin en golcü oyuncusu. Şampiyonlar Ligi'nde 121 defa forma giyen İspanyol, rakip ağları toplam 64 kez havalandırmayı başardı. Raul, yakın zamanda da Alfredo di Stefano'nun 308 gollük rekorunu geçerek Real Madrid Tarihi'nin en skorer oyuncusu olmayı başardı. Raul'ün Real Madrid formasıyla çıktığı 686 karşılaşmada 311 golü bulunuyor.

48. 2005 Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finalleri'nde Liverpool, Anfield Road'da Juventus'u 2-1 mağlup ederken İtalya temsilcisinin golü şimdilerde Real Madrid savunmasında görev yapan Fabio Cannavaro'dan gelmişti.

49
. Real Madrid'in Avrupa Kupaları'nda iç sahadaki en farklı mağlubiyeti, Şubat 2000'de Bayern Münih'e kaybedilen 4-2'lik skorun ardından gerçekleşmişti.

50. Real Madrid'in bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde oynadığı maçlarda İspanya takımı adına dört ayrı oyuncu gol atmayı başardı - Raul, van Nistelrooy, Robben ve Ramos.

27 Mayıs 1981: Real Madrid v Liverpool, 0-1

27 Mayıs 1981.

Yirminci yüzyılın Avrupa Kupaları'ndaki en başarılı iki ekibinin resmi anlamdaki ilk ve son karşılaşmalarının gerçekleştiği tarih. Yer Parc des Princes, Paris. Şampiyon Kulüpler Kupası Finali. Liverpool ve Real Madrid. Organizasyonun düzenlendiği ilk beş sezonun tamamında şampiyonluğu kimselere kaptırmayan Real Madrid ve son dört sezondur Kupa'yı kazanan İngiliz temsilcilerinin arasındaki en kuvvetli ekip Liverpool.

Liverpool'un hızlı olduğu zamanlar. 1976-77 Sezonu'nda Stadio Olimpico'da Borussia Moenchengladbach'a karşı alınan 3-1'lik galibiyet ve 1977-78 Sezonu'nda Wembley'de 1-0'lık skorla safdışı bırakılan Club Brugge sonrası kupaya uzanan Liverpool, 1980-81 Sezonu'nda da Real Madrid'e üstünlük sağlayarak Şampiyon Kulüpler Kupası'nı üç defa kazanan ilk İngiliz takımı olmayı amaçlıyor. Zira, aradaki iki sezonda Nottingham Forest, önce Malmö ve daha sonra da Hamburg'u 1-0'lık skorlarla mağlup ederek iki kez en büyük Kupa'ya ulaşmayı başarmıştır. Bu anlamda Liverpool, Kupa'ya ulaşması halinde hem Nottingham Forest'in önüne geçecek, hem de Kupa'nın arka arkaya beşinci sezonda da İngiltere'de kalmasını sağlayacaktı.

İngiliz ve İspanyol ekipleri, o sezon içerisinde, ilk kez karşılaşmıyorlardı birbirleriyle. 1981 yılının Mart ayında İspanya, Wembley'i bir dostluk maçı için ziyaret etmiş ve sahadan 2-1'lik galibiyetle ayrılarak Ada medyasında büyük yankı uyandırmayı başarmıştı. Hiç kuşku yok ki, akılda kalan bazı isimler vardı.

Liverpool, favori olarak kabul ediliyordu. Ama Real Madrid'in kadrosunda da oldukça önemli isimlerin bulunduğu bir gerçekti. 1970'li yılların efsane Borussia Moenchengladbach takımının liderlerinden Alman orta saha oyuncusu Uli Stielike, 1968 yılında girdiği Real Madrid camiasındaki 14. yılını kutlayan defansif orta saha oyuncusu Vicente Del Bosque, ''One Club Man'' sol bek Jose Antonio Camacho, Mart ayında Wembley'de oynadığı futbolla İngilizleri büyüleyen Juanito ve tabii ki doğduğu yer Santillana del Mar'ın gururu Carlos Alonso Gonzalez. Nam-ı diğer, Santillana.

Böylesi yıldızların boy göstereceği bir maçtı, Real Madrid ve Liverpool arasındaki. Real Madrid, La Liga'da arka arkaya şampiyon olurken Liverpool; Alan Kennedy, Phil Thompson, Kenny Dalglish, Sammy Lee ve Graeme Souness'lı kadrosuyla Avrupa'da hızlı yükselişini sürdürüyordu. Birkaç sene sonrasının en büyük Liverpool efsanelerinden biri olacak Ian Rush, Anfield Road'daki ilk günlerini yaşarken. Liverpool favoriydi, ama Real Madrid'in Avrupa Kupaları karakteri de yabana atılacak gibi değildi. Yine de Liverpool, rakibinin uyguladığı adam adama savunmayı nasıl geçeceğini biliyor olmalıydı. Liverpool menajeri Bob Paisley'nin belli formülleri vardı. Kısa paslarla kırmak istiyordu Liverpool, Real Madrid'in direncini.

Liverpool: Clemence; Neal, Thompson, Hansen, A Kennedy; Lee, McDermott, Souness, R Kennedy, Dalglish (Case 87), Johnson.

Real Madrid: Agustin; Garcia Cortes (Pineda 87), Garcia Navajas, Sabido, Camacho; Del Bosque, Angel, Stielike; Juanito, Santillana, Cunningham.

Referee: Mr Karoly Palotai (Hungary)
Att: 48,360
Man of the Match: Alan Kennedy - Returned from injury to put in a match-winning performance.

Graeme Souness, koşularıyla rakip savunmanın arasına girecekti. Sammy Lee, sağ kanattaki etkinliği ile Real Madrid'i bıktıracak; savunmanın kanatlarında görev yapan Phil Neal ve Alan Kennedy, sürekli hücuma destek verirken Phil Thompson ile Alan Hansen da muhtemel Real Madrid ataklarını savuşturmak adına savunmada sabit kalacaklardı. Liverpool'un geleneksel oyun yapısının dayandığı 2-3-5 dizilişi gibi. Tabii, daha çok topun rakipte olmadığı anlarda.

Karşılaşmanın ilk yarısında etkili olan taraf, beklendiği gibi Liverpool'du. Kenny Dalglish, Garcia Cortes'in markajı altında olmasına karşın Real Madrid adına büyük tehlikeydi. Cortes'ten sıyrılıp önemli pozisyonlara girmeyi beceriyordu. Ama ikinci yarıda sistem değişmişti. Liverpool, oyunu tamamen domine ettiği birinci devrenin ardından daha çok 10 numara Terry McDermott'un yaratıcı paslarını gözler oluyordu. Bu bölümde en net fırsat, 60. dakikada gelecekti Liverpool'un ayağına. Real Madrid kalecisi Agustin, Alan Kennedy'nin ayağından çıkan topu kontrol edememiş ve ikinci pozisyonda McDermott, iyi bir orta yapmıştı. Ceza sahası içerisinde bulunan ve Garcia Cortes tarafından kontrol edilen Dalglish'in yapması gereken, markajını oyun dışı bırakıp aksiyonu gol ile tamamlamak olmalıydı. Ama yalnızca ilk kısım gerçekleşince skordaki denge bozulmuyordu.

Real Madrid, Liverpool'un kaçırdığı pozisyonların ardından moral kazanabilirdi. Kırmızılar'ın gösterdiği dominasyona karşın Real Madrid'de tüm görüntüyü değiştirebilecek kadar iyi performans gösteren bir isim vardı: Juanito.

İki ay önce Wembley'de İspanya formasıyla göz dolduran Juanito, bu kez Paris'te takımı Real Madrid'i ayağa kaldırmaya çalışıyordu. Liverpool savunmasını zora sokacak bir pas atmıştı bile Juanito, 60. dakikada değerlendirilemeyen pozisyonun dönüşünde. Ne var ki; Liverpool savunmasında Alan Hansen, topla buluşan Jose Antonio Camacho'nun durumunu bozacak ve kaleci Ray Clemence ile de sıkıntı sona erecekti. Real Madrid'in bir diğer planı, İngiliz golcü Laurie Cunnigham'ı devre sokmak olmalıydı. Bir yerde kullanmaları gerekiyordu en azından.

O gece, Real Madrid'in en tecrübesiz oyuncularının bulunduğu bölge, savunmaydı. Rafael Garcia Cortes, Antonio Garcia Navajas ve Andres Sabido. Daha sonra, sırra kadem basacakları zaten. Liverpool, futbolun ince yanlarından sonuçlar çıkarmaya çalışmış ve son derece de güzel bir oyun sergilemişti tüm maç boyunca. Ama dakikalar artık 80'e dayanmasına karşın galibiyet golü de bir türlü gelmiyordu. Real Madrid savunmasını geçmenin yolunu bulamamıştı henüz Liverpool. Bu esnada, Real Madrid'den Juanito ve Liverpool'dan Souness, taç çizgisinde bir top için mücadele ediyorlardı. Liverpool, sol kanatta ceza alanına paralel bölgede taç atışı kazandı. 80 dakika boyunca rakibini çeşitli planlar doğrultusunda geçmeye çalışan Liverpool adına yeni bir yol açılmıştı.



Ray Kennedy, atışı kullandı. Ceza alanının sol çaprazına doğru hızlı bir giriş yapan Alan Kennedy, göğsünde taşıdğı topla Real Madrid'in üç savunmacısını oyundan düşürerek çizgiye indi ve sol ayağıyla uzak köşeye gönderdi.

Liverpool, Alan Kennedy'nin tek golüyle Paris'te Şampiyon Kulüpler Kupası'ndaki üçüncü şampiyonluğunu kutladı. Bu başarıyı gösteren ilk İngiliz kulübü oldu. Dahası, İngiliz kulüplerinin Kupa'daki serisini beş yıla çıkarırken bir sonraki sezon Aston Villa'nın Bayern Münih'i 1-0 mağlup ettiği 1982 Finali'nin ardından oluşacak altı senelik dominasyonun da yolunu açtı. 28 Mayıs 1981 sabahı, The Guardian'ın başlığı ilgi çekiciydi: ''Liverpool kept in the family!''

27 Mayıs 1981 sonrası. 25 Şubat 2009. Yirminci yüzyılın Avrupa Kupaları'ndaki en başarılı iki takımı karşı karşıya geliyor. Real Madrid, Liverpool'dan rövanşı almak isteyecektir. Ve bunun için hiç de formsuz sayılmazlar.

UEFA Şampiyonlar Ligi'nde 2. Tur - # 2



Şampiyonlar Ligi 2008-2009 Sezonu'nda İkinci Tur ilk maçları, bu akşam oynanacak sekiz karşılaşma ile tamamlanıyor.

Gecenin en flaş eşleşmesi, Real Madrid ve Liverpool arasında. Real Madrid, Juande Ramos ile bu sezon hiç olmadığı kadar formda. Tottenham macerası hayalkırıklığıyla noktalanan Ramos, Real Madrid ile kendini İngilizlere hatırlatmak isteyecektir. Devre arasında takıma katılan Lassana Diarra ve Klaas Jan Huntelaar ikilisi arasındaki tercihten çıkan isim Diarra olmuştu. Sakatlıkları nedeniyle sezonu kapatan Ruud van Nistelrooy, Ruben de la Red ve Mahamadou Diarra'nın yerine Şampiyonlar Ligi kadrosuna alınan diğer isimler: Julien Faubert, Dani Parejo ve Adam Szalai.

İngiliz kulüpleriyle Santiago Bernabeu'da oynadığı dokuz Avrupa Kupası maçında yalnızca 21 Şubat 2006'da 1-0'lık skorla Arsenal'e mağlup olan Real Madrid'de Wesley Sneijder ve Arjen Robben'in sakatlıkları tamamen geçti. Liverpool karşısında Hollandalı iki oyuncunun da ilk 11'de yer alması bekleniyor. Hafif sakatlığı bulunan Guti, maç kadrosunda; fakat maça başlaması şüpheli. Michel Salgado, maç eksikliği nedeniyle Liverpool'a karşı forma giyemeyecek. 6-1'lik Real Betis karşılaşmasından hafif ağrılarla çıkan Gabriel Heinze ve Fabio Cannavaro özelindeki beklentiler de ilk 11'de oynamaları yönünde. Kalede Iker Casillas. Sergio Ramos, Pepe, Cannavaro ve Heinze şeklinde bir defans dörtlüsü. Robben, Lass, Gago ve Sneijder'li orta saha. Raul ve Higuain forveti. Real Madrid'in Liverpool karşısındaki muhtemel 11'i.

Real Madrid v Liverpool
Santiago Bernabeu
25 Şubat 2009 Çarşamba, 21:45

Premier League'de lider Manchester United'ın yedi puan arkasına düşen Liverpool'da Rafael Benitez, ülkesine dönüyor. Liverpool ile sözleşme yenilemedikten sonra adı sıkça eski kulübü Real Madrid ile adı anılan Benitez'in yolu, bir gün mutlaka Santiago Bernabeu'dan geçecektir. İspanya'ya yaptığı son dört ziyaretten evine oldukça mutlu dönen Liverpool'da Benitez, bir beşincisi için hazırlıklarını tamamlamış olmalı. Zira, Liverpool'un İspanya deplasmanlarındaki son mağlubiyeti, 17 Eylül 2002'de Benitez'in takımı Valencia'ya karşı alınan 2-0'lık skorla gelmişti.

Liverpool'da gündem Steven Gerrard. FA Cup 4. Turu'nda Everton'a karşı oynanan tekrar maçının 15. dakikasında sakatlanarak saha kenarına gelen Steven Gerrard, Real Madrid müsabakasının kadrosuna alındı. ''Stevie, kadroda olacak'' diyor, Rafael Benitez. ''Antrenmanda yer aldı, herhangi bir sorunu yok.'' İspanyol orta saha oyuncusu Xabi Alonso'nun cezası sona erdi; diğer iki İspanyol Alvaro Arbeloa ve Albert Riera, sarı kart görmeleri halinde Anfield Road'daki rövanş maçında forma giyemeyecekler. Savunmada Daniel Agger sakatlığı nedeniyle Madrid'e götürülmedi. Jamie Carragher ve Martin Skrtel olacaktır bu bölgede. Alternatif ise Sami Hyypia. Liverpool'un nasıl bir kadro ile çıkacağı merak konusu. Gerrard, kulübede başlayabilir. Kalede Pepe Reina. Arbeloa, Carragher, Skrtel, Dossena. Benayoun, Mascherano, Xabi Alonso, Riera. Fernando Torres ve Kuyt. Liverpool'un muhtemel 11'i.

Kuralar çekildiğinde oynansaydı bu maç, farklı yorumlar olacaktı elbette. Liverpool, yine beraberlik koparmaya çalışacaktır; ama formda olan taraf Real Madrid.

Bir anlamlı eşleşme de Stamford Bridge'de. Rus iş adamı Roman Abramovich, geçtiğimiz hafta Brezilyalı menajer Luiz Felipe Scolari'yi görevden aldı. Sondan başa dönelim. Luiz Felipe Scolari, Avram Grant, Jose Mourinho ve Claudio Ranieri. Abramovich'in beraber çalıştığı ilk menajer İtalyan Ranieri olmuştu. Ranieri, şimdi Juventus'un başında. ''Ranieri hayatıma girmeseydi, buralarda olamazdım'' diyor, Chelsea Kaptanı Frank Lampard. ''Kendisine hem iyi bir menajer, hem de iyi bir insan olduğu için sonsuz saygı duyuyorum.'' Lampard, 11 milyon £ karşılığında West Ham United'dan Chelsea'ye geçerken menajerlik koltuğunda Claudio Ranieri oturuyordu.

İtalyan teknik adam, dört sezon süren Chelsea macerasında tek kupa kazanamamasına karşın Chelsea taraftarları tarafından çok sevilmiş ve 2004'te görevden alınması yoğun tepkiyle karşılanmıştı. Ranieri, artık ülkesinde. Juventus ile devam ediyor kariyerine. Ve önündeki ilk engel Chelsea. Hafta sonu Palermo deplasmanında dinlendirilen Alessandro Del Piero, geri dönüyor. İleri ikilide Brezilyalı Amauri'nin partneri olacak, İtalyan yıldız. Dizindeki sakatlığın üstesinden gelen David Trezeguet de kadroda. Jonathan Zebina, Dario Knezevic, Paolo De Ceglie ve Cristiano Zanetti çeşitli nedenlerle İngiltere'ye götürülmediler. Savunmadaki eksik, Palermo maçında forma şansı bulan Georgio Chiellini ile kapatılmaya çalışılacak. Buffon. Grygera, Chiellini, Mellberg, Molinaro. Camoranesi, Tiago, Sissoko, Nedved. Del Piero ve Amauri. Juventus'un Chelsea karşısındaki muhtemel 11'i.

Chelsea v Juventus
Stamford Bridge
25 Şubat Çarşamba, 21:45

Chelsea, Scolari'nin ardından yoluna sezon sonuna kadar Guus Hiddink ile devam etme kararı aldı. Hollandalı menajer, Chelsea'nin başındaki ikinci resmi maçına çıkacak. Hafta sonu, Premier League'deki en zorlu deplasmanlardan biri olan Villa Park'tan 1-0'lık galibiyetle dönen Chelsea'de Hiddink, taktik zekasını Juventus önünde de kullanmak durumunda. İtalyan takımlarına karşı Stamford Bridge'de oynadığı yedi Avrupa Kupası maçında yalnızca bir kez mağlup olan Chelsea, altıncı galibiyetini almak adına sahaya çıkacak bu gece.

Avrupa Kupaları'nda 150. maçı Chelsea'nin. Ciddi sakatlıklar bulunmuyor. Michael Essien'in uzun süreli sakatlığını görmezden gelirsek. Yalnızca Ricardo Carvalho. Ağrıları azalmasına karşın riske edilmeyecek. Savunmada John Terry'nin partneri, bir kez daha Brezilyalı Alex. Terry'nin dikkatli olması gerek. Bu gece sarı kart görmesi halinde, İtalya'daki rövanşta forma giyemeyecek. Nicolas Anelka ve Didier Drogba forvet ikilisine devam. Premier League'de en çok gol atan isim olan Anelka, Villa Park'ta da galibiyeti getiren adamdı. Didier Drogba ise, Şampiyonlar Ligi'ndeki 50. maçına hazırlanıyor. Daha önce oynadığı 49 maçta 24 golü bulunan Drogba, 1/2 oranını yakalamak isteyecektir. Petr Cech. Bosingwa, Alex, Terry, Ashley Cole. Mikel, Ballack, Lampard. Kalou, Anelka ve Drogba. Chelsea'nin Juventus karşısındaki muhtemel 11'i.

Claudio Ranieri, Stamford Bridge'e dönüyor. Ama Hiddink ve Chelsea, bir adım önde. Tabii; Del Piero, duruma itiraz etmezse.

İspanya'nın bir diğer temsilcisi Villarreal'in ilgi çekici bir ikon olduğunu daha önce konuşmuştuk. Avrupa Kupaları'nda yıllardır sergilediği istikrarlı performansa rağmen Şampiyonlar Ligi 2. Turu'nda yolu en fazla gözlenen takım olur her daim, rakipler tarafından. Yine öyle oldu. Ama durum biraz farklı. Bu defa favori olan taraf, Villarreal. Sakatlıklar peşlerini bırakırsa tabii. Gonzalo Rodriguez ve Guille Franco sakat. Dahası; milli sol bek Joan Capdevilla da aynı sebepten dolayı yok. Bu bölgenin alternatifi Angel maça yetiştirilmeye çalışıyor. Robert Pires ve Nihat Kahveci'nin de durumları şüpheli.

Villarreal v Panathinaikos
El Madrigal
25 Şubat 2009 Çarşamba, 21:45

Grup maçları aşamasında, Guiseppe Meazza deplasmanında aldığı 1-0'lık galibiyetle sezonun en büyük sürprizlerinden birini yapmayı başaran Panathianikos, El Madrigal'e moralli geliyor. Hafta sonu, Yunan Ligi'nde Panionios'u 2-1 mağlup ederek son 10 lig maçındaki 7. galibiyetini alan Panathinaikos, Villarreal karşısında en fazla Avrupa karakterine güveniyor olmalı. Takımın önemli oyuncularından Giannis Goumas, dizindeki sakatlık nedeniyle kadro yok. Loukas Vintra ve Marcelo Mattos diğer eksikler. İspanya deplasmanlarındaki son dokuz maçından mağlubiyetle ayrılan Panathinaikos, Gilberto Silva önderliğinde yeni bir sayfa açmak isteyecektir.

Villarreal, favori; ama ciddi eksikleri de var. Panathinaikos'un Inter deplasmanında oynadığı oyun ve aldığı galibiyeti hatırlayalım. Göründüğü kadar kolay bir maç değil Villarreal adına.

Chelsea, Real Madrid, Arsenal ve Inter gibi grup ikincileri arasında oldukça cazip bir rakip olabilirdi, Sporting Lizbon. Bekleyenler vardı. Bayern Münih de bunlardan biriydi kuşkuşuz. Hafta sonu Lizbon Derbisi'nde Benfica'yı 3-2 mağlup eden Sporting, keyifli. Benfica maçına dair sıkıntı veren tek haber ise, Helder Postiga'nın sol dizinden sakatlanması. 26 yaşındaki oyuncunun üç hafta sahalardan uzak kalacağı açıklandı. Rui Patricio, Miguel Veloso ve Adrien Silva diğer eksikler. Buna rağmen Sporting Lizbon'un oldukça formda bir forvet hattı var. Tiago. Pedro Silva, Tonel, Anderson Polga, Grimi. Rochemback, Izmaylov, Vukcevic, Joao Moutinho. Liedson ve Derlei. Bayern Münih karşısındaki muhtemel 11'i Sporting Lizbon'un.

Sporting Lizbon v Bayern Münih
Jose Alvalede
25 Şubat Çarşamba, 21:45

Bundesliga'da oynadığı son dört maçta üç mağlubiyet alan ve tek galibiyetini de Borussia Dortmund karşısında 87. dakikadan sonra bulduğu gollerle elde edebilen Bayern Münih, ayağa kalkmak zorunda. Aksi halde, Jurgen Klinsmann'ın işi daha da zorlaşabilir. Hafta sonu Köln karşısında aşil tendonundaki sakatlık nedeniyle forma giyemeyen Luca Toni, Jose Alvelade'deki sınavda takımını yalnız bırakmayacak. Yine Köln karşısında dinlendirilen Brezilyalı savunmacı Lucio'nun da geri dönmesi bekleniyor. Bir diğer değişiklik ise Hamit Altıntop ve Bastian Scheweinsteiger arasında. Hamit, 11'de başlayabilir. Rensing. Oddo, Lucio, Demichelis, Lahm. van Bommel, Ze Roberto, Hamit, Ribery. Klose ve Toni. Bayern Münih'in Sporting Lizbon karşısındaki muhtemel 11'i.

Sporting Lizbon, evinde iyi maçlar çıkarıyor. (Barcelona maçını saymayalım.) Bayern Münih, formsuz; ama bir Alman. Bu anlamda, beraberlik hiç de uzak gibi değil.

24 Şubat 2009 Salı

UEFA Şampiyonlar Ligi'nde 2. Tur - # 1



Şampiyonlar Ligi 2008-2009 Sezonu'nda İkinci Tur ilk maçları, bu akşam oynanacak dört karşılaşma ile başlıyor.

Gecenin maçı, Guiseppe Meazza Stadı'nda. Anorthosis deplasmanındaki felaket savunma anlayışı. İtalya'daki Panathinaikos maçı öncesi Jose Mourinho'nun rakibi küçümseyen açıklamaları. Ve en sonunda, Werder Bremen karşısındaki mağlubiyet. Inter, Şampiyonlar Ligi B Grubu'nda üç maçtan yalnızca bir puan (Anorthosis, 3-3) çıkarabilince ikinci sıraya düşmüş ve İkinci Tur'da Manchester United ile eşleşmişti. Geri sayım sona erdi. Jose Mourinho ve Sir Alex Ferguson'ın takımları, İtalya'da birbirlerine rakip oluyorlar.

Manchester United, Premier League'de Liverpool'un yedi puan önünde lider durumda. Ama bu gece, kendilerine İngiltere'de zirveyi getiren formüldeki eksikleri bir şekilde ikame etmek zorundalar. Nemandja Vidic, Dünya Kulüpler Şampiyonası Finali'nde LDU Quito ile oynanan maçta gördüğü kırmızı kart nedeniyle cezalı. Alternatif Jonny Evans da hafta sonu Blackburn Rovers'a karşı ayak bileğinden sakatlandı. Sakatlar listesine Gary Neville ve Wes Brown'u da ekleyelim. İkili maç kadrosunda yer almıyorlar. John O'Shea ise, topuğundaki rahatsızlığa karşın kadroda. Ferguson, savunmadaki sorunun üzerinden genç Brezilyalı Fabio da Silva ile gelmeye çalışacak.

Internazionale v Manchester United
Guiseppe Meazza
24 Şubat 2009 Salı, 21:45


Inter savunmasında da eksikler var. Walter Samuel ve Marco Materazzi gibi iki sert oyuncu, sakatlıklar nedeniyle Manchester United karşısında forma giyemeyecek. Patrick Vieira ve Luis Jimenez de Mourinho tarafından maç kadrosuna alınmadılar. Mourinho, kendisinden önce görev yapan Roberto Mancini'nin Serie-A'daki üç şampiyonluğa karşın, Inter kariyerine neden devam edemediğini iyi biliyor olmalı. Müthiş bir taktik maçı. Inter'de Zlatan Ibrahimovic'in yanında Adriano başlayacaktır. Orta dörtlüde Javier Zanetti, Esteban Cambiasso, Dejan Stankovic ve Sulley Muntari. Geride ise Maicon, Christan Chivu, Nelson Rivas ve Davide Santon. Kalede tabii ki, Julio Cesar.

Maç yorumu, David Beckham'dan. ''Bir Manchester United taraftarı olarak, maçı takımımın kazanmasını istiyorum. Bir Milan oyuncusu olarak da yine Manchester United'ın kazanmasını istiyorum.'' Karşılıklı hamleler göreceğiz, Mourinho ve Ferguson'dan. İki takımın savunmasında da eksikler var. Ibrahimovic, Adriano, Ronaldo, Giggs ve Berbatov gibi golcüler de söz konusu.

Sıkı maç olacaktır. Ama ilk ayak için, Mourinho avantajıyla Inter, bir adım önde.

Sezon boyunca ciddi sakatlıklarla yüzleşmek durumunda kalan Arsenal, Roma karşısındaki maç öncesinde de benzer sıkıntılar yaşıyor. Theo Walcott, Emmanuel Adebayor ve Eduardo da Silva, Emirates'teki mücadelede takımlarına yardımcı olamayacaklar. Arsene Wenger'in elindeki tek hücum kozu, Robin van Persie. Çeşitlilik adına sakatlıktan dönen Abou Diaby, forma giyebilir. Devre arasında Zenit'ten transfer edilen Andrey Arshavin, statü gereği maç kadrosunda yok. Tomas Rosicky ve Cecs Fabregas da sakatlıkları nedeniyle sahada olmayacaklar. Eboue, Denilson, Song ve Nasri'li bir orta saha olabilir.

Arsenal v AS Roma
Emirates
24 Şubat 2009 Salı, 21:45

Roma'da Francesco Totti, maç kadrosunda. İtalyanlar için son derece iyi bir haber. Rodrigo Taddei ve Julio Baptista hücum tarafındaki diğer kozlar. Baptista'nın bir dönem kiralık olarak forma giydiği Arsenal'e karşı mücadele edeceğini de hatırlatmış olalım. Savunmada Cicinho ile Juan'ın oynaması şüpheli. Bu senaryoda, yerlerine Marco Motta ve Simone Loria'nın görev yapması bekleniyor. Roma'nın İngiliz deplasmanlarındaki başarısız sonuçlarının altından kalkabilmesi adına önemli bir eşleşme. Francesco Totti ve Daniele de Rossi'nin liderliklerine ihtiyacı olacaktır, İtalyan temsilcisinin. Özellikle de Totti. İngiliz ekiplerine karşı 10 maçta gol için uygun zamanı henüz bulamadı.

Savunmaların öne çıkacağı bir maç. Golsüz beraberlik bile olabilir. Ev sahibi Arsenal, tüm eksiklerine rağmen avantajlı.

Olympique Lyonnais adına keyifli geçen bir sezonun ardından Şampiyonlar Ligi'nde devam etmek için dev bir sınav. Yıllardır çözülemeyen denklem. Rakip Barcelona. Hafta sonu oynanan Nancy maçında, Benzema, Juninho Pernambucano, Fabio Grosso ve Kader Keita'yı dinlendiren Lyonnais teknik direktörü Claude Puel, tehlikenin farkında. Savunmacılar Clerc ve Anthony Reveillere maç kadrosunda yoklar. Lamine Gassama ile John Mensah yerlerine forma giyecek isimler.

Olympique Lyonnais v FC Barcelona
Stade de Gerland
24 Şubat 2009 Salı, 21:45

Barcelona'da bir dönem Olympique Lyonnais takımı için oynayan Eric Abidal, sakatlığı nedeniyle Stade Gerland'a çıkamayacak. Gabriel Milito ve Andres Iniesta yine yoklar. Sergio Busquets ve Seydou Keita ikilisinden biri, orta sahada Yaya Toure ile Xavi'nin yanına gelebilir. La Liga'da 22 hafta sonraki ilk mağlubiyetini Espanyol karşısında alan Barcelona'da Lionel Messi, Samuel Eto'o ve Thierry Henry üçlüsü, sahada olacaklar. Espanyol yenilgisinin ardından Barcelona'nın ne şekilde bir reaksiyon göstereceği önemli. Barcelona adına sürpriz katkı, bir kez daha Daniel Alves'ten gelecektir.

Barcelona, tekrar ayağa kalkmak isteyebilir. Ama Lyonnais da kolay teslim olmayacaktır. Beraberlik çıkabilir, Gerland'dan.

Şampiyonlar Ligi'nde Fenerbahçe'nin grubundan lider olarak çıkan Porto, İkinci Tur'daki ilk maç için Atletico Madrid deplasmanında. Paços de Ferreria maçında sakatlanan Freddy Guarin ve Fucile maç kadrosunda yoklar. Aynı karşılaşmada dizindeki rahatsızlık nedeniyle kısa süre forma giyebilen Lucho Gonzalez ise geri dönüyor. Lisandro Lopez, Hulk ve Cristian Rodriguez ileri üçlüde.

Atletico Madrid v Porto
Vicente Calderon
24 Şubat 2009 Salı, 21:45

Atletico Madrid'de Sevilla maçında elmacık kemiği kırılan Kolombiyalı savunma oyuncusu Luis Perea bir ay yok. Orta saha oyuncuları Ever Banega ile Luis Garcia, Atletico Madrid'in diğer eksikleri. İyi haberler de var. Sevilla maçının önemli bölümünü kenardan izleyen Sergio Agüero, maç kadrosunda. Sağ bek Giourkas Seitaridis da geri dönüyor. Maxi Rodriguez ve Diego Forlan, ev sahibi ekibin diğer güçlü kozları. Vicente Calderon sakinleri adına son derece önemli bir maç. Sezon boyunca yaşanılan tüm sorunlar, Porto'nun elenmesi halinde çözüme kavuşabilir.

Atletico Madrid, ilk maç için avantajlı gözüküyor. Tur için fazlası gerekiyor.

23 Şubat 2009 Pazartesi

Kaptan Uğur Geri Dönüyor!



Galatasaray'ın mevcut kadrosundaki altyapı oyuncuları arasından çıkabilecek tek Kaptan!
Çok özledik, hâlâ bekliyoruz.

21 Şubat 2009 Cumartesi

Avrupa Liglerinin En ''İki Yüzlü'' 10 Takımı



Herhangi bir spor dalında, iç saha avantajı diye bir kavramın ne şekilde ortaya çıktığı hep merak konusu olmuştur.

Yıllar önce, bu konu üzerine kafa yoran bilim adamlarının sonuca ''erkeklik hormonu'' başlığından ulaştığını okumuştum. Daha basit açıklamalar, genel olarak ''alışkanlık'' ve ''aidiyetlik'' gibi kelimelerle yapılabilir. Ama gerçektir. Ev sahibi olmak, mutlaka bir avantajdır. Marjinal hikayeler olsa da.

Son günlerde, Türkiye'de de Bordeaux'dan 0-0'lık eşitlikle dönen Galatasaray'ın aslında iyi bir skor yakalayamadığı ve turun ortada olduğu konuşuluyor. İkinci kısım doğru olabilir; ama ''ev sahibi avantajı'' unutuluyor olsa gerek. Tabii; dayanak noktası, Bordeaux'nun deplasmanlarda çok daha iyi performanslar sergiliyor olması. Böyle de bir efsane yayıldı, kısa süre içerisinde. Ama farklı konulardır, bunlar. Perşembe gününden önce kesinlikle bahsedilir. Dönelim başa, ''ev sahibi avantajı'' klişesine.

Güney Amerika'nın yüksek bölgelerinde rakiplerini ağırlayan takımlar, Brezilya ve Arjantin gibi büyük favorileri yenerlerken de konuşuluyordu söz konusu başlık. Daha sonra; FIFA'nın belli bir seviyeden yüksek stadyumlarda futbol maçı oynanmasına izin vermeyeceği haberleri çıktı. Bunun gibi örnekler var. Ülkemizdeki Sivas ve Sivasspor gerçeği de ilişkili aslında konuştuğumuz konuyla. Bir zamanlar, NBA'de Salt Lake City'nin stratejik konumunu son derece başarılı şekilde kullanan Utah Jazz gibi. Jazz, iç saha maçlarında önüne geleni devirirken düşük rakımlı deplasmanlarda zorlanıyordu. Bir bakıma, ''çift karakterli bir takım'' olup çıkıyordu.

Jazz yalnız değil. ''Çift karakterli takım'', artık bir klişe. Ve futbolda da birçok örneği var. Bu anlamda, Avrupa Ligleri'nde iç saha ve dış sahadaki görüntüsü arasında en fazla fark olan 10 futbol takımını inceleyebiliriz. Eğlenceli olacağını düşünüyorum.

* Parantez içerisinde yer alan ilk oran, iç sahada toplanılan puanların mümkün olan puanlar önündeki karşılığıdır. İkinci oran ise, dış saha tarafının örneğidir.

10. Fulham FC, İngiltere (%72,72 ve %15,38): Premier League'de Fulham'ın Craven Cottage performansı, başlığa direkt giriş yapabilecek cinsten. 2008-09 Sezonu'nda iç sahada 11 defa rakiplerini konuk eden Fulham, ortadaki 33 puandan 24'ünü kazanarak toplamda %72,72 gibi bir oran yakalamış durumda. Söz konusu 11 maçta yalnızca bir kez sahadan mağlup ayrılan Fulham, deplasmandaki 13 maçta ise henüz kazanamadı. Dış sahada toplanılan 6 puanın tamamı, beraberliklerden geldi. 72,72 ve 15,38. Aradaki fark: %57,34.

9. FK Pribrom, Çek Cumhuriyeti (%62,96 ve %4,76): 2006-07 Sezonu'nda Gambrinus Liga'ya veda ederken deplasmanda tek maç bile kazanamayan FK Pribrom, yeni sezonda da benzer bir yoldan devam ediyor. Pribrom, ligin geride kalan 16 haftalık bölümünde evinden uzak kaldığı 7 maçtan yalnız bir puan çıkarmasına karşın 16 takımlı ligde 12. sıradaki yerini koruyor. İç sahadaki 5 galibiyet ve 2 beraberlik, formülün en önemli parçası. Ama ilerleyen haftalarda daha fazlası da yapılmak zorunda. 62,96 ve 4,76. Aradaki fark: %58.20

8. US Palermo, İtalya (%81,81 ve %23,07): İşte, ''ev sahibi avantajı'' denilen kavramın en net karşılıklarından biri. Akdeniz ülkesi. Ve dahası Sicilya temsilcisi. İtalya'da bambaşka bir dünya, Palermo deplasmanı. 2004-05 Sezonu'nda Serie-A'ya yükseldiğinden bu yana değişmeyen kuralı Palermo'nun, iç sahadaki karşılaşmaları rakipler adına işkenceye çevirmek. Bu sezon da işliyor formül. 11 maçta 9 galibiyet ve 27 puan. Dış saha için aynı sözleri sarf etmek pek kolay değil tabii. 13 maçtan çıkarılan yalnızca 2 galibiyet ve 8 puan. 81,81 ve 23,07. Aradaki fark %58,74.

7. Levadiakos FC, Yunanistan (%63,63 ve %3,03): Geçtiğimiz sezon Ethniki Katigoria'ya yükselen Levadiakos, ilk yılında çıktığı 15 deplasman maçında yalnızca iki galibiyet alabilmişti. 2008-09 Sezonu'nda ise işler biraz daha karışık. 11 karşılaşma ve alınan sadece 1 puan. Buna karşılık, Levadiakos'u düşme potasının iki sıra üstünde tutan, iç sahadaki performansı. Kariyerinde Adanaspor, İstanbulspor ve Trabzonspor gibi takımlar bulunan Alban Bushi'nin formasını giydiği Levadiakos, Levadias'taki 11 maçtan 6 galibiyet ve 21 puan çıkarmayı başardı bu sezon. 63,63 ve 3,03. Aradaki fark: %60,60.

6. Aarhus GF, Danimarka (%79,16 ve %18,51): 17. haftası geride kalan Danimarka Superligaen'de topladığı 24 puanla lider Brondby'nin 15 puan arkasında beşinci sırada yer alan Aarhus GF, iç sahadaki başarısının bir yarısını deplasmanlarda sergilemiş olsaydı; önümüzdeki sezon için Avrupa Kupası hesapları içerisine girebilirdi. Taraftara ait 12 numaralı formanın emekliye ayrıldığı Aarhus'un NRGi Park'taki performansı, 6 galibiyet ve 19 puan ile karşılık bulurken deplasmandaki 9 maçtan yalnızca 5 puan toplayabilmek, hedeflerde şaşmaya neden oluyor. 79,16 ve 18,51. Aradaki fark: 60,65.

5. Bohemians Prague, Çek Cumhuriyeti (%66,66 ve %4.76): Milan Baros'un memleketinden bir örnek daha. Bohemians, 2008-09 Sezonu'nda ligdeki 6 galibiyetinin tamamını 9 kez huzuruna çıktığı seyircisi karşısında alırken tek beraberliğini deplasman maçlarından çıkarabildi. Tabii; bunun için evinden 7 defa uzaklaşması gerekti. Bohemians Prague, iç sahadaki en parlak galibiyetini ise; 16 Kasım'da 75 dakika 10 kişi mücadele ettiği maçta Sparta Prague karşısında 4-3 kazanarak elde etti. 66,66 ve 4,76. Aradaki fark: %61.90

4. NK Nafta Lendava, Slovenya (%86,66 ve % 23,33): Sloven ekibin durumu biraz daha farklı. Prva Liga'da zirve iddiasını devam ettiriyor, Nafta Lendava. Lider NK Maribor, 20 maç sonunda topladığı 40 puanla zirvede. Nafta Lendava ise, yedi puan arkasında üçüncü sırada. Yine de iç saha ve dış saha arasındaki dengesizlik kesin şekilde göze çarpıyor. 2020 kişi kapasiteli Mensti Stadion'da oynadığı 10 lig maçında toplam 26 puan çıkarmayı başaran Nafta, deplasmandaki 10 maçta ise 1 galibiyet ve 7 puan elde edebildi. Maribor'u devirmek adına fazlası lazım. 86,66 ve 23,33. Aradaki fark: %63,33.

3. Pirin Blagoevgrad, Bulgaristan (%70,83 ve %4,76)
: Dimitar Berbatov'un yetiştiği kulüp PFC Pirin Blagoevgrad, geçtiğimiz sezon yükseldiği A PFG'de kalıcı olmanın yolunu iç saha maçlarına konsantrasyon sağlamada bulmuş olabilir. Hristo Botev'de oynadığı 8 maçta 5 galibiyet ve 2 beraberlik alarak bu alanda ligin en iyi ekipleri arasına giren Pirin, deplasmandaki 7 karşılaşmada ise rakip ağları bir kez havalandırabilirken toplamda 1 puan kazanabildi. Bu anlamda, Avrupa'nın en ''iki yüzlü'' takımlarından biri, Pirin Blagoevgrad. 70,83 ve 4,76. Aradaki fark: 66,07.

2. SV Ried, Avusturya (%81,81 ve %15,15): Avusturya Bundesliga, bu tip listelerin vazgeçilmezi. Enteresan tabii. 2008 yılı içerisinde Harun Erbek'i Kayserispor ve Muhammet Akagündüz'ü de Manisaspor'a satan SV Ried, iç sahadaki üstün performansıyla işleri yoluna koymayı biliyor. Sezon başından bu yana 11 kez taraftarının karşısına çıkan SV Ried, bu maçların hiçbirinde mağlubiyet yüzü görmezken hanesine toplam 27 puanı hanesine yazdırmayı başardı. Dış saha performansında ise durum farklı. 12 maçtan çıkarılan 1 galibiyet ve 5 puan. 81,81 ve 15,15. Aradaki fark: %66,66.

1. Wfl Wolfsburg, Almanya (%92,59 ve %24,24): İşte, Avrupa Ligleri'nin ''en çift karakterli takımı.'' Öldürücü forvet hattını iç saha maçlarında sonuna kadar kullanan Wolfsburg, bu başarısını UEFA Kupası karşılaşmalarına bile taşısa da, dış sahadaki silik görüntüsü yüzünden bir üst seviyeye çıkamıyor. Volkswagen Arena'da oynadığı 9 Bundesliga maçından 8 galibiyet ve 25 puan çıkarmayı başardı, Wolfsburg. Dış sahada ise yalnızca 1 galibiyet ve 8 puan. Wolfsburg'un evinden fazla uzaklaşmaması gerekiyor. Deplasmanda ise daha iyi olması. 92,59 ve 24,24. Aradaki fark: %68,35.

20 Şubat 2009 Cuma

Spordan Kumanda: 20-21-22 Şubat Programı



Miroslav Klose, takla atmakta haklı. Spordan Kumanda, hafta sonu dopdolu takvimiyle seçim yapmayı zorlaştıracak. Özellikle Cumartesi, program çok yoğun.

Basketbolda liglere bir haftalığına ara verildi. Sekiz takım, İzmir'de. Ve Türkiye Kupası'nı kazanmak adına mücadele ediyor. Bir iyi haber, maçların NTV Spor'dan naklen yayınlanacak olması. Dolayısıyla 20-21 ve 22 Şubat, basketbola doyuracak bizleri. İlk adım, bugün. Saat 13.45'te Aliağa Petkim ve Erdemirspor arasındaki karşılaşma dışındaki tüm eşleşmeler, canlı yayında.

Galatasaray Cafe Crown, saat 16.00'da Antalya BŞB ile karşılaşıyor. Efes Pilsen, Beşiktaş CT, FB Ülker ve Türk Telekom'dan sıyrılıp Antalya BŞB'yi çekmek, önemli bir şans. Ama yalnızca kağıt üzerinde. Antalya'nın iyi yabancıları var. Galatasaray'da ise Antonio Graves ve Dejan Milojevic kadroda yoklar. Bu durum, maçı ortaya getirebilir. Beşiktaş Cola Turka da sorunlu takımlar arasında. Hafta içinde oyuncular, paralarını alamadıkları gerekçesiyle antrenmana çıkmadılar. Efes Pilsen, formda ve net favori. Günün maçında geçtiğimiz sezonun Kupa Şampiyonu Türk Telekom ile Lig Şampiyonu FB Ülker karşılaşıyor.

Cuma günü, topu yere indirdiğimizde de fena bir görüntü çıkmıyor ortaya. Turkcell Süper Lig'de mücadele eden takımlar arasındaki en fantastik ekiplerden olan Gaziantepspor, Beşiktaş'ı sahasında ağırlıyor. Ev sahibinde Tabata yok. Maalesef. Rekabetten veya şampiyonluk yarışından bağımsız olarak, Tabata'yı izlemek isterdim böylesi canlı yayınlanan bir karşılaşmada. Yerine sahne, Erman Özgür'ün olabilir. Hayranlık duyulacak başka bir oyuncu. Beşiktaş tarafında ise, Matias Delgado, Filip Holosko ve Ekrem Dağ yok. Mustafa Denizli, Trabzonspor maçının ardından aldığı yoğun eleştiriler sonrasında Bobo ve Nobre'yi aynı anda sürebilir sahaya. Bakalım.

Gece sonunda NBA Stüdyo. Takas sezonu, biraz daha hareketli bitseydi; yoğun gündemli bir program olabilirdi.

20 Şubat Cuma
16.00 Galatasaray CC - Antalya BŞB (NTV Spor)
18.15 Beşiktaş CT - Efes Pilsen (NTV Spor)
20.00 Gaziantepspor - Beşiktaş (Lig TV)
20.15 FB Ülker - Türk Telekom (NTV Spor)
21.30 Schalke 04 - Borussia Dortmund (24)
23.00 Paços Ferreira - Porto (Spormax)
23.10 NBA Stüdyo (NTV Spor)

Ve Cumartesi. Dev bir program karşılıyor bizleri.

Günün ilk saatlerinde, NBA'de sezonun en keyifli basketbol oynayan takımlarından ikisi Rose Garden'da karşılaşıyor. Portland Trail Blazers'ın rakibi Atlanta Hawks. Vince Carter'ın yeni takımındaki ilk iç saha maçı olabilirdi. Ama Nets'te kaldı, Carter. Yine de iyi maç.

Kemerlerin bağlanması gereken zaman dilimi ise, öğleden sonra geliyor. Premier League'de en güzel maç saati. Aston Villa ve Chelsea, saat 14.45'te Villa Park'ta birbirlerine rakip olacaklar. Her açıdan anlamlı bir eşleşme. Chelsea'nin yeni menajeri Guus Hiddink, Chelsea ile ilk resmi maçına çıkıyor. Aston Villa, sezonun en formda takımlarından biri. İnanılmaz bir maç, harika. Tabii, Spormax işleri karıştırabilir biraz. Alternatif, Trabzon'da. Trabzonspor, yine iç sahada ''ağır favori'' olduğu bir rakip karşısında. Bu anlamda zorlanabilir. TeknoSA Türkiye Kupası Yarı Finali'ndeki ilk eşleşme de 15.00'da NTV Spor'da.

24, Bundesliga Cumartesi programına ironik bir karşılaşma alıyor. Önümüzdeki sezon için Köln ile anlaşan Lukas Podolski adına ilginç eşleşme. Bayern Münih, Köln'ü ağırlıyor. Diğer yandan, eski dost Farryd Mondragon'u izlemek adına da iyi bir fırsat. Serie-A'da lider Inter, Milano Derbisi'nin keyfini Bologna deplasmanında sürebilir. Milan'a elle gol atan Adriano, disiplin kuruluna sevk edildi. Kazanması halinde önünü iyice açacak, Inter. 17.00'daki diğer karşılaşmalar, Spormax'teki Middlesbrough-Wigan ve Futbol Smart'taki Glasgow Rangers-Kilmarnock eşleşmeleri.

Günün son bölümünde, Gençlerbirliği ve Fenerbahçe arasındaki mücadele dışında, Manchester United'ın gol yememe serisinin nereye doğru gideceğini görmek adına Old Trafford'daki Blackburn Rovers maçı izlenebilir. NTV Spor'daki Roma-Siena, maçı alternatif. 19.00 grubunun ardından yine NTV Spor'dan devam etmek mantıklı. La Liga'dan iki karşılaşma birden gelecek ekranlara saat 21.00'da. Barcelona'nın komşusu Espanyol, Nou Camp'ta. Ligin ilk sırasındaki takım, son sıradaki takımı ağırlıyor. Aynı anda Real Madrid, Marco Aurelio'nun formasını giydiği Real Betis ile Santiago Bernabeu'da karşılaşıyor. Dönüşümlü yayın söz konusu. Eğlenceli olabilir.

Cumartesi gününün tam programı ise şu şekilde:

21 Şubat Cumartesi

05.00 Portland Trail Blazers - Atlanta Hawks (NBA TV)
13.00 Malatyaspor - Çaykur Rizespor (D Spor)
14.45 Aston Villa - Chelsea (Spormax)
15.00 Trabzonspor - Denizlispor (Lig TV)
15.00 Erdemirspor - Galatasaray CC (NTV Spor)
16.30 Bayern Münih - Köln (24)
17.00 Bologna - Inter (NTV)
17.00 Middlesbrough - Wigan (Spormax)
17.00 Glasgow Rangers - Kilmarnock (Futbol Smart)
17.15 Efes Pilsen - FB Ülker (NTV Spor)
19.00 Gençlerbirliği - Fenerbahçe (Lig TV)
19.00 Roma - Siena (NTV Spor)
19.20 Queens Park Rangers - Ipswich Town (Futbol Smart)
19.30 Manchester United - Blackburn Rovers (Spormax)
20.00 Nancy - Olympique Lyonnais (Kanal A)
21.00 Barcelona - Espanyol (NTV Spor, Dönüşümlü)
21.00 Real Madrid - Real Betis (NTV Spor, Dönüşümlü)
22.00 Nice - Rennes (Kanal A)
22.00 Sporting Lizbon - Benfica (Spormax)
22.30 Miami Heat - Philadelphia 76ers (NBA TV)
23.00 Sevilla - Atletico Madrid (NTV Spor)

Pazar gününün açılışı Utah Jazz'in New Orleans Hornets'i ağırlayacağı karşılaşma ile yapılabilir. Mehmet Okur'lu Utah Jazz, Hidayet Türkoğlu'nun takımı Orlando Magic'i darmadağın eden New Orleans Hornets önünde ciddi bir karşılaşmaya çıkacak. Ev sahibi olmak, önemli avantaj Jazz adına.

Günün ilk bölümünde Bank Asya 1. Lig'de alt sıraları yakından ilgilendiren (ne güzel bir klişe) karşılaşmada Sakaryaspor, Giresunspor'u ağırlıyor. Sakarya, hamlesini yapmak durumunda. Giresunspor'a karşı alınacak bir galibiyet, Sakarya'yı hayata döndürebilir. Bu eşleşmenin ardından yerel devam edebilirsiniz. Sivasspor, Eskişehirspor'u ağırlıyor. Eskişehir'de Souleymane Youla ve Batuhan Karadeniz yok. Sivasspor, galibiyete yakın olabilir bu haberin ardından. Üstelik, geçtiğimiz hafta Bursa'daki zeminden şikayet eden Bülent Uygun, istediği sahaya ve Mehmet Yıldız'a kavuşuyor. Eskişehir'in gol yollarındaki planı ne şekilde olacak, merak konusu.

İkinci bölümün hemen öncesinde Premier League'de Liverpool ile Manchester City karşılaşıyor. Harika bir eşleşme. Sezonun ilk yarısındaki mücadelede Liverpool, deplasmanda 2-0 yenik duruma düşmesine karşın sahadan 3-2'lik galibiyetle ayrılmayı başarmıştı. İkinci yarıdaki karşılaşmada da heyecan anlamında değişen bir şey olmayacaktır. Liverpool, UEFA Kupası'ndan yorgun dönen City önünde avantajlı. Bundesliga'da haftanın maçı Bayer Leverkusen ile Hamburg arasında. Ligue 1'de Kanal A'nın tercihi, Marsilya ve Le Mans'dan yana. St. Etienne deplasmanındaki Bordeuax'yu takip etmek, heyecanlı olabilirdi. Devamındaki programda Lille ile Monaco var.

Galatasaray ve Kocaelispor arasındaki karşılaşma ise, saat 19.00'da ve Lig TV'de. Maç öncesini, sonrasını ilerleyen zamanda mutlaka konuşmaya çalışacağız. Detaya girmeyelim şimdi. Ve pazar gününün tam programı ile noktalayalım.

22 Şubat Pazar
04.00 Utah Jazz - New Orleans Hornets (NTV Spor)
13.00 Sakaryaspor - Giresunspor (D Spor)
15.00 Sivasspor - Eskişehirspor (Lig TV)
15.30 Fulham - West Bromwich Albion (Spormax)
16.00 TeknoSA Türkiye Kupası Final (NTV Spor)
16.00 Milan - Cagliari (NTV)
16.00 Motherwell - Celtic (Futbol Smart)
17.00 Liverpool - Manchester City (Spormax)
18.00 Marsilya - Le Mans (Kanal A)
18.00 Bayer Leverkusen - Hamburg (24)
19.00 Galatasaray - Kocaelispor (Lig TV)
21.10 Lanus - Boca Juniors (NTV Spor)
22.00 Lille - Monaco (Kanal A)
23.55 Phoenix Suns - Boston Celtics (NTV Spor, Bant)

New York ve Chicago: Tek Tarih 2010



NBA'de takas sezonunun çok daha hareketli geçmesi beklenen son gününde, büyük çaplı hiçbir hamle yapılmadı.

New Jersey Nets ve Vince Carter devam ediyor. San Antonio Spurs, Dallas Mavericks ve Portland Trail Blazers ile çok anıldı Carter, ama olmadı. Shaquille O'Neal ile Phoenix Suns da beraberliklerini sürdürüyorlar. Cavaliers, süre sona ermek üzereyken Sasha Pavlovic ve Ben Wallace ile kandırmaya çalıştı Suns'ı. Bu da gerçekleşmedi. Diğer yandan, biten kontratları nedeniyle piyasanın gözde isimleri olan Raef LaFrentz ve Wally Szczerbiak gibi oyuncular da takımlarında kaldı.

2008-09 Sezonu'ndaki takas döneminin son gününde yapılan anlaşmaların tamamı, parayla ilgiliydi.

Para deyince, akla gelen ilk takım New York Knicks ise doğal olarak boş geçmedi geceyi. İki ayrı takas hamlesi geldi New York Knicks'ten, Chicago Bulls ve Oklahoma City Thunder takımlarının taraf olduğu. Giden oyuncular; Jerome Jones, Anthony Roberson, Tim Thomas ve Malik Rose. Gelenler de Larry Hughes ve Chris Wilcox. Chicago Bulls cephesiyle başlayalım.

New York Knicks'in hedefi belli. 2010 yazına kadar oyuncu maaşlarını minimuma indirmeye çalışıyorlar. LeBron James, Chris Bosh ve Steve Nash gibi bir üçlünün peşinde, New York Knicks. Ana hedef, tabii ki LeBron; ama ardından gelişen olaylar ve Donnie Walsh ile gelinen nokta sonrasında NYK, LeBron'un yanına Chris Bosh veya Amare Stoudemire gibi bir ekleme yapma lüksüne de sahip oldu. Steve Nash ise, daha çok oluşan kadro ve hedeflerin getirdiği rüzgarla ''veteran'' sözleşmesine imza atma ihtimali bulunan dev isimlerden biri olarak kabul edilebilir. Larry Hughes hamlesi de bunlarla ilgili.

İki sezon için alacağı toplam 26 milyon dolar dolayısıyla can sıkıcı bir konuma sahipti Hughes, Chicago'da. Üstelik, geçtiğimiz sezon Cleveland Cavaliers'tan beraberinde getirdiği beklentilerin de oldukça altında kalmıştı. Hughes'tan kurtulmak istiyordu, Chicago. En büyük avantajı, sözleşmesinin 2008-09 ve 2009-10 Sezonları ile sınırlı olmasıydı. Bu anlamda, New York Knicks'in iyi bir aday olacağı düşünebilirdi. Rotasyonu fazlaca düşünmeden elindeki oyuncuları göndermeye devam eden Knicks, Larry Hughes ile kadrosunu güçlendirebilmek adına Jerome Jones, Anthony Roberson ve Tim Thomas ile yollarını ayırdı.

2010 yazı öncesi Chicago Bulls ve Sacramento Kings'in maaş durumlarını vermiştik, bir alttaki mesajda. Söz konusu durum, New York Knicks'te son derece ilgi çekici bir hal alıyor. Bakalım hemen.
  • 2008-09 Sezonu: 97.465 milyon dolar
  • 2009-10 Sezonu: 69.022 milyon dolar
  • 2010-11 Sezonu: 18.160 milyon dolar
2010-11 Sezonu ve New York Knicks hakkında konuşmaya devam edelim. Aslına bakarsanız, bahsedilen 18.160 milyon doların da farazi olduğunu söyleyebiliriz. Şöyle ki; bu mebla oluşturan oyuncular: Eddy Curry, Jared Jeffries, Danilo Gallinari ve Wilson Chandler. Açalım biraz daha.

Eddy Curry, bir önce Knicks yönetiminin Stephon Marbury ile birlikte en büyük hatalarından biri. Antrenör Mike D'Antoni, sezon başından beri kendisine şans dahi vermiyor. Ama 3 sezon ve 30 milyon dolardan fazla bir kontrata sahip, Curry. Yalnız buradaki ince detay, Curry'nin 2009-10 ve 2010-11 Sezonu için ''opt-out'' hakkına sahip olması. Oyuncu opsiyonu. Yani, sezon sonunda Knicks'ten ayrılıp farklı bir takımla anlaşabilir. Ama kendisine Knicks'in ödediği parayı kimse vermeyeceği için bu yolu seçmeyecektir, Curry. Yine de hiç yoktan bir takas malzemesi olarak bile işe yarayabilir. Bunu koyalım cebimize.

Curry için söylediklerimizi, Jared Jeffries'e özel olarak da kullanabiliriz. Walsh, takas sezonunun son gününde Jeffries'e takım bulmak adına çok yoğun bir çaba sarfetti, olmadı. Jeffries'in de iki sezonluk kontratından sonraki ilk yılda oyuncu opsiyonu bulunuyor. Yaklaşık 7 milyon dolarlık bir ücret. Daha fazlasını kazanabilir mi, bilemeyiz; ama Knicks'teki ömrü, 2010 yazına kadar devam etmeyecektir muhtemelen. Diğer yandan Danilo Gallinari ve Wilson Chandler'da durum farklı. Buradaki opsiyon, oyunculara değil; takıma ait. Futboldan da alıştığımız ''X+1 yıllık sözleşme'' gibi düşünebiliriz. Knicks, devam etmek isterse tekrar sözleşme imzalayabilir bu iki isimle.

Toplayalım sonuçları. Oldukça enteresan. 2010 yazında New York Knicks'in maaş toplamı, 0 (sıfır) milyon dolar olabilir söz konusu dört ismin opsiyonları kullanılmadığında. Tabii; yalnızca şu an için. Mevcut takımdan David Lee ve Nate Robinson ile uzun vadeli bir kontrat yapılabilir. Bir yıl için toplam 4 milyon dolar alan iki oyuncunun sözleşmeleri iyileştirilir. Ya da ciddi bir takasta önemli kozlar olarak New York Knicks'in elini güçlendirirler.

Genel bir bakış daha yapalım. NYK kadrosunda 2009-10 Sezonu sonunda sözleşmesi nihayete erecek oyuncular:
  • 13.65 milyon dolar - Larry Hughes
  • 10.02 milyon dolar - Al Harrington
  • 9.500 milyon dolar - Cuttino Mobley
  • 9.352 milyon dolar - Quentin Richardson
  • 6.031 milyon dolar - Chris Duhon
  • 2.911 milyon dolar - Nate Robnson
  • 2.682 milyon dolar - David Lee
* Bu isimlere, 2008-09 Sezonu sonu itibariyle Knicks ile yollarını ayıracak 20 milyon dolarlık adam Stephon Marbury de eklenebilir.

Larry Hughes ve New York Knicks'in sahadaki muhtemel ilişkisinden konuşalım biraz da. Knicks, iki yıl için yüklü bir kontrat aldı; ama arka alanı güçlendirmek zorundaydı. Mike D'Antoni, her ne kadar ilginç tercihlerde bulunuyorsa da Knicks'in iyi bir iki numaraya ihtiyacı vardı. Chris Duhon ile Nate Robinson'ın arka alanda yetersiz kaldığını görmek zor değildi. Hughes'un potansiyeli ve sözleşmesinin 2010'da sona erecek olması, Knicks'i çeken nedenlerdi. Tutarsa işe yarayacaktır. En azından Chicago'dakinden iyi olabilir, Hughes. D'Antoni ve sistemi için fena sayılmaz.

Chicago Bulls cephesinde, beklenen takas hamleleri gerçekleşmedi. John Salmons ve Brad Miller'ı alarak oldukça iyi bir iş çıkaran Bulls, All-Star sonrası takımdan ayrılacağı düşünülen Kirk Hinrich'i kadroda tuttu. Üstüne bir de John Salmons'ı alınca Larry Hughes'tan kolayca vazgeçebildi. Kirk Hinrich, Ben Gordon ve Derrick Rose gibi arka alan oyuncularına yapılan kısa forvet Salmons takviyesi, böylesi bir lüks sundu Chicago'ya. Ve New York Knicks'ten Tim Thomas, Anthony Roberson ile Jerome James alındı. Üç oyuncunun ortak özellikleri, sözleşmelerinin 2009-10 Sezonu sonunda bitiyor olması. Takas sezonunun kazananı oldu, Chicago Bulls. 2010 için harika bir yer edindiler kendilerine. Üstelik, Playoff yarışı adına da beş oyunculuk rotasyona sahip oldular.

Tüm bunların ardından New York Knicks, bir de Oklahoma City Thunder ile takasa girdi günün sonunda.

Sözleşmesi 2009 yazında bitecek olan Malik Rose, Thunder'dan Chris Wilcox ile değiştirildi. Biraz rotasyonu geniş tutma hedefi ile ilgili olabilir, Knicks'in bu hamlesi. Rose'dan faydalanamayan Knicks, Wilcox'ı alarak ileri bir adım atmak istemiş olsa gerek. Wilcox, Rose'dan daha iyi oyuncu. Ama D'Antoni sisteminde hızlı ve şutu olan oyuncular daha kıymetli. Wilcox ise topu potaya doğru gönderdiğinde genellikle çembere tutunuyor. Bu anlamda, bir zorluk çekecektir. Knicks adına, iyi bir hamle yine de; fakat daha iyisi olabilirdi.

Chris Wilcox, Thunder'ın New Orleans Hornets'tan almak istediği ama sakatlığı nedeniyle transferini gerçekleştiremediği Tyson Chandler'a karşılık Joe Smith ile birlikte Hornets'a önerilen diğer isimdi. Thunder, Malik Rose ile bir reaksiyon göstermek istedi. Wilcox'u da elden çıkardı. Joe Smith'in geri dönme ihtimali ise, şimdilik muamma. Boston Celtics ile ''free-agent'' olarak anlaşabilir, Smith.

Sonuç. Beklenenler olmadı. 2010-11 Sezonu'na kadar vakit mi geçirilecek yoksa, NBA'de?

19 Şubat 2009 Perşembe

Üçlü Takas: Chicago, Sacramento ve Portland



NBA'de takas sezonunun son günü. Takımlar, 2008-09 Sezonu'na dair hamlelerini TSİ 22.00'da tamamlamak durumundalar.

Hareketli olur NBA'de bu zamanlar. Muhtemelen, ligdeki birçok GM, şu an telefondalar. Ve rakiplerini ya da kendi antrenörlerini ikna etmek ile meşguller. Birkaç önemli figür bulunuyor, takas malzemesi olarak. Geniş anlamda olmasa da takım ve oyuncu anlamında incelenebilir bu durum. Sacramento Kings de hızlı şekilde söz konusu başlığa giriş yapar.

Takas mevsiminin en gözde takımlarından biriydi, Sacramento Kings. Sezonun geri kalanında oynadığı 54 maçtan yalnızca 11 galibiyet çıkarabilerek bu alanda NBA'in en başarısız takımı olan Kings, kadrosunda bulundurduğu değerli oyuncular nedeniyle diğer ekipler tarafından dikkatle takip ediliyordu. İsim konuşalım. Brad Miller ve John Salmons öne çıkan isimler oldular, takas dedikodularının zirve yaptığı zamanlarda. Bu anlamda, bekleniyordu Brad Miller ile John Salmons'ın içerisinde olduğu bir hamle.

Brad Miller için New Jersey Nets ve New York Knicks ihtimalleri vardı. ABD medyasında çıkan haberlere göre Sacramento Kings, Brad Miller'ın yanına Kenny Thomas'ı ekleyerek New York Knicks'in aklını çelmek istemişti. Buradaki nokta, her iki oyuncunun da 2010 yazında sözleşmelerinin sona eriyor olmasıydı. İki takımın da karlı olabileceği bir alışveriş düşünülüyordu Sacramento Kings tarafında. Nate Robinson ve Malik Rose istekleri ise geri çevrildi. New York Knicks, tüm planlarını LeBron James üzerine kuruyor olabilirdi; ama Nate Robinson'ı da elden çıkarmak mantıklı gözükmüyordu. Görüşmeler bu noktada tıkandı.

New Jersey Nets pazarlıklarında ise Ryan Anderson, Stromile Swift, Trenton Hassell ve Eduardo Najera isimleri geçti. Brad Miller ve John Salmons karşılığında Sacramento Kings'e gelecekti söz konusu oyuncular. Olmadı.

Sacramento Kings'in dikkatli olması gerekiyordu. Elinde John Salmons gibi bir koz vardı. Maaşı yalnızca 5.1 milyon dolar olan ve buna karşılık sezon boyunca maç başına ortalama 18.3 sayı ortalaması ile oynayan John Salmons, saha içerisinden %47.2 ile hücum ediyordu. Diğer opsiyonu da üç sayı yeteneğiydi. %41.8 ile ligin bu konudaki en başarılı isimlerinden biriydi, Salmons. Taliplilerinin olmasını doğal karşılamak lazımdı. Portland Trail Blazers, Oklahoma City Thunder, Dallas Mavericks ve San Antonio Spurs ile adı anıldı. Ama tüm bu takımlar, önceliklerini farklı oyunculara verince Salmons için zaman kalmadı.

En sonunda Sacramento Kings, Chicago Bulls ile uzlaştı. Portland Trail Blazers da üçüncü ortak olarak son anda dahil oldu iki takım arasındaki anlaşmaya.

Neler olduğuna bakalım, ilk olarak.

Chicago Bulls ve Sacramento Kings arasındaki görüşmeler sonunda Brad Miller ile John Salmons Chicago Bulls'a geçti. Bulls, bu iki oyuncu karşılığında Kings'e Andres Nocioni, Drew Gooden, Cedric Simmons ve Michael Ruffin'i verdi. Sacramento Kings ile Portland Trail Blazers takımları ise, Michael Ruffin ve Ike Diogu'nun takası konusunda anlaştılar. Sonuçta ortaya üçlü bir takas çıkmış oldu.

Chicago Bulls (Brad Miller ve John Salmons):

Takastan en avantajlı çıkan takım olmayı başardı.

Kısa vadede, Brad Miller ve John Salmons, çok önemli kozlar olarak kullanılabilir. Bu da Doğu'nun 7. ya da 8. sırası için Chicago Bulls için dev bir anlam ifade ediyor olmalı. Brad Miller'ın pota altındaki pas yeteneğine ihtiyacı vardı Chicago'nun. Joakim Noah ve Tyrus Thomas gibi son derece atletik, genç ve ateşli oyuncuların yanında Brad Miller, seçme şansı olacaktır. Üstelik tecrübesi Chicago Bulls için Playoff yolunda ciddi bir avantaj. John Salmons için de yukarıda söylediklerimiz geçerli. İyi bir şutör ve skorer. Sacramento'daki kadar önemli bir rol sahibi olur mu, bilinmez; ama doğru hamle.

Giden oyunculara bakalım. Burada da uzun vade için karlı olduğu ortaya çıkıyor Chicago'nun. Drew Gooden, sezon sonunda sınırsız serbest. Takım içerisindeki huzursuzluğundan dolayı hakkını kullanacağı biliniyordu. Hatta bizzat kendisinin bu yönde açıklamaları vardı. Bu anlamda, takas malzemesi olarak kullanmak önemli Gooden'ı. Diğer yandan, 2007 yılında 5 yıllık sözleşme yapılan Andres Nocioni'nin dört sezon daha devam edecek kontratından kurtulmak da son derece başarılı bir hamle. Özellikle 2010 yazı için maaş dengenizi kurmak istiyorsanız. Evet, Chicago da katılabilir bu furyaya. Brad Miller'ın 2009-10 Sezonu sonunda sözleşmesi sona eriyor.

Şöyle bakalım. Chicago Bulls'un ne yapmak istediği daha iyi anlaşılabilir.

2008-09 Sezonu: 69.936 milyon $
2009-10 Sezonu: 56.169 milyon $
2010-11 Sezonu: 27.205 milyon $

2010-11 Sezonu öncesi Chicago Bulls, Larry Hughes'ün yaklaşık 14 milyon dolarlık sözleşmesinin yanı sıra Brad Miller'ın da 12.5 milyon dolarlık kontratından kurtulmuş olacak. Bu sezon sonunda anlaşması sona erecek olan Ben Gordon ile tekrar anlaşılırsa 2010-11 Sezonu için görünürdeki tek büyük kontrat Gordon'a ait olur. Bunun dışında sorun yok. 2010 yazında Dwyane Wade veya LeBron James gibi büyük balıkların peşinden koşamaz belki; ama Chris Bosh ve Amare Stoudemire son derece, ideal hedefler olabilir Chicago Bulls adına. Kaldı ki; Chris Bosh'un en güncel açıklaması, Bulls tarafına kayabileceğini gösteriyor.

Chicago Bulls, takastan alnı ak çıktı. Kısa vadede, John Salmons ile Brad Miller'ın sağlayacakları katkının yanı sıra 2010'da Chris Bosh sürprizini görebiliriz bu takas sonrasında.

Sacramento Kings (Andres Nocioni, Drew Gooden, Cedric Simmons ve Ike Diogu)
:

Farklı noktalardan yaklaşarak değerlendirmek gerekir Sacramento Kings'in bu takastaki rolünü.

Sacramento Kings, salı günü Boston Celtics'ten Sam Cassell'i kadrosuna kattı. Ufak çapta bir takastı bu. Kings, sezon başından beri forma giymeyen ve Boston Celtics'teki yaşantısını daha çok yardımcı antrenör olarak devam ettiren Sam Cassell karşılığında Celtics'e 2015 Draftı İkinci Turu'ndaki hakkını şartlı olarak gönderdi. Sacramento'nun takastaki diğer amacı, Boston Celtics'ten aldığı nakit paraydı. Bu nakitle, herhangi bir takasta masaya eli güçlü oturabilirdi Sacramento. Bunun dışında net hedefler yoktu. Kaldı ki; Sam Cassell, bir süre sonra zaten serbest bırakılacaktı.

Sacramento Kings'in Chicago Bulls ve Portland Trail Blazers ile gerçekleştirdiği takastaki ana amacı, ekonomikti. Maloof Kardeşler'den beklenmeyen bir hamle olabilir; ama durum böyle. Drew Gooden, sezon sonu serbest kalacak. Yalnızca 2008-09 Sezonu'nu tamamlayacak Sacramento ile. İki taraf da bunun farkında. O yüzden, Drew Gooden'ı ''ekonomi'' başlığında değerlendirmemek gerekebilir. John Salmons ve Brad Miller'ı gönderdi Sacramento Kings. Maaşlar önemli. Salmons ve Miller'ın kazanacakları toplam ücretin karşılığı 18 milyon dolar gibi bir seviyeye çıkıyordu. Karşılığında alınan Andres Nocino'nin yıllık maliyeti ise 8 milyon dolar. Yani, Kings takastan 10 milyon dolar kar ederek çıkıyor.

2008-09 Sezonu: 73.927 milyon $
2009-10 Sezonu: 66.368 milyon $
2010-11 Sezonu: 29.063 milyon $

Buradaki rakamlar da ilgi çekici. Sacramento Kings, John Salmons ve Brad Miller kozunu San Antonio Spurs, Dallas Mavericks veya Portland Trail Blazers gibi takımlar karşısında da kullanabilir, bu takımlardan kalburüstü oyuncular da alabilirdi. Ama Chicago Bulls ile anlaşma yoluna gidildi. Mutlaka bazı hesaplamalar yapılmıştır. NBA'de takımlarının en kötü zamanlarında bile desteklerini esirgemeyen Sacramento Kings taraftarı, 2012 yılından sonra Kansas City, San Jose veya Anaheim'daki yeni salonlarında izleyecekler takımlarını. Belki de, taraftarlarını kaybetmemek adına birtakım hamleler beklenebilir Sacramento Kings'ten.

Daha iyisi olabilirdi, Kings adına. Bu yüzden, karlı çıktıklarını söylemek mümkün değil. Ama ekonomik anlamda rahatlamış olduklarını düşünebiliriz. Her ne kadar, alınan oyuncular Kings'i müthiş bir takım yapmayacak olsa da.

Portland Trail Blazers (Michael Ruffin ve 1 milyon dolar nakit para):

Portland Trail Blazers'ın esas amacının Michael Ruffin ya da Ike Diogu olmadığını biliyoruz. Onların da farklı hedefleri vardı.

Hedefleri isimlendirilelim. Vince Carter veya Amare Stoudemire. Blazers, takas sezonu boyunca bu iki isme yoğunlaştı. Phoenix Suns'ta Terry Porter'ın görevine son verilmesi ve ardından tekrar Run&Gun'a dönülmesi, Amare'yi bir süre daha Phoenix'te kalmak için ikna etti. Ama Vince Carter konusunda vazgeçmedi Portland. Elindeki en büyük koz Raef LaFrentz'in sezon sonunda bitecek yaklaşık 15 milyon dolarlık sözleşmesi olan Portland, Ike Diogu ile Michael Ruffin'i takas ederek 2 milyon dolar tutarında bir kar sağlamış oldu. (Diogu'nun sözleşmesi 3 milyon dolarken Ruffin, 1 milyon dolar alıyor.) Ekstra olarak da Sacramento'dan gelen 1 milyon dolarlık nakit para ile Portland'ın takastan kazancı, 3 milyon dolara kadar çıktı. Buradaki amaç buydu zaten Portland adına.

Vince Carter için kullanacak zaman kaldı mı, göreceğiz. Son iki saate doğru girilirken dedikodular, tavan yapmaya başladı. En son, Shaquille O'Neal ve Cleveland Cavaliers isimleri geldi yan yana. Neler olacak, bakalım.

2008-09 UEFA Kulüp Sıralaması, Galatasaray



Galatasaray, Bordeaux deplasmanından bir puan ile döndü.

Turu geçme ve UEFA Kupası 4. Turu'nda Hamburg'a rakip olma ihtimali bir yana, 2008-09 UEFA Kulüp Sıralaması'ndaki konumu ve Kupa'da ilerlemesi halindeki opsiyonlarına bir bakalım Galatasaray'ın.

Bordeaux karşısındaki beraberlikle kulüp hanesine bir puanlık katkı yapmayı başardı Galatasaray. Ülke puanı konusunda ise durum biraz daha karışık. Galatasaray'ın kazandığı 1 puan, Türkiye'nin Avrupa Kupaları'ndaki temsilci sayısının karşılığı olan 4'e bölündü. (1/4=0,25) Buradan da ülke puanı katsayısı 0,2 ile çarpıldı. Ortaya çıkan rakamlar da şu şekilde oldu: 0,25 x 0,2= 0,05. Galatasaray, Türkiye'de bulunan takımların hanelerine 0,05 puan yazdırdı dünkü beraberliği ile. Kendi adına toplam ise 1,0500 puan şeklinde gerçekleşti.

Devam edelim buradan. Dün gece öncesi Galatasaray'ın 2008-09 Sezonu'nda topladığı puan sayısı, 11.2000 idi. Bordeaux beraberliği ile 12.2500'e yükseldi. 1.0500'lük sıçrayış, Galatasaray'a bir sıra üstündeki Sampdoria'yı da geçme fırsatını oluşturdu. Ukrayna temsilcisi Metalist Kharkiv'e kendi sahasında mağlup olan Sampdoria, Werder Bremen deplasmanındaki Milan'dan da yeterli desteği alamayınca bir sıra aşağı düştü. Ama Sampdoria ile Galatasaray arasında çok ufak bir fark bulunuyor. (30.295 ve 30.256.) Bu anlamda, UEFA Kupası'nda perşembe günü sahne alacak Udinese ve Fiorentina gibi İtalyan temsilcileri, Sampdoria'ya fırsat sunabilirler bir kez daha.

Sampdoria ile olan çekişmeden bağımsız, çok kritik bir seviyeye geldi Galatasaray.

Şimdilik 67. sırada bulunuyor. Sezon başındaki 87. sıra sonrası, gayet tatmin edici bir basamak; ama daha fazlası da var. 67. sıradaki Galatasaray'ın önünde bulunan ilk 14 takım içerisinden yalnızca İtalyan Udinese, Avrupa Kupaları'nda yoluna devam ediyor. Müthiş bir seçme şansı bu. Dinamo Kiev'in bulunduğu 52. sıra, yeni bir hedef olabilir. Ukrayna temsilcisinin puanı 35.580 ve UEFA Kupası 3. Tur İlk Maçı'nda Valencia ile iç sahada 1-1 berabere kalarak tur şansını zora soktu. Üstelik, Kiev'in 2004-05 Sezonu'nda topladığı 12.6200 puan (beş sezonluk dilimdeki en yüksek puan), önümüzdeki sezon itibariyle hesaba alınmayacak.

Dinamo Kiev'den çıkarak daha yakın hedeflere bakalım bir de. Galatasaray'ın Bordeaux karşısında devam etmesi çok önemli. Buradaki en stratejik görüntü de hiç kuşku yok ki; ilk 14 takımlık baraj. Kimler var burada, sayalım. 66'dan başlayıp yukarı doğru devam ederek. Real Zaragoza, Lens, Austria Wien, Anderlecht, Beşiktaş, Getafe, AS Monaco, Udinese, Heerenveen, Club Brugge, Spartak Moskova, AJ Auxerre, Everton ve Palermo. Puanları 31.238 ve 35.256 arasında değişen bu takımlar içerisinden birkaçını ayıklamak gerekiyor elbette.
  • 66. Real Zaragoza, (31.328)
  • 64. Austria Wien, (31.565)
  • 60. AS Monaco, (32.547)
  • 57. Club Brugge, (34.015)
  • 55. AJ Auxerre, (34.5470)
Yukarıdaki beş takım, sıralamada göz ardı edilebilir yakın dönem içerisinde.

Galatasaray'ın Ali Sami Yen'de Bordeaux'ya karşı alacağı bir galibiyet, direkt olarak 2.1000 puana karşılık geliyor. Bu, Galatasaray'ı 32.395'e çıkaracak ve Real Zaragoza, Lens, Austria Wien ve Anderlecht gibi takımların önüne geçmesini sağlarken Beşiktaş ile de aynı puana (Galatasaray'ın galibiyeti 2 puan. 2/4=0,5. 0,5 x 0,2=0,1) getirecek. 2008-09 UEFA Kupası Sezonu'ndaki en tutarlı hedef olarak kabul edilebilirdi, Beşiktaş'ı yakalamak. Beşiktaş, sezona 60. sırada girerken Galatasaray, 87. basamaktaydı çünkü.

Tüm bunların dışında beş takıma özel şöyle bir durum söz konusu. 66. sırada yer alan Zaragoza'nın sahip olduğu 31.328 puanın çok ciddi bir kısmı (17.4875) 2004-05 Sezonu'na ait. Kaldı ki; Zaragoza'nın önümüzdeki sezon Avrupa Kupaları'na katılma şansı yok. Burada büyük bir mucize olmazsa Galatasaray, bir sonraki sezona kalmadan Zaragoza'yı geride bırakıyor. Austria Wien (64) de elinde bulundurduğu 31.5650 puandan 18.5250'lik bölümü 2004-05 Sezonu'nda kazanmış durumda. Benzer bir durum, Monaco özelinde de değerlendirilebilir. Monaco'nun konumu ise, 14.2855-32.5470 şeklinde. Toplama gelelim. En ufak bir hamle sonrasında, Zaragoza, Austria Wien ve Monaco tehdit olmaktan çıkacak Galatasaray adına.

Ve burada en öldürücü darbe, Galatasaray'ın 2004-05 Sezonu'nda yalnızca 1.0750 puan toplayabilmiş olması. Galatasaray, 2008-09 ve 2009-10 Sezonu'nda kazanacağı puanlarla son derece dengeli bir seviyeye gelmiş olacak. Basamak basamak ilerlemeye devam edelim. Hedefler daha sürekli yükselecektir.

Şimdilik, en önemli sonuç Bordeaux karşısında alınacak galibiyet. Galatasaray, kazanırsa müthiş bir avantaj elde edecek. Sonrası, çok daha açık.

Girondins de Bordeaux 0-0 Galatasaray SK



Galatasaray, 2008-09 Sezonu UEFA Kupası macerasında bir deplasmandan daha mağlup olmadan dönüyor evine.

Fransa Ligue 1'de Lyon'un 21. yüzyılda kurmuş olduğu keskin üstünlüğe son verebilecek en ciddi adaylar arasında gösterilen Bordeaux ile sahasında golsüz berabere kalmak, Ali Sami Yen Stadı'ndaki rövanş karşılaşması özelinde bir avantaj olmalı. Değerlendirilir detaylar tabii; fakat başına dönmek gerekir gecenin.

Nasıl bir takımdı, Galatasaray'ın rakibi Bordeaux? Mutlaka, iyi bir takımdı. Formdaydı. Genç yıldızları vardı. Kaliteli ve gelecek vadeden bir teknik adama sahipti. Artıları çoktu. Ama birtakım eksileri de yok değildi.

Bordeaux, oyuna dair olan fikrini ofansif başlıklar altında toplamıştı daha çok. 4-1-3-2 dizilişinin benimsendiği Bordeaux'da Yoann Gourcuff, Wendell, Jussie, Marouane Chamakh ve Fernando Cavenaghi gibi hücum gücü yüksek isimler, sezon boyunca ilk 11'de kendilerine sıkça yer bulmuşlardı. Beşli bir grup söz konusuydu hücumda. Bu beşlinin hemen ardında görev yapan Alou Diarra ise, son derece stratejik bir oyuncu olarak kabul edilmeliydi. Diarra, yüksek top tekniği ve oyun görüşü sayesinde savunma ile hücum hattı arasında köprü vazifesi görüyordu. Bordeaux'nun skor dezavantajına düştüğü durumlarda da emniyet sembolüydü, Diarra.

Defans dörtlüsünde nispeten açıklar daha fazlaydı. Savunmanın her iki kanadında da oynayabilen Franck Jurietti, acil durumlarda başvurulan isimdi. Sol tarafta daha çok Diego Placente ve Benoit Tremoulinas görev yapıyordu. Her iki oyuncunun ortak özelliği, hücum güçlerinin diğer adaylara göre fazla olmasıydı. Bu anlamda, Bordeaux'nun güçlü yanıydı sol taraf. Özellikle, bu kulvardaki diğer isim Wendell de hesaplar içerisine alındığında. Merkezde ise, Galatasaray'ı umutlandıracak veya planlar oluşturmasını sağlayacak birkaç isim vardı. Fizik gücüyle ayakta kalıyordu, Bordeaux savunması.

Souleymane Diawara, Marc Planus ve Henrique.

Top tekniği oldukça zayıf ve nispeten yavaş olan iki oyuncu yer alacaktı, savunma merkezinde Bordeaux adına. Milan Baros, Harry Kewell, Cassio Lincoln ve Arda Turan gibi ayaklara sahip Galatasaray, durumu rahatlıkla avantaja çevirebilirdi. Bunu cebimize koyalım evvela.

Bir şey daha vardı, Bordeaux'nun ipucu verdiği konular arasında. Lille, St. Etienne, Marsilya ve Lyon. Bordeaux, Fransa Ligue 1'de söz konusu takımlarla oynadığı altı maçtan galibiyet çıkaramazken yalnızca Lille, Marsilya ve St. Etienne ile iç sahada girdiği mücadelelerden toplam üç puan çıkarabilmişti. Diğer yandan, üç mağlubiyet söz konusuydu. Ortak özellikleri vardı bu takımların.

Bordeaux, topla oynamak ve sürekli rakip sahadan olmak isteyen bir ekip. Laurent Blanc'ın Lyon'u tahtından indirmek adına uygulamaya çalıştığı futbol fikrinde önemli yerlere sahip, bu iki başlık. Ama karşılarında böylesi bir düşünceyi benimsemiş takımlar görünce de oldukça zorlanıyorlar. Bu da başka bir gerçek.

Lille. Ligin ilk yarısında Bordeaux'yu 2-1 mağlup ettikten sonra ikinci yarıdaki deplasman maçında da rakibini elinden kaçırmış ve sahadan 2-2'lik beraberlikle ayrılmıştı. Özellikle ikinci maç üzerinden konuşabiliriz. Ludovic Obraniak, Robert Vittek, Bastos, Pierre-Alain Frau. Lille kadrosundaki hücum oyuncuları. Bordeaux'nun keskin bir özelliği vardı, kuralar çekildikten sonra yapılan incelemelerde karşımıza çıkan. Puansız ayrıldığı karşılaşmalarda bile topla oynama oranında rakibine üstünlük kurmayı bir şekilde başarıyordu. Lille, Chaban-Delmas'daki maçta Bordeaux'nun topla ilişkisini kesmek istedi. Önde basmak ve Obraniak, Bastos, Frau üçlüsü ile rakibinin üzerine gitmeyi planladı. Bir şekilde başarılı oldu. 52-48'lik topla oynama yüzdesi üstünlüğünün yanı sıra deplasmandan 2-2'lik beraberlikle ayrılmayı da bildi.

Marsilya. Ligue 1'de Bordeaux ile oynadığı iki maçtan toplam dört puan çıkarmayı başaran bir başka ekip. Benzer yolların izlendiğini söyleyebiliriz. Topu çok seven Bordeaux'nun topla olan aşkını bitirmek istedi, Marsilya. Bunun için de deplasmandaki ilk maçta Marsilya'nın Belçikalı teknik direktöü Erik Gerets; Bakari Kone, Mamadou Niang, Matthieu Valbuena, Karim Ziani, Hatem Ben Arfa ve Bruno Cheyrou gibi ofansif oyuncu yer verdi, 90 dakikalık bölüm içerisinde. Ve topla oynama üstünlüğünü rakibine kaptırmadı. 50-50 ile topu paylaştı, iki ekip. Velodrome'daki ikinci maçta ise, Marsilya'nın golüne kadar olan bölümde Bordeaux'nun topa sahip olma konusunda sıkıntılar yaşadığı gözlemlendi. Marsilya'da bu kez Brandao, Slywain Wiltord, Valbuena, Ziani ve Cheyrou sahadaydı. Bordeaux'ya hücum yaparak cevap verdi, Marsilya. Ve sahadan 1-0'lık galibiyetle ayrıldı.

St. Etienne ve Lyon için de benzer yorumları yapabiliriz. Dört takım da Bordeaux karşısında puan alırlarken rakiplerine futbol oynayarak üstünlük sağladılar. Bordeaux'yu kabul etmeyip üzerlerine gittiler. Tüm bunlar, Galatasaray adına çıkarılacak önemli derslerdi.

Galatasaray teknik direktörü Michael Skibbe, Bordeaux deplasmanına oldukça marjinal bir kadro tercihi ile çıktı. Dikkat çeken birkaç isim birden vardı elbette. Harry Kewell, Cassio Lincoln, Arda Turan ve Milan Baros. Dersine iyi çalışmıştı, Skibbe. Bordeaux karşısında oyunu yarı alanda kabul ederek değil karşı alanda oynayarak başarının yolunu bulabileceğini biliyordu. Dolayısıyla, elindeki en ciddi hücum silahlarını sürdü sahaya. Ama bir şeyden vazgeçemedi. Barış Özbek, Mehmet Topal ve Ayhan Akman. Skibbe, bu üçlünün orta sahadaki direncine de ihtiyaç duyuyordu. Tekrar, aynı anda görevdelerdi. Her birinin ayrı vasfı vardı; ama kağıda yazılan bu yedi ismin ardından mutlaka bazı risklerde alınmak zorunda kalınacaktı.

(Barış Özbek, Mehmet Topal, Ayhan Akman) + (Harry Kewell, Cassio Lincoln, Arda Turan ve Milan Baros)

İki formül birden devreye sokulunca, üç stoperli sistem girdi devreye. Emre Aşık, Fernando Meira ve Servet Çetin mücadele edecekti Galatasaray savunmasında. Bu anlamda, ciddi riskler de vardı tabii. Savunmanın kanatlarına Barış Özbek ve Mehmet Topal'ın ekstra katkılarının yanı sıra Arda Turan ile Harry Kewell da destek olmalıydı.

Bordeaux tarafında pek büyük sürprizler yoktu. İlerideki Chamakh ve Cavenaghi ikilisinin arkasında Yoann Gourcuff, her iki yanında ise Wendell ve Jussie oynayacaktı. Harry Kewell'ın sağ kanatta başlaması, Galatasaray adına bir yenilik olarak kabul edilebilirdi. Hatırlayalım, Bordeaux'nun tercih ettiği hücum tarafı genel anlamda sol kanat olmuştu. Ama çok önemli mesajlar vardı aslına bakılırsa, maç öncesindeki kadrolarda. Skibbe, Bordeaux'nun puan kaybettiği maçları iyi incelemişti belli ki. Laurent Blanc'ın anlamasını istedi. Birinci mesaj buydu. İkincisi maçın hemen başında verilecekti.

Karşılaşmadaki ilk düdüğün ardından Bordeaux, hazırlık pası aşamasındayken şok bir presle karşıladı Galatasaray rakibini. Sağ kanat savunucusu Franck Jurietti, orta sahanın lideri Alou Diarra ve iki stoper. Galatasaray'ın orta bölümdeki üçlüsü, bu isimlere sürekli baskı uyguladılar oyunun ilk birkaç dakikalık periyodunda. Barış, Ayhan ve Topal'a zaman zaman savunmadan Servet Çetin de katıldı. İkinci mesaj buydu işte. Galatasaray, Bordeaux'nun topla olan ilişkisini kesmek istiyordu. Michael Skibbe, Laurent Blanc önünde bir hamle daha yapmayı başarmıştı.

Sıradışı bir dizilişle sahadaydı belki Galatasaray; ama Harry Kewell ve Cassio Lincoln'ün dönüşünün hemen ardından özlenen görüntülerinden birine de kavuşmuştu bir şekilde. Bordeaux, topla oynarken 10 kişiyle arkaya geçiyordu Galatasaray. Sezon başındaki 4-2-3-1'in olmazsa olmazlarından biri. Çok daha mühimi; 10. kişi, genellikle Lincoln oluyordu. Bir fikir daha. Galatasaray'ın hedefleri arasında, Lincoln'ün Alou Diarra üzerine yapacağı baskının ve kapacağı topların ardından Milan Baros'u Bordeaux savunmasının arkasına kaçırmak gibi bir başlık da vardı. (Cümledeki Lincoln öznesi yerine farklı bir isim getirilebilir.)

Artılar ve eksiler. Maçın ilk bölümünde yukarıdaki planlar gerçekleşmeye başladı.

Galatasaray'ın üçlü savunma anlayışındaki bocalama evresinde Bordeaux, Wendell'i sol kanada gönderdi ve birkaç önemli fırsat yakaladı. Burada şans yanındaydı Galatasaray'ın. Ama sonrasında; 10 kişi ile topun arkasına geçme, Lincoln, rakibin top tekniği düşük stoperleri ve Milan Baros gibi planların gerçekleştiği görüntüler de ortaya çıkmaya başladı. En net pozisyon ise, 23. dakika yaşandı.

Savunmanın arkasına atılan uzun pası yakaladı, Baros. Kaleci ve savunmanın arasından sıyrılıp golü atacaktı ki, Bordeaux'nun file bekçisi Ulrich Rame tarafından düşürüldü. Çarpışma veya değil. Belki de penaltı ve kırmızı kart. Hiçbiri değil. Baros'un elleri topla temas edince hakem, ters bir karar vermek durumunda kaldı. Dahası, pozisyondaki hengamenin ardından Baros, sakatlandı ve devre arasında oyundan alındı. Skibbe, Baros'un yerine Shabani Nonda'yı sürdü sahaya. Bu, Galatasaray adına Bordeaux maçında yeni bir sayfa anlamına geliyordu.

Nonda ve Baros, farklı futbol karakterine sahip iki oyuncu. Baros, çok iyi toplar almıştı ilk yarı boyunca. İkinci yarı için de umut veriyordu. Ama Nonda'nın girişiyle oyun yapısı tamamen değişti Galatasaray tarafında. Skibbe, ikinci yarıda Nonda'nın daha çok orta sahaya gelmesini ve takımının aslında forvetsiz bir oyun yapısına dönmesini istemiş olabilir. Premier League'de birkaç menajerin uyguladığı sistemdir bu. Harry Kewell, Cassio Lincoln ve Shabani Nonda gibi adamların orta sahadaki top kullanma yeteneklerinin ardından hücumda bir zenginlik yaratmak. Bu olmalıydı, Galatasaray'ın ikinci yarıdaki fikri. Nonda'dan Baros'un yaptıklarını beklemek doğru değildi çünkü.

Bir hamle daha yaptı 65. dakikada Michael Skibbe.

Harry Kewell, sakatlık sonrası sahada kalma anlamında beklentilerin üzerine çıkmıştı. Performansı ise, yine profesyonelliği ile ilgiliydi. Nerede ve nasıl duracağını biliyordu, Avustralyalı. Ama fazla da zorlamamak lazımdı. Sabri Sarıoğlu girdi yerine.

Bir yeni hamle daha. Sabri, alışılagelen yerinden farklı bir bölgede oynayacaktı. Nonda sonrasında forvetsiz yapıya dönen Galatasaray'da Sabri'nin hücum presle kazanacağı toplar, formülün tamamlayıcısı olabilirdi. Bu bölümde önde oynayan Sabri, önceden planlanan senaryonun bir ürünü olarak sağdan geldi. Ceza sahası dışından içeri giren Lincoln'e müthiş bir pas çıkardı; ama olmadı. Yine de düşüncelerin gerçeğe dönüştüğünü görmek önemliydi.

Laurent Blanc da kendi adlarına iyi gitmeyen işleri değiştirmek durumundaydı. Son 20 dakika içerisinde üç oyuncu değişikliği geldi, Fransız teknik adamdan. İkisi, direkt olarak mevkii ile alakalıydı. Chamakh ve Gouffran özelindeki hamle, kesinlikle bir sürpriz değildi. 84. dakikada gerçekleşen Placente ve Tremoulinas değişikliği de. Savunmasının solundan oyuncu alan Blanc, galibiyete ihtiyaç duyduğu bir karşılaşmanın son altı dakikasında ilave sol bek daha alıyordu oyuna. Yalnızca bu iki hamle arasında gerçekleşen değişiklik, kendi içerisinde tutarlı kabul edilebilirdi.

Wendell, çift sarı kartın kıyısından döndü. Ardından Blanc, oyuncusunu Fernando ile değiştirdi. Buradaki anlam, rakibi kanatlardan ziyade göbekten delmeye çalışmak olmalıydı. Lincoln ve Nonda oyundan düşüyor, dolayısıyla Galatasaray da bu bölgede zayıf kalıyordu çünkü. Fernando, orta sahada Gourcuff ve Alou Diarra'ya destek sağlayabilirdi. Olmadı. Tutmadı Blanc'ın planları.

Galatasaray adına eksik, goldü. Bunun dışındaki tüm konularda dersine iyi çalışan bir teknik kadro vardı. İkili karşılaştırmada Michael Skibbe, Laurent Blanc karşısında şimdilik önde olan taraf. Rövanş maçına kadar, ikilinin birbirlerini biraz daha iyi tanıyacağını söyleyebiliriz.

Bir önemli ayrıntı daha.

Bordeaux, hafta sonu Ligue 1'de St. Etienne deplasmanına gidiyor. Böylesi zorlu dış saha maçlarında güçlük yaşayan Bordeaux'dan birkaç ayrıntı çıkarmak adına, müthiş bir fırsat. Sonrasında, Ali Sami Yen'de maça konsantre olabiliriz. Hem de tam konsantre.