28 Nisan 2009 Salı

TD Banknorth Garden, 02.00: Celtics vs. Bulls



Derrick Rose, Boston Celtics'ten bir maç daha çalmak için Garden'da!..

(Ek, 05.15: Yine klasikler arasına girecek bir karşılaşma. Yine uzatma. Kazanan Celtics bu defa. 106-104.)

26 Nisan 2009 Pazar

Valencia v Barcelona, 2-2: Sihirli ''Bir'' Puan



La Liga'da yoğun geçen hafta içi mesaisinin ardından yeni maç haftası da yüksek tempo ile başladı. Barcelona, haftalardır pusuda bekleyen Real Madrid'in aradığı fırsatı El Clasico öncesi rakibine verecekti ki; Thierry Henry, Valencia deplasmanının 85. dakikasında sahneye çıkarak farkı ''en az iki maç'' olarak korumayı başardı.

Salı akşamı Santiago Bernabeu'daydı, Real Madrid. Rakip, yıllardır kendisine ters gelen Madrid'in ufak takımı Getafe olacaktı. Oldu da. Gerçekten dişli bir rakip olarak çıktı Real Madrid'in karşısına Getafe. İlk yarıda Real Madrid altyapısından yetişen Roberto Soldado'nun golüne cevap Gonzalo Higuain'den geldi. 1-1 sona eren ilk yarının ardından ise, tamamen üzerine ayrı bir hikâye yazılacak 10 dakika oynandı. 83'te Albin 2-1 yaptı. Guti, iki dakika sonra serbest vuruştan 2-2. 87'de Pepe, Casquero'yu düşürdü. Rakibine yerde yatarken savurduğu tekmeler dolayısıyla kırmızı kartla oyun dışına alındı. Tekmelere maruz kalan Casquero, Casillas'ı Panenka penaltısı ile mağlup etmeye çalışınca başarısız oldu.

Ve son dakikada kritik gollerin adamı Gonzalo Higuain, Real Madrid'e galibiyeti getirdi.

Real Madrid adına klasik 3-0 veya 4-1'lik bir galibiyetten çok daha fazlası anlamına gelebilirdi, bu geri dönüş. Barcelona tarafında ise, endişe olmalıydı. İngiltere Premier League'de Liverpool ile Manchester United arasında yaşanan psikolojik savaşın bir benzeriydi belki de. Böylesi yarışlarda, son dakika golleri ile üçer puana uzanan takımlar her zaman avantajlı olmuştur zira. Barcelona, elindeki bombayla çıkacaktı Sevilla karşısına. Önemli bir karakter sınavıydı. Ama cevap 4-0 ile geldi. Hem de oyunun hiçbir anında Sevilla'ya şans bile vermeden. Xavi ve Iniesta ikilisi ile rakibini bozguna uğratan Barcelona, Real Madrid'in hevesini de kursağında bırakmıştı adeta.

Barcelona'nın Sevilla karşısında attığı dördüncü gol ise, inanılmazdı. Üzerine söylenecek pek fazla söz olacağını sanmıyorum açıkçası. 3-0 önde olan takımın savunma oyuncusu, ceza sahasının sağ çaprazı ve taç çizgisinde topla buluştuğunda Türkiye'de yaşayan insanların çok büyük bir çoğunluğu, ''Çıkar ayağından... Oh be!'' refleksi ile o oyuncuya telkinlerde bulunurken Xavi, arkadaşının yanına gitti. Risk kokan iki pasın ardından Andres Iniesta topla buluştu, kanat değiştirilerek Sevilla savunmasının tüm algısının bozulması sağlandı. Barcelona'nın sol kanat savunucusu ile 4-3-3'ün sol ucundaki Thierry Henry, yer değiştirdi. Ve en sonunda Henry, topu ağlara göndermeyi başardı. Türkiye'de nelerin kaçtığını gösteren çok önemli bir pozisyondu bu. Galatasaray'ın bu sezon Benfica deplasmanında ip uçlarını verdiği.

Barcelona, Sevilla'yı 4-0 mağlup etti. Zaman zaman rakibine top bile göstermedi. Ama Barcelona'nın sezon başından bu yana ileri uçta görev yapan üçlüsünden Lionel Messi, kenardaydı. Dün akşam da Pep Guardiola, Thierry Henry'yi aldı yanına. Aslında, klasik bir futbol tartışmasıydı bu. Andres Iniesta, belki de şu an yer yüzündeki en formda futbolcu. Ve Guardiola, kendisini rakip kaleye daha yakın oynatmak istiyor. Peki, doğru mu? Ya da Barcelona daha mı avantajlı oluyor bu durumda? Pek sayılmaz. Zira; Iniesta'nın görevi, ''rakip kaleye daha yakın yerlerde bulunmak'' olmamalı. Valencia deplasmanına Sergio Busquets'in hemen önündeki Xavi ve Seydou Keita ikilisi ile başladı Barcelona. Iniesta, Henry'nin yerinde idi. Sağ kanatta Lionel Messi ve merkezde Samuel Eto'o ile tamamlanan bir üçlü vardı yine ileride.

Şöyle söyleyeyim. Yıllar sonra FC Barcelona 2009 takımında Thierry Henry, Samuel Eto'o ve Lionel Messi'nin La Liga'da attıkları 63+ gol konuşulabilir; fakat kişisel olarak, benim aklımda Xavi ve Iniesta'nın ''orta saha oyuncusu'' kavramını tamamen değiştiren performansları kalacaktır. Barcelona, bu ikilinin orta alanda başladığı maçlarda kesinlikle bambaşka bir takım hâline geliyor. Rakip takımlar, Xavi ve Iniesta'nın varlığında ileri çıkamıyorlar. İkilinin orta alandaki başarısı, üçüncü bölgedeki müthiş ayaklar ile anlam kazanıyor. Ve dahası Xavi ile Iniesta'nın oyunu, Barcelona'yı hareketli kılıyor. İlk pas, yalnızca bir başlangıç işte bu Barcelona'da. Kazanılan hemen her top pozisyon. Ama Iniesta'yı rakip kaleye daha yakın oynatma pahasına orta sahadan ve Xavi'den koparmak, Barcelona'nın oyunu 35-40 metrede oynamasına da engel oluyor.

Bir şey daha. Barcelona'nın bu sezonki futbolunun önemli ayaklarından biri de Daniel Alves. Xavi ve Iniesta'nın orta sahada rakiplere kurdukları baskı sonrası, atakların yönünü değiştiren paslar genel olarak Alves'e atılıyor. Dün akşam, birçok defa aksadığı görüldü bu planın. Özellikle, ilk yirmi dakika içerisinde.

Karşılaşmanın hemen başında, önce Sergio Busquets (dokuzuncu dakika) ikinci bölgede bir top kaybetti. Rakip, hücuma çıkacakken atağı kesen Xavi oldu. Hemen ardından Seydou Keita (onuncu dakika) benzer bir hata yaptı ve Valencia hızlı hücum kalkarken Daniel Alves'in kanadında eridi pozisyon. Valencia, sürekli bu hataları kovalar bir görüntü içerisine girmişti sanki. 20. dakikada Sergio Busquets, Dani Alves'in istediği pası atamadı. Valencia, tek pas ile sol kanada çevirdi oyunu. Alves, ileride kalınca onun bölgesinden ceza sahasına kesilen topa David Villa dokundu. Ama iyi bir vuruş yapamayınca Barcelona kalesi tehlike yaşamadı. Yine de, bu bir sinyaldi. Orta sahada işler yolunda gitmiyordu Barcelona adına. ''Busquets veya Keita'' ve Thierry Henry değişikliği için geri sayım başlamıştı artık.

İlk 20 dakika içerisinde önemli soru işaretleri oluşturan Barcelona, ilerleyen bölümde Andres Iniesta ile Lionel Messi'nin kişisel becerileri sonrası çok güzel bir gol buldu. Messi'nin golü sonrası, Valencia'nın özgüven sorunu yaşayacağı bölümde ise, Barcelona kalecisi Victor Valdes, hem maça hem de La Liga'nın şampiyonluk yarışına heyecan getirecek bir hata yaptı. Valencia'nın 43. dakikada kullandığı köşe vuruşu esnasında takım arkadaşı Carles Puyol'un üzerine çıkan Valdes, topa müdahale edemedi. Valencia, Maduro ile beraberliği yakaladı. Bir piyangoydu Valencia adına bu gol. Ama Mestella sakinleri, şanslı günlerindeydi. İlk yarı bitmeden bir gol daha geldi, Valencia'dan. Ama bu biraz daha farklıydı. Pablo Hernandez, alan savunması yapan takımın potasına smaç yaptı adeta.

İkinci yarının başında Guardiola, değişikliğe gitmedi. Seydou Keita ve Sergio Busquets sahada, Thierry Henry kenardaydı. Ama durumdan mutsuz olan da biri vardı. Daniel Alves, bu sezonki imza hareketlerinden olan sağ kanattan aldığı topla ceza sahasına süzülmeyi bir türlü gerçekleştiremiyordu. 49. dakikada Busquets, bir kez daha Alves'in önüne değil; arkasına bırakınca topu Alves, elleri ile işaret etmeye başladı Busquets'in topu göndermesi gereken yeri. Çok geçmedi. Ve Guardiola, olması gerekeni yaptı. Busquets'i oyunda tuttu. Keita'yı yanına alırak Henry'yi gönderdi sahaya. Artık, alıştığımız düzenine geri dönecekti Barcelona. Xavi ile Iniesta orta sahadaydı. İleride ise beklenilen üçlü sonunda sahne almaya başlamıştı.

Tamamen ileri yıkıldı Barcelona. Tabii, ''orta saha-forvet'' değişikliğinden kaynaklanan bir durum değildi. Sezon başından bu yana Barcelona'nın zaten sahip olduğu özellikti bu. Yalnızca daha geç kullanmayı tercih etti Guardiola. İyi dayandı Valencia. Hakemle sürekli oynadılar. Kendilerini sıkça yere bıraktılar. Ve Avrupa Şampiyonası'nda bu alanda kitap yazan İspanyol basketbolcuların genlerinden taşıdıklarını gösterdiler. Barcelona'nın 85. dakikada Thierry Henry ile gelen eşitlik golünde kaleci Cesar ise, doksan dakika içerisindeki gösteriler arasında zirveye çıkmayı başardı.

Barcelona, dün gece Valencia ile 2-2 berabere kalarak iki puan kaybetti. Bir puan kazandı. Diğer yandan, gol sayısını da 94'e yükseltti. Barcelona Tarihi'nin en iyi üçüncü gol performansı şimdiden. 1996-97 Sezonu'ndaki 102 gol, Barcelona'ya şampiyonluğu getirmemişti:

1. Real Madrid, 1989-1990, 107 Gol, 2.8 ortalama
2. Barcelona, 1996-1997, 102 Gol *, 2.6 ortalama
3. Barcelona, 1958-1959, 96 Gol, 3.2 ortalama
4. Real Madrid, 1987-1988, 95 Gol, 2.4 ortalama
5. Real Madrid, 1959-1960, 92 Gol *, 3.1 ortalama

Sezon içerisinde birçok maçta skoru aldıktan sonra rakiplerine duyduğu saygıdan dolayı rekorun üzerine gitmeyen Barcelona, (Atletico Madrid, 6-1, 28', 5-1; Almeria, 5-0, 36' 5-0; Valladolid, 6-0, 44', 4-0; Malaga, 6-0, 56', 6-0 ve Sevilla, 4-0, 54', 4-0) önümüzdeki haftadan itibaren yalnızca şampiyonluğu düşünecektir. Ama Real Madrid (D), Villarreal, Mallorca (D), Osasuna ve Deportivo (D) maçlarında atacakları 14 gol, unutulmaz bir rekoru da beraberinde getirir.

Real Madrid, bu gece Sevilla deplasmanında. Puan farkı reelde 7. Real'de 1. Kazansın, Real Madrid. Haftaya El Clasico'nun tadı olsun.

Chris Lofton: Doğuştan Keskin Şutör



TBL'de cumartesi günü Mersin Büyükşehir Belediye, ligden düşmesi daha önce kesinleşen CASA Ted Kolejliler'i 116-70 mağlup ederken Ahmet Kandemir'in takımında Chris Lofton, 17-22 üç sayı isabeti bulduğu maçı 61 sayı ile tamamlayarak hem takımına galibiyeti getirdi hem TBL Tarihi'ne geçmeyi başardı.

TBL'nin ilgi çekici oyuncularından olan Lofton, Şubat ayında Mersin BŞB'nin Fenerbahçe Ülker'i 96-82 ile geçtiği karşılaşmada da inanılmaz işler yapmıştı. Maçın sonunda artık orta alanı bir adım geçtikten sonra denediği üç sayılık atışlar olmasaydı, 36 dakikalık performansı sonrasında yayın gerisinden 13-17 gibi inanılmaz bir orana sahip olacaktı. 47 sayı ile oynamıştı 8 Şubat günü Lofton. Ama belli ki, daha fazlasını yapabilirdi. TBL'deki veda maçlarını oynayan CASA Ted Kolejliler, bu tecrübeyi çok acı bir şekilde yaşamak durumunda kaldılar. Peki, sürpriz mi Lofton'un bu gösterisi? Evet, ama bir yere kadar. Lofton, bunları yapabileceğini çok daha öncesinden kanıtlamıştı.

Ahmet Kandemir'in 2008 NBA Draftı'ndan çıkardığı büyük ganimet Lofton, gerçek anlamıyla doğuştan bir keskin şutör. ABD'de Kolej Basketbolu'nun önemli figürlerinden. Kariyeri başarılarla dolu. Ama NBA olamamasının bazı nedenleri var. İki sene önce koyulan testis kanseri teşhisi, Lofton'un önündeki engellerden biriydi. Saha içerisindeki etkileri ise farklı. Bir bakıma, Kolej Basketbolu'nda müthiş şutör olan birçok oyuncunun içerisine düştüğü girdap. Bir ve iki numara arasında kalmak. Geçtiğimiz sezon takımı Memphis Tigers'ı NCAA Finali'ne taşıyan ve bu sezon Chicago Bulls'taki performansıyla Yılın Çaylağı seçilen Derrick Rose özelinde bile beklenen sorunların başında geliyordu, bahsettiğimiz durum. Rose, üstesinden geldi. Lofton'un süreye ihtiyacı var.

Biraz daha açalım. NCAA'de inanılmaz işler çıkardıktan sonra NBA'de Kobe Bryant, Allen Iverson, Ray Allen gibi iki numaraları savunmak ya da bir numarada takımın lideri olmak, bazı oyunculara zor geliyor. Bunun altında eziliyorlar. Dolayısıyla, birçok takım bu tarzdaki oyuncuları, sıkışan dakikalarda kenardan getirerek şut sıkıntısını gidermek için kullanıyor. Orlando Magic'in J.J. Redick deneyinde olduğu gibi. Redick, tıpkı Chris Lofton gibi NCAA Tarihi'nin en önemli efsanelerinden olmasına karşın, NBA'deki görevi yalnızca gerekli anlarda şut atmak. Ki Reddick, bahsettiğimiz NCAA Tarihi'nde 457 üç sayı isabeti ile tüm zamanların en iyisi durumunda. İşte, Lofton'un bir diğer sıkıntısı da buydu. NBA'de rotasyon oyuncusu olmaktansa, Avrupa'ya gelerek tecrübe kazanmayı tercih etti.

Doğuştan keskin şutör, dedik. Haksız mıyız, hayır. Lofton, lise yıllarında Amerikan futbolu ve basketbol arasındaki tercihini ikincisinden yana kullanan sporculardan biri. Liseyi okuduğu Kentucky bölgesinde kendi yaş grubunun önemli futbol yıldızları arasında gösterilirken rotasını basketbola çeviriyor ve rekor kitaplarının karıştırılmaya başlanacağı süreci hazırlıyor. NBA'de New York Knicks forması ile akıllara kazınan Allan Houston, Lofton'un idolü. Kariyer gelişimi de Houston ile sürekli paralellik gösteriyor. Başlangıç, Mason County Royals ile. Kentucky bölgesinde bulunan okulda Lofton, daha önce eyaletin Louisville tarafında yer alan Ballard High School forması altında gösterdiği performanslar sonrası tarihe geçen Allan Houston'ın rekorlarını yavaş yavaş kırmayı başaracaktı.

Lofton, 17 yaşındayken Mason County Royals'ı Kentucky Eyalet Şampiyonluğu'na taşıdı. Okul tarihindeki ilk eyalet şampiyonluğunun geldiği turnuva finalinde yayın gerisinden dokuz isabet (9-12) göndererek tüm ezberleri değiştiren Lofton, 39 sayı ile de Kentucky Tarihi'nin unutulmazları arasına girdi. Ve hiç sürpriz olmasa gerek, 2003 yılında MVP Ödülü'nü kazandı. Yıllar sonra Mersin BŞB forması giyeceğini tahmin eder miydi, bilinmez; ama Lofton, lise kariyerini 353-764 üç sayı isabeti, %46.2 isabet oranı ile kapatıyor ve son senesinde de maç başına ortalama 26.7 sayı, 7.4 ribaund ve 3.4 asist rakamları ile oynuyordu. Lisede geçirdiği harika sezonların ardından sıra Kolej'e geldiğinde ise Lofton, bir kez daha Allan Houston'ın yolundan gidecek, Kentucky eyaletinin güçlü takımları Lousville ve Kentucky yerine Tennessee'ye gitmeyi tercih edecekti.

Dört sene içerisinde büyük oyuncuları arasına gireceği Kolej Basketbolu'na hızlı başlayan Lofton, henüz ilk sezonunda 93 üç sayı isabeti ile 1988-89 Sezonu'nda LSU forması altında 84 isabet bulan Chris Jackson'ı geride bırakarak Southeastern Conference (SEC) rekorunu kırıyor ve bu alanda tüm zamanların en iyi başlangıcını yapan ''Freshman'' oyuncusu oluyordu. İlk sezonunda maç başına 3.0 üç sayı isabeti ise, Allan Houston'un 1990-91 Sezonu'ndaki 2.91'lik derecesini geride bırakmak için yeterliydi. 200 denemeden 93 isabet çıkaran Lofton, ilk yılında imzasını atmıştı NCAA'e. %46.5'lik üç sayı isabet oranı, Tennessee Tarihi'nin en iyi ikinci derecesi olarak da tarihe geçecekti. Bir şey daha vardı, ilk sezonunda başardığı. O da Arkansas ve South Carolina maçlarında gönderdiği yedişer üçlük. SEC rekoru olarak geçti kayıtlara.

Chris Lofton, devam eden kariyeri boyunca NCAA'in önemli figürlerinden biri olmayı sürdürdü. Sophomore, junior ve senior sezonlarında ABD medyasının ikinci ve üçüncü All-American takımlarında yer aldı. Yalnızca SEC oyuncularının değerlendirmeye alındığı oylamalarda ise, ilk sezonun ardından gelen üç yıl boyunca sürekli birinci All-American takımında buldu kendisini. 2007 yılında (üçüncü sezonu - junior), SEC Yılın Oyuncusu seçilerek büyük onur yaşadı. Tüm kariyeri boyunca da yedi defa ''Haftanın Oyuncusu'' seçilerek bu alanda SEC rekorunu kırmayı başardı. Anlayacağınız, müthiş bir kolej kariyerine sahipti Mersin BŞB'nin süper yıldızı.

Son olarak, bir de maddeler hâlinde geçelim dört yıl içerisindeki başarılarını:

- 431 ile SEC Tarihi'nin en fazla üç sayı isabeti bulan oyuncusu,
- 431 ile NCAA Tarihi'nin en fazla üç sayı isabeti bulan üçüncü oyuncusu (J.J. Redick 457 ve Keydren Clark 435),
- 2131 ile Tennessee Tarihi'nin en skorer dördüncü oyuncusu,
- %84.2 ile Tennessee Tarihi'nin en yüksek oranlı serbest atış kullanan beşinci oyuncusu,
- %42.2 ile Tennessee Tarihi'nin en yüksek oranı üç sayılık atış kullanan ikinci oyuncusu,
- 193 ile Tennessee Tarihi'nin en fazla top çalan üçüncü oyuncusu,
- 130 ile Tennessee Tarihi'nin NCAA Turnuvası'nda en fazla sayı atan oyuncusu.

Chris Lofton'un değerinin anlaşılması adına düzenlenen tüm bu girizgâhın ardından son bir veri daha verelim.

2008 NCAA Turnuvası'nda takımı Tennessee'yi Final Four'a taşıyamasa da önemli işler başardı, Lofton. Sezon sonunda All-American ikinci takımına seçildi. 2009 yılında NBA'de Yılın Çaylağı seçilen Derrick Rose ve yine bu ödül için adı sıkça anılan Brook Lopez ile O.J. Mayo'nun bile dahil olamadığı bir takımdı bu. NABC tarafından belirlenen All-American ikinci takımında ise, Kevin Love, D.J. White, Eric Gordon ve Roy Hibbert gibi isimlerle beraber anıldı, Lofton.

2007 yılına dönelim. Chris Lofton'un NCAA'deki üçüncü sezonuna. SEC'de Yılın Oyuncusu seçildiği sezona. Yine, All-American ikinci takımında yer buldu kendine. Daha iyi anlaşılması adına, şu sıralar NBA'de ''sophomore'' yılını geçiren oyuncuları örnek vermek daha iyi olabilir. Joakim Noah, Greg Oden, Jared Dudley ve Nick Fazekas ikinci takımda yer alan diğer isimlerdi. Aynı seviyede yer alan oyunculardan (Aaron Brooks, Julian Wright, Aaron Gray, Jeff Green, Kevin Durant, Arron Afflalo, Al Horford ve Sean Singletary) yalnızca Lofton, NBA deneyimi yaşamadı. Bu da ilgi çekici bir diğer not olsa gerek.

Chris Lofton ile biraz daha yakın ilgilenmemizin bazı nedenleri var elbet. Harun Erdenay ve İbrahim Kutluay sonrası şutör olarak yalnızca Serkan Erdoğan'ın eline bakan Türkiye Milli Takımı'nın yeni elemanlarından biri olabilir, Lofton. TBF, daha önce Hidayet Türkoğlu aracılığıyla Orlando Magic'ten J.J. Redick ile temasa geçmiş; ama görüşmeler bir yerden sonra tıkanmıştı. Lofton, bu manada çok güçlü bir aday artık. NCAA Tarihi'nin en fazla üç sayı isabeti bulan oyuncusu olmadı, belki üçüncüsü olur. Rusya Milli Takımı'nın J.R Holden sonrası yaşadığı gelişimi gözler önünde iken Lofton'un takıma yapacağı katkı, Türkiye'yi bir basamak daha üste taşıyabilir. Tabii, görevler ve takım içi dengeler net olarak tanımlandıktan sonra.

Lofton, ligimize renk katıyor. Önümüzdeki sezon devam eder mi, bilinmez; ama günün birinde NBA kariyerinin olmasını merakla bekliyorum açıkçası. Mersin BŞB'ye gelmesi büyük sürprizdi. NBA de olur belki, kim bilir.

23 Nisan 2009 Perşembe

Andrei Arshavin ve Liverpool Savunması



Geçtiğimiz hafta Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final 2. Maçı'nda Chelsea ile 4-4 berabere kalarak Kupa'dan elenmesine rağmen futbolseverlere yıllarca unutamayacakları bir hatıra bırakan Liverpool, mesaisine Salı akşamı Arsenal karşısında da devam etti.

Premier League'de şampiyonluk şansını haftalarca önce mucizelere bırakan Arsenal, Liverpool'a çelme takacak mıydı? Yoksa Manchester United ile psikolojik bir savaş içerisinde olan Liverpool'da İspanyol menajer Rafael Benitez'in ''kalan altı hafta için on sekiz puan'' parolası, sorunsuz olarak başlayacak mıydı? Arsenal'in sezon ortasında Rusya'dan transfer ettiği Andrei Arshavin, sorunun cevabını verdi. Dört golden birden attı, Rus yıldız. Aslında, Arsenal'in ilk yarıyı önde kapamasını sağlayan golü attığında çok da sıradışı olaylar yaşanmıyordu. Normaldi, bir gol. Ta ki, Liverpool ateşi yakana kadar.

İkinci yarının hemen başında önce Fernando Torres ile eşitliği yakaladı, Liverpool. Ardından Yossi Benayoun ile de öne geçti. Arsenal'in Fransız menajeri Arsene Wenger, Theo Walcott hamlesinde bulundu. Takip eden beş dakika içerisinde Arshavin, iki defa patladı. 67. ve 70. dakikadaki gollerle 3-2'lik üstünlüğü aldı, Arsenal. Fernando Torres, 72'de bir kez daha Arsenal kalesini bulduğunda skor 3-3'e geldi. Ama Arshavin'in söyleyeceği bir çift söz daha vardı. 90. dakikanın son saniyelerinde Arsenal'e galibiyet golünü getiriyordu. En azından, o dakikada birçok kişinin aklından geçen buydu. Bir tekinin hariç. Yossi Benayoun. 4-4 bitti maç. Liverpool, bir geri dönüş daha yaptı; fakat bu defa biraz daha hasarlı çıktı.

Kazanması hâlinde maç fazlasıyla da olsa liderliğe çıkacaktı, Liverpool. Olmadı. Geri dönüş, yarım kaldı. Ve dahası Andrei Arshavin. Tek başına dört gol attı. Devam edelim. Arsenal'in doksan dakika boyunca Liverpool kalesini bulan dört şutu da yine Arshavin'in ayağından çıktı. Sorun var, Liverpool savunmasında. Alvaro Arbeloa'nın kanadı, tehlike sinyallerini çok uzun süredir veriyordu. Önce Anfield ve sonra da Stamford Bridge'deki maçlarda Chelsea menajeri Guus Hiddink, ince ince işlemişti bu zaafı. Sağ stoper ve sağ bek arasına atılan toplarla iki gol bulan Chelsea, Yarı Final'e yükselmişti Şampiyonlar Ligi'nde. Salı akşamı da benzer bir görüntü vardı. Jamie Carragher ile Alvaro Arbeloa'nın hataları, Arsenal'in Anfield Road'da dört gol bulmasının yolunu açtı.

Liverpool savunması adına iyi bir sezon değil. 2008-09'da üç ayrı maçta 4+ gol yedi, Rafael Benitez'in takımı.

12.11.2008: v Tottenham 2-4, White Hart Lane, Carling Cup.
14.04.2009: v Chelsea, 4-4, Stamford Bridge, Champions League.
21.04.2009: v Arsenal, 4-4, Anfield Road, Premier League.

Üzerinde bulunduğumuz yolu izlemeye devam edelim. Liverpool, en son 1992-93 Sezonu'nda kalesini korumakta bu kadar zorlanmıştı. İlk Premier League sezonu. Altı ayrı maçta, 4 veya daha fazla gol yiyordu Liverpool. Charity Shield'de Leeds United karşılaşması ile başlayan süreçte Aston Villa, Chesterfield, Spartak Moskova, Coventry City ve Blackburn Rovers, sezon boyunca üç ayrı ismin koruduğu (Bruce Grobbelaar, Mike Harper, David James) Liverpool kalesinin müdavimi hâline gelmişlerdi. Altı maçta da ilgi çekici futbol hikâyeleri var.

Liverpool, 1991-92 Sezonu sonunda Sunderland'i 2-0 mağlup ederek FA Cup'ı müzesine götürdükten yalnızca üç ay sonra geri dönüyordu Wembley Stadyumu'na. Rakip bu defa bir önceki sezonun lig şampiyonu Leeds United'dı. Ve Leeds, rakibini Fransız yıldızı Eric Cantona'nın attığı üç golün yardımı ile 4-3 mağlup ederek Charity Shield'i kupasına götürecekti. 4-3'lük skor, 1968 yılında Manchester City'nin West Bromwich Albion'u 6-1 mağlup ettiği karşılaşmadan bu yana görülen en gollü Charity Shield karşılaşmasının oluşmasını sağlıyordu. Liverpool'un Leeds United'a kaybeden maç kadrosunda daha sonra Galatasaray formasıyla Türkiye'de oynayacak olan iki isim vardı. Biri Mike Marsh. Diğeri ise biraz daha tanıdık.

Dean Saunders, 1991-92 Sezonu'nda 2.9 milyon £ tutarındaki bonservis bedeliyle Derby County'den gelmişti Liverpool'a. Ne var ki, bekleneni bir türlü veremeyecekti. Ağustos ayındaki Leeds United maçının ardından beş karşılaşmada daha giydi, Liverpool'un o çok değerli yedi numaralı formasını. En sonunda, 5 Eylül günü oynanan Chelsea mücadelesinden sonra 2.3 milyon £ karşılığında Aston Villa'ya geçti. Liverpool, yıllar sonra Robbie Keane transferinde çok daha büyük bir kayba uğrayacaktı. Ama 14 ay içerisinde kaybedilen 600 bin pound, o dönem için İngiltere Futbol Tarihi'ne böylesine kısa sürede görülen en büyük zarar olarak geçiyordu. (Bunları anlatmak lazımdı, daha sonra yaşanacakların altını doldurmak adına.)

Galli oyuncu, daha sonraki yıllarda Galatasaray'ın başarısı için beraber çalışacağı hocasına karşı takımını galibiyet taşırken aslında Graeme Souness'ın iki hafta önce aslında ne kadar önemli bir hata yaptığını gösterecekti, Aston Villa'nın Liverpool'u 4-2 mağlup ettiği karşılaşmada. Saunders, iki gol atmış ve birçok önemli fırsatta Liverpool kalecisi David James'e takılmıştı. Liverpool taraftarlarının hayatlarındaki en güzel gün değildi, 19 Eylül 1992. Diğer yandan, yalnızca üç gün sonra, bu defa çok daha farklı bir hikâyenin kahramanı olacaklardı. Liverpool, Anfield Road'da ilk yarısını 3-0 geride kapattığı Chesterfield maçını 4-4 ile ''tekrar'' oynama hakkı kazanıyorlardı. (Tekrar maçında 4-1 kazanan Liverpool, League Cup'ta 3. Tur'a yükselmişti.)

Sezonun devam eden bölümünde 4+ maçlarına tanıklık etti, Liverpool.

22.10.1992: v Spartak Moskova 2-4, Central Lenin St., European Winners' Cup
19.12.1992: v Coventry City, 1-5, Highfield Road, Premier League
03.04.1993: v Blackburn Rovers 1-4, Ewood Park, Premier League

Liverpool, Premier League'de sezonu altıncı sırada tamamlarken yalnızca 59 puan toplayabildi. Ve rakip filelere gönderdiği 62 gole karşılık kalesinde 55 gol gördü. İşte, 1992-93 Sezonu'ndan sonra ilk defa böylesine ''müsamaha'' gösterdi rakiplerine Liverpool. (Genel toplamda değil, yalnızca belli süreçler içerisinde.) Chesterfield'e karşı oynanan League Cup maçındaki skor, resmî kayıtlara geçen en son 4-4, 2008-09 Sezonu öncesi. Liverpool, daha sonra 2001 yılında UEFA Kupası Finali'nde İspanyol Alaves'i normal süresi 4-4 biten maçın ardından 5-4 ile mağlup etmeyi başarmıştı. 4-4 var yani, Liverpool Tarihi'nde. Ama takdir edersiniz, çok değil.

Arsenal karşısındaki 4-4'lük skordan birçok yeni futbol öyküsü çıkarmak mümkün. 1992-93 Sezonu'ndan sonra takip eden yedi sezondaki tüm resmî maçlar gözetildiğinde yalnızca iki defa kalesinde 4 veya daha fazla gol gördü, Liverpool. Birincisi, 1993-94 Sezonu'nda. Matt Le Tissier'in üç gol ile yıldızlaştığı maçta Southampton, Liverpool'u 4-2 mağlup etmişti. İkincisi ise 1997-98 Sezonu'nda Chelsea karşısında alınan 4-1'lik yenilgi. Liverpool, sezonu iki puan önünde ve üçüncü sırada tamamlayacağı Maviler'e kaybederek sezonun sonunu kötü getiriyordu.

1993-94 ve 1999-2000 Sezonu arasında yalnızca iki maçta 4+ gol yiyen Liverpool, 2000-01 Sezonu'nda Leeds United'a 4-3 kaybederken rakibin tüm golleri tek bir isimden gelecekti. Avustralyalı Mark Viduka, Elland Road'da Sander Westerveld'in koruduğu Liverpool ağlarını dört kez havalandırıyor ve Lig Tarihi'nde Kırmızılar'a karşı 4+ gol atan son oyuncu oluyordu. Tabii; iki gün önce Andrei Arshavin'in sergilediği gösteriye kadar olan süreç içerisinde.

2006-07 Sezonu'ndaki 6-3'lük League Cup karşılaşmasında dört gol atıp bir de penaltı vuruşundan yararlanamayan Julio Baptista, Anfield Road'da bu seviyeye çıkmayı başaran isimlerden biri olurken Lig maçları değerlendirmeye alındığında, Liverpool taraftarları önünde dört kez gol sevinci yaşayan son oyuncu 1946-47 Sezonu'nda takımı Wolverhampton Wanderers'ı 5-1'lik galibiyete taşıyan Dennis Westcott'tu. Westcott; Billy Liddell ve Bob Paisley gibi efsanelerin Liverpool formasıyla mücadele ettikleri ilk sezonda 38 gol atarak tüm dikkatleri üzerine çekmişti. Westcott'un rüya gibi geçen sezonu, Wolverhampton Wanderers Kulübü'nün en büyük oyuncu performanslarından biri olarak kabul ediliyor hâlen daha.

Andrei Arshavin, Liverpool deplasmanında dört gol birden atarak Dennis Westcott'un rekorunu egale etti. Ve Premier League Tarihi'nde bir maçta 4+ defa rakip fileleri sarsan 15. oyuncu oldu. İşte, Arshavin'den önce bu seviyeye çıkan 14 ismin ortaya koyduğu 18 performans:

25.09.1993: Everton 1-5 Norwich, Efan Ekoku
04.03.1995: M. United 9-0 Ipswich Town, Andrew Cole (5 gol)
23.09.1995: Liverpool 5-2 Bolton W., Robbie Fowler

14.12.1996: Liverpool 5-1 Middlesbrough, Robbie Fowler
24.08.1997: Barnsley 0-6 Chelsea, Gianluca Vialli
04.05.1998: Wimbledon 2-6 Tottenham, Jürgen Klinsmann

24.10.1998: Liverpool 5-1 Nottingham Forest, Michael Owen
06.02.1999: Nottingham Forest 1-8 M. United, Ole Gunnar Solskjaer
30.08.1999: M. United 5-1 Newcastle United, Andrew Cole



19.09.1999: Newcastle United 8-0 S. Wednesday, Alan Shearer (5 gol)
04.12.1999: M. United 5-1 Everton, Ole Gunnar Solskjaer
21.10.2000: Chelsea 6-1 Coventry City, Jimmy Floyd Hasselbaink

04.11.2000: Leeds United 4-3 Liverpool, Mark Viduka
26.04.2003: West Brom 0-6 Liverpool, Michael Owen
16.04.2004: Arsenal 5-0 Leeds United, Thierry Henry

15.03.2004: Portsmouth 5-1 Middlesbrough, Yakubu Aiyegbeni
29.12.2007: Tottenham 6-4 Reading, Dimitar Berbatov
12.03.2008: Chelsea 6-1 Derby County, Frank Lampard

Andrei Arshavin, Arsenal'in ne kadar değerli bir transfer yaptığını gösterdi salı akşamı. Ve Arsene Wenger'in takımı, Liverpool'a klasik çelmelerinden birini daha taktı. Manchester United, 2-0 kazandı Portsmouth karşısında. Şampiyonluk yolunda avantaja sahip olan Sir Alex Ferguson. Liverpool Kaptanı Steven Gerrard ise, son dakikada kazanılan bir puanın kendilerini mutlu sona ulaştırabileceğini söylüyor.

Benitez'in yeni hedefi 5 maç ve 15 puan. Ama savunmaya biraz daha fazla dikkat etmesi gerekiyor sanki.

19 Nisan 2009 Pazar

Orlando Magic vs. Philadelphia 76ers



Normal sezonun sonunu oldukça kötü oynayan iki takım rakip oluyorlar birbirlerine. Hidayet Türkoğlu'nun formasını giydiği Orlando Magic, Philadelphia 76ers ile oynuyor.

Sezon boyunca inişli çıkışlı bir grafik çizmişti, Sixers. Yaz mevsiminde Los Angeles Clippers'tan gelen Elton Brand'in sakatlanması ile başlayan süreç bir şekilde atlatılsa da sezon başlangıcı, pek de iyi olmayacaktı. Sonrasında Andre Iguodala, sorumluluğunun farkına vardı. Ve yazı içerisinde değineceğimiz sürpriz oyuncu performanslarıyla bir yere kadar geldi Philadelphia 76ers. Ne var ki; sonu iyi yazılmadı bu senaryonun. Sixers, belki istediği dereceyi elde etti (altıncılık); ama Nisan ayındaki performans, hiçbir şekilde umut verici olmadı. Son gece, tamamen yedek oyunculardan kurulu bir kadro ile mücadele eden Cleveland Cavaliers önünde uzatmalar sonrasında gelen galibiyet öncesindeki altı maçını kaybetmişti, Philadelphia 76ers.

Orlando Magic'in durumu da farklı değil aslına bakılırsa. Zirveyi de gördüler sezon içerisinde, dibi de. Özellikle, Ocak ayında, All-Star öncesinde müthiş bir form yakalamışlardı. Batı Turnesi'nden çıkarılan dört galibiyet ve NBA Liderliği'ne uzanan bir yolun yolcusuydu, Magic. Kuzeybatı Grubu Lideri Denver Nuggets, Güneybatı Grubu Lideri San Antonio Spurs ve Pasifik Grubu Lideri Los Angeles Lakers ile araya sıkıştırılan Sacramento Kings galibiyeti. 33-8 ile ligin ilk yarısının en başarılı takımı olmayı başarmışlardı. Staples Center'da alınan zaferin ardından Pepsi Center'da Denver Nuggets'ı da mağlup edip ''back-to-back'' maçlarının ikincilerinde 7-1 gibi muazzam bir derece elde etmeleri, doğrudan mesajdı tüm NBA'e. Ama devamı gelmedi.

Sezonun Magic adına en büyük çıkış yapan oyuncusu Jameer Nelson, omzundan sakatlandı. Ameliyat olacağı açıklandı ve sezonu kapattı. Yerine önce Tyronn Lue alındı, sonra da takasın son gününde Rafer Alston. Lig birinciliğinden düştü Magic; ama Doğu'daki saygın mücadelesine devam etti. Tabii, ancak Nisan ayına kadar. Playofflar öncesindeki son periyodu çok kötü oynadı, Hidayet Türkoğlu'nun takımı. Son üçü mağlubiyet olmak üzere dokuz maçtan yalnızca dört galibiyet elde edebildi. Playofflar'a da en sorunlu takımlardan biri olarak gelmek durumunda kaldı. Sorunları var. Üstelik; Hidayet Türkoğlu ve Rashard Lewis'in sakatlık problemleri. Kesinlikle zor olacak Magic için.

Benzer kadere sahip olan iki takım, sezon içerisinde üç defa karşılaştılar. Philadelphia 76ers, Doğu'nun zirvesindeki diğer takımlara olduğu gibi (Cavaliers ile son gece oynanan maç hariç), 0-3 oldu Magic'e karşı. Ama ilginç ayrıntılar var yine de.

Orlando Magic'in en büyük kozu, dört şutör ve bir Dwight Howard formülü. Stan Van Gundy, Howard dışındaki tüm oyuncularını şutör özellikli isimlerden seçerek rakip uzunların dışa çıkmasını dolayısıyla da Howard gibi öldürücü bir gücün boyalı alanda daha rahat oynamasını sağlıyor. İki sezondur işleyen bir sistem bu. Gelişigüzel de değil tabii. Magic, ligin en çok dış şut kullanan takımlarından biri. Sixers adına kötü haber; çünkü Andre Iguodala'nın arkadaşları, NBA'de yayın gerisini oldukça başarısız savunan toplulukların başında geliyor. Öyle ki; Magic haricinde, ligin en iyi üç sayı takımlarına karşı oynadığı dokuz maçtan yalnızca bir galibiyet çıkarabildi, Sixers (Boston 0-4, San Antonio 0-2, Cleveland 1-3).

Orlando Magic'e sezon içerisinde süpürülmeleri, bu anlamda hiç sürpriz değil. Yukarıdaki takımlara karşı oynadıkları maçlarda ortaya çıkan rakamlar da ilginç. 10 Nisan'da 102-92 kaybedilen Cleveland Cavaliers maçında rakibine 12-23 ile üç sayı kullanmasına imkân verdi, Sixers. Orlando Magic'in dış şut özelliğinin görüldüğü en net istatistik ise, kazanılan ve kaybedilen maçlar içerisinde çıkıyor ortaya. Sezon boyunca kazandığı 59 maçta %40 ile üçlük atan Magic, kaybedilen 23 maçta yalnızca %31'de kalıyordu. Sixers, buradan mutlaka bazı sonuçlar çıkaracaktır. Andre Iguodala'dan başka, Magic'in şutörlerini savunabilecek net bir seçeneğe sahip olmasa da.

Sixers, yayın gerisini savunmakta başarısız. Ama Dwight Howard'ı yavaşlatabilen Doğu'daki tek takım. Samuel Dalembert, Reggie Evans, Theo Ratliff ve Thaddeus Young. Howard karşısına çıkan Sixers uzunları.

Magic önünde galibiyet alamayan Sixers takımı, Howard'ı üç maç boyunca 15.7 sayı ve 10.0 ribaund ortalamalarında tutmayı başardı. Bir ışık bu. Dahası, sezon içerisinde maç başına 13 şut kullanan Howard, Sixers maçlarında toplam 25 defa gidebildi rakip potaya (6-11, 4-7 ve 4-7). Sixers adına problem, sürpriz katkılar oldu. Şubat ayında 96-94 kaybedilen maç, çok net bir örnek bu anlamda. Howard'a saha içinden yalnızca dört isabetli şut imkânı veren Sixers, Magic benchinden gelen Tony Battie'nin 9-9 saha içi isabetiyle attığı 20 sayının kurbanı olmuştu. Howard'ın rakip uzunları faul problemi içerisine sokması, hikâyenin parçalarından biri.

Orlando Magic ve Philadelphia 76ers serisinin kaderini belirleyecek bir diğer eşleşme, Andre Miller ile Rafer Alston arasında. Benzer oyun karakterindeki iki isimden kendisini kabul ettiren takımını da öne taşıyacaktır.

Andre Miller. 33 yaşında ve kariyerinin en olgun sezonlarından birini yaşıyor. İlginç rakamlar var burada da. Miller'ın oyun tarzını anlatması açısından önemli. Sezon boyunca isabet kaydettiği iki sayılık atışlardan yalnızca %27'sini asist üzerinden buldu, Sixers'ın point-guard oyuncusu. Ne demek bu? Boyalı alana dalmayı seven ve kendi şutunu yaratabilen bir isim. Rolünü benimsedi, iyi oynamaya devam ediyor. Ama Magic maçlarında yalnızca %36 ile hücum etmesi, kafa karıştırıcı. Rafer Alston ise, ligin en çabuk oyun kurucularından biri. Geçiş hücumlarında müthiş bir koz. Magic, şubat ayında kazanırken son çeyrekte 36 sayılık bir patlama yapmış ve aynı bölümde geçiş hücumlarından beş üçlük bulmuştu. Yazalım bir kenara.

Philadelphia 76ers'ın en önemli silahlarından biri, rakiplerini top kaybına zorlaması. Bu alanda ligin en iyi üçüncü takımı konumundalar. Thaddeus Young ve Andre Iguodala gibi, atletik oyuncuların rol alması adına önemli. Bu anlamda, Hidayet Türkoğlu ve Rashard Lewis üzerine baskı yapabilir, Sixers. İki ismin de sakatlık problemlerinin bulunması, Magic için sıkıntı. Ama oynayacak duruma gelmeleri bekleniyor. Hidayet, geçtiğimiz sezondan daha kötü şut kullanıyor; ama seride Magic adına kritik isimlerden biri. Nisan ayında 4-24 ile üç sayı kullandı, Playofflar'da kendine gelmeli. Thaddeus Young, hızlı bir uzun. Rashard Lewis ile Hidayet Türkoğlu'nu zorlayacaktır. Kenardan gelen Marresee Speights de oldukça verimli bir çaylak.

Nisan 20: Orlando Magic v Philadelphia 76ers, 00:30
Nisan 23: Orlando Magic v Philadelphia 76ers, 02:00
Nisan 25: Philadelphia 76ers v Orlando Magic, 03.00
Nisan 27: Philadelphia 76ers v Orlando Magic, 01.30

Orlando Magic, Playoff takımı değil. Bu bilinen bir gerçek. Zaafları var. İki sezon boyunca Pistons'ın da ince ince işlediği. Bu sezon ciddi bir gelişim gösterdiler. NBA birinciliğine bile yükseldiler. Ama son bölümde çaptan düştüler. Bozulan dengelerin payı vardı bunda hiç kuşkusuz. Ama öyle bir rakip buldular ki kendilerine. Magic kötü. Ama Sixers daha da kötü. Son durum bu şekilde. Sezonun son gecesinde Raptors'ın Bulls deplasmanında kazanması ve Cavaliers'ın Sixers karşısına yedeklerle çıkması, en çok Magic'in işine geldi belki de. Serinin ilk iki maçını kazanır, Magic. Devam eden iki maçlık periyottan birinde Sixer alır bir galibiyet. Ve en sonunda Amway Arena'da seri biter. Senaryonun bu şekilde olacağını düşünüyorum.

Tahmin: Magic, 4-1

İstanbul BŞB v Galatasaray: 0-1



.............................................................................

Los Angeles Lakers vs. Utah Jazz



Batı'nın bir numarası Los Angeles Lakers, geçtiğimiz sezon Konferans Yarı Finalleri'nde oynadığı ve son derece keyifli geçen bir serinin ardından 4-2 mağlup ettiği Utah Jazz ile 2009 Playoffları 1. Turu'nda karşılaşıyor.

Utah Jazz, 2007-08 Sezonu'ndaki çizgisinden uzak. Tüm bir yıl boyunca sakatlıklarla uğraşan Jerry Sloan'ın takımı, sekizinci sıradan Playofflar'a kapağı atmayı başarsa da, özellikle sezonun son bölümünde gösterdiği performansla akıllarda soru işareti bıraktı. Mart ayını Portland Trail Blazers deplasmanındaki 125-104'lük mağlubiyetle kapattıktan sonra Nisan ayında yalnızca New Orleans Hornets ve Los Angeles Clippers'ı yenebildi, Utah Jazz. Söz konusu periyotta, Golden State Warriors ve Minnesota Timberwolves gibi hedefsiz takımların yanı sıra, Playoff resminin içerisinde yer alan Denver Nuggets, Dallas Mavericks, San Antonio Spurs ve Los Angeles Lakers'a karşı alınan yenilgiler, Utah Jazz adına endişelerin daha da artmasına neden oldu.

Los Angeles Lakers ise, normal sezonun son maçında Utah Jazz'i 125-112 ile geçerken sezon içerisindeki 65. galibiyetini alıyordu. Rakipsizdi zaten Batı'da, Lakers. Tek amaç, muhtemel bir Final serisinde Cavaliers'a karşı saha avantajını yakalamaktı. Ama olmadı. Cavaliers, 66 galibiyetle zirveyi aldı. Ve aslında LeBron James'in takımının başarısı, Los Angeles Lakers'ınkini gölgede bıraktı. Oysa ki, çok net rakamlar var ortada. NBA'de en fazla şampiyonluk kazanan iki takımdan biri olan Lakers, 65-17 ile Kulüp Tarihi'nin en iyi üçüncü normal sezon derecesini yakaladı. Tarihin en başarılı Lakers takımı, 1971-72 Sezonu'nda Wilt Chamberlain, Jerry West ve Elgin Baylor'lu kadrosuyla sezonu 69-13 ile bitirdikten sonra NBA Şampiyonluğu'na ulaşan ekipti. Lakers Tarihi'nin en başarılı ikinci derecesi ise, 1999-2000 Sezonu'ndaki 67-15'ti. Üç sezonluk dominasyonun ilk ayağı.

1971-72 ve 1999-2000'de NBA Şampiyonluğu'nu elde eden Los Angeles Lakers, yeni sezonda en iyi üçüncü derecesinin hatrına zirveye çıkar mı, bilinmez. Yine de NBA Finalleri'ndeki kontenjandan birinin ayrıldığını herkese kabul ettirdiler şimdiden. Tabii, belli aşamaları geçmeleri gerekiyor. Ve ilk engel Utah Jazz. Geçtiğimiz sezonki Batı Konferansı Yarı Finalleri serisi, unutulmazlar arasına girdi. Çok keyifliydi. Lakers, 1. Tur'da Denver Nuggets'ı süpürdükten sonra uzun süre bekledi rakibini. Jazz, Rockets'i 4-2 geçip Lakers ile olan randevusuna yetişmeyi bildi. Ama ilk iki maçı kazanan ev sahibiydi. Devam eden iki maçta da durum değişmedi. Pek konuksever değildi iki takım da. Staples Center'a 2-2 ile gelinmişti. İki takımdan toplam 10 oyuncu (ilk 5'te çıkanların tamamı) çift haneli sayılara ulaşacak ve Lakers kazanacaktı. Altıncı maçta, ''servis kıran'' yine Lakers olunca, Jazz için sezon kapanıyordu.

2008 NBA Batı Konferansı Yarı Finalleri'ndeki serinin verdiği önemli dersler var. Lakers ve Jazz, bu sezon toplam üç kez karşılaştılar. İki toplamda dokuz maç yani. Utah Jazz tarafında bu dokuz maçın sekizinde forma giyen Mehmet Okur, her zaman fark yaratan isimlerden biri oldu. Ve gündemdeki en önemli haber, Mehmet Okur'un sakatlığı. Milli basketbolcumuz, Lakers serisinde takımı adına çok kritik bir silah. Utah Jazz'in savunmadan hücuma geçiş (transition offense) esnasında Deron Williams dışındaki bir numaralı opsiyonu belki de. Sezon boyunca sıkça paylaştığımız gibi, Williams ve Okur'un yaptıkları çok basit bir ikili oyun var. Hızlı hücumlarda Williams, takımla birlikte rakip potaya geldiğinde tüm oyuncular, boyalı alana doğru ilerlerken Okur, yayın gerisinde kalıyor. Ve çok sayıda isabetli şut buluyor. Yine Williams, perde üzerinden de görebiliyor Mehmet Okur'u.

Lakers pota altında görev alan Pau Gasol ve Andrew Bynum gibi boyalı alan savunmasında kalmayı tercih eden iki uzuna önemli problemler çıkarabilecek bir oyuncu, Utah Jazz'in 13 numarası. Özellikle, sakatlıktan yeni çıkan ve ribaund ya da blok pozisyonlarında ayak çabukluğunu şimdilik tam dengeleyemeyen Bynum'ı oldukça zorlayabilirdi. Ama son antrenmanda zorlandığı ve koşmakta bile güçlük çektiği söyleniyor. Lakers basını durumu oldukça yakından inceledi, Utah Jazz'in Los Angeles Clippers'ı mağlup ettiği maçtan bu yana. Okur, normal sezonun son maçında da sakatlığı nedeniyle forma giyemedi Lakers'a karşı. Yokluğu, Utah Jazz'i hücum tarafında eksik bırakacaktır. Öyle ki; kendisi, Jerry Sloan dönemindeki en efektif Jazz pivotu. Dolayısıyla, ekstra katkısına ihtiyacı var Jazz'in. Bir de, alçak post savunması hiç fena değildi Okur'un. Jarron Collins, kesinlikle bir alternatif olamaz.

Mehmet Okur'un Lakers'a karşı gösterdiği performanslar üzerinden devam edelim. Geçtiğimiz sezonki Playoff serisinde maç başına ortalama 17.6 sayı ve 10.8 ribaund ile oynamış, %44.2 ile hücum etmişti Okur. 2008-09 Sezonu'nda ise iki defa çıktı Lakers'ın karşısına. 113-100 kaybedilen ilk maçta 21 sayı ve 13 ribaund ile takımının en efektif oyuncusuydu. Salt Lake City'deki galibiyette de yine öne çıkacaktı. 113-109 kazanılan karşılaşmada 8-14 saha içi isabeti, 22 sayı ve 8 ribaund. Mehmet Okur, sezon boyunca yayın gerisinden 65-134 ile şut kullandı. Tüm NBA'de en isabetli üç sayı yüzdesine sahip altıncı oyuncu. Ve hiç kuşku yok ki, pivotlar arasında lider. İlk maçta yer almaması, sürpriz olmayacak. Utah Jazz'in kaybetmesi de. Ama serinin ilerleyen bölümünde Okur'un muhtemel yokluğu, zaten avantajlı olan Lakers'ı iyiden iyiye rahatlatacak.

Los Angeles Lakers'ın en büyük kozu, Kobe Bryant. Utah Jazz, Kobe'yi savunma konusunda net cevapları çoğu zaman bulamıyor. Ronnie Brewer, beklentilerin çok üstünde. İyi savunuyor Lakers'ın yıldızını. Öyle ki; oldukça başarısız şut isabet oranları ile geçtiği maçlar oluyor Kobe'nin; ama bir şekilde olan çözüm yolu da var. Geçtiğimiz sezonki Playoff serisinde toplam 96 defa serbest atış çizgisine gitmişti Kobe (21-23, 11-12, 14-17, 6-10, 13-17 ve 15-17). Brewer'ın başarısı var. Yine de drive pozisyonlarında kesinlikle yardıma ihtiyacı bulunuyor. Bunu yapabilecek oyunculardan biri, getireceği sertlikle, Matt Harpring olabilir. Her ne kadar eski çevikliği olmasa da. Diğer yandan; son dönemde hücum performansı yerlerde sürünen (Nisan ayı boyunca 11.3 sayı ve 2.8 ribaund ortalamaları ile oynadı) Ronnie Brewer'ın ayağa kalkma konusunda sıkıntısına devam edeceğini de söyleyebiliriz.

(Kobe'yi savunmak ile ilgili bir ayrıntı. Lakers, Şubat ayında Jazz'e kayberken Kobe'den 37 sayılık bir destek almıştı. Ama Kobe'nin kullandığı şut sayısı 33'tü. O gece, sezon içerisindeki 10. yenilgisini alan Lakers, dokuz mağlubiyeti ise Kobe'nin 21'den fazla şut attığı maçlarda gelmişti. Yani. Dış şuta zorlamak isteyecektir Lakers, Kobe'yi. Kobe'nin buna mutlaka bir cevap bulacağını tahmin ediyorum, bakalım.)

Los Angeles Lakers ve Utah Jazz takımlarının birleştiği önemli noktalardan biri, geçiş hücumları. Lakers, bunu çok iyi yapıyor. Pau Gasol, çok kritik bir adam burada. Koşan uzun. Pas yeteneği üst düzeyde. Geçtiğimiz sezon Lakers, Nuggets'ı 4-0 ile süpürürken İspanyol yıldızın bu özelliğinden sonuna kadar faydalanmıştı. Triple-double seviyesine çıkmıştı çoğu zaman, Gasol. Andrew Bynum'ın dönüşünden sonra her maç ortalama %50'den yüksek bir şut oranı ile hücum ederken ortalama 18 sayı atıyor. Bynum ile birlikte oynayacağı ilk Playoff serisi. Bu anlamda merakla beklenen bir performans. Lakers'ın geçiş hücumlarında iyi olması bilinen gerçek. Keza Utah Jazz'in de. Sezonun önemli bölümünü sakatlık problemleri ile geçiren ve yaz mevsiminde takımdan ayrılmasına kesin gözüyle bakılan Carlos Boozer'ın sağlam olduğu dönemlerdeki verimini alamayacak olan Jazz, yeni açılımlar getirebilir basketboluna.

Transition offense de, bunlardan biri. Deron Williams, sezon boyunca saha içinden kullandığı şutlardan %35'ini hücum süresinden eksilen on saniye öncesinde attı. Ve bu alanda takımın lideri de değil. Roonie Brewer (%40) ve hücum ribaundlarının büyük etkisiyle Paul Millsap (%42), Deron Williams'ın getirdiği hızlı hücum etkisinden yararlanan oyuncular. Sonuç olarak; Deron Williams, en önemli kozu Jazz'in. Yardımcı rolde ise Carlos Boozer değil, Mehmet Okur var.

Kenardan gelecek oyunculara da bakalım. Lakers adına, altıncı adam Lamar Odom. Utah Jazz tarafında ise, Paul Millsap. Özellikle, Mehmet Okur'un muhtemel yokluğunda, Millsap'in alacağı süre artabilir. Sezon içerisinde, Carlos Boozer'ın yerini doldurmuş ve Utah Jazz'in playoff umutlarını sağlam şekilde korumasını sağlayan önemli ellerden biri olmuştu. Etki yapacaktır. Kaldı ki; Lakers maçlarını da seviyor. Normal sezondaki üç karşılaşmada aldığı kısıtlı süreye rağmen (28 dakika), 12.0 sayı ve 9.7 ribaund ortalamalarını yakalamıştı, Millsap. Buraya eklenebilecek Jazz yedekleri, Andrei Kirilenko ve Kyle Korver. Kirilenko, eskisi gibi değil. Ve deplasman maçlarında kayıp. Yine de zaman zaman Kobe üzerinde görebiliriz kendisini. Kyle Korver, Jazz'e geldiğinden beri savunmada önemli gelişim gösterdi. Hücumda ise, en büyük kozu olan üç sayılık atışları, Lakers'a karşı %18 gibi felaket bir oran ile kullandı.

Phil Jackson'ın sıkıntılı dakikalarda kenardan alabileceği desteklerin vücuda bürünmüş diğer hâlleri, Jordan Farmar, Luke Walton ve Sasha Vujacic. Bu isimler, ilk beşteki üç skor opsiyonundan herhangi birinin kötü bir gün geçirmesi durumunda sahneye çıkabilirler. Yine maça başlayan oyuncular arasında Derek Fisher'in böylesi günler için yaşadığını biliyoruz. Trevor Ariza'nın getirdiği ateş ise, Lakers'ın aradığı yenilik.

Nisan 19: Los Angeles Lakers v Utah Jazz, 22.00
Nisan 22: Los Angeles Lakers v Utah Jazz, 05.30
Nisan 24: Utah Jazz v Los Angeles Lakers, 05.30
Nisan 26: Utah Jazz v Los Angeles Lakers, 04.00

Normal şartlar altında, son derece heyecan verici bir eşleşme olurdu. Geçtiğimiz sezonki Playoff serisini de düşünürsek; fakat denk kuvvette değiller takımlar. Jazz'de Boozer ve Kirilenko gibi oyuncular, eskisi gibi oynamıyorlar. (Kirilenko, sezonun son maçında 20 sayı ile oynadı ama.) Mehmet Okur'un sakatlık riski de Jazz'in işini zorlaştırabilir. Gönül ister, sonuna kadar uzasın bu seri. Olmayacak gibi. Staples'da maç kazanması zor Jazz'in. Lakers da deplasmanda bir maç çalabilir.

Tahmin: Lakers, 4-1.

Charles Itandje: ''Çok Üzgünüm!''



"I am sorry. I am sorry. I am sorry. A thousand times, I am sorry. To the club, to the fans and especially to the families, I am deeply sorry.''

Liverpool'un Hillsborough Faciası'nda hayatlarını kaybeden 96 kişinin anısına Anfield Road'da düzenliği törende kameralara gülerken yakalanan Charles Itandje'nin son pişmanlığı.

Pek fayda edecek gibi değil.

18 Nisan 2009 Cumartesi

Portland Trail Blazers vs. Houston Rockets


Batı Konferansı'nda sonucu en fazla merak edilen edilen eşleşme, Portland Trail Blazers ve Houston Rockets arasında. Sezonun son bölümünde yakaladıkları form grafiği ile dikkat çeken iki takım mücadelesi, kesinlikle ilgi çekici olacak.

Portland Trail Blazers, ligin en formda takımlarından biri. Normal sezondaki son 11 maçından 10 galibiyet çıkarmayı başaran bir oyuncu kadrosu var. Ama işin garip yanı, alınan tek mağlubiyetin Houston Rockets'a karşı olması. 5 Nisan gecesi Toyota Center'a çıkan iki takımdan Houston Rockets, rakibini 102-88 mağlup ederek şimdiden psikolojik bir üstünlük sağlamayı bildi. 10-1'deki o ''1'', Blazers'ın aklının bir köşesinde kalacak. Ama diğer yandan, gerçek olan, sezon içerisindeki üç eşleşmede de ev sahibi ekiplerin kazanması. Rockets, Blazers'a karşı 2-1 üstün. Playofflar'da ise, saha avantajı Portland Trail Blazers'a ait.

Benzer karakterde iki takım aslına bakılırsa, Blazers ve Rockets. Karakterleri var. Hemen her gece de yansıtıyorlar bunu sahaya. Başardıkları bu. İstikrar sağladılar sezon boyunca. Geçtiğimiz yıl Playoff resminin dışında kalan Blazers, ''saha avantajı'' ile giriyor mesela ''yeni'' sezona. Houston Rockets da uzun sürede topladığı bir çuval inciri, son gece Dallas Mavericks'e yenilerek berbat etmeseydi, Los Angeles Lakers'ın arkasında ikinci sırada giriş yapabilirdi Playofflar'a. 54-28, her şeye rağmen, tatmin edici. Üçüncü basamaktaki San Antonio Spurs'ün de aynı derece ile bitirmesi, yeteri kadar açıklayıcı olabilir. Önemli olan ufak detaylar. Ve Portland Trail Blazers gibi kendi evinde ateşle oynayan takımların saha avantajını ellerine almaları, son derece önemli bir ayrıntı. Fark yaratabilir bu durum iki takım arasında.

Brandon Roy. LaMarcus Aldridge. Greg Oden. Rudy Fernandez. Nicolas Batum. Ve diğerleri. Portland Trail Blazers, 2008-09 Sezonu'nda müthiş bir iş başardı. Gelecek zaten onların. Bunu hepimiz biliyoruz. Ama şimdiden yaşadıkları gelişim inanılmaz. NBA Tarihi'nde Playoff yapan en genç takım, Blazers. Genel görüntüde ise üçüncüler. 2000-01 Sezonu'ndaki Chicago Bulls ve 1953-54 Sezonu'nda sahne alan Baltimore Bullets takımının ardından. Söz konusu iki takımın aldıkları, toplam galibiyet sayısı 31. (2000-01 kadrosunda sekiz çaylak -Dalibor Bagaric, Jamaal Crawford, Khalid El-Amin, Marcus Fizer, Steve Goodrich, A.J. Guyton, Dragan Tarlac, Jake Voskuhl- ve üç ''ikinci yıl oyuncusu'' -Ron Artest, Elton Brand, Michael Ruffin- bulunduran Chicago Bulls, tarihin en genç kadrosu olarak sezonu 15-67 ile kapatmıştı.) Portland'ın derecesi ise 48-34.

Takımın süper yıldızı Brandon Roy'un ilk playoff sezonu. Derrick Rose'un az önce sona eren gösterisinin üzerine çıkabilir mi, bilinmez; ama sezon içerisindeki Houston Rockets galibiyetinde verdiği izlenim, umut saçıyor adeta. NBA TV'nin canlı maç yayınları arasında sürekli dönen bir video aslında. Rose Garden'da son 1.9 saniyeye 96-96 girilirken önce iki sayılık bir basket buluyor, Roy. Rockets ise karşılığı, mola sonrası Yao Ming'in üç sayılık oyunu ile veriyor. Genç takım olmanın dezavantajları belki de. Basket ve faul sonrası kenara gelen oyuncular. Kenarda çizilen oyunlar. Ve Brandon Roy'un mucize üçlüğü ile gelen 101-99'luk Blazers galibiyeti. Roy'un kademe atladığı pozisyonlardan biriydi. (Daha sonra, sezonun ilerleyen bölümünde yine Portland'dan Rudy Fernandez, iki saniye içerisinde 5 sayılık oyun yapmıştı.)

Benzer karakterde takımlar, dedik. Açalım. Ribaund istatistiklerinden başlayabiliriz.

Defensive Rebounds
1. Orlando Magic, 33.3 rebs
2. Houston Rockets, 32.5 rebs
3. Indiana Pacers, 32.5 rebs
4. San Antonio Spurs, 32.2 rebs
5. Dallas Mavericks, 31.7 rebs

Houston Rockets ve Portland Trail Blazers, 24 saniyelik hücum süresini sonuna kadar kullanmayı tercih eden iki takım genel anlamda. Rockets'in pota altında Yao Ming ve Luis Scola gibi iyi opsiyonlara sahip olması, ligin üst seviye ribaund takımlarından biri hâline gelmeleri adına yeterli nedenler. Portland Trail Blazers ise, ribaund konusunda daha acımasız. Her ne kadar tabloda farklı görülse de. Rakibe verilen savunma ribaundu sayısında ligin en iyisi, Portland (26.7). Savunma ribaundunda ikinci (9.6). İki takımın ilk beş içerisinde yer aldıkları ribaund kategorisi, kazanılan ve rakibe verilenler arasındaki fark konusunda çıkıyor ortaya. Houston Rockets ikinci (+3.2), Portland Trail Blazers da dördüncü (+2.1).

Offensive Rebounds
1. Portland Trail Blazers, 12.9 rebs
2. Philadelphia 76ers, 12.7 rebs
3. Los Angeles Lakers, 12.4 rebs
4. Oklahoma City Thunder, 12.2 rebs
5. Minnesota Timberwolves, 11.9 rebs

Brandon Roy, 101-99 kazanılan maçın yıldızıydı; ama Teksas'taki diğer iki maçta takımını kurtaramadı. Houston Rockets'in 98-94 ve 102-88'lik skorlarla Toyota Center'dan çıkardığı galibiyetlerde Roy, saha içinden 18-43 ile oynadı. Bu görüntüde en büyük pay, hiç kuşkusuz, Houston Rockets'in arka alandaki savunmacıları. Ron Artest, kendini kontrol edebilirse, Brandon Roy üzerinde baskı kuracaktır seri boyunca. Shane Battier'in takım arkadaşına gerekli yardımı vereceğinden de şüpheniz olmasın. Battier, bire bir savunmada, Blazers'dan Nicolas Batum ile eşleşiyor. Batum'un sınırlı hücum gücü, Battier'e seçme şansı verebilir. Ve Rockets, Batum'u riske edebilir bir ihtimal olarak. Bu anlamda, Battier'in gerekli anlardaki üçlüklerini bile görebiliriz hücumda.

Portland Trail Blazers'ın yedek planı, LaMarcus Aldridge olmalı. Aldridge, kısa kariyerinin en iyi sezonunu oynadı. 2006 Draftı'nda Blazers'ın dördüncü sıra seçimi Tyrus Thomas ile takas edilmesi sonrasında gelmişti Blazers'a, Aldridge. İlk sezonunda geçirdiği sakatlık ve kalp hastalığının getirdiği tüm soru işaretleri yok olmuş durumda. Kader arkadaşı Roy'un ardından gelecek sezon Aldridge'in All-Star olmasını bekleyebiliriz artık. Bir de, ilk çeyreklerdeki performansını genele yaymalı tabii. Bu seride, Scola'nın canını sıkabilir. Merakla bekliyorum açıkçası Playofflar'da neler yapacağını.

Houston Rockets, pota altında birbirini tamamlayan iki uzuna sahip. Luis Scola ile Yao Ming'in birliktelikleri, yenilmez bir kombinasyon hâline gelebiliyor belli dönemlerde. Ama alternatif sayısı fazla değil. Blazers'ın en büyük avantajlarından biri bu. Kenarda çok daha etkili silahları var. Brandon Roy'un olmadığı anlarda takımın ''son top'' kullanıcısı olan Travis Outlaw mesela. Oyunun sıkıştığı anlarda direkt etki yapabilecek bir oyuncu. Greg Oden'ın potansiyelini biliyoruz. Kendisini affettirmesi gerekiyor. Ve belki de aradığı fırsat ayağına gelmiştir. Tüm bunlara rağmen, en önemli koz Rudy Fernandez.

İspanyol oyuncu, NBA'in alışık olmadığı tarzda bir oyuncu. Biraz Manu Ginobili gibi. Ginobili de ilk zamanlar, basketbolunu kabul ettirme konusunda zorlanmıştı; ama şimdilerde oyun tarzı, başlı başına bir ekol hâline geldi. Fernandez, kenardan gelerek tüm havayı değiştirebilecek ekstra bir isim. Üç sayı, drive ya da smaç. Patlayıcı özelliği kesinlikle fark ettirecektir kendisini. Avrupalı bir çaylak olmasına karşın, tıpkı yolunda ilerlediği Ginobili gibi, çok önemli tecrübelerle geldi NBA'e. Büyük maçlar ya da ciddi atmosferlerde nasıl davranılması gerektiğini biliyor. Ve ''kazanan'' olmanın getirdiği hazzın farkında.

Houston Rockets ise, unutulmazlar arasına girebilecek 2008-09 Sezonu'nu son gün yaptığı hata ile zora soktu. Saha avantajını kaybetti ve Portland Trail Blazers gibi genç, istekli bir takımın rakibi oldu. Yine de, iyi haberler var. Utah Jazz'in karşısına çıkmıyorlar. Sakatlığı ya da varlığı ile yokluğu artık çok hissedilmeyen Tracy McGrady, Playofflar'daki kötü kaderini değiştirebilirdi belki de. Ama microfracture belası, O'nun da yapıştı yakasına. Uzaktan izleyecek takımını.

Nisan 19: Portland Trail Blazers v Houston Rockets, 05.30
Nisan 22: Portland Trail Blazers v Houston Rockets, 05.00
Nisan 25: Houston Rockets v Portland Trail Blazers, 04.30
Nisan 27: Houston Rockets v Portland Trail Blazers, 04.00

Ufak farklar var iki takım arasında. Saha avantajı, çok önemli. Blazers, sahasında bambaşka oynayan bir takım. Batı Konferansı'nın açık ara lideri olan Los Angeles Lakers'ın yaşadığı acı tecrübelerinden de çok iyi bildiği gibi. Rose Garden, karnaval havasına bürünüyor Blazers'ın maçlarında. Bir de, ciddi bir ayrılığın ardından Playofflar'a yapılan geri dönüş, Blazers taraftarını daha fazla heyecanlandıracaktır.

Houston Rockets ve Toyota Center için de benzer sözleri sarf edebiliriz. İç sahada rakiplerine potaya bakma imkanı bile vermiyorlar çoğu zaman. Sanki, sezon içerisindeki gibi olacak. Yedi maça gidebilir bu seri. Altı maçta bitmesinin tek nedeni, Rockets'in deplasmanda bir maç çalmayı başarması olur. Açıkçası; 4-3 ve 2-4, denk ağırlıklara sahip gibi duruyor. Dileğim; Portland'ın gidebildiği kadar ilerleyebilmesi. Özellikle, normal sezonda iki defa perişan ettiği Los Angeles Lakers'a karşı izlemek çok keyifli olabilir, Portland Trail Blazers'ı.

Sonuç olarak; yedi maça gider ve Blazers alır, diyelim. Biraz da temenni olarak.

Tahmin: Blazers, 4-3

San Antonio Spurs vs. Dallas Mavericks



2009 NBA Playoffları 1. Turu'ndaki en klasik eşleşmelerden birisi, San Antonio Spurs ve Dallas Mavericks arasındaki. Teksas eyaletinin iki güçlü temsilcisi, normal sezonun son gecesinde değişen şartların ardından bir kez daha rakip oldular birbirlerine.

Dallas Mavericks, kısa süre öncesine kadar Playoff resminin içerisine atmaya çalışırken kendisini, Phoenix Suns önünde alınan 140 sayılık galibiyetin ardından yakaladığı form grafiği ile Doğu Konferansı'nın altıncı sırasına kadar yükselmeyi başardı. Söz konusu süreç içerisinde Utah Jazz ve New Orleans Hornets'i de mağlup eden Dallas Mavericks, Playofflar'a çok formda geliyor. Diğer yandan; sezon boyunca eski gücünden uzak görünen San Antonio Spurs, normal sezonun son haftasında önce Sacramento Kings ve ardından da New Orleans Hornets maçlarında Michael Finley'nin crunch time performansıyla ayakta kaldı. Houston Rockets'in Dallas Mavericks'e yenilmesiyle de bir anda üçüncü sıraya kadar çıktı.

Mavericks, son gece aldığı galibiyetle kendisine rakip olarak seçti San Antonio Spurs'ü bir anlamda. 2006 yılındaki inanılmaz Batı Konferansı Yarı Finalleri serisinin ardından takımların söyleyecekleri birer çift söz daha olabilir. Saha avantajı, 2006'da olduğu gibi, yine San Antonio Spurs'e ait. O seride saha avantajı başlıklı cümleler kullanmak kolay değil. Zira, serinin gelişimi akıllardan kolay kolay çıkmayacak tarzda. Önce Spurs öne geçmişti 1-0. Ardından Mavericks, dış sahadan galibiyet çıkararak avantajı eline geçirmişti. Ve bunu uzun süre de kullanacaktı. 104-103 ve 123-118 ile 3-1 öne geçmişti Mavericks. Artık yalnızca bir galibiyete ihtiyaçları vardı. Spurs, iç sahada kazanıp 2-3 yaptığında Mavericks'in paniklememesi normaldi. Ama iç sahada kaybedilen 91-86'lık maçın ardından seri 3-3'e gelecek ve seri tekrar Spurs'ün evine taşınacaktı.

Tam anlamıyla bir klasikti, 2006 Doğu Konferansı Yarı Finalleri'ndeki yedinci Spurs-Mavs maçı. Dirk Nowitzki ile Tim Duncan çarpışmış, Nowitzki'nin 37 sayı ve 15 ribaundluk performansına Duncan, 41 sayı, 15 ribaund, 6 asist ve 3 blokla cevap vermişti; ama kazanan Mavericks oluyordu. Duncan'ın 17-23 serbest atış isabet oranı ve Spurs'ün kenarda yalnızca 2 sayılık bir ''destek'' alabilmesi, takımın sonunu hazırlamıştı belki de. Mavericks'in 119-111'lik galibiyeti, Mark Cuban'ın takımına Batı Finalleri'ni getirecekti o sezon. Ardından da NBA Finalleri'ni. (Daha fazlasına engel olan ise Dwyane Wade'di. Mavericks, 2006'da yaşadığı travmanın etkilerini ancak atmaya başladı.)

2009 Playoffları'nda mutlaka farklılıklar olacak. Big Three'den Manu Ginobili, sakat. Tim Duncan, aynı problemden dolayı uzun süredir tam verimle oynayamıyor. Ama Spurs'ün Mavericks'e verecek cevabı var hâlâ. Fransız. Tony Parker. Üstelik, altı da boş değil bu söylemin. ''Bizi öldürüyor!'' diyor Mavericks'in süper yıldızı Tim Duncan, Tony Parker'ın Spurs karşısındaki durdurulamaz performansı hakkında. Haksız da sayılmaz. Parker, sezonun belli bölümlerinde Ginobili ve Duncan olmadan oynadı, takımına liderlik yaptı. Belli bir yere de getirdi Spurs'ü.

Çok iyi oynuyor Mavericks'e karşı Tony Parker. Sezon içerisinde dört maçta gösterdiği performansın rakamsal karşılığına bakalım hemen.

Kasım 4: Spurs v Mavericks, 81-98 (Tony Parker, 8-15 FG, 22 sayı ve 3 asist)
Aralık 9: Mavericks v Spurs, 126-133 (Tony Parker, 12-25 FG, 29 sayı ve 10 asist)
Şubat 24: Spurs v Mavericks, 93-76 (Tony Parker, 15-32 FG, 37 sayı ve 12 asist)
Nisan 3: Mavericks v Spurs, 107-102 (Tony Parker, 15-25 FG, 37 sayı ve 4 asist)

Tony Parker, Dallas Mavericks maçlarında ortalama 31.2 sayı, 7.2 asist ve %51.5 saha içi isabet oranı ile oynadı sezon boyunca. Bu noktada akıllara gelen ilk isim Mavericks'in bu bölgede görev yapan oyuncusu Jason Kidd. NBA'de yıllardır üst düzey bir savunmacı olarak kabul edilen Kidd'in karşısındaki bir ismin böylesi rakamlara çıkması tesadüf mü, pek sayılmaz. Jason Kidd'li Dallas Mavericks, rakip point-guardlara en fazla triple-double yapma fırsatı tanıyan takım oldu bu sezon. Oklahoma City Thunder'dan Russell Westbrook (17-10-10), Boston Celtics'den Rajon Rondo (19-14-15) ve New Orleans Hornets'tan Chris Paul (33-11-10), sezon içerisinde Mavericks'e karşı birer kez triple-double seviyesine çıktılar.

Texas eyaletinin yerel internet sitelerinden birinde söz konusu durum, ''Genç point-guardlar, Jason Kidd'i yaşlı hissetmesine neden oluyor!'' başlığıyla irdelenmişti yanlış hatırlamıyorsam. Ve yalnızca bu da değildi. 30+ sayı ve 10+ asist hususunda da dört rakip PG, Jason Kidd'e karşı meydan okudu: Utah Jazz'den Deron Williams (34-12), New Jersey Nets'ten Devin Harris (41-13), New Orleans Hornets'tan Chris Paul (33-10) ve yukarıda da paylaştığımız gibi San Antonio Spurs'den Tony Parker (37-12). Yine de bilinen gerçek. Oldukça zeki bir oyuncu, Jason Kidd. Zaman zaman point-guardlardan ziyade rakip takımın arka alanda görev yapan isimlerini savunduğunu da biliyoruz. (Kobe Bryant, LeBron James gibi.) Tüm bunlara rağmen, Tony Parker'ın Dallas Mavericks tarafından nasıl yavaşlatılacak, merak konusu.

Çeşitli alternatif fikirlere sahip, Rick Carlisle. Aslında çok da kolay gibi görünmeyen. Tony Parker'ın öldürücü ''drive''larını engellemek adına, şutlarını riske edebilir Dallas Mavericks. Ama bu sezon orta mesafe şut tercihi ve kullanımındaki başarısı gözler önünde Parker'ın. Yaşadığı gelişimin en net çıktısı. Kaldı ki; Parker'a geçtiğimiz sezon NBA Finalleri'ndeki Rajon Rondo muamelesi de yapamazsınız. Diğer seçenek, Jason Kidd'i son çeyreğe kadar dinlendirmek ve üç çeyrek boyunca Antoine Wright, Jason Terry, J.J. Barea ve gerekirse Josh Howard gibi isimlerle savunmak Parker'ı. Maçın belirleneceği dakikalarda Jason Kidd'in zinde kalabilmesi adına yapılabilir böyle bir tercih. Pek sanmıyorum yine de. Dallas Mavericks cephesinde, savunma anlamında, bu gelişmeler yaşanırken San Antonio Spurs tarafında da sıkıntılı bir konu başlığı var.

Spurs'ün Dirk Nowitzki'yi ''kesin'' olarak savunabilecek bir oyuncusu bulunmuyor. Öyle ki, ''yavaşlatacak'' bir isim bile bulmak kolay değil. Matt Bonner, belli zamanlarda beklentilerin üzerine çıkabiliyor; ama Nowitzki, iç ve dış oynayabilen bir isim. Üstelik, kolları da çok uzun. Bonner'ı faul problemine sokup kenara gönderir kısa süre içerisinde. Bruce Bowen, yalnızca alternatif. Drew Gooden, Ike Udoka ve Kurt Thomas, Nowitzki'ye göre yavaş. Geriye kalan tek isim, Tim Duncan. Teksas ekiplerinin geçtiğimiz sezonlardaki mücadelesinde Gregg Popovich, Nowitzki'nin kontrolünü son çeyreklerde Duncan'a verirdi. 2006 yılında defalarca izlemiştik ikilinin ''crunch time'' rekabetlerini. Benzer bir formül deneyebilir yine, Popovich. Mutlaka çözüm yolu bulacaktır. Zira; o sakalları değirmende ''uzatmadı.'' Aslında, merakla bekliyorum bu anlamda neler olacağını.

Manu Ginobili'nin yokluğunu derin şekilde hissedecek San Antonio Spurs. Tony Parker'ın eli olacak çoğu zaman bakılan. Diğer yandan; Parker ve Duncan sonrası bir skorer daha bulmak Spurs'ün çözmesi gereken en önemli sorunlardan biri. Son dönemdeki performansı ve playoff tecrübesi ile Michael Finley olabilir bu isim. (Robert Horry olsaydı, değil mi?) Ya da sezonun sürprizlerinden Roger Mason Jr. Popovich'in tercihi bu. Bir de, Drew Gooden. Sezon içi hamlelerin, bana kalırsa, en önemlisi. 10-12 sayı ve 8-9 ribaundluk performanslar getirebilir Spurs'e. Son dakikaları oynamayı bilen, iyi bir uzun. Etki yaratabilir, serinin herhangi bir maçında. Dallas Mavericks tarafında ise, Josh Howard'ın yanı sıra, J.J. Barea ve Brandon Bass'den ekstra katkılar gelebileceğini sanıyorum, bakalım.

Nisan 19: San Antonio Spurs v Dallas Mavericks, 03.00
Nisan 21: San Antonio Spurs v Dallas Mavericks, 04.30
Nisan 24: Dallas Mavericks v San Antonio Spurs, 03.30
Nisan 25: Dallas Mavericks v San Antonio Spurs, 23.00

Dallas Mavericks, son dönemde oynadığı ve kazandığı maçlarla çok net mesajlar verdi rakiplerine. Burası kesin; ama Doğu Yarı Finalleri'ne çıkmak istiyorlarsa, San Antonio Spurs deplasmanından bir galibiyet çıkarıp saha avantajını ellerine almaları lazım. Ben bunu başaracaklarına inanıyorum. Spurs, şampiyon karakterine sahip bir takım. Sezonun son bölümünde gösterdikleri reaksiyon bununla ilgili. Ve hiç kimseye belli etmeden üçüncü sıraya çıkmaları da. Mavericks, daha iyi evet. Yine de, seri eğer yedinci maça kalırsa; tüm resim değişebilir. 2006'daki hataya düşmez Spurs, bu defa. Gregg Popovich, bir yolunu bulur ve AT&T Center'dan çıkarmaz Spurs'ü. Ne diyorduk, bence kazanır Mavericks deplasmanda. Jason Kidd'i son sezonundan önce doya doya izlemek hiç fena olmaz.

Tahmin: Mavericks, 4-2

Boston Celtics vs. Chicago Bulls



NBA'de normal sezonun son gecesinde gelişen olayların ortaya çıkardığı bir eşleşme, Boston Celtics ve Chicago Bulls arasında çekişmeli geçmesi beklenen Playoff 1. Tur serisi.

Nisan ayında oynadığı beş maçı da kazandıktan sonra iddiasız Toronto Raptors ile evinde karşılaşan Chicago Bulls, bu sezon çokça yaptığı gibi United Center'dan galibiyet çıkarması durumunda Doğu Konferansı'nı altıncı sırada tamamlayacak ve Orlando Magic'in rakibi olacaktı. Hatta muhtemel bir mağlubiyette bile, Cleveland Cavaliers'ın Philadelphia 76ers'ı mağlup etmesi şartıyla yerini koruma şansı vardı. Beklenmeyen ihtimaller gerçekleşti. Philadelphia, Cleveland deplasmanında kazandı. Bulls ise, iç sahada Raptors'a 109-98 kaybetti. Ve Bulls, üçüncü sıradaki Magic yerine Cavaliers'ın ardından Doğu Konferansı'nın ikinci basamakta tamamlayan Boston Celtics ile eşleşti.

Playofflar'ın başlamasına kısa bir süre kala büyük form düşüklüğü yaşayan Orlando Magic, Chicago Bulls'un tercih edebileceği bir rakip olmalıydı hiç kuşkusuz. Diğer yandan; Boston Celtics de kendisine ters gelebilecek Chicago Bulls yerine Philadelphia 76ers ile oynamak isteyebilirdi. Ama son iki günde yaşanan olaylar, işlerin tüm seyrini değiştirdi. Celtics'de normal sezondaki son 26 maçın 22'sinde forma giyemeyen Kevin Garnett'in tüm Playoff sezonu boyunca sakatlar listesinde kalabileceği açıklandı önce. Sonra da Boston Celtics Genel Menajeri Danny Ainge, ufak bir kalp krizi geçirdi. Ainge, Garnett'ten gelen haber üzerine mi fenalaşmıştı, bilinmez; ama yakın zamanda kalbinden operasyon geçirecek. Her ne kadar riski az olarak açıklansa da, Celtics'de morallerin bozulması için yeterliydi bu iki gelişme.

Serinin tüm kaderinin baştan yazılmasına neden olabilecek haber, Kevin Garnett'in dizindeki sakatlık. (Garnett gibi acı eşiği hayli yüksek olan bir oyuncuyu böylesine uzun süre sahalardan uzak tutacak olan ağrı, uzak olmalı evlerden.) Geçtiğimiz sezon Boston Celtics'in 17. şampiyonluğa ulaşmasındaki ana figür, Playofflar'da sergilediği unutulmaz performanslarla Paul Pierce gibi gözükse de, Kevin Garnett, takımın ''Ruhanî Lideri'' olmuştu. Garnett etrafında birleşen Boston Celtics takımı, özellikle savunmadaki gösterisiyle çıkmıştı zirveye. Garnett olmadan işleri, bir nebze daha zor olacak. Bilhassa, savunmada. Garnett'li ve Garnett'siz savunma rakamları arasındaki fark, en basidinden ilgi çekici.

Sezon boyunca 25 maç kaçırdı, Kevin Garnett. Söz konusu süreç içerisinde Celtics, yedi defa mağlup oldu. 18-7'lik galibiyet ve mağlubiyet sayısının yüzde olarak karşılığı 72.0 iken Garnett'in forma giydiği maçlarda %77.2'lik bir oran söz konusu (44-13). Bu işin bir tarafı. Asıl net rakamlar savunma istatistiklerinde. Garnett'in oynadığı 57 maçta rakiplerini %42.2 ile şut kullanmaya zorlayan ve bu alanda ligin en iyisi olan Celtics, Garnett'siz dönemde %44.2'ye izin verdi. Garnett'li 57 maçta, Celtics'in rakiplerin bulduğu ortalama sayı 90.7 ve bu alanda da ligin en iyi ikinci takımı Celtics. Ama Garnett'siz 25 maçlık serüven ise korkunç. En azından aradaki fark anlamında. 90.7 olan ortalama, bir anda 98.2'ye kadar yükseliyor. İlginç maç skorları da var bu süreçte.

Playofflar, en az zaafı olan takımların başarılı olabilecekleri bir seviye. Normal sezondaki kadar fazla sayıda hücum olmaz, Playofflar'da. Pozisyon sayısı azaldıkça da her hücum değerli olur. Savunma, bu yüzden getirir şampiyonluğu. Detroit Pistons, San Antonio Spurs ve Boston Celtics sonrası bu sezon Cleveland Cavaliers'ın en büyük aday olması nedeni de bununla ilgili aslına bakılırsa. Mike Brown, tam olarak bu başlığa uygun bir takım yarattı ve meyvelerini toplamaya devam ediyor. Boston Celtics açısından bakınca, Kevin Garnett'i fotoğraf dışına atarsak, yukarıda bahsini ettiğimiz 25 maçlık periyodu da ikiye ayırabiliriz. Playoff yapan takımlar ve playofflar dışında kalan takımlar şeklinde. O zaman, çok daha enteresan fikirler çıkabilir ortaya.

Kevin Garnett'in olmadığı 25 maçın 12'sinde şu an playoff resmine girememiş olan ekiplerle oynadı, Celtics. Ve bu karşılaşmalardan yalnızca 2 defa boynu bükük ayrıldı. Galibiyet oranı, %83.3. Maç başına bulduğu ortalama sayı 105.9 ve rakiplerine izin verdiği sayı ortalaması 90.6. Buraya kadar garip bir durum yok. Ama playoff takımları ve Garnett'siz Celtics, işleri biraz karıştırıyor. 13 maçtan yalnızca 8 galibiyet çıkarabilen bir Celtics var ilgili başlıkta. Daha fenası, savunma rakamlarında. %61.5'lik galibiyet oranı bir yana, bu karşılaşmalarda maç başına ortalama 100.7 sayı bulan Celtics, rakiplerine 107.5 sayı imkanı verdi. İlginç olan bu tabii. Bir de, Garnett'in olmadığı son bölümde New Jersey Nets (111 sayı) ve Chicago Bulls (127 sayı) gibi takımlara karşı gösterilen savunma zaafı, Cleveland Cavaliers (94 sayı) ve Orlando Magic (86 sayı) önünde pek görülmedi. Konsantrasyon etkilemiş olabilir Celtics'i.

Boston Celtics'de durum bu şekilde. Chicago Bulls'u ise, sezon içerisindeki takasın ardından değerlendirmek gerekir. Şubat ayında Sacramento Kings ile girilen ve Andres Nocioni karşılığında John Salmons-Brad Miller ikilisinin kulübe kazandırılmasının ardından kabuk değiştiren Chicago Bulls, sürekli çıkış gösterdi.

Takas sonrası, hem kısa hem de uzun vadede kârlı çıkacağını söylemiştik Chicago Bulls'un. Birinci taraf, şimdiden tuttu. John Salmons ve Brad Miller (hatta Tim Thomas ile Larry Hughes değişikliğini de ekleyelim), Chicago Bulls'a geldiğinden beri Vinny Del Negro'nun takımı oynadığı 29 maçtan 18 galibiyet çıkarmayı başardı. Playofflar'a doğru ligin en formda takımlarından biri oldu. Sezonun son bölümünde oynadığı 16 maçta yalnızca 4 yenilgi aldı, Chicago Bulls. 12 galibiyetin içinde ise, New Orleans Hornets, Boston Celtics ve Miami Heat gibi Playoff takımları da yer buldu kendilerine. Hornets, Celtics ve Heat maçlarının United Center'da oynanması da tesadüf değil. Bulls, ligin en iyi iç saha takımlarından biri. Son gece alınan sürpriz Raptors mağlubiyetini saymazsak, son 15 maçtaki galibiyet sayısı 14.

İç sahadaki 41 maçtan 28 galibiyet çıkarabilen Chicago Bulls, yine de bir açıdan Doğu Konferansı takımları ile ayrılıyor. Tüm ligdeki takımlar arasında hücum verimliliği açısından 14. sırada, Bulls. Savunmada da farklı değil durum. 18. sıra, hiç iyi sayılmaz. İki toplam ise, Playofflar'daki ''en verimsiz takım'' olarak çıkarıyor Bulls'u karşımıza. İyi yaptıkları da var tabii. Hücum ribaundu anlamında ligin en iyi takımlarından biri, Chicago Bulls. Tyrus Thomas ve Joakim Noah'ın pota altındaki hareketliliği ekstra hücum şansı getiriyor Bulls'a çoğu zaman. Ama ilginç olan savunma ribaundlarındaki vasat görüntü. Hücumda ateşli olan Bulls uzunları, savunmada mümkün olan pozisyonlardan yalnızca %70.9'unda ribaundu çekebiliyor. Bu anlamda ligin en başarısız üçüncü takımı konumundalar.

Chicago Bulls, koşarak oynamayı seviyor. Boston Celtics'in kozu, yarı saha basketbolu. İki takım da kendi felsefesini kabul ettirmek isteyecek rakibine. Celtics, biraz avantajlı gözüküyor. Ve eğer, Celtics bu anlamda başarılı olursa; Bulls'un işi hiç de kolay değil. Kadrodaki en başarılı savunmacılardan Luol Deng, seri boyunca forma giyemeyecek. Ben Gordon, ilk beşte. John Salmons ile Derrick Rose da. Maalesef, üç isim de savunmaları ile öne çıkan oyuncular değiller. Paul Pierce, karşısında John Salmons'ı bulacak. Salmons, Chicago'da 127-121 kazanılan maçta Pierce'i savunamayacağını anlayınca 38 sayı ile maçın yıldızı olmuştu. Benzer durum, Ben Gordon ile Ray Allen arasında yaşanabilir. Allen, geçtiğimiz sezon NBA Finalleri'nde Kobe Bryant'ı savunma konusunda zaman zaman beklentilerin üstüne çıkmıştı. Gordon'ın iyi bir savunmacı olmadığını biliyoruz. Dah fazla atan öne geçebilir yine.

Derrick Rose'un çaylak sezonunda Playoff oynaması, heyecan verici. Açıkçası, göstereceği performansı merakla bekliyorum. Rajon Rondo, hücumdan çok savunmaya konsantre olacaktır. Bir yere kadar başarabilir. Ama özellikle United Center'da Chicago Bulls'un kurallarının geçerli olacağını düşünürsek Rose, açık alanda son derece önemli bir silah hâline gelecektir. Uzunlar başlığında Boston Celtics'in elinde olan isimler Glen Davis, Leon Powe, Kendrick Perkins ve Mikki Moore. Powe, geçtiğimiz sezon NBA Finalleri 2. Maçı'nda ekstra bir iş çıkarmıştı. Ama Garnett'in yokluğunda, geçtiğimiz sezonki kadrodan eksilen P.J. Brown ve iyi bir PF savunmacısına evrilebilecek James Posey'nin de katkıları aranacaktır. Bulls'un daha seçenekli bir uzun rotasyonu var. Tyrus Thomas ve Joakim Noah, atletizm tarafında iş yapabilirler. Brad Miller ise, kesin bir seçme şansı getirecektir Bulls'a. Orta mesafeli şutları, Celtics'i savunmada minimum iki ayrı plan yapmak zorunda bırakacak.

Nisan 18: Boston Celtics v Chicago Bulls, 19.30
Nisan 21: Boston Celtics v Chicago Bulls, 02.00
Nisan 24: Chicago Bulls v Boston Celtics, 03.00
Nisan 26: Chicago Bulls v Boston Celtics, 20.00

Normal sezonda iki takım da iç sahadaki maçları kazandı. Celtics, TD Banknorth Garden'da iki kez yenerken rakibini Bulls, 17 Mart gecesi 127-121 ile geçti Celtics'i. Benzer durum, Playoff serisinde de yaşanabilir. Geçtiğimiz sezon şampiyonluğa ulaşırken Celtics, Doğu Finalleri'ne kadar deplasmanda playoff maçı kazanamamıştı. Chicago Bulls, iç sahada karakter gösterebilen bir takım. Celtics'de Kevin Garnett'in yokluğu çok önemli. Ama Paul Pierce, takımı etrafında toplayabilir. Ne kadar ileri giderler, bilinmez; çünkü muhtemel bir Doğu Finalleri eşleşmesinde Cavaliers, saha avantajını elinde tutacak. Onları geçseler NBA Finalleri'ndeki olağan rakipleri Los Angeles Lakers önünde de dezavantajlı durumdalar. Yine de Garnett olmadan Orlando Magic'i geçmeyi bir şekilde başardılar. Zor olacak. En az iki maç kaybedeceklerdir.

Chicago Bulls'un genç kadrosu, United Center'da işlerin kötü gittiği bir maçta toparlanamayacak ve Celtics 4-2 ile geçecekmiş gibi geliyor bana.

(Son bir not olsun. Chicago Bulls ile Boston Celtics, üç kez eşleştiler Playofflar'da. Celtics, her defasında tur atlayan takım oldu. 1981 Doğu Konferansı Yarı Finalleri ile 1986 ve 1987 Doğu Konferansı 1. Turu'nda ise maç bile vermedi rakibine. 1986 yılındaki seriye uzandığımızda ise, unutulmaz bir performansla karşılaşıyoruz. Sezon sonunda şampiyonluğa ulaşacak Larry Bird'lü Boston Celtics, iki kez uzatmaya giden ikinci maçta Chicago Bulls'u 135-131 mağlup ederken Bulls'un Michael Jordan adındaki genç yıldızı 63 sayı ile maçın ve tüm Playofflar Tarihi'nin (tek maç) en skorer ismi oluyordu. Yine de 3-0 ile süpürülmelerini engelleyememişti, Jordan. Ne var ki, daha fazlasını 1990'lı yıllar boyunca sıkça yapacaktı.)

Tahmin: Celtics, 4-2.

Cleveland Cavaliers vs. Detroit Pistons



NBA'de normal sezonun en iyi takımı Cleveland Cavaliers, kendisini çok iyi hissettiği The Q Arena'da başlıyor 2009 Playoffları'na. Rakip, Detroit Pistons. Sekizinci sıradan.

2006 Doğu Konferansı Yarı Finalleri ve 2007 Doğu Konferansı Finalleri. Cleveland Cavaliers ile Detroit Pistons'ın kader çizgilerinin birleştiği unutulmaz iki seri. Bunların ardından, 2009 yılında, Playoff 1. Turu'nda birbirlerine rakip olmaları yeteri kadar enteresan değil mi? Peki ya Cavaliers'ın Pistons'ı süpürmesine kesin gözüyle bakılmasına ne dersiniz? Evet, çok şey değişti 2006 yılından bu yana NBA'de. Hatta, 2008'den 2009'a. Jeff Van Gundy'nin ''MIP - En Çok Gelişme Gösteren Oyuncu'' adayının LeBron James olması, bir yere kadar ironi; ama gerçekçi yanı var hiç kuşkusuz. Öyleyse bakalım, 2006 ve 2007'deki serilerin öykülerine.

LeBron James'in Ohio eyaletinde krallığını ilân ettiği dönemdi. Washington Wizards'ı altı maç sonunda eleyerek üst tura yükselen Cavaliers, son iki sezonun NBA Finalisti Detroit Pistons karşısına çıkıyordu. Cavaliers kariyerinde ilk defa Playoff sezonu yaşayan LeBron James, kendisine sorulan bir soru üzerine, ''Tabii ki. Yoksa, oynanamamızın bir anlamı kalmazdı.'' cevabını verdiğinde aslında hiç de ciddiye alınmamıştı. 21 yaşındaki LeBron, şampiyonluğu o zamanlardan beri çok istiyordu. Ve seçtiği yanıt, bununla ilgiliydi. Ama zor olmalıydı. Pistons, Doğu Konferansı'nı adeta domine etmiş ve Cavaliers karşısında serinin ilk iki maçını da kazanmıştı. Artık, geri dönüş yolu kapanmaya başlıyordu Cavaliers için.

The Q Arena'ya geldiğinde seri, Pistons lehine 2-0'dı. Cavaliers, 2-2'yi yakalandığı kimse olanlara anlam verememişti; fakat 17 Mayıs gecesi The Palace deplasmanından çıkarılan 86-84'lük galibiyet sonrası, fotoğraf netleşmeye başlıyordu. Belli ki; LeBron, söylediklerinde oldukça ciddiydi. Çok önemli bir avantajla geri dönüyorlardı evlerine. Vurup geçebilirlerdi, olmadı. Bu defa; Pistons kazandı, 84-82. Yine de şansları vardı. Tabii; bir yedinci maç olacaktı ve dış sahadaydı. Üstelik, buraları oynamaya çok alışık bir takımın sahasına çıkacaklardı. Denedi Cavaliers; ama Pistons'ın 79-61'lik galibiyeti, kepenkleri tamamen indirdi.

LeBron, Pistons karşısındaki ağır yenilginin ardından ne düşünmüştü, bilinmez. Net bir şey vardı, bunu unutmayacaktı. Unutmadı da. 2007 Doğu Konferansı Finalleri'nde daha güçlü çıktı LeBron, Detroit Pistons'ın önüne. Ne var ki, benzer bir senaryonun parçası oldu yine Cavaliers'ın yıldızı. Pistons, saha avantajını kullanmakta kararlıydı. İlk iki maçı, aynı skorla kazanarak (79-76) seride 2-0'lık üstünlüğü yakaladı. Cavaliers, rakibini yakaladı sonra. 2-2 oldu durum. Her şey normal gibiydi sanki. LeBron ve arkadaşları, beşinci maçı kazansalardı da devam edecekti paralellikler. Ama çok daha fazlasının olacağını kimse bilemezdi. LeBron, tarih yazıyordu 31 Mayıs 2007 gecesi.

İki uzatmaya giden karşılaşmada bir basketbol klişesini yerle bir etti. Ve yalnızca tek bir adamın koskoca bir takımı yenebileceğini gösterdi. 109-107 kazandı, Cavaliers. LeBron, uzatma devresi boyunca, beş kişiye birden hücum etti. Her şeyi denedi, Pistons. Her yerden attı, LeBron. Geri dönüşte ise, hataya yer yoktu. Hiçbir varlık gösteremedi, Detroit Pistons. Ve Cavaliers, 98-82 kazanarak Doğu'da tüm taşları yerinden oynattı. Her ne kadar, NBA Finalleri'nde San Antonio Spurs tarafından süpürülse de. Ama unutulan olmasın. LeBron, 2006 ve 2007 yıllarında gösterdiği performans ile ''balık hafızalı'' olmadığını gösterdi. Ve bu sezon, hazırlıksız yakalandığı 2007 NBA Finalleri'nin yerine yepyeni bir son yazmaya hazırlanıyor.

Cleveland Cavaliers, 2008-09 Sezonu boyunca rüyalar alemindeydi. Tüm alanlarda en iyi dönemini yaşadı kulüp. Arka arkaya maç kazanma rekoru ve toplam galibiyet sayısında yeni bir çığır açıldı. Takımın en değerli oyuncusu LeBron James, rakamları alt üst etti. Nisan ayının da en iyisi seçilerek sezon boyunca dördüncü defa bu onura layık görüldü, ismini unutulmazlar arasına yerleştirdi. Takım, liderini benimsedi. Ama onun istediği tek bir şey var. Oraya ulaşmak için önündeki ilk engel ise Detroit Pistons.

Sezon içerisinde dört kez karşılaştı iki takım. Kasım ayında, The Palace'da oynanan maçı 96-89'luk skor ile Detroit Pistons kazandı. Ardından Cavaliers'ın serisi başladı. Üç maçı da kazandı, Mike Brown'un takımı. Pistons'ın tek galibiyetinin geldiği zaman, ayrıca konuşulmalı. Şimdiki Pistons, o zamankinden farklı. Zira; Allen Iverson, söz konusu takımın önemli silahlarından biriydi. Rasheed Wallace, zirvesindeydi formunun. Ve Iverson'ın 23 sayı ile oynadığı karşılaşmayı 21 sayı-15 ribaund performansı ile tamamlamıştı. Iverson, şu sıralar Pistons'ın hatırlamak istemeyeceği bir hatıra yalnızca. Ardından gelişen süreçte alınan Cavaliers galibiyetleri ise, önemli. Palace'da 90-80 kazanılan maçta son çeyrekteki 32-14'lük koşuyla galip gelen LeBron James ve arkadaşları, The Q Arena'da kapıları çok daha erken kapamıştı. 67-34 sona eren ilk yarı, 99-78'lik galibiyetin haberini önceden veriyordu.

Normal sezondaki görüntü şu şekilde:

Kasım 19, 2008: Detroit Pistons v Cleveland Cavaliers, 96-89
Şubat 1, 2009: Detroit Pistons v Cleveland Cavaliers, 80-90
Şubat 22, 2009: Cleveland Cavaliers v Detroit Pistons, 99-78
Mart 31, 2009: Cleveland Cavaliers v Detroit Pistons, 79-73

LeBron James ve Cleveland Cavaliers, harika bir sezon geçiriyor. Detroit Pistons dipte. Cavaliers, rakibini süpürürse, kimse için sürpriz değil. Ama Pistons, bir şekilde kafa karıştırmayı başarıyor. Dört maça da baktığımızda herhangi bir şekilde takımların 100+ sayı barajını yakalayamadığını görüyoruz. Sezon boyunca maç başına ortalama 100.3 sayı üreten Cavaliers, Pistons önünde 89.3'e kadar düşmüş durumda. (Aynı durum Pistons için de geçerli, 94.2'den 81.8'e doğru bir kayma var.) Saha içi şut isabet yüzdesindeki farkı da hesaplamak gerekir. %46.8 ile hücum eden Cavaliers, karşısına Pistons çıkınca %43.3'e kadar düşüyor. Ama daha vahimi, durdurulamaz LeBron'un %49'dan %42'ye kadar gerilemiş olması.

Pistons, hâlâ iyi bir şutöre sahip. Hamilton, hiç fena sayılmaz. Standartların üstünde bir pota altı gücü. Rasheed Wallace ile Jason Maxiell'i koyabiliriz buraya. Ve de üst düzey bir savunmacı Tayshaun Prince. Rakamlar da var, ama Cavaliers'ın diğer özellikleri, rakibine söz hakkı bile bırakmayacak cinsten. NBA'de rakiplerine en az sayı şansı veren ve düşük yüzdeli şut kullanmaya zorlayan Cavaliers, savunma verimliliğinde de ligin zirvesinde.

Takım, çok iyi bir birliktelik içerisinde. Kadro derinliği de biraz buradan geliyor. Benchin en uç sırasında oturan ile takım yıldızının uyumu, Cavaliers'ı ayakta tutmak adına değerli. Diğer yandan; Pistons'ın sınırlı silahlarına cevap verebilecek oyuncu çok fazla. Hücum yönünde; LeBron James ve Mo Williams'ın Playofflar için ''X-Factor'' olarak nitelendirilebilecek Daniel Gibson ve Sasha Pavlovic gibi alternatifleri mevcut. Cavaliers'ın güçlü olduğu alanlardan biri de, pota altı savunması. Zydrunas Ilgauskas, Anderson Varejao ve Ben Wallace yeteri kadar güçlü bir rotasyon iken Wallace'ın sakatlık ihtimaline karşın Joe Smith ve J.J. Hickson gibi müthiş iki takviye de her daim hazır durumda.

Nisan 18: Cavaliers v Pistons, 22.00
Nisan 22: Cavaliers v Pistons, 03.00
Nisan 25: Pistons v Cavaliers, 02.00
Nisan 26: Pistons v Cavaliers, 22.30

Sezon içerisinde Detroit Pistons, Dallas Mavericks, San Antonio Spurs ve Boston Celtics'i ilk üç çeyrekte bitirerek Playofflar için net mesajlar veren Cleveland Cavaliers, normal şartlarda, Detroit Pistons'ı 4-0 ile geçmeli. Ama seri boyunca, maç seçebilirler. Ya da konsantrasyon kaybı yaşayabilirler. Dolayısıyla; üçüncü maç, soru işareti oluşturabilir yalnızca. Yine de 4-0, daha mantıklı gibi duruyor. Joe Dumars, yeni sezon planlarını yapıyor olmalı şimdiden.

Tahmin: Cavaliers, 4-0.

Premier League, 18 Nisan: Haftalık Mini Test



Premier League'de 33. maç haftası; cumartesi, pazar, salı ve çarşamba günleri oynanacak karşılaşmaların ardından tamamlanacak.

Salı akşamı Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final rövanş maçında tarihe geçen bir doksan dakikaya imza atan Chelsea ve Liverpool ikilisinden Kızıl olanı, Big Four'daki diğer üç takım gibi, hafta sonu sahaya çıkmayacak. Wembley'deki FA Cup yarı final fikstürü, Premier League'de programı daha geniş bir takvime yaymaya neden oluyor. Aslında ilgi çekici de bir durum var. Şampiyonlar Ligi'nde Yarı Final'e çıkamayan tek Big Four üyesi olan Liverpool, FA Cup'ta da benzer senaryo ile karşı karşıya. Rafael Benitez ve öğrencileri, cumartesi akşamı saat 19.15'te başlayacak Chelsea-Arsenal karşılaşması ile pazar 18.00'daki Manchester United-Everton maçını ancak ekrandan takip edebilecekler.

Manchester United, Premier League'de geçtiğimiz hafta, sezonun ilk yarısında Old Trafford'da oynanan maçta Nemanja Vidic'in son dakika golü ile geçebildiği Sunderland'i dış sahada 2-1 mağlup etmeyi başarmıştı. Aston Villa önündeki 3-2'lik galibiyetin baş aktörü olan Federico Macheda, oyuna girdikten yalnızca 45 saniye sonra rakip ağları havalandırarak Manchester United'a şampiyonluk yolunda çok önemli bir üç puanın önünü açtı. Ve yepyeni bir hikâyenin kahramanı olarak ile terk etti 74. dakikada dahil olduğu sahayı. Şampiyonluk yarışındaki diğer iki takımdan Liverpool, Anfield Road'da Blackburn Rovers'ı 4-0 ile geçerken Bolton Wanderers karşısında aynı skora maçın bitimine 27 dakika ulaşan Chelsea, son bölümde Bolton'un üç golüne engel olamasa da rakibini mağlup etmeyi başardı.

Zirvedeki üçlünün haricinde oldukça heyecanlı eşleşmelerin altına imzasını atan takımlar da vardı geçtiğimiz hafta.

Middlesbrough, haftalar sonra Hull City karşısında 3-1 kazanarak yukarıdakilerden kopmamayı bildi. Tuncay Şanlı ise, bu karşılaşmada takımının ilk golünü attı. Arsenal, 1-0 yenik duruma düştüğü Wigan deplasmanından 4-1'lik galibiyet ile döndü. Goller; Theo Walcott, Mikael Silvestre, Andrey Arshavin ve Song'dan. Arsenal'in attığı gollerin son yarım saatlik dilim içerisinde gelmesi, ince bir ayrıntı. Bu galibiyetle, dördüncü sıradaki yerini iyiden iyiye sağlamlaştırdı Arsene Wenger'in ekibi. Arsenal'in arkasında yer alan Aston Villa ise, Villa Park'ta 3-1'den ancak 3-3'e kadar gelebildi. Everton'ın üçüncü golüne 55. ve 66. dakikalarda reaksiyon gösteren Villa, daha fazlasını yapamadı.

Premier League'de bu hafta sonu, zayıf maçlar var programda. FA Cup'taki dev eşleşmeler, durumu dengeleyecek; ama devam eden görüntü, hayli ilgi çekici. Manchester United, haftalardır eksik olan maçını bu hafta oynayacaktı. Çarşamba günü Old Trafford'da ağırlayacakları Portsmouth önünde alacakları galibiyet ya da kaybedecekleri puan, resmi daha iyi yorumlamamızı sağlayabilirdi. Tabii; Liverpool'un Premier League fikstüründeki rakibi Arsenal, FA Cup Yarı Finali'ne çıkmasaydı. Liverpool ve Arsenal, salı akşamı saat 22.00'da Anfield Road'da dikilecekler birbirlerinin karşısına. Wembley sonrası Arsenal'in yaşaması muhtemel yorgunluğu değerlendirmek isteyecektir Liverpool. Kazanması durumunda, kısa bir süreliğine lider de olacak. Chelsea ve Everton mücadelesi de çarşamba akşamı gerçekleşecek.

Haftanın beş soruluk mini testi, telegraph.co.uk'tan.

1. Premier League'de bu sezon en çok gol atan İngiliz oyuncu kimdir?
2. Premier League'de hangi takım, diğerlerinden fazla köşe vuruşu kullanan takım hangisidir?
3. Premier League'de sezon boyunca, kırmızı kartına en fazla başvuran hakem kimdir?
4. Premier League'de sezon boyunca, en çok gol sevinci yaşanılan stadyum hangisidir?
5. Premier League'de sezon boyunca, en az gol sevinci yaşanılan stadyum hangisidir?

Cevaplar, yorum bölümünde.

18.04.2009 Cumartesi
Aston Villa v West Ham United, 17.00
Middlesbrough v Fulham, 17.00
Portsmouth v Bolton, 17.00
Stoke City v Blackburn, 17.00
Sunderland v Hull City, 17.00

19.04.2009 Pazar
Tottenham v Newcastle, 15.30
Manchester City v WBA, 17.00

21.04.2009 Salı
Liverpool v Arsenal, 22.00

22.04.2009 Çarşamba
Chelsea v Everton, 22.00
Manchester United v Portsmouth, 22.00

16 Nisan 2009 Perşembe

Spurs ve Mavericks: Son Gün Kazananları



NBA'de normal sezonun son gecesini en kârlı tamamlayan Batı takımı, San Antonio Spurs oldu.

Yirmi sekiz takımın sahaya çıktığı takvimde New Orleans Hornets'i evinde ağırlayan Spurs, normal sürenin son saniyesinde Michael Finley'nin üç sayılık basketinin ardından uzatmaya giden karşılaşmada rakibini bu bölümdeki 15-8'lik skor üstünlüğü ile 105-98 mağlup etti. Ve sezonu Batı Konferansı'nın üçüncü sırasında tamamladı.

Şimdi. Spurs, kendi standartlarının çok çok altında geçirdiği ve hatta bir dönem kısa süreli de olsa Playoff resminin dışında kaldığı bir sezonu yine ilk üç sıra içerisinde tamamladı. Şampiyon karakteri mi bu, yoksa yalnızca şans mı? Playofflar'da göreceğiz. Ama şimdilik ikinci seçeneği alabiliriz yanımıza. Çünkü Spurs'ün üçüncü sırayı kazanabilmesi adına gerçekleştirmesi gereken tek şart, Hornets'i yenmek değildi. Hornets, Spurs'e mağlup oldu. Ve yedinci sırada kalarak Denver Nuggets ile eşleşti. (Hornets'in 53 dakika boyunca 19 asist yapması ve Chris Paul'ün 14 asist ile zirveye çıkması, ilerleyen zamanda MVP Ödülü hakkındaki başlıklarda incelenecektir.)

Dallas Mavericks, şu sıralar Playofflar'da rakipler için en büyük tehlikelerden biri. Phoenix Suns maçı sonrasında başlayan süreç, Jason Kidd ve arkadaşları için son derece keyifli ilerliyor. Suns karşısındaki farklı galibiyet, Mavericks'in çok uzun süredir aradığı özgüvene sahip olması açısından önemliydi. 2007 yılındaki gibi 67 normal sezon galibiyeti ile Playofflar'a gelmekten bile değerli bu. Önce Phoenix Suns, sonra Utah Jazz ve en nihayet New Orleans Hornets'i mağlup ettikten sonra final gecesinde Houston Rockets'a da şans tanımadı Dallas Mavericks. Jason Kidd'in 11 sayı, 10 ribaund ve 12 asistle triple-double yaptığı maçta Mavericks 95-84 kazanırken Rockets'i de üçüncü sıradan beşinci sıraya gönderdi.

İddialı geliyor Mavericks. Artık son yıllardaki normal sezon değerlerinin ayrı bir karşılığı var. 50-32 ile bitirdi sezonu, Dirk Nowitzki'nin takım arkadaşları. Arka arkaya dokuzuncu sezon Mavericks'in 50+ galibiyet kazandığı. Ve NBA Tarihi'nde bu başarıyı gerçekleştiren yalnızca dört takım bulunuyor: Los Angeles Lakers (12 defa, 1979-80 ve 1990-91 arası), San Antonio Spurs (10 defa, 1999-2000 ve günümüze kadar devam edip 2008-09 Sezonu'nu da içerisine alan), Boston Celtics (10 defa, 1958-59 ve 1967-68 arası) ve yine Boston Celtics (9 defa, 1979-80 ve 1987-88). İlgi çekici olan, tüm bu takımların söz konusu dönemlerde NBA'i domine etmeleri. Buna karşılık Dallas Mavericks'in dokuz senelik süreçte geriye bıraktığı tek somut başarı, 2-0'dan verilen NBA Finalleri serisi. Mark Cuban biraz daha çalışmalı mı, yoksa.

NBA'de dün gece oynanan 14 karşılaşmadan 11 tanesi, TSİ 03.00'da başladı. 05.30 maçlarının ikisi, formalite karşılaşmaları idi. Los Angeles Clippers, derin hayal kırıklığı ile geçirdiği sezonun finali de tüm yıl boyunca yaşadıklarına yakışır biçimde yaparak Oklahoma City Thunder'a Staples Center'da 126-85 mağlup oldu. Batı Konferansı'nda Playoff resminin dışında kalan Phoenix Suns ise, Golden State Warriors'ı 117-113 yenerek tamamladı sezonu. Steve Kerr, hareketli geçecek yazın planlarını yapmaya bu geceden başlayabilir. Sabah seansının son maçı, Portland Trail Blazers ve Denver Nuggets arasındaydı. NBA TV, sezon boyunca birçok kez konuk etmişti bizi Rose Garden'a. Yine güzeldi atmosfer. Ama haberler, daha da sevindiriciydi her iki takım adına.

Houston Rockets'in mağlubiyeti ve San Antonio Spurs'ün galibiyeti, Denver Nuggets'in ikinci sıradaki yerini garantilemişti. Nuggets, Blazers'a kaybetmesi hâlinde Spurs ile aynı galibiyet oranına ulaşsa da (54-28), ikili averajda rakibine kurduğu üstünlük dolayısıyla (2-1) üst basamakta yer alacaktı. Dolayısıyla, rahat bir nefes aldı Nuggets. Maçı da düşük tempoda oynadı. Bu durum, Blazers'ın işine geldi. Zira; Portland'ın genç oyuncuları, Nuggets'ı yenerek dördüncü sıraya çıktılar ve Houston Rockets serisinde de saha avantajını yanlarına aldılar. Özellikle Portland gibi bir takım için müthiş avantaj bu. Dahası; Portland, Houston'ı geçerse; Lakers ve Jazz serisinden gelecek takım ile oynayacak. Batı'nın lideri, Rose Garden'da iki kez kaybetti bu sezon.

İlerleyen turlar, sürprizler içerebilir. (Blazers ve Lakers arasındaki Batı Yarı Finalleri serisini istiyorum.) Ama daha çok baştayız. Bakalım eşleşmelere.

#1 Los Angeles Lakers - #8 Utah Jazz
#2 Denver Nuggets - #7 New Orleans Hornets
#3 San Antonio Spurs - #6 Dallas Mavericks
#4 Portland Trail Blazers - #5 Houston Rockets

Dört seri de harika olacak gibi. Hayal kırıklığı çıkmaz buradan. Teksas Derbisi'nde sürpriz olabilir. Hornets'a da dikkat.
(Şimdilik bu kadar olsun. Üzerinden daha sonra geçeceğiz.)