30 Ağustos 2009 Pazar

Robben & Ribery: FC Bayern'in Sezon Açılışı



Almanya I. Bundesliga'da cumartesi matinesine damga vuran isim, iki gün önce Real Madrid'den transfer edilen Hollandalı kanat oyuncusu Arjen Robben oldu. 25 milyon €'luk bonservis bedeli ile vatandaşı Louis van Gaal'in takımına gelen Robben, Bundesliga'daki ilk maçında, bir önceki sezonun şampiyonu Wolfsburg'a iki gol atarak kendisini izleyenlere Allianz Arena'da yapabileceklerinden bir demet sundu.

Tam anlamıyla bir futbol günüydü aslında, 29 Ağustos 2009. Premier League'de Manchester United ve Arsenal arasındaki dev maç öncesi, Liverpool'un Bolton deplasmanında vereceği sınavı izleyerek bünyenizi ısındırabilirdiniz yüksek dozda futbola. Gece seansında ise, evvela La Liga. UEFA Şampiyonlar Ligi 2009-10 Sezonu Finali'nin oynanacağı Santiago Bernabeu Stadı'nda Real Madrid, sezonun sürpriz ekiplerden olması muhtemel Deportivo La Coruna'yı ağırlayacaktı. Bu maçın ikinci yarısı ile birlikte de Serie-A'da Milano Derbisi'nin ateşi saracaktı futbolseverleri. Tüm bunların arasında; Bayern Münih'in Allianz Arena'da Wolfsburg ile yapacağı mücadele, biraz ''under-rated'' kalıyordu açıkçası. Tabii, yalnızca kâğıt üzerinde.

Sezona büyük beklentilerle girmesine karşın ilk iki haftadaki beraberliklerin ardından Mainz deplasmanından da 2-1 mağlup dönen Bayern Münih, sezonu açmak istiyordu artık. 2008-09 I. Bundesliga Şampiyonu Wolfsburg ise, lige yaptığı altı puanlık başlangıç sonrasında Hamburg'a 4-2 kaybetmişti yalnızca bir hafta önce. İki takım adına da kritik bir eşleşmeydi bu bakımdan. Bayern Münih'in kısa süre içerisinde yarattığı hayalkırıklığı, 2008-09 Sezonu'nu akıllara getirince transfer başlığında düğmeye basılmıştı. Arjen Robben'in Real Madrid'den alınması, müthiş bir hamle. Yalnızca Bayern Münih için değil, Bundesliga'nın marka değeri için de. Gün içerisinde çıkan diğer haberde Schalke'nin Brezilyalı sağ beki Rafinha'nın da Bavyera'ya geleceği söyleniyordu.



Bayern Münih özelinde beklentiler biraz daha büyümüştü. Yaz mevsimi boyunca Franck Ribery'nin Real Madrid'e muhtemel transferi konuşuldu sürekli. Real Madrid Başkanı Florentino Perez, Arjen Robben'in yerine düşünüyordu Fransız yıldızı. Ama tıpkı geçtiğimiz sezon Manchester United ile Cristiano Ronaldo transferinde yaşanılan süreç tekrarlandı. Bayern Münih Genel Menajeri Uli Hoeness, Real Madrid'i UEFA ve FIFA'ya şikâyet edeceklerini söyledi. En sonunda ne oldu peki?

Arjen Robben, Bayern Münih'e geldi. Real Madrid'in geçtiğimiz sezon -belli bir bölümde- ayakta durmasını sağlayan yegane adam Robben, Santiago Bernabeu'dan ayrılmakla kalmadı. Üstüne Manchester United, Liverpool, Chelsea, Inter veya Manchester City gibi daha yüksek profilli takımlar yerine Bayern Münih'e geçiş yaptı. Burada çok basit bir komplo teorisi var. Bayern Münih, satmak istemedi Franck Ribery'yi. Real Madrid de bunca transferin üzerine 75-80 milyon € seviyesine çıkamadı. {Zira Almanlar, Cristiano Ronaldo'nun 94 milyon €'luk bonservis bedelinin ardından ancak böylesi rakamlara elden çıkarabilirdi Fransızı.} Ve tüm bunların sonucunda Robben, 25 milyon € karşılığında Bayern Münih'in yeni oyuncusu oldu.

Komplo teorisinden çıkan sonuç şu: Franck Ribery, önümüzdeki sezon Real Madrid forması giyecek. Hem de maksimum 35-40 milyon € gibi bir bonservis bedeli karşılığında. 2010-11 Sezonu öncesi, piyasa bu denli yüksek olmayacak öncelikle. Ama daha önemlisi, Ribery'nin Bayern Münih ile olan kontratının bitimine bir yıl kalmış olacak. Bu da ödenecek ücreti, ''mantıklı'' kılacak işte. Komplo teorisi olabilir, ama altı hiç de boş değil. Genel fotoğraf incelendiğinde; Robben, bir takımın hatta tamamen bir ligin kaderini etkileyecek oyuncuların başında geliyor. Belki Avrupa'nın en çeşitli ya da en yetenekli oyuncusu değil; ancak takımı adına kötü giden bir maçı tek hareketi ile değiştirebilecek en iyi iki veya üç oyuncudan biri. Öyle ki; Manchester United'a gitseydi, Premier League'de 2009-10 Sezonu o anda kapanabilirdi. Böylesi bir adam, Robben.

Bayern Munich's new soccer player Arjen Robben scores his second goal during the German Bundesliga first division soccer match against VfL Wolfsburg in Munich August 29, 2009. Dutch international winger Robben, 25, has joined Bayern Munich from Real Madrid last week.

Sonuç olarak; Real Madrid, bir yatırım yaptı. Bayern Münih de kârlı çıktı bu işten. Sezon başından bu yana antrenmanlara çıkmayan, sakatlık bahaneleri ile sezonu açmayan ve son derece mutsuz olan Franck Ribery de, Arjen Robben ile daha keyifli günler yaşayabilir. Uli Hoeness, Fransız yıldızın gönlünü hoş etti. Daha ötesinde Bayern Münih, belki de Avrupa'nın en iyi kanat kombinasyonuna sahip oldu.

Bayern Münih ve Wolfsburg arasındaki karşılaşmayı özel kılan da buydu aslında. Arjen Robben ve Franck Ribery ikilisini aynı anda Bayern için oynarken seyredebilirdik. Louis van Gaal, ilk yarıda iki oyuncusunu da yanında tuttu. Hamit Altıntop vardı Bayern Münih'in orta sahasında. Hayli iyi oynuyordu üstelik, Hamit. 27. dakikada kazanılan köşe vuruşunda top ile ceza sahasının hemen dışında buluşan milli oyuncu, bildik şutlarından birisini gönderdi Wolfsburg kalesine. İsviçreli Benaglio'dan seken topu tamamlayan, Stuttgart'tan 30 milyon € karşılığında transfer edilen Mario Gomez oldu. Soyunma odasına 1-0 önde gidiyordu, Bayern Münih.

İkinci yarının hemen başında ise, Hamit Altıntop'un yerini Arjen Robben alıyordu. Hollandalı, oyuna girer girmez etki yaratmıştı. Ama iyi haber, 63. dakikada gelecekti. Franck Ribery göründü oyun alanının kenarında. Ivica Olic'in yerine dahil oldu karşılaşmaya. Ters tarafa gitti hemen. Sağ kanatta oynayacaktı. Solda Arjen Robben vardı. Rakipler adına müthiş bir kafa karışıklığı bu. Arjen Robben ve Franck Ribery ortaklığı, yalnızca dört dakika içerisinde verdi meyvesini. Robben, Ribery'nin kanadına çapraz koşu yaptı. Aynı paralele geldi iki oyuncu. Ribery, Robben'in işaret ettiği bölgeye gönderdi topu. Hollandalı da Benaglio'nun korduğu Wolfsburg kalesine. Isınmışlardı bile birbirlerine.

80. dakikadaki gol, Bayern Münih'in sezon içerisinde sıkça sergileyeceği bir görüntü. Rakip duran toptan dönerken Robben ve Ribery, müthiş bir kontra atağa kalktılar. Bayern ceza sahasında koşuya başladığında, sağ kanattaydı Robben. Ribery, sol kanattan akıyordu adeta. İkilinin koşusu gol ile sonuçlandığında; Robben, sol tarafa gelmişti. Ribery ise, sağ kanattan golün pasını veriyordu. Arjen Robben ile Franck Ribery, beraber oynadıkları yaklaşık 30 dakika içerisinde müthiş bir gösteri sundular futbolseverlere. Ve mesajı da verdiler aslında. İlerleyen haftalarda daha iyi olacak, Bayern Münih. Rafinha'nın gelişi de üzerine katacaktır mutlaka.



I. Bundesliga'da günün diğer maçlarında sürpriz sayılabilecek sonuçlar vardı.

Felix Magath'ın takımı Schalke, kendi sahasında Freiburg'a tek golle mağlup oldu. Stuttgart, iç sahada Nürnberg ile golsüz berabere kaldı. Bayer Leverkusen, yenik duruma düştüğü karşılaşmada Bochum'u 2-1 mağlup etmeyi başardı. Hoffenheim, Hannover deplasmanından 1-0'lık galibiyetle çıktı. Tüm bunlardan bağımsız; Michael Skibbe, Eintracht Frankfurt'taki yenilmezliğini sürdürdü. Borussia Dortmund maçında, Commerzbank Arena tribünlerinde Cassio Lincoln de vardı. Lincoln'ün varlığını yalnızca yakın arkadaşı Dede ile ilişkilendirmek mi gerekir, bilinmez; ama Alexander Meier'in son dakikada direkten dönen şutu sonrasında beraberlikte kalmasına karşın iyi başlangıcına devam ediyor, Frankfurt.

12 Eylül günü Bayern Münih, Borussia Dortmund deplasmanına gidiyor. Müthiş maç. Kaçırmamak lazım.

Geridönüş: Bolton Wanderers 2-3 Liverpool



Premier League'de yıllardır şampiyonluk seviyesine çıkmayı başaramayan Liverpool, 2009-10 Sezonu'nun dördüncü maç gününde 2-1 yenik duruma düştüğü Bolton Wanderers deplasmanından 3-2'lik galibiyetle çıkarak kendi özelinde sezonu açmış oldu.

2008-09 ve 2009-10 Sezonu arasında, Liverpool adına bazı farklılıklar bulunuyor. Yıl boyunca Chelsea ve Manchester United'ın gölgesinde kalması beklenen Rafael Benitez'in takımı, geçtiğimiz sezon eline geçen şansı kullanamamasına karşın ortaya belli bir karakter koymayı başarmıştı. Birincisi; her defasında geri dönüyordu, Liverpool. Sunderland, Manchester City, Portsmouth ve Fulham deplasmanlarında son on dakikalık bölümlere mağlubiyet veya eşitlik ile girmesine rağmen bu dört maçta toplam 12 puan elde eden Liverpool, Anfield Road'daki Middlesbrough ve Wigan karşılaşmalarını da 85. dakikadan sonra attığı gollerle kazanmayı başarmıştı.

''Hiçbir zaman, 'Nasılsa son dakikada atacağız!' diyemezsiniz; ama bizim sürekli üzerinde durduğumuz bir şey var, son ana kadar konsantrasyonumuzu kaybetmeden oynamak zorundayız.'' şeklinde konuşuyordu Liverpool menajeri Rafael Benitez, 4 Nisan 2009 günü 90. dakikada Yossi Benayoun'un attığı tek golle kazanılan Fulham maçının ardından. Aslında işin içerisindeki en önemli sırdı belki de bu. Dolayısıyla; Liverpool'un bir ikinci şifresi, sürekli oyunun içerisinde kalmasıydı. Kolay yenilmiyordu, Liverpool. Ve bu net bir mesajdı. 90. dakikada geri düşülen Arsenal maçında bile pes etmiyordu, Anfield Road sakinleri. Tam da bu yüzden kaçan şampiyonluğa karşın Liverpool, 38 maçta yalnızca iki defa sahadan mağlubiyetle ayrılıyordu. 2009-10 Sezonu'nun başı itibarı ile ortaya çıkan görüntü ise, tamamen farklı.

Tottenham Hotspur, Stoke City ve Aston Villa. Liverpool, Premier League 2009-10 Sezonu'nun ilk üç haftasında karşılaştığı bu ekiplere karşı iki yenilgi aldı. Elde edilen tek galibiyet, geçtiğimiz sezon Anfield Road'daki mücadelede kalesine gönderilen 21 isabetli şuta rağmen sahadan 0-0'lık beraberlikle ayrılan Stoke City'ye karşı 4-0 ile geldi.

White Hart Lane'deki Tottenham Hotspur mağlubiyetinin üzerine Anfield Road'da Aston Villa'ya 3-1 kaybederek evindeki 31 maçlık yenilmezlik serisine veda eden Liverpool, Bolton Wanderers deplasmanına ise sıkıntılı bir ruh hâli ile çıkacaktı. Öyle ki; 2004 yılından bu yana menajerlik görevini yürüten Rafael Benitez'in Liverpool'daki geleceği ilk defa ciddi şekilde tartışılıyordu. Arka arkaya gelecek muhtemel kötü sonuçlar, İspanyol menajeri koltuğundan dahi edebilirdi. Ama tüm bunların üzerine Kevin Davies'in 34. dakikadaki golü, Liverpool'u dipsiz bir kuyuya itiyordu.

Kızıllar, sonuca giden kısa bir yol bulmak durumundaydılar artık. Sahneye çıkan isim Glen Johnson oldu. Yaz mevsiminde ABDli ortaklar George Gillet ve Tom Hicks'in Rafael Benitez'e yeterli hareket alanını oluşturamamaları, Liverpool adına sıkıntı yaratmıştı. Sınırlı seçenekleri arasından Johnson'ı tercih eden Benitez, Bolton deplasmanında sağ kanat savunmacısının ekstra katkısından yararlanmayı bildi. Johnson'ın eforu, Tottenham ve Aston Villa karşılaşmalarında takımını galibiyete taşımak için yeterli olmamıştı; ama Reebook Stadium'da ilk yarı sona ererken attığı gol, Liverpool için altın niteliğindeydi adeta.

Ne var ki; ikinci devrenin hemen başında işler tekrar sarpa sarıyordu. Bolton Wanderers'ın kendi yarı alanından kazandığı serbest vuruşu kullanan Jussi Jaaskelainen'in ayağından çıkan top, Liverpool ceza sahasına kadar gelmiş ve oluşan karambolde Tamir Cohen, Bolton'un ikinci golünü rakip filelere göndermeyi başarmıştı çünkü. Golde yeni transfer Sotirios Kyrgiakos'un hatası vardı elbette; ama büyük fotoğrafta farklı bir görüntü çıkıyordu ortaya. Liverpool, Premier League 2009-10 Sezonu'nda kalesinde toplam 7 gol gördü ve bunların tamamı, rakiplerin kullandığı duran topların ardından geldi. Liverpool'un geçtiğimiz yıllarda en güvendiği tarafı, duran toplardaki alan savunmasıydı oysaki.

Liverpool'un Premier League'de bu sezon yediği goller:
  • Tottenham v Liverpool: 1-0 {dk. 44 Benoit Assou-Ekotto}
  • Tottenham v Liverpool: 2-1 {dk. 59 Sebastien Bassong}
  • Liverpool v Aston Villa: 0-1 {dk. 34 Lucas Leiva-k.k.}
  • Liverpool v Aston Villa: 0-2 {dk. 45 Curtis Davies}
  • Liverpool v Aston Villa: 1-3 {dk. 79 Ashley Young-pen.}
  • Bolton W. v Liverpool: 1-0 {dk. 34 Kevin Davies}
  • Bolton W. v Liverpool: 2-1 {dk. 48 Tamir Cohen}
Liverpool, bu yedi duran top golünün içerisinden Aston Villa maçındaki ikinci ve Bolton karşılaşmasındaki birinci golü, rakiplerin kullandıkları köşe vuruşlarından yedi.

Yine de şanslı günündeydi, Liverpool. Xabi Alonso'nun Real Madrid'e satışının ardından seviye atlaması beklenen Lucas Leiva'nın rakip yarı alana yaptığı driplingi faul ile kesen Sean Davis, ikinci sarı kartını görerek oyun harici bırakılınca Kızıllar adına işler biraz daha yoluna girmeye başladı. Ve 54. dakikada 10 kişi kalan Bolton, iki dakika sonra kalesinde beraberlik golünü gördü. Liverpool'un skoru 2-2'ye getiren golünü iyi incelemek lazım.

Geçtiğimiz sezon, fırsat buldukça, Dirk Kuyt'ın Liverpool için ne kadar özel bir oyuncu olduğunu vurgulamaya çalıştık. Fernando Torres ve Steven Gerrard'dan oluşan Liverpool'un ana hücum hattına sağ kanattan giren Kuyt, Hollandalı futbol atalarının ''üçüncü adam'' kimliğini son derece başarılı şekilde uygulamaya devam ediyor. 2008-09 Sezonu'nda Goodison Park'ta 2-0 kazanılan Everton karşılaşmasında söz konusu yeteneğini gözler önüne seren Kuyt, dün akşam bu yönteme bir kez daha başvurma ihtiyacı hissetti.

''Ajax'ta taktikle ilgili olan herkesin ağzında bir ''üçüncü adam'' var. Normal bire iki varyasyonu yerine Johan Cruyff pas verebilecek bir ikinci oyuncunun olasılığını istiyor. Bosman, van Basten'den kopup bir anda sol tarafa boşa kaçtığında, Wouters de sağa kayıp kendini boşa çıkarmalı. Wouters üçüncü adamdır ve pratikte üçüncü adamlara müdafaa yapmak çok zordur. Üçüncü adam kafa karıştırır.'' 80'lerde oluşturulan efsane Ajax takımının hücum tarafındaki formüllerinden biriydi, üçüncü adam kavramı. Kuyt, köklerinden aldığı bayrağı Liverpool'da dalgalandırıyor adeta. Beraberlik golünde yine ceza sahasındaydı, Mr. Duracell. Arkasından gelen Fernando Torres'e hareket alanı sağlıyordu.

2-2'nin ardından Liverpool'u kurtaran Steven Gerrard oldu. Kaptan, karakter gollerinden birini daha attı ve takımının lige karşı konsantre olmasını sağladı.

Premier League'de günün maçı ise, Manchester United ile Arsenal arasındaydı. Arsene Wenger'in çocukları, öne geçtikleri karşılaşmadan 2-1'lik mağlubiyetle ayrılmak durumunda kaldılar. Chelsea ile Tottenham kazanmaya devam etti. Aaron Lennon'ın 90+5. dakikada Birmingham City filelerine gönderdiği top, Tottenham'ın rüya başlangıcını sürdürdürebilmesi için yeterliydi. Carlo Ancelotti'nin Chelseasi de, Manchester United ve Everton galibiyetleri ile Stamford Bridge'e gelen Burnley karşısında 3-0 kazanarak rakiplerine gözdağı verdi.

Tüm bunlardan bağımsız; hikâyesini ele aldığımız maçta geriden gelerek zaferin yolunu bulan Liverpool da yarışın içerisine girebilir artık. Eh, uzak durması kabahat değil mi zaten?

29 Ağustos 2009 Cumartesi

5'te 5: UEFA Super Cup (da) Barcelona'nın!



2009 FIFA Dünya Kulüpler Şampiyonası
'nda da zafer gelir mi Aralık ayında?

...

Barcelona: Valdes, Dani Alves, Puyol, Pique, Abidal, Xavi, Toure Yaya (Busquets 100), Keita, Messi, Ibrahimovic (Pedro 81), Henry (Bojan 96).
Subs Not Used: Pinto, Gudjohnsen, Maxwell, Muniesa.

Booked: Messi, Pedro.

Goals: Pedro 115.

Shakhtar Donetsk: Pyatov, Srna, Kucher, Chigrinsky, Rat, Ilsinho, Gai (Kobin 78), Hubschman, Willian (Aghahowa 91), Fernandinho (Jadson 78), Luiz Adriano.
Subs Not Used: Khudzamov, Gladkyy, Polyanskyi, Chyzhov.

Booked: Ilsinho, Srna, Kucher, Kobin.

Att: 17,000.

Ref: Frank De Bleeckere (Belgium).

28 Ağustos 2009 Cuma

UEFA Super Cup: Barcelona v Shakhtar



2008-09 Şampiyonlar Ligi Sezonu Şampiyonu FC Barcelona ile UEFA Kupası'nın son şampiyonu Shakhtar Donetsk, 35. Süper Kupa'nın sahibi olabilmek adına bu akşam TSİ 21.45'te Stade Louis II'ye çıkıyorlar.

Daha önce, 1979, 1982, 1989, 1992, 1997 ve 2006 yıllarında olmak üzere, altı defa UEFA Süper Kupa'da mücadele eden Barcelona, yalnızca 1992 senesinde Werder Bremen karşısında 1-1 ve 2-1, 1997'de de Borussia Dortmund önünde 2-0 ve 1-1'lik skorlarla mutlu sona ulaşmıştı. 1998 yılından itibaren, Monaco'da tek maç üzerinden gerçekleştirilen organizasyonda son kez 2006 senesinde Sevilla ile karşılaşan Barcelona, sahadan 3-0'lık mağlubiyetle ayrılırken bir sezon sonra tekrar Monaco'ya gelen Sevilla, Antonio Puerta'nın vefatının gölgesinde kalan karşılaşmayı Milan'a karşı 3-1 kaybetmişti.

Geçtiğimiz sezon teknik direktörlük kariyerindeki ilk yılda La Liga ve Copa Del Rey şampiyonluklarının yanına UEFA Şampiyonlar Ligi Kupası'nı da ekleyip bu başarıyı hem futbolcu hem de antrenör olarak yaşayan altıncı isim olan Josep Guardiola (Miguel Munoz, Giovanni Trapattoni, Johan Cruyff, Carlo Ancelotti ve Frank Rijkaard), takımını bu akşam da zafere taşırsa Barcelona; Ajax ve Liverpool ile birlikte UEFA Süper Kupa'yı üç defa kazanan takımlar arasına girmeyi başaracak. Bu kategoride lider durumda bulunan Milan ise, daha önceki 34 Kupa'nın 5'ini müzesine götürmeyi bilmişti.

Josep Guardiola'dan devam edelim. Mayıs ayında Barcelona'ya La Liga Şampiyonluğu'nu kazandıran Guardiola, Katalan ekibi ile ilk sezonu ligde zirveye çıkan yedinci teknik direktör olmuştu. (Roma Forns, Josep Samitier, Enrique Fernandez, Helenio Herrera, Terry Venables ve Louis van Gaal.) Barcelona Tarihi'ndeki 15. Katalan antrenör olarak kayıtlara düşen bir zamanların orta saha devrimcisi, bu şampiyonlukla kulübü adına bir döngüyü de değiştiriyordu. Zira Barcelona'nın Guardiola öncesindeki son sekiz La Liga Şampiyonluğu'nda kulübede bulunan isimler Hollandalıydı: Johan Cruyff - 1991, 1992, 1993, 1994; Louis van Gaal - 1998, 1999; Frank Rijkaard 2005, 2006.

Dönelim yaşlı kurt Mircea Lucescu'ya. 2000 yılında Monaco'daki Real Madrid karşılaşmasında Mario Jardel'in iki golü ile Süper Kupa'ya ulaşan Galatasaray'ın teknik direktörlüğünü yapan Lucescu, bu akşam Barcelona önünde kazanırsa; UEFA Süper Kupa'da bir defadan fazla şampiyonluk yaşayan altıncı teknik adam olacak. Bu seviyeye daha önce çıkan isimler şu şekilde: Raymond Goethals (RSC Anderlecht 1976, 1978), Sir Alex Ferguson (Aberdeen 1983, Manchester United 1991), Arrigo Sacchi (AC Milan 1989, 1990), Louis van Gaal (AFC Ajax 1995, FC Barcelona 1997), Carlo Ancelotti (AC Milan 2003, 2007).

Mircea Lucescu, Galatasaray'daki teknik direktörlük kariyerinde FC Barcelona ile iki defa karşılaştı. 2001-02 UEFA Şampiyonlar Ligi Sezonu İkinci Tur Grupları'nda birbirlerine rakip olan iki takımdan Galatasaray, Camp Nou'daki karşılaşmada 2-0 öne geçmesine karşın sahadan 2-2'lik beraberlikle ayrılırken Barcelona, Ali Sami Yen Stadı'ndan 1-0 ile galip ayrılmayı başarmıştı. Barcelona'nın o dönemli kadrosundan Carles Puyol ile Xavi Hernandez, bu akşam da maç kadrosunda bulunuyorlar. Teknik direktörlük yaşantısı boyunca Galatasaray, Beşiktaş ve Shakhtar Donetsk kulüpleri ile toplam 17 kez İspanyol ekiplerinin rakibi olan Lucescu, bu karşılaşmalarda toplam 5 defa gülen tarafta yer alırken 8 maçta karşısındakilere boyun eğmek durumunda kaldı.

Shakthar Donetsk kadrosunda daha önce Süper Kupa'da mücadele eden herhangi bir oyuncu bulunmazken Barcelona'da 2006 yılındaki Sevilla karşılaşmasından Victor Valdes, Rafael Marquez, Carles Puyol, Xavi Hernandez, Lionel Messi, Andres Iniesta ve Eidur Gudjohnsen gibi isimler hâlâ Barcelona için oynuyorlar.

Yaz mevsiminde Kayserispor'dan eski oyuncusu Julius Aghahowa'yı kadrosuna katan Shakhtar Donetsk, bu akşam Barcelona karşısında kazanması durumunda Süper Kupa'nın 23. farklı sahibi olacak. Barcelona, rakibi ile daha önce oynadığı altı karşılaşmanın üçünde sahadan galibiyetle ayrılırken Shakhtar Donetsk, iki kez kazandı. (9 Aralık 2008: Camp Nou 3-2, 7 Aralık 2004: Donetsk 2-0.)

1998 yılından itibaren tek maç üzerinden oynanan UEFA Super Kupa maçlarında alınan skorlar şu şekilde:

28.08.1998: Real Madrid v Chelsea, 0-1. {MOM: Gustavo Poyet, Chelsea.}
27.08.1999: Manchester United v SS Lazio, 0-1. {Juan Sebastián Verón, S.S. Lazio.}
25.08.2000: Real Madrid v Galatasaray, 1-2. {Okan Buruk, Galatasaray.}
24.08.2001: FC Bayern Munchen v Liverpool FC, 2-3. {Michael Owen, Liverpool FC.}
30.08.2002: Real Madrid v Feyenoord, 3-1. {Roberto Carlos, Real Madrid.}
29.08.2003: AC Milan v FC Porto, 1-0. {Andriy Shevchenko, AC Milan.}
27.08.2004: FC Porto v Valencia CF, 1-2. {Rubén Baraja, Valencia CF.}
26.08.2005: Liverpool FC v PFC CSKA Moskova, 3-1. {Djibril Cissé, Liverpool FC.}
25.08.2006: FC Barcelona v Sevilla FC, 0-3. {Daniel Alves, Sevilla FC.}
31.08.2007: AC Milan v Sevilla FC, 3-1. {Andrea Pirlo, AC Milan.}
29.08.2008: Manchester United v FC Zenit St. Petersburg, 1-2. {Danny, FC Zenit St. Petersburg.}

UEFA Super Kupa Tarihi'nde İspanyol takımları 14 (FC Barcelona 6, Real Madrid 4, Valencia CF 2, Sevilla FC 2, Real Zaragoza 1), İngilizler ise 13 defa (Liverpool FC 5, Manchester United 3, Nottingham Forest 2, Arsenal 1, Aston Villa 1, Chelsea 1) final oynarlarken şampiyonluk sayısında İtalyanlar 9 kez ile zirvede bulunuyorlar (AC Milan 5, Juventus 2, SS Lazio 1, Parma FC 1). İngilizlerin 7 ve İspanyolların ise 6 şampiyonlukları var.

2006 yılında iki İspanyol takım Barcelona ve Sevilla'yı karşı karşıya getiren Final öncesinde AC Milan, iki ayak üzerinden oynanan 1990 Finali'nde Sampdoria karşısında 3-1'lik toplam skorla kazanırken 1993 yılında Parma'ya 1-0 ve 0-2'lik iki maç sonrası elenmekten kurtulamıyordu. (Süper Kupa Tarihi'nde aynı ülkeden iki takımın karşılaştığı başka bir Final bulunmuyor.) Parma'nın 1993 yılındaki şampiyonluğu, bir açıdan özel. Ennio Tardini'deki ilk maçta Milan'a Jean-Pierre Papin'in golüyle 1-0 kaybeden Parma, San Siro'daki rövanşta normal süreyi Roberto Sensini'nin attığı gol sonrası 1-0 önde kapatırken Massimo Crippa'nın 95. dakikadaki golü, UEFA Super Kupa Tarihi'nde şampiyonun ilk defa uzatma bölümünün ardından belirlenmesini sağlayacaktı. (2000: Real Madrid 1-2 Galatasaray ve 2005: Liverpool 3-1 CSKA Moskova, diğer örnekler.)

FC Barcelona v Shakhktar Donetsk
Saat 21.45
Star TV - Canlı Yayın

Dileyelim, Barcelona ve Shakhtar Donetsk arasında bu akşam gerçekleşecek karşılaşmanın yıllar sonra bir hikâyesi olsun.

2009-10 UEFA Avrupa Ligi Sezonu - F Grubu



İsviçre'nin Nyon kentinde gerçekleşen kura çekiminde Galatasaray, 2009-10 UEFA Avrupa Ligi F Grubu'na düştü.

48 takımın dört ayrı kategoriye ayrıldığı organizasyonda Galatasaray, birinci torbadan Yunanistan temsilcisi Panathinaikos'un rakibi oldu. Galatasaray'ın ismi anons edildiğinde, pek de fazla seçenek yoktu açıkçası. Yalnızca B Grubu'ndaki Valencia (Lille) ve I Grubu'ndaki Benfica'nın (Everton) yanına gelen takımlar belli olmuştu. Dolayısıyla, geçtiğimiz sezon kendi evinde Galatasaray'a mağlup olan Benfica ile buluşma ihtimali sıfırlanıyordu. Valencia'dan kaçmak ise, hiç fena sayılmazdı.

Kişisel sıralamamızda Panathinaikos'u Romanya'dan Steaua Bükreş'in hemen arkasına koymuştuk kura öncesi. Galatasaray, Panathinaikos'u çekerken Fenerbahçe'nin Steaua Bükreş ile eşleşmesi, ironik oldu bu anlamda. Üçüncü torba takımlarına sıra geldiğinde adı duyurulan ilk ekip, İngiltere'den Fulham olurken bu kategorinin en dişli temsilcilerinden Twente, Fenerbahçe'nin yanına, H Grubu'na gitti. Galatasaray ise, üçüncü torbadaki ihtimalleri ikiye kadar indirmişti. Dinamo Zagreb (Hırvatistan) ve Dinamo Bükreş (Romanya) arasından Rumen temsilcisini çekti, Frank Rijkaard'ın takımı.

Dördüncü torbanın stratejik bir anlamı vardı. Bu noktada, Genoa (İtalya) ve Toulouse (Fransa) takımından uzak durulmalıydı bir bakıma. Fenerbahçe, kura çekiminde en az puana sahip olan Sheriff Tiraspol'u kendisine rakip olarak çekerken Galatasaray'ın beklemesi gerekiyordu. Seçenekler yine azalmıştı Galatasaray adına. İtalyan temsilcisi Genoa, B Grubu'nda Valencia, Lille ve Slavia Prag'ın yanına giderken son üç muhtemel rakip arasında Toulouse'un da adı oluyordu, Avusturya'dan Salzburg ve Sturm Graz ile birlikte. Galatasaray, eski dostlarını hatırladı bu noktada. Salzburg ile Sturm Graz arasından son beş sezondur Avrupa'da olmayan Sturm Graz'ı çekerek kura çekimini kendi adına noktalamış oldu.

UEFA Avrupa Ligi'nde gruplar belirlendikten sonra merak konusu, fikstürün nasıl şekilleneceği üzerineydi.

Son yıllarda, özellikle ülkemizde, oluşan yanlış bir algılama var. Fikstür, belli numaralar ile önceden belirleniyor. Örneğin; gruplardaki ilk maçı 2 ve 3 numaralar ile 4 ve 1 numaralar oynuyorlar. Ancak oluşan yanlışlık şu ki; bu numaralar, kesinlikle takımların yer aldıkları torbaları simgelemiyor. Dolayısıyla; kura çekiminin hemen ardından ortaya çıkan Galatasaray ve Dinamo Bükreş maçı senaryosu, doğru değildi. Tıpkı, iki sezon önce olduğu gibi. O dönemde de fikstür, erken ve dolayısıyla yanlış açıklanmıştı. Yine aynı durumla karşı karşıya kaldık. Grupların belirlendiği kuraların hemen ardından takımlar, bu defa yalnız numaralar için çekilişe katılıyorlardı oysaki.

17 Eylül '09: Panathinaikos v Galatasaray
2-3 Aralık '09: Galatasaray v Panathinaikos

F Grubu'ndan yola çıkarsak; görünen o ki Panathinaikos, 2 numarayı temsil etti. Galatasaray da 3. Fikstür, bu şekilde gelişti. Buna göre; Galatasaray, ilk maçında Panathinaikos deplasmanına çıkacak. UEFA Şampiyonlar Ligi Playoff Turu'nda İspanyol Atletico Madrid'e elenen Panathinaikos'un antrenörü Henk ten Cate, Hollandalı Frank Rijkaard ile Barcelona'da beraber görev yapmış ve ikili Avrupa'nın zirvesini çıkmayı başarmıştı. ten Cate, daha sonra Chelsea'de görünmez kahramanlığına devam etti. En sonunda da Ajax üzerinden Panathinaikos'a geçerek birinci adam olmayı denedi. Geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Ligi'nde önemli iş çıkaran Yunan temsilcisinin başında Henk ten Cate vardı. Panathinaikos'un transfer mevsimindeki en ciddi hamlesi Djibril Cisse ise, Atletico Madrid maçında gördüğü kırmızı karttan dolayı Galatasaray karşısında oynayamayacak.

1 Ekim '09: Galatasaray v Sturm Graz
16-17 Aralık '09: Sturm Graz v Galatasaray

Grubun dördüncü torba takımı Sturm Graz, Galatasaray'ın sevdiği iklimin temsilcilerinden. Üç Avusturya ekibinin bulunduğu son kategoriyi Galatasaray'ın boş geçmesi, beklenmemeliydi bu anlamda. Sturm Graz, eski gücünden uzak. 2002-03 Sezonu'ndan bu yana, geçtiğimiz sezon UEFA Kupası'ndaki Zürih eşleşmesini saymazsak, UEFA Kupası veya UEFA Şampiyonlar Ligi'ni göremiyor, 2000'lerin hemen başında Avrupa Kupaları'nın kalburüstü takımları arasında yer alan Sturm Graz. Galatasaray ile yaptıkları unutulmaz maçlar, şimdilerde çok uzak. Ali Sami Yen Stadı'ndaki eşleşme, nostaljik olabilir bu anlamda. {Devamını, birkaç gün içerisinde oluşacak, Sturm Graz incelemesine bırakalım.}

22 Ekim '09: Galatasaray v Dinamo Bükreş
5 Kasım '09: Dinamo Bükreş v Galatasaray (seyircisiz)

Galatasaray'ın üçüncü torbadan çektiği Dinamo Bükreş'in hikâyesinden kura çekiminin öncesinde bahsetmiştik. Bir önceki turda Çek Cumhuriyeti'nden Slovan Liberec ile eşleşen Dinamo Bükreş, kendi sahasındaki ilk maçın 88. dakikasında 2-0 mağlup durumda iken taraftarlarının sahaya girmesi sonrası UEFA tarafından 3-0 hükmen mağlup sayılmıştı. Dün akşam deplasmanda oynanan rövanş karşılaşmasında Slovan Liberec'i 3-0 yenen Rumen temsilcisi, toplam 20 penaltı vuruşunun ardından 9-8 ile gruplara kalan taraf olmayı başardı. Bu anlamda, yüksek moral ve özgüven ile geliyor Dinamo Bükreş gruplara. Ancak ne var ki; UEFA'nın Dinamo Bükreş'e verdiği tek ceza, hükmen mağlubiyet değil. Olaylar sonrasında önce üç maç seyirsiciz oynamasına hükmedilen Dinamo'nun cezası daha sonra, iki maça indirildi. Grubun dördüncü maç gününde Galatasaray ile karşılaşacak Dinamo Bükreş, seyirci desteğinden mahrum kalmak durumunda.

Sonuç.

Galatasaray, dengeli bir grupta mücadele edecek. Geçtiğimiz sezon olduğu gibi bu sezon da kritik karşılaşma, ilk maç gününde. 2008-09'da Galatasaray, Olympiakos'u Ali Sami Yen Stadı'nda 1-0 yenerken üst tur için dev bir adım atmıştı. 2009-10'da Panathinaikos deplasmanında alınacak puan, iç sahadaki iki karşılaşma ve deplasmanda seyircisiz oynanacak Dinamo Bükreş maçı öncesi, inanılmaz bir avantaj getirir Galatasaray'a. Galibiyet ise, bir şeylerin habercisi olur açıkçası. 17 Eylül'ü bekleyelim şimdiden.

* (Diğer eşleşmeleri şuradan inceleyebiliriz.)

2009-10 UEFA Kulüp Sıralaması, Galatasaray



UEFA Avrupa Ligi'nde Levadia Tallinn engelini 5-0 ve 1-1'lik skorlarla aşan Galatasaray, gruplara kalma başarısını gösterdi.

Yaklaşık iki ay süren mücadele sonrası söz konusu seviyeye gelebilen Frank Rijkaard ve Johan Neeskens'in öğrencileri, kulübün UEFA Sıralaması'nda da saygın bir konuma gelmesini sağlamış oldu. Bu anlamda, Galatasaray'ın 2009-10 Sezonu içerisindeki gelişimi ve muhtemel yol haritası üzerine konuşmaya başlayabiliriz.

Yeni sezonla birlikte UEFA, kulüp puanlarının değerlendirilmesi hususunda birtakım değişikliklere gitmişti. UEFA Kupası'ndan UEFA Avrupa Ligi'ne geçiş aşamasında Galatasaray, üç ön eleme turu oynamak durumunda kalırken bu sekansta kazandığı beraberlik ve galibiyetleri, ancak ülke puanı üzerinden hanesine yazdırabildi. UEFA, ön eleme turlarında maç skorlarına göre değil; geçilen turlar özelinde bir değerlendirmede bulundu. Buna göre, daha önce de paylaştığımız gibi, 1. Ön Eleme Turu'nda mücadele edecek takımlar 0,25 puanı kulüp haznelerine yazdırırlarken devam eden turlarda bu sayı 0,50 (2. Ön Eleme Turu), 1,00 (3. Ön Eleme Turu) ve 1,50'ye (Playoff Turu) kadar çıkacaktı.

UEFA Avrupa Ligi Grup aşamasına gelen ekiplerin elde edecekleri kulüp puanı ise 2,00 olarak belirlenmişti. Bu anlamda; Galatasaray ve Fenerbahçe, ülke puanından bağımsız, 2,00 puan kazanmış durumdalar.

Galatasaray başlığından devam edelim incelememize. Türk takımları arasında bu sezon Avrupa arenasına en fazla çıkan ekip olan Galatasaray, üç ön eleme turunda sırası ile Tobol (Kazakistan), Maccabi Netanya (İsrail) ve Levadia Tallinn (Estonya) takımlarına karşı mücadele etti. Üç rakibi ile oynadığı altı maçtan dört galibiyet ve iki beraberlik çıkardı, Galatasaray. Ön Eleme Turları'nda kazanılan beraberlik ve galibiyetlerin yarı yarıya değerlendirildiğini hesaba katarsak (Galibiyet 2 yerine 1 puan ve Beraberlik 1 yerine 0,5 puan.); Galatasaray'ın Türkiye'ye kazandırdığı puan: 5.

Aşağıdaki görüntü üzerinde, bu sezon Avrupa'da mücadele eden Türk takımlarının elde ettikleri sonuçları incelemek mümkün:



Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş yollarına devam ediyorlar.

Avrupa Kupaları'na veda eden Sivasspor, iç sahadaki Anderlecht ve Trabzonspor da deplasmandaki Toulouse galibiyetleri ile ülke puanlarına az da olsa katkıda bulunabildiler. Ancak değişmeyen bir gerçek var ki; sezon boyunca Türkiye'nin Avrupa Kupaları'ndaki temsilcilerinin kazanacakları her puan, üçe değil yine beşe bölünecek. Biraz da bu başlık üzerinden gidip daha sonra Galatasaray'a geçelim.

Galatasaray'ın kazandığı beş puanın açılımını inceledik. Beşiktaş'ın hanesinde yazan, UEFA Şampiyonlar Ligi Grupları'na yapılan katılımın karşılığı. UEFA Avrupa Ligi'nde elde edilen bonus puanlar, yalnızca kulüpleri ilgilendirirken Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi'ne girişi, hem kulüp hem de ülke puanına katkıda bulunuyor. Bu anlamda, Galatasaray ve Beşiktaş'ın toplamda Türkiye'ye kazandırdıkları 9 puan söz konusu. UEFA Avrupa Ligi Elemeleri'nde iki beraberlik ve iki galibiyet alan Fenerbahçe, üç puan ile takip ediyor ezelî rakiplerini. Trabzonspor ile Sivasspor'un birer puanlık eklemeleri sonrasında ise oluşan sonuç: 14 puan.

Beş takım özelinde elde edilen 14 puan, ülkeler sıralamasına Avrupa Kupaları'na katılan takım sayısı üzerinden kaydediliyor. Türkiye'nin payına düşen 2,8000 puan da bu şekilde çıkıyor ortaya. Kulüplerin payına düşen ise, bu sayıyı 0.20 ile çarpmak: 0,56 puan. {Bir bakıma ülke puanını 25'e bölmek.} Dolayısıyla, UEFA Avrupa Ligi Grupları'na kalan Galatasaray ve Fenerbahçe'nin 2009-10 Sezonu'nda sahip oldukları puan: 2,5600. Buradan yola çıkarak Galatasaray'ın 2007-08 Sezonu'ndan itibaren yaşadığı gelişimi ve sezon içerisinde nereye kadar gidebileceğini incelemeye başlayabiliriz.

Galatasaray, UEFA Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final'e yükseldiği 2000-01 ve İkinci Tur'da mücadele ettiği 2001-02 Sezonu'nda kazanılan puanların son beş sezon değerlendirmesinden çıkması ile birlikte, UEFA Kulüp Sıralaması'nda büyük bir darbe almıştı.



2002-03 Sezonu ile başlayan ve 2006-07 Sezonu ile de sona eren beş yıllık sekansın ele alındığı 2007-08 Sezonu öncesi Galatasaray, 97. sıraya kadar düşmüştü. Bu sezon içerisindeki ufak kıpırdanma ise, yalnızca 87. basamağa kadar çıkarabilmişti Galatasaray'ı. Beklenen hamle, 2008-09 Sezonu'nda geldi. UEFA Şampiyonlar Ligi Ön Eleme Turu'nda başarılı olamayan Michael Skibbe'nin Galatasarayı, UEFA Kupası'nda yoluna devam ederek 2001-02 Sezonu'ndan beri gelişen süredeki en iyi performansını gösterdi. Sezon içerisinde elde edilen 15,4000 puan, Galatasaray'ın 27 sıra birden çıkmasını sağladı. Artık üzerine koyma zamanı.

Galatasaray, 2009-10 Sezonu'na 60. sırada başlarken aslında oldukça stratejik bir konumda bulunuyordu. Puan olarak üzerinde yer alan takımlardan Spartak Moskova (Rusya), Auxerre (Fransa), Palermo (İtalya), Osasuna (İspanya) ve Bolton Wanderers (İngiltere) gibileri Avrupa Kupaları'nda yer almayacaklardı. Bu anlamda; Galatasaray'ın yapacağı en ufak hamlenin hızlı bir şekilde karşılık alacağını söylemek mümkündü. Öyle de oldu. Tobol karşısında kazanılan puanlar, Galatasaray'ı 60. sıradan 52. sıraya taşımak için yeterliydi. Üçüncü Ön Eleme ve Playoff Turu ile birlikte de devam etti yükselişine Galatasaray. Şu an 50. basamakta ve yine son derece önemli bir konumda bulunuyor.

40'lı sıraları zorlamak hiç de zor değil. Zira 40 ila 49. basamaklar arasında bulunan dokuz takımdan yedisi, Avrupa Kupaları'nda yoklar. {Sporting Braga 41, Bayer Leverkusen 42, Paris Saint-Germain 43, Udinese 45, Rapid Bükreş 46, Bolton Wanderers 48, Osasuna 49.} Bu takımlar, sezon boyunca sadece ülkedaşlarının kazanacakları puanlardan yararlanabilecekler.

34,930 puana sahip Galatasaray. 41. basamakta bulunan Sporting Braga'nın puanı ise 37,992. Saat 14.00'da çekilecek kura sonrası oluşacak gruplarda galibiyete iki ve beraberliğe de bir puan verilecek, kulüp puanları değerlendirilirken. Üstelik, maç sayısı geçtiğimiz sezon olduğu gibi 4 değil, 6. Bu anlamda, 2009-10 UEFA Avrupa Ligi'nde mücadele edecek takımların avantaj sahibi olduklarını söylemek mümkün. Galatasaray'ın göstereceği en ufak reaksiyon bile, karşılığını alacaktır. Gruplarda elde edilebilecek 2 galibiyet-2 beraberlik veya 3 galibiyet-1 beraberlik reçetesi, önümüzdeki sezonla birlikte, muhtemel bir UEFA Şampiyonlar Ligi macerasında ikinci torbanın zorlanabileceği anlamına gelebilir.

2009-10 UEFA Kulüp Sıralaması, Galatasaray - #1

Tobol maçı, bir başlangıçtı. Maccabi Netanya ile Levadia Tallinn eşleşmeleri, sürecin devam etmesini sağladı. Şimdi ise, hamle zamanı. Sonuç alma vakti geldi.

2009-10: UEFA Avrupa Ligi Grup Kuraları



UEFA Avrupa Ligi'nde Temmuz ayının başından bu yana süren Ön Eleme aşaması, dün akşam oynanan Playoff Turu rövanş maçları ile sona erdi. Türkiye'nin dört takımla temsil edildiği Playoff Turu'nda Galatasaray ile Fenerbahçe, rakiplerine kurdukları üstünlüklerle gruplara kalırlarken Sivasspor ve Trabzonspor'un nefesleri bir üst aşama için yeterli olmadı.

UEFA Şampiyonlar Ligi 3. Turu'nda Anderlecht'e 0-5 ve 3-1'lik skorlarla elendikten sonra UEFA Avrupa Ligi'ne geçiş yapan Sivasspor, dört takım arasında en erken pes eden kulüp oldu. UEFA Kupası'nın son şampiyonu Shakhtar Donetsk'e Sivas 4 Eylül Stadı'nda 3-0 kaybeden Bülent Uygun'un öğrencileri, Ukrayna'daki rövanş karşılaşmasında da 2-0 yenilmekten kurtulamadılar. Avrupa hayallerine veda eden bir diğer Türk takımı Trabzonspor ise, Avni Aker Stadı'ndaki ilk maçta 2-1 mağlup durumda iken kalesinde gördüğü golün acısını Fransa'da daha net yaşadı. Toulouse deplasmanındaki 1-0'lık galibiyet, prestij kazanmaktan öte bir anlam ifade edemedi.

Galatasaray, Estonya temsilcisi Levadia Tallinn karşısındaki ilk maçta elde ettiği 5-0'lık skorun avantajını rövanş karşılaşmasında korumayı bildi. Frank Rijkaard'ın birçok oyuncusunu dinlendirdiği maçta 1-0 geriye düşen Galatasaray, Shabani Nonda'nın golü ile beraberliği yakalayarak üst tura yükselmeyi başardı. Geçtiğimiz hafta İsviçre'de 2-0 kazanan Fenerbahçe de kendi evinde Sion ile 2-2 berabere kalmasına karşın Galatasaray'ı takip ederek gruplara kaldı. Saat 14.00'da İsviçre'nin Nyon kentinde çekilecek kurada Galatasaray ile Fenerbahçe, ikinci torbada yer alacaklar.

2009-10 UEFA Avrupa Ligi Grupları'nda mücadele edecek 48 takım ve yer aldıkları torbalar şu şekilde:

1.Torba
Werder Bremen (91,339)
Villarreal (80,853)
AS Roma (78,582)
PSV Eindhoven (75,826)
Shakhtar Donetsk (74,370)
Sporting (68,292)

Hamburger SV (67,339)
Benfica (64,292)
Valencia (59,853)
Panathinaikos (56,633)
Ajax (54,826)
Steaua Bucuresti (53,781)

Galatasaray ile geçmişi olan takımların bulunduğu bir kategori, birinci torba. Geçtiğimiz günlerde, 2008-09 Sezonu için, ''Beni en çok üzen üç karşılaşma Steaua Bükreş, Fenerbahçe ve Hamburg maçlarıydı.'' şeklinde bir açıklama yapan Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Adnan Polat da durumunda farkında olmalı.

Galatasaray, 2008-09 UEFA Kupası'na Dördüncü Tur'da oldukça dramatik şekilde veda ederken Almanya temsilcisi Hamburg, Ali Sami Yen Stadı'nda bir üst tura çıkmanın mutluluğunu yaşıyordu. Ölü sezonda İsveç Futbolu'nun yeni jenerasyonundaki en büyük yıldızlardan biri olan Marcus Berg'i kadrosuna katan Hamburg, Bundesliga'ya da iyi bir başlangıç yaptı. Muhtemel bir eşleşmede en ciddi avantaj, Almanya'daki karşılaşma olacaktır. Yine de belirtmek gerekir ki; Hamburg, birinci torbanın güçlü takımlarından biri konumunda.

Hamburg'u incelediğimiz başlık üzerinden devam edelim. Steaua Bükreş, Galatasaray'ın eşleşmek isteyebileceği rakipler arasında yer alıyor olabilir. 2008-09 Sezonu'nun hemen başında Michael Skibbe'nin yönettiği Galatasaray'ı UEFA Şampiyonlar Ligi'nden eden Romanya temsilcisi ile kapatılması düşünülen bir hesap olabilir bu anlamda. Diğer yandan; Benfica'yı Lizbon'da 2-0 yenen Galatasaray, aynı formülü uygulayabilir mi, muhtemel bir eşleşmede göreceğiz. 2009-10 Sezonu'na başlarken UEFA Şampiyonlar Ligi'ne özel planlar yapan Shakhtar Donetsk, birinci torbanın güçlü takımlarından biri. Werder Bremen, Villarreal, Roma, PSV Eindhoven, Valencia da UEFA Şampiyonlar Ligi seviyesindeler.

Sporting Lizbon, Benfica ve bu sezon daha iyi olmasına karşın Ajax tercih edilebilir burada. Panathinaikos gelirse de, deplasmandaki karşılaşma çok zor olur.

2.Torba
Fenerbahçe (52,445)
FC Basel (51,050)
Lille OSC (47,033)
Celtic (40,575)
Everton (35,899)
Club Brugge (34,065)

Heerenveen (33,826)
Galatasaray (33,445)
Anderlecht (32,065)
Austria Wien (31,565)
Copenhagen (26.890)
Lazio (26,582)

Perşembe günü içerisinde değişiklik gösteren bir kategori oldu, ikinci torba. Fenerbahçe'nin bir üst seviyede yer alabilme umutları, Salı ve Çarşamba akşamı Panathinaikos ile Sporting Lizbon'un UEFA Şampiyonlar Ligi'nden UEFA Avrupa Ligi'ne geçiş yapması sonrasında darbe almıştı. Rusya'dan Zenit'in Nacional'e elenmesi, Fenerbahçe için bir ışık olsa da, istenilen gerçekleşmedi.

Fenerbahçe ile Galatasaray ikinci torbada yer alacaklar. Playoff Turu özelinde hikâyesi olan diğer takımlar ise; Club Brugge, Copenhagen ve Heerenveen. Perşembe akşamı başlamasına karşın Cuma gününe sarkan mücadelede Club Brugge, Polonya temsilcisi Lech Poznan'ı ancak seri penaltı atışları ile geçebildi. Deplasmandaki ilk maçı 1-0 kaybettikten sonra evine gelen Club Brugge, 79. dakikada Wesley Sonck'un golü sayesinde nefes alırken penaltı vuruşlarında rakibin kaçırdıkları ile ikinci torbadaki yerini almayı başardı.

Belçika takımının ikinci torbaya gelmesi, Hertha Berlin'i bir alt kategoriye düşürdü. Bu, Galatasaray ve Fenerbahçe için iyi bir haber sayılmaz açıkçası. Üçüncü torbadan çekilecek bir Hertha Berlin, takımın durumu ne olursa olsun, hoş karşılanmayabilir. Bu anlamda; Club Brugge'ün turu geçmesi ile birlikte dengelerin değiştiğini söylemek mümkün. Adlarını saydığımız diğer iki takımdan Copenhagen, UEFA Şampiyonlar Ligi'nde APOEL Nicosia'ya elenmenin şokunu hâlâ yaşıyor olmalı. İkinci torba, Danimarka ekibini teselli edebilir. Heerenveen ise, Yunanistan deplasmanında attığı gole şükrediyor muhtemelen. 1-1'lik skorun ardından 0-0, PAOK'u safdışı bırakmak adına yeterli oldu.

İkinci torbada Celtic, Basel, Everton ve Lazio gibi kalburüstü takımlar bulunuyor. Galatasaray ile Fenerbahçe'nin bu ekiplerle eşleşmeyecek olmalarını avantaj kabul edebiliriz.

3. Torba
Hertha Berlin (26,339)
Sparta Prag (26,150)
Dinamo Bucuresti (25,781)
AEK Athens (25,633)
Slavia Prag (25,150)
Levski Sofia (24,250)

Athletic Bilbao (23,853)
Partizan (23,050)
Hapoel Tel-Aviv (18,050)
FC Twente (17,826)
Dinamo Zagreb (16,466)
Fulham (15.899)

Futbol öykülerinden devam edelim. Üçüncü torbanın en büyük kahramanı, Romanya temsilcisi Dinamo Bükreş. Tartışmasız. Playoff Turu'nda Çek Cumhuriyeti'nden Slovan Liberec ile eşleşen Dario Bonetti'nin takımı, evindeki ilk maçın 88. dakikasında 0-2 mağlup konumda iken taraftarlarının sahaya girmesi sonrasında 3-0'lık hükmen mağlubiyetle cezalandırılmasına karşın rövanş karşılaşmasında 3-0 kazanmayı başardı.

Liberec deplasmanında normal süresini 3-0 önde kapattığı maç sonrası 20 penaltı vuruşunun kullanıldığı aşamada rakibine 9-8 üstünlük sağlayan Dinamo Bükreş, müthiş bir moralle geliyor Nyon'daki kura çekimine. Bu anlamda, istim üzerinde olan bir rakip konumundalar. Galatasaray ile geçmişi olan takımlardan Hertha Berlin, üçüncü torbanın puansal anlamda öne çıkan temsilcisi. Geçtiğimiz sezon Galatasaray'a Berlin'de 1-0 kaybeden takımdan daha zayıflar. Yine de, Playoff Turu'nda Danimarka'dan Brondby ekibine karşı alınan mucizevî zafer, Hertha Berlin'i kamçılayabilir.

Üçüncü torbanın kalburüstü takımları arasında Twente ve Fulham'ı da sayabiliriz. Stratejik anlamda, buradan gelecek takımın Galatasaray ile Fenerbahçe'ye meydan okuyamaması gerekiyor. Dolayısıyla, bu iki takımı dışarıda bırakalım. {Fulham ve Twente karşısında da avantajlı olacaklardır yine de, Galatasaray ve Fenerbahçe.} Arkalarından Athletic Bilbao, AEK Atina, Dinamo Zagreb geliyor. Levski Sofya'yı da ekleyebiliriz bu gruba. Türkiye için, Prag takımlarının yanı sıra Hapoel Tel-Aviv ve biraz da Partizan tercih sebebi olabilir.

4.Torba
CSKA Sofia (14,250)
Toulouse FC (14,033)
CFR Cluj (13,781)
Genoa (12.582)
Rapid Wien (8.565)
Timosoara (7,781)

BATE Borisov (7.733)
Nacional (7,292)
Salzburg (6,565)
Sturm Graz (3,565)
Ventspils (2,832)
Sheriff Tiraspol (1,333)

Trabzonspor'u eleyen Toulouse, yanına Genoa'yı da alarak dördüncü torbanın alternatif Wolfsburg ya da Standard Liege potansiyelini oluşturmuş durumda UEFA Avrupa Ligi'ne özel bir yaklaşım sergilenirse. Bu iki takımı çeken ikinci ve üçüncü torba temsilcilerinin işleri hayli zor olacaktır. Özellikle Genoa'nın yeni sezon öncesi yaptığı transferlerle birkaç gömlek yukarı çıktığını söylemek gerekir. Uzak durmakta fayda var.

Dördüncü torbanın tercih edilebilecek takımları arasına Avusturya temsilcilerini almak mümkün. Galatasaray'ın özellikle ön elemelerde bu bölge ekiplerine karşı aldığı başarılı sonuçlar, ilham kaynağı olabilir. Bir zamanlar UEFA Şampiyonlar Ligi'nde adından söz ettiren Sturm Graz, son beş sezonda Avrupa Kupaları'nda yer alamadığı için, ülke puanı ile katılıyor kura çekimine. Salzburg ise, sponsor desteğinden artık uzak. Rapid Wien, Galatasaray'ın seveceği tarz bir ekip.

Diğer ihtimallerden CSKA Sofya, iç sahadaki boğucu atmosfere karşın, opsiyon olarak kalabilir. Ventspils ve Sheriff Tiraspol kapalı kutu. BATE Borisov ile CFR Cluj, geçtiğimiz sezon UEFA Şampiyonlar Ligi'nde tecrübe kazandılar. Nacional, 2008 yılı UEFA Kupası Şampiyonu Zenit'i elemenin özgüveni ile geliyor. Poli Timişoara'nın bu sezona özel CV'sinde Shakhtar Donetsk'e karşı alınan başarının bulunduğunu söylemek mümkün. En mantıklı sonuç: Avusturyalılar ve kapalı kutular. En azından şimdlik bu şekilde.

PS: Son raddede; âdettendir, tahminde bulunalım. Sezon içerisinde Tobol, Maccabi Netanya ve Levadia Tallinn ile 3'te 3 yapan biri olarak, bu defa güçlü hissetmiyorum açıkçası. Steaua Bükreş (Panathinaikos), Galatasaray, Dinamo Zagreb (Athletic Bilbao) ve CFR Cluj (Toulouse) gibi dörtlü (yedili) çıkabilir ortaya sanki.1/3, başarıdır. Şimdiden söylemiş olalım. Gün boyu değerlendirme yaparız elbet.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Galatasaray v Kayserispor: 4-1



Bir hafta içerisinde üçüncü kez Ali Sami Yen Stadyumu'na çıkıyordu, Galatasaray.

Denizlispor ve Levadia Tallinn maçlarında alınan farklı galibiyetlerin ardından Kayserispor olacaktı Frank Rijkaard ile Johan Neeskens'in öğrencilerinin konukları. Ölü sezon boyunca Mehmet Topuz ve James Troisi transferlerinden dolayı hayli hareketli günler geçiren Kayserispor, gol noktalarındaki hareket alanının darlığı ile dikkat çekiyordu. Buna karşılık; Galatasaray'ın en büyük kozu üçüncü bölgede sahip olduğu zenginlikti. Bu anlamda, ilgi çekici bir eşleşmeydi daha en başından.

Karakter sahibi bir takımdı, her şeye rağmen, Kayserispor. Nasıl bir futbol oynayabileceği hakkında bir fikriniz vardı en azından. Frank Rijkaard ve ekibi, geçtiğimiz hafta Gaziantepspor ile karşılaşan rakiplerini mutlaka iyi analiz etmiş olmalıydı. Bir ilk oldu. Ve arka arkaya iki maça aynı 11 oyuncu ile başladı, Frank Rijkaard. Leo Franco'nun önündeki merkez ikilide Gökhan Zan ile Servet Çetin oynayacaktı. Kanat savunucuları, Sabri Sarıoğlu ve Hakan Balta. Orta sahada Mustafa Sarp ve Arda Turan'ın arasında Ayhan Akman vardı. İleri üçlünün sağında Kader Keita, solunda Aydın Yılmaz ve merkezde Milan Baros.

Tolunay Kafkas'ın Kayserisporu, geçtiğimiz sezon orta sahada Ragıp Başdağ ve Alioum Saidou'nun oyun karakteristikleri nedeni ile sert bir takım görüntüsü çiziyordu. Bu ikilinin arkasında yer alan Ali Turan, Eren Güngör ve Toledo gibi oyuncular da maç içerisinde keskin reaksiyon veren isimler olarak kabul edilebilirlerdi. Yeni sezonda Alioum Saidou'nun yanına James Troisi'nin yerleşmesi, Kayserispor'un bu bölgedeki direncini etkilemiş gibiydi. Ama söz konusu durumda Galatasaray'ın oyun başlangıcının katkısı da gözden kaçırılamazdı. Pas yaparak girdi karşılaşmaya, Galatasaray. Tıpkı Levadia Tallinn maçında olduğu gibi.



Galatasaray'ın Kayserispor maçındaki ilk 20 dakikasını iyi incelemek gerekiyor.

Maçın hemen başında Sabri Sarıoğlu'nun yaptığı kademenin ardından topun sahibi oldu, Galatasaray. Seçenekleri fazla bir takım hâline dönüştü. {Ana fikir, sezon boyunca değişmeyecek. Pas yapılarak başlanacak, rakip koşturulacak ve karşı takımın alacağı her yeni pozisyonda bir boşluk aranacak.} Sahanın tamamını kullandı, Frank Rijkaard ile Johan Neeskens'in öğrencileri. Bunda Aydın Yılmaz'ın ters tarafta Kader Keita ve Arda Turan'a gönderdiği uzun topların etkisi vardı. Hakan Balta da genel görüntüsünün aksine hücum aksiyonlarında yer alıyordu.

İlk 20 dakikalık dominant başlangıçların en önemli sac ayaklarından biri, Mustafa Sarp. Arkasındaki Servet Çetin ve Gökhan Zan ikilisini de yanına alarak rakibi belli bir bölge içerisine sıkıştırdı, Galatasaray 16 numaralı oyuncusu. Savunma ile orta saha arasındaki bağlantıyı kusursuzca sağladı. Savunmada ise Sabri Sarıoğlu'nun ileri çıkışlarında kademesine giren isim oldu. İleride kaldı, Galatasaray. Takımın boyu kısaldı. Orta sahadaki eşkenar üçgen de, Ayhan Akman'ın birkaç pas hatasına karşın, iyi çalıştı. Sahanın hemen hemen tamamı kullanıldı bu bölümde. {Kâğıt üzerindeki 4-3-3'ün ciddi sonuçlarından biri. Saha dikine değil, enine aşındırılıyor Galatasaray tarafından.}

Mustafa Sarp ve orta sahadaki üçgenden farklı olarak Galatasaray'ın fazla pas yaparak rakibi oyundan düşürmesinin çok kıymetli bir unsuru daha var: Leo Franco. Arjantinli, Avrupa'daki üst düzey bölgedaşları gibi, takımdaki diğer oyunculara göre pozisyon alıyor. Savunmanın sağında iken Sabri Sarıoğlu ve Gökhan Zan'ı tamamlıyor. Sola geçildiğinde de Hakan Balta ve Servet Çetin'i. Bu da takıma pas yaparken fazladan bir opsiyon sağlıyor. Ayhan Akman, Mustafa Sarp ve Arda Turan gibi oyuncuların pas konusunda sıkıntı yaşadıkları an Leo Franco'yu penaltı noktasının hemen önünde görmeniz mümkün. Galatasaray, 11 kişi ile hücum ediyor bir bakıma. 10 veya 10,5 kişi ile değil.



Oyunun ilk bölümünde kurduğu pas kordinasyonu ile Tolunay Kafkas'ın rakibi orta sahada karşılama fikrini de yıkmış oldu, Galatasaray.

Frank Rijkaard, Galatasaray'a geldiğinden bu yana birtakım karşılaştırmalar yapılıyordu oysaki. Hollandalı teknik adam öznesi üzerinden. Rijkaard'ın UEFA Şampiyonlar Ligi'nde zirveye çıkan Barcelona takımıydı birçok kişinin öykündüğü. Ama tam olarak bu olmamalıydı. Johan Cruyff'tu Frank Rijkaard'ın idolü. Cruyff, Johan Neeskens'in de takım arkadaşıydı. Bir futbol takımından ilham alacaksa Galatasaray, 1980'lerin sonundaki Ajax takımıydı o takım. 1990'ların temelin oluşturan Curyff'un Ajaxı. Bahsetmiştik daha önce.

Kaleci, iki stoper, serbest ön libero, forvet arkası ve santrfor. Leo Franco, Gökhan Zan-Servet Çetin, Mustafa Sarp-Ayhan Akman, Arda Turan ve Milan Baros. Bu oyuncuların arasında ilişkinin her daim sağlam kalması gerekiyor. Saha içerisinde ip uçlarını görmek mümkün. Bu anlamda; top, Leo Franco'da iken orta sahadaki Mustafa Sarp'ın Arjantinli takım arkadaşına dönüp iki elini yana açarak Sabri Sarıoğlu ile Hakan Balta'yı işaret etmesi, Servet Çetin'in savunmadaki arkadaşlarını tek hareketle orta sahaya yaklaştırması ve Arda Turan'ın hücum oyuncularını üçüncü bölgede tutması, söz konusu ilişkinin sağlam temellere oturabilmesi adına önemli.

Galatasaray'ın saha içerisindeki etkinliği, oyuncuların birbirleri ile iletişim hâlinde olmaları ile ilişkili. Her pozisyonda görebilirsiniz bunu. Milan Baros'un takımını 1-0 öne geçiren golü öncesinde olduğu gibi. Sabri Sarıoğlu'nun ceza sahasına gönderdiği topta Servet Çetin, arka alana hareketlenirken boş pozisyondaki Arda Turan yaptı Milan Baros'a asisti. Kayserispor'un beraberlik sayısının hemen ardından ise, bir defa daha duran top ile sonuca gitti Galatasaray. Sezon başından bu yana, penaltı vuruşları haricinde, 10. goldü bu başlık altındaki. 10/27 hiç fena sayılmazdı, geçtiğimiz senelerdeki organizasyonsuzluklar göz önünde bulundurulunca.



İkinci yarı öncesi, Galatasaray'da bir oyuncu değişikliği olacaktı.

Elano Blumer, 37. dakikada ısınma hareketlerine başlamak için kale arkasına yönelmişti. Sezon başında Harry Kewell'ın ve devam eden süreç içerisinde de Kader Keita'nın takıma girişi gibi. {Keita, İsrail'deki ilk Netanya maçında 26 dakika sahne aldıktan sonra İstanbul'da 45 ve Gaziantep'te 55 dakika oynayabilmişti. 90 dakika forma giydiği ilk karşılaşma, Denizlispor önündeki idi.} Devre arasında Albert Roca Pujol, özel olarak ilgilendi Elano ile. Topla antrenman yapmadılar, ama uzun uzun konuştular. Üç gün içerisinde 180 dakikalık bir sınav öğrencisi konumunda olmayan Kader Keita'nın yerine oyuna girdi, Elano.

Elano'nun takıma katılması ile birlikte hücum üçlüsünün sol kanadında bir rotasyon meydana geldi. İkinci yarı öncesi Arda, alışık olduğumuz gibi, santrada değildi bu defa. Sol tarafta başlayacaktı. Sahip olduğu potansiyel ile ilgili bu da. Oyun içerisinde sol kanadın bir numaralı alternatifi, Galatasaray'ın 10 numarası. İhtiyacı olan, orta sahadaki yeteneğinin farkına varmasıydı. Bunu gerçekleştirdi. Yalnızca sol kanat oyuncusu olmaktan öteye geçti. Böylece, Elano ile sol kanat değişimlerini yapabilecek seviyeye ulaştı. İkinci yarıya iyi başlayamasa da Galatasaray, dengeyi kurdu kısa süre içerisinde. Ve hiç kuşkusuz, Elano'nun inanılmaz golünün bunda katkısı büyüktü.

Galatasaray'ın hücum bölgesindeki zenginliği ve popülasyonu, Milan Baros'un kaptırdığı topun bir adım arkasında Elano'nun bulunmasını sağlıyordu adeta. Brezilyalıya düşen yalnızca kalçasını konuşturmak oldu. Müthiş bir şut çıkardı. Ve Kayserispor'un tüm direncini kırdı bu şut. Gol kadar değerli olan ise, Elano'nun olağandışı şutuna takımın gösterdiği reaksiyondu. Başta Kaptan Arda Turan olmak üzere, sağ kanat savunucusu Sabri Sarıoğlu bile, geldi Elano'yu kutlamaya. Belli ki; keyif alıyordu oynadıkları futboldan Galatasaraylı futbolcular. Ve yine belli ki, Frank Rijkaard'ın takımında iç çekişmeler olmayacaktı.



3-1'den sonra Galatasaray, pas futboluna geri döndü. Sabırla, boşluk bulana dek aradı.

78. dakikada Mustafa Sarp'ın koşusunu iyi incelemek lazım bir noktada. Geçtiğimiz sezon Bursaspor forması giyerken Galatasaray'a attığı gol, bir fikir vermeli bizlere. Ceza sahasına süzülürken Mustafa Sarp, meslektaşları ile arasındaki futbol bilgisi farkının kendisi lehine ne kadar açık olduğunu gösteriyordu aslında. Dün akşam da kanıtladı bunu. Gol olmadı belki ama böylesi pozisyonlara devam edeceğinin ışığını verdi.

Pas futbolunun sonucu ise, bitime kısa süre kala geldi. Leo Franco, Aydın Yılmaz'a oynadı. Aydın da, yine ters top ile, Arda Turan'a. Sonra Mehmet Topal, Mustafa Sarp, Servet Çetin, Mehmet Topal, Aydın Yılmaz, Mustafa Sarp... Nihayet top, Servet Çetin'e geldiğinde Arda Turan'a uzun bir pas. Mükemmel kontrol ve son çizgiden Milan Baros'a çıkarılan gol pası. Kayserispor'un dirençsizliği ile hiç ilgisi olmayan bir durum bu. Kayserispor, koşuyor ve topu takip ediyor. Ama olmuyor. Savunmada kalmanın verdiği sinir bozukluğu ile yoruluyor, Kayserispor. En sonunda da Milan Baros, Arda Turan'ın pası ile golü buluyor. ''Tamamen doğaçlama!''

Her geçen hafta üzerine koyan bir Galatasaray var ortada. Sekiz resmî karşılaşmanın ikinci yarılarında attığı 19 gole karşılık kalesinde yalnızca penaltı vuruşundan tek gol gören bir Galatasaray. Çabuk karar veren ve bu sayede fazla pas yapan da bir Galatasaray. En önemlisi, gole gidiş yolunda birden çok daha fazla fikri olan bir Galatasaray. En iyisi, boşlukları siz doldurun.

21 Ağustos 2009 Cuma

Galatasaray v Levadia Tallinn: 5-0



Levadia Tallinn maçına pas yaparak ve hızlı düşünerek başlamak istediklerini söylüyordu Johan Neeskens, karşılaşma sonrası kendisine yöneltilen mikrofonlara. Aslında tüm sezon boyunca Galatasaray'ın şifrelerinden biri olacaktı bu fikir. Ancak diğer yandan, rakip özelinde oluşan beklentilerin ışığında en doğru olan yoldu, pas yapmak ve yine diğer pas için pozisyon almak.

Nasıl bir takım ile karşılaşacağını bilemiyordu belki de Galatasaray. Elde bulunan flu bilgiler, Estonya Milli Takımı'nın yakın zamanda Türkiye ve Brezilya ile oynadığı karşılaşmalardan çıkarılabilirdi ancak. 15 Ekim 2008 günü Tallinn'de Estonya önüne çıkan Türkiye, son derece sert bir ekiple yüzleşmek durumunda kalmış ve pozisyona girmekte zorlandığı mücadeleden golsüz beraberlikle ayrılmıştı. Estonya Futbolu adına önemli bir zaferdi bu. 12 Ağustos 2009 günü, bir benzerini daha yaşayabilirlerdi. Tallinn'de Brezilya ile karşılaştılar. Luis Fabiano'nun tek golü, Sambacılara galibiyeti getirdi. Ama Estonya, yine sert futbolu ile dikkatleri çekti üzerine.

Levadia Tallinn özelinde tüm ön izlemeler, Estonya Milli Takımı bağlantısından yapılıyordu. Bunun dışında bilinen bir gerçek daha vardı. Levadia Tallinn, liginde oldukça dominant bir takımdı. Meistrliiga'da son beş sezonun dördünde mutlu sona ulaşan Levadia, 2009 yılında da üç maç eksiğine karşın üç puan farkla zirvede bulunuyordu. Avrupa'daki göze batan performans ise, UEFA Kupası 2006-07 Sezonu'nda gelmişti. Ön Eleme Turları'nda Haka ve Twente takımlarını geçtikten sonra Newcastle United'a ecel terleri döktürmüştü, Levadia Tallinn. Tüm bunların toplamında Estonya temsilcisinin Galatasaray karşısındaki en büyük kozu, göstereceği sertlik olabilirdi.

Galatasaray tarafında yine farklılıklar söz konusuydu. Denizlispor önündeki savunma dörtlüsü tamamen değişmişti. Leo Franco'nun önündeki merkez ikilide Gökhan Zan ile Servet Çetin oynayacaktı. Kanat savunucuları, Sabri Sarıoğlu ve Hakan Balta. Orta sahada Mustafa Sarp ve Arda Turan'ın arasında Ayhan Akman vardı. İleri üçlünün sağında Kader Keita, solunda Aydın Yılmaz ve merkezde Milan Baros.

Levadia Tallinn'in maçın hemen başında göstereceği muhtemel reaksiyonu minimize edebilme adına ön alanda pas yaparak girdi karşılaşmaya Galatasaray. Arda Turan, Milan Baros, Ayhan Akman, Hakan Balta, Mustafa Sarp, Sabri Sarıoğlu, Mustafa Sarp, Servet Çetin, Ayhan Akman, Hakan Balta ve Arda Turan. Arka arkaya tam 10 pas. Maçın ilk dakikası içerisinde. Aslında bu durum, bir açıdan çok önemli. Santrada ile başlayan pas trafiği, merkezdeki Ayhan Akman'dan sol kanat savunucusu Hakan Balta'ya, ardından Ayhan Akman'ın arkasında bulunan Mustafa Sarp'tan sağ kanat savuncusu Sabri Sarıoğlu'na, oradan yine merkeze, savunmaya ve en sonunda Ayhan Akman üzerinden hücumun soluna dek uzanıyordu.



Galatasaray, sahayı dikine değil enine kullanarak başlamıştı. Ve hücumun sağı hariç, çok kısa bir süre içerisinde, sahanın hemen hemen tamamı kullanılmıştı Frank Rijkaard ile Johan Neeskens'in Galatasarayı tarafından.

10 pasta ceza sahasına giren takım, Arda Turan'ın top kaybının hemen ardından sadık kaldı ana fikrine. Ayhan Akman, ön alanda gerekli olan baskıyı yaptı. Hakan Balta'ya kazandırdı topu. Beşinci pastaki hata sonrasında, bu defa 17 paslık bir seri başladı. 44 saniye içerisinde 17 pas. Kader Keita'nın sağ çaprazdaki sürpriz şutu ile sona erdi bu sekans. Johan Neeskens'in maç sonrasında anlatacaklarının sahaya yansımasıydı aslında tüm bunlar. Top sahip oluyordu, Galatasaray. Rakibinin sertlik göstermesine bile izin vermiyordu böylece. Hızlı oynuyordu çünkü. Çabuk düşünüyordu.

Maça yapılan iyi başlangıç, Galatasaray'a seçme şansı vermişti. Takım boyu oldukça kısaydı. Topla birlikte kurulan baskı, Levadia Tallinn'i kendi yarı sahasına hapsetmek adına yeterli sayılırdı. Servet Çetin ve Gökhan Zan, orta yuvarlağa kadar çıkarmıştı Galatasaray savunmasını. İlk 20 dakikadaki bu görüntü, maçtaki ilk golün oluşmasını da sağlayacaktı aslında. Levadia Tallinn'in kullandığı taç atışında Servet Çetin, ilk hamleyi yaparak topu rakip ceza sahasına gönderdiğinde yalnızca Gökhan Zan kalmıştı Galatasaray yarı sahasında. Takımın boyunun kısalması ile Ayhan Akman ve Arda Turan, ileri üçlünün arasına girmişti. Ve Kader Keita, ev sahibi adına perdeyi açarken gol bölgesinde beş Galatasaraylı bulunuyordu.



2009-10 Sezonu'nda Levadia Tallinn maçına dek resmî karşılaşmalarda 20 gol üreten Galatasaray, 22. golüne duran top organizasyonu üzerinden ulaşacaktı. Kader Keita'nın serbest vuruştan attığı gol, takımın yeni sezondaki repertuvarının ne kadar geniş olduğunu gösteriyordu bir bakıma.

Yalnızca duran toplar değil. Galatasaray, Frank Rijkaard ve ekibi ile birlikte taç atışlarında bile pozisyon üreten bir takım hâline dönüştü. Bu başlık altındaki formülün ne olduğundan ''Yalnız Futbol'' programında da bahsedilmişti. Galatasaray, TSL'de sezonun ilk maçında kazandığı 36 taş atışının 35'ini Hakan Balta ve Sabri Sarıoğlu ile kullanıyordu. Denizlispor karşılaşmasının birinci yarısında ise, bu fikrini unutan bir Galatasaray vardı. Harry Kewell, Kader Keita, Arda Turan ve Milan Baros dahil olmuştu listeye. Bu durum, ancak ikinci yarının hemen başında değiştirilecekti. 46. dakika ile birlikte Galatasaray'ın kenardan kazandığı topları, Uğur Uçar ile Volkan Yaman sokuyordu oyuna.

Frank Rijkaard'ın antrenmanlarda taç atışları ile ilgili çalışmalar yaptığı bilinen bir gerçek. Levadia Tallinn karşısında takımın maç boyu kullandığı 20 taç atışının Hakan Balta (11) ve Sabri Sarıoğlu (9) arasında paylaştırılması sürpriz değil bu anlamda. Ancak tıpkı duran toplarda olduğu gibi kenardan oyuna sokulan toplarda da Galatasaray'ın uyguladığı bir model var. Kanat savunucuları takımın daha ileri kalması adına baş rolü alıyorlar bu modelde. Denizlispor karşılaşmasında Uğur Uçar, Levadia Tallinn maçında ise Sabri Sarıoğlu. Bir üçgen kuruluyor, pozisyon eğer rakip ceza sahasının paralelinde ise. Tepe noktasında bek oyuncusu, yakın köşede orta saha ve en uçta Kader Keita. {Görüntüler üzerinden daha net anlaşılacaktır elbette.}



İlk yarıdaki 2-0'lık üstünlüğün ardından ikinci devreye de benzer bir yapı ile başladı Galatasaray. Rakipten kazanılan top, sol kanat savuncusu Hakan Balta üzerinden önce Arda Turan ve sonra da Aydın Yılmaz'a kadar uzandı. Üç pas ile rakip ceza sahasına girmişti bile Galatasaray.

Oyunun hemen hemen tamamı da Levadia Tallinn yarı sahasında oynanacaktı bu dakikadan sonra. Milan Baros'un penaltı vuruşundan bulduğu gol, moral kazanması adına önemli. Denizlispor karşılaşmasına ilk 11'de başlayan oyuncular arasında -Leo Franco'dan sonra- en az süre ile ayağında top tutan Baros'un bu istatistiği, Levadia Tallinn maçı ile de devam etti. Her şeye rağmen, penaltı pozisyonundan önce Arda Turan'ın pası ve gol sonrasında sırtı dönük aldığı topla kaleye yönelmesi önemliydi. Sistemin önemli unsurlarından biri, Milan Baros.

70. dakikada Galatasaray adına önemli bir oyuncu değişikliği yaşandı. Elano Blumer, dahil oldu oyuna. Milan Baros geldi kenara. Elano transferi ile birlikte, Galatasaray'ın hangi diziliş ile mücadele edeceği hep merak konusu olmuştu. Çeşitli platformlarda sürekli aynı fikri savumuştuk. Kader Keita, Harry Kewell, Milan Baros, Arda Turan, Elano Blumer. Hatta Ayhan Akman. Bu oyuncular, sürekli devimin hâlinde olacak isimlerdi. Açıkçası, kimin nerede oynayacağı belli olmayacaktı Galatasaray'da. Ve istenen de buydu zaten. Elano, sahaya adımını atar atmaz Arda Turan'ın yanına gitti. O dakikadan itibaren önce Arda Turan, sonra Harry Kewell ve zaman zaman da Elano üstlendi, kenara gelen Milan Baros'un görevini.



Galatasaray'ın sezon boyunca en büyük kozu olacak söz konusu durum. Müthiş bir çeşitlilik bu. Üstesinden gelinirse, devrim niteliğinde bir futbol fikri. Türkiye'nin alışık olmadığı cinsten.

Köşe vuruşu, penaltı, kafa vuruşu, sol ayak, sağ ayak. Devam edelim. Asisti kafa vuruşu olan gol, boş kale, ceza sahası dışı. Çok sayıda ''farklı'' gol geldi yeni sezonda Galatasaray'dan. Dördüncü gol de hiç fena sayılmazdı. Ayhan Akman, Hakan Balta ve Harry Kewell üçgeninden bir gol çıktı. Sol kanat organizasyonu ve gol öncesinde Harry Kewell'ın topsuz koşusu, skora yapılan katkının altındaki önemli mesajlardı. Hakan Balta'nın hücuma çıktığı anlarda etkili olabileceği de görülüyordu bu pozisyonda. Beşinci gol ise, her ne kadar rakibin ters vuruşu ile sonuçlansa da, kıymetli. Maccabi Netanya maçında Aydın Yılmaz'ın Kader Keita'ya attırdığı golün kopyası. Sol kanattan sağ kanada ters pas. Galatasaray sisteminin bünyesinde bulundurduğu bir nitelik. {Levadia oyuncusu topa müdahale etmeseydi, Keita son vuruşu ile nihayete erdirecekti pozisyonu.}

Galatasaray, bir defa daha gösterdi 2009-10 ve sonraki sezonlarda yapabileceklerini. Rakibin zayıf olması veya olmaması değil önem arz eden. Sistemine sadık kalan bir ekip, Galatasaray. Önemli olan da bu.

{Not: Frank Rijkaard ve Johan Neeskens'in takımı, 36 dakika ve 47 saniye boyunca tuttu topu ayağında. 743 topta yalnızca 75 defa hatalı pas yaptı. Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan, Servet Çetin ve Hakan Balta'nın hücuma çıkışlarındaki ana fikir korundu. Ayhan Akman, bilgisayar seviyesinde oynamaya devam etti. Kader Keita'nın takım arkadaşlarından aldığı pasların dağılımı da Galatasaray'ın ne kadar düzenli bir futbol oynadığını gösterdi. Zamanı gelince, uygun ortamlarda konuşulacak tabii tüm bunlar. Şimdilik, bu şekilde kalsın.}

16 Ağustos 2009 Pazar

Galatasaray v Denizlispor: 4-1



Denizlispor karşısında rotasyon vardı Galatasaray'da.

Geçtiğimiz hafta Gaziantepspor deplasmanında kazanan takımın defans dörtlüsü tamamen değişmişti. Leo Franco'nun önündeki merkez ikilide Emre Güngör ile Emre Aşık oynayacaktı. Kanat savunucuları, Uğur Uçar ve Volkan Yaman. Frank Rijkaard'ın elinde bulunan 18-20 oyuncuyu birden formda tutma hamlesi, orta sahada da devam ediyordu. Mustafa Sarp ve Arda Turan'ın arasında Barış Özbek vardı. İleri üçlünün sağında Kader Keita, solunda Harry Kewell ve merkezde Milan Baros. Galatasaray, alternatif kadrosunda da ''ideal'' oyunculara sahipti. Gösteriyordu Rijkaard, bu gerçeği bir kez daha.

Oyuna başlayan Galatasaray oldu. Arda Turan, santrada Milan Baros'la birlikte pozisyon almıştı. Kader Keita ve Harry Kewell kanatlarda. 4-3-3 dizilişi ile başlıyordu Galatasaray. Bunu kanıksamak, dürtü hâline getirmek önemli. Oyunun ilk dakikasından itibaren sahadaki dağılışa baktığımızda Galatasaray'ın her geçen hafta gerçekleştirmek istenilen hedefleri, daha iyi yapmaya başladığını görebiliyorduk. Dörtlü savunmanın hemen önündeki üçlü: Mustafa Sarp, Barış Özbek ve Arda Turan. Takım içerisinde olması gereken pas koordinasyonu, tam olarak bu bölgeden doğuyor.

Açalım söylemek istediklerimizi. Gaziantepspor maçındaki istatistiklere göz atabiliriz bu anlamda. Leo Franco, geçtiğimiz hafta 18 defa başladığı oyunda tercihini 3 kez Servet Çetin'den yana kullanmıştı. {Sabri Sarıoğlu ve Gökhan Zan ile de 3'er kere.} Servet'in topu servis etmesinden sürdürelim yolculuğumuzu. 24 isabetli pasın 11'i Hakan Balta'ya gitmişti Servet'ten yana. Hakan Balta'yı takip eden oyuncunun 3 pas ile Aydın Yılmaz olduğunu hatırlatırsak, Galatasaray'ın savunmadan hücuma gidiş yolunu daha iyi anlayabiliriz. Devam edelim. Hakan Balta'nın en fazla pas yaptığı oyuncu Ayhan Akman (8). Ayhan'ın tercihi ise 15 pas ile Arda Turan. Burada bir ''es'' verelim.



Ve Ayhan Akman ile Arda Turan'ın Gaziantepspor maçındaki pas dağılımları üzerine eğilelim.

Ayhan Akman, takımın ayağında en fazla süre ile top tutan oyuncusuydu. 72 defa topla buluşup 03:08 içerisinde toplam 58 isabetli pas yapmıştı, Gaziantep deplasmanında. Bu 58 pasın 15'i Arda Turan'a gitti. Geri kalan 43 pastan 30'u ise beş oyuncu özelinde eşit olarak paylaşıldı: Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan, Hakan Balta, Mustafa Sarp ve Harry Kewell. Benzer görüntü, 71 defa topla buluşarak 02:25 sekansında 45 isabetli pas yapan Arda Turan için de geçerli olmuştu. Ayhan ile 12 kez paslaşan Arda, diğer 12 pası Aydın Yılmaz ve Harry Kewell'a eşit olarak gönderiyordu.

Denizlispor karşılaşması ile bağlayalım. Galatasaray, orta sahadaki yapılanması ile farklı bir görüntü sergilemek istiyor. Bir ip gibi diziliyor, bu bölgedeki üçlü. Mustafa Sarp ile Arda Turan'ın arasında Barış Özbek. Göz kararı 25-30 metrelik bir alandan bahsediyoruz. Barış Özbek'in görevi mühim. Daha büyük fotoğrafta Ayhan Akman'ın tabii. Bu yüzden, 18 numaranın üzerinde nispeten fazla duruyoruz. Mustafa Sarp, savunma ve orta saha arasındaki ilişkiyi mutlu kılma görevi ile sahada iken Barış Özbek'in üçgeni tamamlayıp Arda Turan'ı hücuma çıkarması gerekiyor. Biraz karışık gibi, açalım.

Üçgenin sol üst köşesini Mustafa Sarp olarak düşünelim. Devam eden tepe noktasını Barış Özbek (Ayhan Akman). Ve bize en yakın olan kısmını Arda Turan. Galatasaray'ın hücuma çıkışlarında orta sahadaki görüntüsü bu şekilde. Top, Leo Franco'da iken ip şeklinde dizilen üçlüden Barış Özbek, topun stoperlere gelmesi ile bu doğrultudan ayrılarak üç köşeli bir orta saha dizilişini getiriyor meydana. Daha önemlisi, her oyuncu da (özellikle Mustafa Sarp) müthiş bir özveri ile bağlı kalmaya çalışıyor bu düzene. Bahsettiğimiz diziliş ve hatta sistemin uzun ömürlü olabilmesi adına da bu üçlünün mıknatıs etkisi ile devam etmesi gerekiyor zaten. Aralarında bir bağ varmış gibi. Galatasaray'ın orta sahada oluşturduğu bu üçgen, rakip takımın kalbindeki oyuncuların da ağın içerisine düşmesine neden olacak ilerleyen dönemlerde.



Galatasaray, topu ayağında tutup rakibi koşturmasına karşın Denizlispor buldu ilk golü. Ve aslında Gaziantepspor maçında olduğu gibi, takım savunması bir kez daha arıza yaptı.

''Savunma görevleri konusunda Johan'ın en titiz olduğu nokta, daima bir oyuncu fazla olmamız gerektiğidir.'' diyor Johan Cruyff'un Ajaxı'nda savunmanın sağını kontrol etmek ile görevli olan Ronald Spelbos. ''Top bizdeyse ve beklenmeyen şekilde topu kaptırırsak, hemen topu geri almalı ya da -bu nerede ve nasıl olduğuna bağlı- koruduğumuz bölgelere dönmeliyiz. Defans olarak görevimiz atağa kalktığımızda başlar. Bu, tamamen bir konsantrasyon meselesidir. 90 dakika boyunca birini durdurmanın zorluğunu hafife alırsınız. Ama konsantrasyonun en zor olduğu anı bilir misiniz? Topun bizde olduğu zaman.''

Frank Rijkaard, tüm kariyeri boyunca etkilendiği en önemli iki isimden biri olan Johan Cruyff'un Ajax'taki sistemini oturtmaya çalışıyor olmalı Galatasaray'a. Bire bir örtüşen ve zamanla sayısı giderek artacak olan çok sayıda örnek var bu konuda. Hiç kuşkusuz, buradaki savunma görevleri de öyle. Barış Özbek, Denizlispor yarı sahasını topla geçerken oldukça kritik bir bölgede kayıp yaptı. O sırada ilerideki dörtlü Harry Kewell, Arda Turan (o sırada hücum üçlüsünün solundaydı), Kader Keita ve Milan Baros ile birlikte forvete destek verme adına atağa katılan Uğur Uçar da rakip sahada kaldı. Barış Özbek'i de dahil edersek, 6 (altı) oyuncu!

Kademe kademe gelişti gol. Orta sahanın solunda topu kapan Murat Hacıoğlu, ters topla sağ açıktaki Ibrahima Bangoura'yı gördüğünde üç kişi kalan Galatasaray savunması, Gaziantepspor deplasmanındaki kadar başarılı olamadı. Gaziantep'te skor 2-1'ken yine sol taraftan sağ açığa gönderilen ters bir topta Hakan Balta, savunmadaki arkadaşları Servet Çetin ve Gökhan Zan'ın da kendisini tamamlamasıyla çok kritik bir müdahalede bulunmuştu. O pozisyonda savunma üçlüsünün aralarındaki mesafe, ders niteliğindeydi adeta. Oysa, Denizlispor maçında tamamen farklı gelişti bu senaryo. Volkan Yaman, sağ kanattaki oyuncuyu çok yavaş karşıladı. Uğur Uçar ve Barış Özbek, görev yerlerine oldukça geç döndüler. Emre Güngör ile Emre Aşık da Volkan Yaman'ı tamamlayamadılar. Son derece açık kaldı üçlünün aralarındaki mesafe. Rakip yarı sahadaki diğer dört oyuncunun katkısıyla bir ''takım savunması'' hatasından gol yedi, Galatasaray.



Galatasaray adına denemeler vardı sahada. Kader Keita ise, kendi özelinde oynuyordu ilk yarıda. Geçtiğimiz hafta, 28 defa topla buluşmasına karşın 63 kez topa dokunan Hakan Balta kadar haşır neşir olmuştu meşin yuvarlakla, Kader Keita. Bu bir işaretti mutlaka. Denizlispor maçının ilk yarısında takımın dengesini bozacak kadar tutuyordu topu ayağında.

Devre arasından hemen önde Harry Kewell'ın penaltı vuruşundan attığı gol, skora dengeyi getirmişti. Ama mutlaka ikinci yarıda bambaşka bir Galatasaray olacaktı sahada.

Beş resmî maç; Tobol, Maccabi Netanya ve Gaziantepspor ile oynanan. Kazakistan'daki ilk Tobol karşılaşmasında soyunma odasına 1-0 yenik giden Galatasaray, ikinci yarıda 1-0'lık üstünlük sağlayarak sahadan beraberlikle ayrılmıştı. Rövanş maçının ilk devresinden gol sesi çıkmasa da rakibini 2-0 mağlup etmişti, Galatasaray. Maccabi Netanya eşleşmesindeki birinci karşılaşmada ikinci devresi 1-1 başlayan maç, 4-1 sona ererken İstanbul'da oluşan 6-0'lık skorda 4 gol, 45. dakikadan sonra geliyordu. Toplamda, maçların ikinci yarılarını 10-0 galip kapatan bir Galatasaray vardı ortada. Gaziantep deplasmanında erken alınan skor avantajı, ikinci devreyi 1-1'lik beraberlikle geçilmesine sebep oluyordu belki de.

Tüm bu rakamların toplamında Galatasaray'dan bir Frank Rijkaard hamlesi daha beklemek yanlış olmazdı. {Barcelona'nın istatistiklerine baktıklarını ve FR zamanında geri düşülen maçlarda takımın sahadan beraberlik ya da mağlubiyetle ayrıldığını iddia edenlerin mutlaka bu akşam bir yerlerde programları vardır. Üzerine düşünsünler.} Öyle de oldu zaten. İyi girdi ikinci yarıya Galatasaray. Ve 15 dakika boyunca, net bir 4-2-4 oynadı. Arda Turan, çoğu zaman Harry Kewell ile Milan Baros arasına girdi. Zaman zaman da Milan Baros ile Kader Keita arasındaki boşluğa. Türkiye'nin büyük bölümünde Shabani Nonda beklentisi olmalıydı. Ama Arda Turan, Nonda'nın fonksiyonunu sağlıyordu. İşte, tam da bu yüzden bir sistem oturuyordu Galatasaray'da. Sistem vardı, isimler değil.



Galatasaray, üstünlük golünü yine bir duran toptan buldu. Harry Kewell'ın olmadığı maçlarda köşe vuruşlarını kullanan Arda Turan, ceza sahası içerisinde de etkili olabileceğini gösterdi.

Golün ardından Arda Turan, sezon başından bu yana alışkın olduğumuz pozisyonuna geri dönüyordu. Mustafa Sarp, maçın ilk dakikasından itibaren sergilediği iyi performansına devam ederken Kader Keita da kendi yeteneklerini takım oyununa enjekte etmeye başlıyordu. Solosunu en uygun zamanda yaptı. Takım arkadaşlarının da içerisinde olduğu bir fikirle. Devamında penaltı kararı çıktı. Harry Kewell da üzerine düşeni gerçekleştirdi. {67. dakikadaki bu golden bir veya iki dakika önce, Volkan Yaman'ın yerine oyuna giren Hakan Balta, Galatasaray savunmasında yaptığı ters kademe ile bir kez daha takımını ayakta tutuyordu.}

Galatasaray kariyerinde aldığı süreler 26', 45' ve 55' şeklinde çoğalan Kader Keita, Denizlispor karşısında 90 dakika sahada kaldı. {Albert Roca Pujol'un üzerine titrediği Harry Kewell da görev yaptığı dakikaları arttırmayı başladı.} Skoru 4-1'e getiren gol, Galatasaray'ın sezon içerisinde üstün oynadığı dakikalarda neleri gerçekleştirebileceğini gösterebilmesi açısından önemliydi. Sağ çizgide yapılan bir baskı ve ardından Kader Keita ile Milan Baros'un rakip savunmayı tek adamla yakalaması. Gol kadar mühimdi bu pozisyonun gözlerimizin önüne serilmesi. Son dakikalarda Aydın Yılmaz'ın pasında kaleci ile yalnız kalan Milan Baros'un durumu da öyle.

Frank Rijkaard, tek kişilik dev performansına Denizlispor karşısında devam etti. 14-1! Ama kabul etmek gerekir ki; yardımcı oyuncular da oldukça iyi. Ve hepsi birden formda. Sahi... İkinci yarılar, 90 dakika mı olsa?

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Galatasaray ve FC Barcelona Futbol Okulu







Galatasaray'ın bu sabah gerçekleştirdiği antrenmanda FC Barcelona Futbol Okulu'nun öğrencileri de vardı. (* Frank Rijkaard, ilk fotoğrafta Galatasaray'ın geleceğini kurguluyor olmalı.)

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Gaziantepspor v Galatasaray: 2-3



Galatasaray, TSL'nin kâğıt üzerindeki en zor deplasmanlarından Gaziantep'te 3-2 kazanarak başladı 2009-10 Sezonu'na.

Frank Rijkaard ve Johan Neeskens'in gelişini takip eden dönemde yaşananları, tüm bir mevsim boyunca takip etme fırsatı bulabildik. Bu anlamda; Gaziantepspor maçı, iyi bir başlangıç olacaktı fikirlerimizin oturmaya başlaması için.

Gaziantepspor, geçtiğimiz sezon önce Nurullah Sağlam ve ardından Jose Couceiro ile TSL'nin oyun karakterine sahip olan takımları arasında yer almıştı. Sağlam'ın oturtmaya çalıştığı yapının üzerine, ligin son bölümünde Couceiro tarafından da katkılar yapıldı. Ve aslında 2009-10 Sezonu öncesinde sürpriz potansiyeli taşıdığını gösterdi, Gaziantepspor. Dün akşamki karşılaşma, Couceiro'nun takımı özelinde de önemli bir sınavdı bu yüzden.

Transfer döneminde kadrosunda çok fazla değişiklik yapmayan Gaziantepspor, Fenerbahçe ve Beşiktaş'a geçen Bekir İrtegün ile İsmail Köybaşı'nın yarattığı zaafiyetten dolayı, farklı bir yapılanma ile çıkmak durumunda kaldı Galatasaray karşısına. Geçtiğimiz sezon Brezilyalı Julio Cesar'ın takıma katıldığı döneme dek, savunmada Erkan Sekman, Bekir, Deumi ve İsmail (Ivan de Souza) gibi bir dörtlü ile oynuyordu, Gaziantepspor. İkinci devrede yapı; Bekir, Julio Cesar, Deumi ve İsmail'e dönmüştü. Savunmanın önünde iki oyuncu, Murat Ceylan ve Hakan Bayraktar. İleri uçtaki Beto'nun arkasında Tabata, sağda Mehmet Yozgatlı ve solda Cristian Zurita. İyi bir 4-2-3-1 takımı hâline gelmişti, Nurullah Sağlam'ın ekibi.

Gaziantepspor, yeni sezonun ilk maçına yukarıda isimlerini saydığımız 10 oyuncudan 8'ini kullanarak başladı. Bu anlamda, herhangi bir sorun olmayabilirdi. Ama Bekir ve İsmail'in yerlerinin doldurulamaması, Jose Couceiro'yu farklı tercihlere yöneltmişti.

Savunmanın her iki yanındaki Mehmet Yozgatlı ve Olcan Adın, Couceiro'nun en radikal kararları olmalıydı. Yozgatlı, geçtiğimiz sezon 4-2-3-1'de forvet arkasında yer alan üçlüdeki başarısı ile Gaziantepspor'da kendisine yer bulabilen bir oyuncuydu. Olcan Adın'dan ise Lionel Messi olması bekleniyordu, Fenerbahçe altyapısından çıktığında. Kanat savunucuları, birer zaaf olacaktı mutlaka Gaziantepspor adına. Bir diğer dikkat çekici özellik, 4-2-3-1'in sol açığında Cristian Zurita'nın savunma ile orta saha arasına yerleştirilmesiydi. Hakan Bayraktar ve Murat Ceylan daha öne çıkarılmıştı. En uçtaki Beto'nun arkasında da yeni transfer Julio ile Rodrigo Tabata yer alıyordu.

Savunmadan başlayarak, nicelik anlamında, git gide daralan bir rakip olacaktı Galatasaray karşısında. Maccabi Netanya maçları ile birlikte süre almaya başlayan Leo Franco kaledeydi, Frank Rijkaard'ın takımında. Savunma kanatlarında Sabri Sarıoğlu ve Hakan Balta vardı. Merkez ikilide Servet Çetin ile Gökhan Zan. Orta sahadaki Ayhan Akman ve Arda Turan'ın arkasında Mustafa Sarp. En uçtaki Milan Baros'un sağında Kader Keita, solunda ise Aydın Yılmaz. Rijkaard, Maccabi Netanya maçındaki iyi oyunu nedeni ile Aydın Yılmaz'a bir defa daha şans vermiş olmalıydı. Hafta arasındaki ilk 11'den farklı altı yeni oyuncu vardı Galatasaray adına sahada.



Oyuna hızlı başlayan Galatasaray oldu. Santrada Milan Baros ile Arda Turan vardı. Belli ki; Arda, merkez forvetin yanında olacak sezon boyunca. Kader Keita ve Aydın Yılmaz, iki kanadın çizgileri üzerinde konum alırken Ayhan Akman, Mustafa Sarp'a kıyasla orta yuvarlağa daha yakın duruyordu.

Klasik bir 4-3-3 diziliş vardı Galatasaray'da oyuna başlarken. Yine de orta sahadaki üçlünün kendi içerisinde, maçın gidişatına göre, değişiklikler yapacağını söylemek mümkün. İlk bölümde, Galatasaray yapmak istediklerini gerçekleştirdi. Hâl böyle olunca, Ayhan Akman ve Mustafa Sarp'ın varlığından dolayı, 4-2-1-3 gibi dizilen Galatasaray, 4-1-2-3'e evrilmeyi başardı. Üçüncü bölgede başarılı baskı söz konusuydu. Savunma, neredeyse orta yuvarlakta kuruluyordu. Ayhan'a seçme şansı verdi, bu durum. Arda Turan'a daha yakın oynayabildi. Ve henüz sekizinci dakikada çok güzel bir gol buldu, Galatasaray.

Transfer sezonunda, forvet pozisyonu için iki alternatifi vardı Galatasaray'ın. Birincisi, Milan Baros'un yerine bir forvet oyuncusu almak ve Baros'u 4-3-3'ün sağ açık pozisyonuna kaydırmak. İkincisi de, sağ veya sol tarafa takviye yaparak Baros'un kanatlarda oynayabilmesi özelliğinden yararlanmak ve gelecek yeni oyuncu ile oyun içerisinde değişimini sağlamak. İkinci opsiyon, tercih edildi. Kader Keita, bu anlamda tam bir sistem transferi oldu. Aslında Gaziantepspor maçında görüldü ki; Galatasaray sezon boyunca sıkça tanık olacağımız bir pozisyondan buldu ilk golünü.

Ayhan Akman'ın harika pasına iyi hareketlendi, Milan Baros. Sağ kanatta topla buluşurken rakip savunma merkezindeki iki oyuncuyu peşine taktı. Bu hamle ile Gaziantepspor'un tüm dengesi bozulunca orta sahadan üçüncü bölgeye giren Arda Turan, Baros'un boşalttığı alanda golü yaptı. Bu pozisyonda, ters kademeyi bilmeyen Mehmet Yozgatlı'nın da payı vardı elbette. Arda, güzel bir gol atmıştı. Ama Milan Baros'un atağın gelişimindeki rolüydü, önemli olan. Thierry Henry'nin yalnızca bu yeteneği kazanabilmek için, 30 yaşından sonra kanatlarda oynayabilecek konuma gelmesi, önemli bir örnek. Keza, Chelsea kariyerindeki Nicolas Anelka. Milan Baros, sezon boyunca sistem için kritik isim olmaya devam edecek.

Oyunun ilk 20 dakikalık bölümünde son derece etkili bir Galatasaray takımı vardı sahada. Rakibi dar alana sıkıştıran, kanat oyuncularını iyi kullanan ve hücumda rakibe baskı uygulayabilen.

Arda, birinci golün ardından skoru 2-0'a getiren golün de asistini yapıyordu. Tobol ve Maccabi Netanya maçlarında toplam altı defa gol pası veren Arda Turan'ın görüntüsü, ''Hücum üçlüsünün solunda oynamalıdır!'' tezini tamamen çürütmüş olmalı artık. Bulunduğu pozisyondan oldukça memnun. Keyif alıyor oynadığı oyundan. Dolayısıyla, keyif de veriyor. Orta sahada Elano'nun gelmesi ile birlikte rolü ne kadar farklılaşır, bilinmez; ama takım olarak 4-1-2-3 daha iyi uygulanabilir söz konusu durumda. Bu da, Galatasaray'a oyun içerisinde sürekli diziliş değiştirme imkânı verir. {4-4-2, 4-2-3-1, 4-2-1-3 vs.}

Gaziantepspor'un radikal hâli, yalnızca savunma oyuncuları özelinde değildi. İleri uçtaki Beto'nun hemen arkasında görev yapan Julio ve Tabata'nın sürekli yer değiştirmeleri, önümüzdeki haftalarda, rakip takımlar adına önemli bir sorun olabilir. Galatasaray'ın ilk yarıdaki takım savunması, Gaziantepspor'a fazla hareket alanı bırakmadı. Ama Julio, ceza sahası civarından gönderdiği şutlarla etkili olmayı başardı. Ki bunlardan biri de skoru 2-1'e getirdi. {İlk yarının devam eden bölümünde yürekleri ağızlara getiren tek görüntü ise, Kader Keita'nın yerde kaldığı an oldu. Düşünmek bile istemiyorum...}

İstanbul'daki Tobol ve Maccabi Netanya maçlarının devre aralarında Albert Roca ve Harry Kewell, beraber çalışmışlardı. Gaziantep'te de benzer görüntüler yaşanmış olmalı.

55. dakikada Kader Keita ve Harry Kewell arasında bir değişiklik yapıldı, Frank Rijkaard tarafından. Aydın Yılmaz'ın oyundan alınması beklenebilirdi bu anda. Ama aslında belli olan bir hamleydi bu. Maccabi Netanya ile oynanan ilk maçın 64. dakikasında oyuna dahil olarak 26 dakika sahada kalan Keita, ikinci maçta 45 dakika forma giymişti. Giderek artacaktı süreleri. Gaziantep'te 55 dakika mücadele etti Galatasaray için. İlk yarıdaki rahatsızlığı da değildi muhtemelen, Rijkaard'ın kararını etkileyen.

İkinci yarının başında Mehmet Yozgatlı'yı oyundan alarak Ümit Tütüncü'yü kullanan Jose Couceiro, savunmanın sağına bu kez Murat Ceylan'ı gönderdi. Galatasaray orta sahası, biraz daha rahatladı. Ümit, Beto'nun arkasına gönderilmişti. Hakan Bayraktar'ın yanında ise, Julio vardı artık. Oysa ki; ilk yarıda Galatasaray savunmasını karıştıran adamların başunda geliyordu, Julio. Yine de kullanamadı Galatasaray, rakibinin zaaflarını. Yorgunluk olmalıydı sebep. Zira, savunmadan uzun toplarla çıkılmaya başlanmıştı. Roca tarafından özel olarak çalıştırılmasına karşın Harry Kewell, son derece etkisiz kalıyordu. Milan Baros da sert savunmacıların arasında sıkışmıştı adeta.



69. dakikada Milan Baros, yerini Shabani Nonda'ya bıraktı. Ama asıl dikkat çekici olay, bu değişikliğin hemen ardından yaşandı.

Frank Rijkaard transferi sonrasında, Hakan Balta'nın artan savunma sorumlulukları sürekli konuşulur hâle gelmişti. Balta, geçtiğimiz sezonlara göre, hücuma fazla destek vermiyor ve daha çok kendi yarı sahasında kalıyordu. Bu durumdan bizim çıkarımımız; Hakan Balta'nın stoper özellikleri sayesinde hızlı bir kontra pozisyonda savunmayı üçleyebilecek yeteneğinin bulunması olmuştu. Diğer yandan; Sabri Sarıoğlu da hücuma çıkma opsiyonuna sahipti çünkü. 70. dakikada çok güzel bir örnek yaşandı, tam olarak bu mizanseni ortaya çıkaran. Sabri, rakip yarı alanın ilk bölümünde bir top kaybetti. Gaziantepspor, ters bir topla çıktı. Sol stoper Servet Çetin'i geçen topta Hakan Balta, ters kademeye girerek pozisyonu daha olgunlaşamadan sona erdirdi. Söz konusu tartışma özelinde, son derece önemli bir örnekti.

Shabani Nonda'nın oyuna girmesi, Galatasaray'a ön alanda top tutabilme şansını geri getirmişti. Gaziantepspor savunmasındaki Julio Cesar ve Deumi'nin pas hataları da etkili bir nedendi tabii. Ancak Galatasaray, üçüncü golü farklı bir pozisyon üzerinde bulacaktı.

Savunmada panik yapmayan bir takım oluşturulmak isteniyor. Gökhan Zan ile Servet Çetin, biraz oyun yapıları, biraz yorgunluk ve biraz da skor avantajından dolayı, Gaziantepspor karşısında zaman zaman bu fikirden vazgeçseler de, Ayhan Akman ile başlayıp Arda Turan'la devam eden ve Shabani Nonda'da sonuca ulaşan üçüncü gol, bu yolun takip edilmesi neticesinde geliyordu. Kulübede Galatasaray'ın golüne sevinen Johan Neeskens ve Frank Rijkaard'ı görmek ise, son derece keyifliydi. Türkiye, Johan Neeskens'in değerini henüz anlayamadı. Belki; Galatasaray, tanıtamadı. Ama Rijkaard'ın gollere gösterdiği reaksiyonlar, devrimin sağlam temellere oturacağını kanıtlıyordu adeta.

Maçın son anlarında Sabri Sarıoğlu'nun merkez ikilideki Gökhan ve Servet'in hatalarını kapatabilmek adına yaptığı kontrolsüz hareket, penaltı kararını beraberinde getirdi. Tabata, topun başına geldiğinde, ''Bir an duraksayıp öyle yapacaktır vuruşunu.'' diye düşünürken bizler, Mustafa Sarp'ın ceza sahası dışında takım arkadaşı Leo Franco'ya bu yönde ardımcı olmaya çalışması, görülmeye değerdi.

Hakem Bünyamin Gezer'in cebinden Arda Turan için çıkan sarı kart ise, gecenin skandal anıydı.

Gaziantep gibi bir deplasmanda -geçiş süreci içerisinde- kazanılan üç puan son derece kıymetli. Yapabileceklerinin altında kaldı, Galatasaray. Ama takımın her unsurundan ışık saçılıyor etrafa. Görünen o ki; Galatasaray'ın her yeni maçını iple çekeceğiz. Sahi, daha kaç gün var Denizlispor maçına?