1 Şubat 2010 Pazartesi

Prova: Denizlispor v Galatasaray, 1-2



Galatasaray, as kadrosundan çok sayıda eksikle çıktığı Denizli deplasmanından Arda Turan ve Jô Alves’in golleri ile 2-1 kazanarak oldukça önemli bir üç puan elde etti.

Devre arası transfer dönemi son derece hareketli geçti Galatasaray’da. Bazı nedenleri vardı elbette. 2002-03 Sezonu’ndaki Ali Lukunku, Suat Usta ve Haim Revivo üçlemesinden farklıydı bir kere. Lucas Neill, savunma merkezinde alternatifsiz kalan Galatasaray için mutlak zorunluluk olarak kabul edilmeliydi. Hücum bölgesinde Harry Kewell ve Milan Baros’un uzun süreli sakatlıkları sonrası kadroya katılan Jô Alves ile Gio dos Santos da. Yalnızca Kewell’ın haberi bile Galatasaray’ın ara transferdeki stratejisini değiştirmek için yeterli bir sebepti. Daha değişik sonuçlar olabilirdi.

Denizlispor maçının Frank Rijkaard’ın takımı özelindeki en büyük önemi, değişen takım yapısının (oyuncuların futbol karakterlerinden dolayı biraz da) ortaya çıkaracağı neticelerdi. Keita, Kewell ve Baros, Galatasaray’ın 4-3-3’ünde en uçta oynayan üç isimdi. Baros’un yokluğu, tüm takımın yapısını değiştirmişti. Öyle ki; Shabani Nonda’nın 2,5 yıllık Galatasaray kariyerinin sona ermesini dahi Baros’un sakatlığına bağlayabilirdik. Çek forvetin görev yaptığı dönem içerisinde kariyer günlerini yaşayan Nonda, Baros’tan sonra yalnızca bir gol atabilmişti. Keita, Angola’dan dönemedi. Kewell’ın sakatlığı ise tüm hızıyla sürüyor. Bu şartlarda bazı değişikliklerin yaşanması kaçınılmazdı.

Gaziantepspor maçı ile birlikte yeni bir düzen vardı Galatasaray’da. TSL’de son karşılaşmasına çıkan Nonda, ileride Arda Turan ile bir ortaklık içerisine girmişti. 4-4-2 diye nitelendirilebilecek bir dizilişti bu. Tabii Arda, oyun karakterinden dolayı, daha çok ‘’ikinci forvet’’ vasıfları ile oynuyordu. Destekleyici olarak kabul edersek Kaptan’ı, 4-4-1-1’e de yakın bir görünüm oluşuyordu saha içerisinde. Elano, orta sahada Mustafa Sarp’ın yanında konumlanmış ve sezonun ilk bölümündeki görev yerine göre ‘’defansif’’ kalmıştı. Ali Sami Yen Stadı’ndaki Gaziantepspor maçında rol tanımları değişen iki oyuncu, Arda ile Elano’ydu. Denizli’ye gelindiğinde anlaşılan bir gerçek daha olacaktı. Yalnızca Jô veya Gio değil, artık Emre Çolak da vardı yeni rotasyonun içinde.



Leo Franco ile başladı Galatasaray. Savunmanın merkezinde Lucas Neill ve Servet Çetin vardı, kanatlarında Uğur Uçar ve Caner Erkin. Dörtlünün önünde Elano Blumer pozisyon alıyordu. Brezilyalı yıldızın sağında Barış Özbek, solunda Mustafa Sarp olacaktı. En uçtaki Jô Alves ise, hemen arkasına Emre Çolak ile Arda Turan’ı almıştı.

Frank Rijkaard, maçın ardından düzenlenen basın toplantısında, ‘’Kader Keita, dönene kadar elimizde iki alternatif var. Ya sezonun ilk bölümündeki gibi 4-3-3 oynayacağız ya da bir süre daha 4-4-2 oynamaya devam edeceğiz.’’ anlamına gelen bir açıklamada bulunacaktı. Denizlispor karşısındaki 4-4-2 veya 4-4-1-1’in maçın başında Emre ile Arda’nın Jô’ya yaklaşmasıyla birlikte, 4-3-2-1’e döndüğünü de gördük aslında. İlk bölümde ‘’Christmas Tree’’ olarak adlandıran bu dağılım (savunmadan başlayıp forvete kadar uzanan ve en uçta çam ağacı gibi sivri hâle gelen), Denizlispor savunmasını hataya zorlayabilirdi. Ama olmadı, ileride top tutulamayınca; sonuç gelmedi.

Yine de fena bir fikir değil bu. Jô Alves, bilindiği üzere, UEFA Avrupa Ligi’ndeki maçlarda forma giyemeyecek. Yerine Kader Keita’yı düşünebiliriz. Böylesi bir dizilimde, kendi sahasında hücumu daha fazla düşünecek Atletico Madrid savunma oyuncularının üzerine Kader Keita, Gio dos Santos ve Caner Erkin ya da Arda Turan’ı gönderme formülü, yabana atılmamalı –ki Atletico’nun merkezde yaşadığı sorunları da biliyoruz. Denizlispor önünde bu pek işe yaramadı. Rakip, kendi ceza sahası önünde fazla adamla yer alıyordu zira. Elano’nun hücumda yön değiştiren pasları, Denizlispor’un kilidini açmak için kullanılabilirdi. Ama Brezilyalı, orta sahada savunmaya en yakın oyuncu gibi oynuyordu. Bu noktada Emre Çolak’ın Barış Özbek’e gönderdiği pası takiben hava topuna çıkan Arda Turan, Galatasaray’ı öne geçirerek takımına direksiyonun sahibi olma fırsatını verdi.



Galatasaray, 1-0’ın ardından oyunun kontrolünü tamamen eline almalıydı. Ne var ki; istenilen seviyeye bir türlü çıkılamayacaktı. İkinci ve üçüncü bölgedeki kararsızlık, durumun dramatik boyutlara ulaşmasına neden oluyordu.

Yine de… Jô Alves’in sol kanattan getirdiği topa yükselen Barış Özbek’in pozisyonundaki elle oynama, yardımcı hakem tarafından görülse; işler farklı bir noktaya gelebilirdi. Denizlispor’a geri dönme umudunu vermemeliydi ama Galatasaray. Bunu yapamadı. İlk yarıda öne çıkan ise, Jô Alves özelindeki beklentilerin somut verilere dönüşebileceğinin görülmesi oldu. Milan Baros kalibresinde bir forvet oyuncusuna ihtiyacı var Galatasaray’ın. Çek yıldızın varlığı, değerlendirilen veya değerlendirilemeyen bir gol pozisyonundan çok daha kıymetli. Orta sahada sırtı dönük vaziyette kontrol ettiği toplarla sağ kanattan süzülüşü, takım arkadaşlarına hep şans verdi bu zamana dek.

Jô Alves, Milan Baros’un bu yeteneğini bir nebze olsun hatırlatan bir forvet. 7. ve 22. dakikalarda aldığı pozisyonlar, Çek yıldızın yapabileceği hareketlerdi. Blog arşivinden bir alıntı:

‘’Milan Baros, Kadıköy'deki Fenerbahçe maçında sakatlanmıştı. Sezonun geri kalan bölümündeki planlara Baros’u dâhil etmemek lazım bundan sonra. Elano ve Baros arasındaki ilişki, Çek forveti daha da ‘’golcü’’ yapabilirdi. İki örnek. Yunanistan’daki Panathinaikos ve İstanbul’daki Sturm Graz maçları. Baros, her ikisinde de topla birlikte kaleye girmişti. Baros sonrasında forvet rotasyonunu oluşturan Shabani Nonda, Kader Keita veya Harry Kewell, bu tarzda oyuncular değillerdi. Jô, Elano’nun atacağı pasları gol vuruşu ile değerlendirebilecek bir forvet. Baros (hız), Keita (dripling) ve Nonda’nın (gol vuruşu) özelliklerinden parça parça almış olan da bir forvet, Brezilyalı.’’

Elano Blumer, her ne kadar defansif bir görev üstlenmiş olsa da, Galatasaray’ın ilk 45 dakikadaki en önemli gol pozisyonunun hazırlayıcısı olarak ön plana çıktı. Skor avantajı ile oynamayı çok iyi bilen bir takımdı, Galatasaray. Sezonun ilk yarısında en fazla Beşiktaş ve Panathinaikos maçlarından yararlanmıştı bu yetisinden. Baros sonrasındaki dönemde ise, daha fazla set hücumlarına dönmek zorunda kalmıştı. Denizlispor, devre sonunda bir duran top kazandı. Arkada fazla oyuncu yoktu. Rakibin pozisyonunu ceza yayı çevresinde bekleyen Elano Blumer ise, Jô Alves’i kaleci ile karşı karşıya bırakmaya hazırlanıyordu. Müthiş bir pas geldi, Elano’dan Jô’ya. Brezilyalı genç yıldız, Denizlispor savunmasını ‘’yerel’’ bir hareketle ekarte etti. Ama topun altına girmeyi tercih etmeyince, kalan 45 dakika için en stratejik pozisyonu değerlendirememiş oldu.



Galatasaray, Milan Baros’u Kadıköy Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda bıraktığından beri, bir defa bile böylesi bir gol tehlikesi yaratamamıştı rakip kalede. İlkti bu.

İkinci yarıya istekli başlayan, Denizlispor olacaktı ama. Galatasaray, bu bölümde oldukça zorlandı. Ve özellikle savunmada fazla sayıda top kaybı yaptı. Öyle ki; Uğur Uçar, Lucas Neill ve Servet Çetin üçlüsü, 90 dakikayı toplam 37 pas hatası ile tamamladı. Maça sol bekte başlayan ve daha sonra sol açığa geçen Caner’in ise, 17 top kaybı vardı. Galatasaray, baskı yediği her maçta golü de kalesinde görüyor. Gerçek. Aslında yıllardır süren bir gelenek. (Bunda Leo Franco’nun iyi bir çizgi kalecisi olmamasının payı bulunabilir tabii.) Ve Denizlispor maçında da değişmedi. Sağ taraftan atılan ters topu, ikinci direkte tamamladı Engin Memişler. (Bitime 10 dakika kala Lucas Neill’in ayağını kırma isteği, sarı kart ile geçiştirilecek olan Engin Memişler.)

Golün hemen ardından Gio dos Santos hamlesi geldi Frank Rijkaard’dan. İkinci 45 dakika ile birlikte temposu düşen sarı kartlı Emre Çolak alındı oyundan. Jô Alves’in yanına Gio dos Santos gelmişti. Destekleyici ise, Arda Turan olacaktı. İkinci alıntı.

‘’…Oyunun belli bölümlerinde hücum bölgesindeki hareketli yapı, Galatasaray’ın mevcut durumda en önemli kozu gibi duruyor (…) Topla oynama oranının %60’lara çıktığı bazı karşılaşmalarda Gio dos Santos’u yüzü dönük şekilde orta sahadan hücum bölgesine ilerlerken görebiliriz. Farklı pozisyonlarda oynayacaktır, Gio. Bir de sürpriz katkı olabilir tabii. Bu hareketli yapı, Mustafa Sarp’ın ‘’beklenmeyen’’ gollerin sayısına direkt etki edebilir. Bursaspor’dayken Galatasaray’a attığı gol, iyi bir örnek. Jô ile yapacağı duvar paslarına dikkat edelim. Galatasaray’ın 16 numarası, bir veya iki gol atacaktır bu formül üzerinden.’’

Gio dos Santos’un oyuna dâhil olması ile birlikte Galatasaray, bir anda vites arttırdı. Daha fazla gol pozisyonu veya rakip kalede sürekli tehlike yaratmıyordu; ama hareketlenmişti kesinlikle. Gio, yüzü dönük aldığı toplarla direkt olarak kaleye doğru ilerliyordu. ‘’Striker’’ yokluğunda Galatasaray’ın büyük kozu, çabuk ve hızlı oyuncuları ile rakip savunmayı hataya zorlamak olmalıydı –ki bu yapıyı en iyi değerlendirebilecek isimlerden biri de Mustafa Sarp’tı. Gaziantepspor ve Ankaragücü maçlarında söz konusu beklentinin sinyallerini veren Mustafa, Denizlispor karşısında rakip ceza sahasının içerisine girmişti bile. Jô ile gerçekleşmedi belki bu paslaşmalar; ama sonunda gole giden isim, Jô oldu.



2-1 sonrasında iki değişiklik yaşandı Galatasaray’da. Önce Elano yerini Ayhan’a bıraktı. Ardından Jô Alves kenara geldi. Ve Emre Güngör sahaya girdi.

Jô – Emre değişikliği, daha fazla ilgi çekiyor tabii. Galatasaray’ı biraz yakından takip eden insanlar, Jô’nun Denizlispor önünde 90 dakika oynamayacağını biliyor olmalıydı. Sezon başında Kader Keita, Maccabi Netanya maçında 45 dakika görev almış; Gaziantepspor karşılaşmasında 55 dakika sahada kaldıktan sonra Denizlispor önünde 90 dakikayı tamamlamıştı. Keza Elano. Son düdüğü saha içindeyken duyması için TSL’de 10 haftanın geride kalması gerekiyordu. Jô ve Gio, uzun süredir düzenli forma giymedikleri için maç temposunu henüz yakalayamamış durumdalar. Bu yüzden, 32 dakika ile yaptı açılışı Gio. Jô’nun 90 dakika kalması için ise, bir veya iki maç daha bekleyeceğiz.

Yerine Emre’nin girmesi… Galatasaray’ın üçüncü oyuncu değişikliydi. Bu önemli. Yedek kulübesinde Emre Güngör, Emre Aşık, Çetin Güngör ve Serkan Kurtuluş kalmıştı. Jô’nun çıkması gerekiyordu. Dörtlünün arasından Emre Güngör tercih edildi. Mevcut durumda Caner Erkin veya Gio dos Santos alabilirdi Brezilyalı forvetin yerini. Ama mümkün değildi. Bu yüzden saha içindeki bazı pozisyonlarda oynamalar yapmak durumunda kaldı, Frank Rijkaard. Sağ beke geçti hemen, Emre Güngör. Uğur Uçar, sol bekte Caner Erkin’in yerini aldı. Caner Erkin hücuma kayarken; Gio dos Santos ile Arda Turan değişmeli olarak, en uça kaydırıldılar. Yapacak fazla bir şey yoktu. Ama ‘’psikolojik’’ bir etki yaratmış mıdır, bunu bilmek için futbolcuların yerinde olmak gerekiyor.

Böylesi bir hücum yapılanması eşliğinde, Galatasaray’ın son bölümü daha rahat oynaması ve rakip kalede pozisyonlar yaratması doğal sonuç olmalıydı. Olmadı. Zorlandı takım. Beklentilerin altında kaldığı bir maçta üç puanı alıp, 42’ye yükselme fırsatını ise kaçırmadı. Zorlu deplasmanlar öncesi önemli bir kazanım. Ama her zaman daha iyisi vardır.

6 yorum:

Adsız dedi ki...

Maçın ilk 15 dakikasını hava muhalefeti nedeni ile seyredemedim. fakat ilk yarıda ve genelde oyunun tamamında denizli gibi küme düştü-düşecek bir takım karşısında çok baskı yeyip çok pas hatası yaptık ve seyirciyi de havaya sokan bir sürü gol pozisyonu veya benzeri ataklar yedik. bunda ciddi top kaybımızın ve sürekli isabetli pas trafiğini çok fazla oturtamayışımızın etkisi büyüktü. GS TV rakamlarına göre isabetli pas oranımız %71 düzeyinde oluşmuş, sanırım en düşük oranlarımızdan biri olsa gerek.

eğer yanlış görmediysem elano daha defansif bir pozisyonda, stoperlerin önünde gibi idi. bunun mantıklı bir açıklamasını bulamadım ama elano yine 2-3 kritik uzun pas ile katkısını sağladı. 45+1'de Jo'yu pozisyona sokan uzun pas yine Elano'dan çıktı sanırım. Kanımca Jo erken çıktı, çünkü sonlara doğru Denizli defansının bıraktığı geniş alanları Dos Santos'dan daha iyi değerlendirebilirdi, fuleli olması nedeni ile. Tabi ayağındaki topu daima ileriye ve bekletmeden, çabuk çıkarma konusunda bu kadar yetersiz bir Barış etkisini de göz ardı etmemek lazım. Barış'ın mücadelesi tamam ama zeka ve etkinlik açısında GS gibi üst düzey hedefleri kovalayan bir takım için bence lüks kalıyor.

Hakemi de not etmek lazım bence. Vakit geçiriyormuş (istanbul'da hangi anadolu takımına bu kart kaç kez çıkmış bakmak lazım) diye Franco'ya hemen sarı kart ama topla uzaktan yakından alakası olmayan bir taban ile Neill'in sol arka bacağını basmak da sarı kart. İlk yarıda Emre Çolak'ın Burak'ın önünde kol-göğüs karışımı müdahelesini kıdemli yan hakemi her nasılsa (çünkü hem burak hem de e.çolak hem birbirlerine yakındılar ve sırtları ile yan hakemin görüşü düşüktü) yakalayıp bayrak çekiyor (doğru karar.) ama ne her nasılsa ilk yarıda Barış'ın kaleye doğru tiplediği kafa topuna Denizli'li oyuncunun eliyle yumruk atmasını ise aynı kıdemli yan hakem üstelik görüşü de açık olmasına rağmen görmüyor (!) ... İyi niyet bulmakta zorlanıyorum, bulan varsa bana da anlatsın.

Takım 2.yarıda oturup ritm bulana kadar her 3 puan çok kıymetli, bozmadan devam diyelim.

Bülent - Ümraniye

Adsız dedi ki...

eray,maç boyu orta sahada yediğimiz baskının ve ksırığın sebebi ne ki,sezon başından beri halledilemedi?orta sahayaı her maçta rakibe vermenin mantığı ne anlamış değilim..

Totalfutboll dedi ki...

Maçtan önce Galatasaray'ın fark atacağı yönündeki düşünceler maç başladıktan sonra tamemen değişmiştir heralde.Denizli gibi düşmemek için kıvranan bir takımın okadar kolay olacağı düşünülmemeliydi nitekim geçen hafta oynanan Fenerbahce maçındaki mücadeleleri bunun en iyi örneğiydi(hernekadar golden sonra dağılsalarda gole kadar çok iyi bir mücadele vardı)Denizlispor'un ilerideki oyuncuları biraz becerikli yada kaliteli olsaydı bu maçın çok sürpriz bir skorla bitmesi kaçınılmaz olurdu.Ortasahada Mustafa-Elano ve önlerinde Emre oynadığı zaman ortasaha çok kolay geçiliyordu.Elano'nun bu maçtaki etkisiz performansı Emre'ninde fizik olarak zayıf kalması ve ortasahanın tek Mustafa'ya kalması,takım savunmasını hala yapamayışımız Denizli'nin Ortasahayı çok kolay geçmesinin sebepleri.Galatasaray'ın bekleride zayıf kaldılar bu maçta.Stoperde Servet ve Neill başarılı performans sergilediler oynadıkça daha uyumlu olacaklarının sinyallerini verdiler.Neill'i bu maçtada beğendiğimi söylemeliyim nokta transfer diye buna denilir heralde.Hernekadar bir kaç pas hatası olsada(normal olarak)başarılı bir maç çıkardı.Zamanla çok daha iyi olacaktır.
Jo'yada değinmek gerek tam hazır olmamasına rağmen iyi performansını golle süsledi.Gerek top dağıtması gerekse Rakip defansı yormasıyla Galatasaray için nekadar faydalı bir transfer olduğu göstermiş oldu.Zaten kalitesi belliydi akıllarda disiplinsizliği vardı ama Rijkaard'la busezon kendine gelecektir Jo Alves.
İyi oynamamasına rağmen kazanmasını bildi Galatasaray ve buda şampiyonluk yolunda çok önemlidir.Artık bu maç Rijkaard ve Neeskens için hataları görmek için iyi bir sınav oldu.

Adsız dedi ki...

Bilemiyorum ama Leo franco bana hiç güven vermiyor, takım arkadaşlarına da güven verdiğini sanmıyorum. galatasarayın sakat oyuncuları sezon başında ki güzel futbolu oynayamamasın da etken kabul. Eray beyin de belirttiği üzere özellikle Milan Baroş yoklugu çok etkiledi takımı . bu yoklugu minimum hasarla atlatmamız da ki en büyük faktör de bence Kewel kalitesi idi. Keita takıma döndüğünde eger yedek kulubesine gidecek oyuncu Barış olursa; zaten zayıf dirence sahip orta sahamızın ne hale gelebilecegi de ayrıca soru işareti gözümde. Bu durumda çözüm ne olmalıdır siz ce? Barış ve mustafa sarptan oluşan bir göbek elanonun ilk yarıdaki pozisyonuna dönmesi ve ardanın sol açığa çekilmesi? Belki Lucas Neilin defanstan top çıkarmadıki kalitesi barış ve mustafa sarpın baskı altında oyunu hızlı kuramamlarının negatif etkisini azalatabilir mi?. Tabi olumlu yönler de var Jo 'dan umutluyum ve katkısının olumlu yönde olacagını düşünüyorum zaten Galatasaray ligde şampiyon olacak sa Jo'nun performansı özellikle Baroş dönene kadar çok önemli. Keşke oturmuş ve dengeli bir orta sahamız olsa da Gio, Keita ve caner gibi çok çabuk rakip alana giden oyuncuların yaratacagı hızlı ve güzel bir futbolu izleyebilsek.

İlker Sayhan dedi ki...

Bence Jô’nun oyundan alınıp yerine Emre Güngör’ün girmesini bir başka açıdan daha değerlendirmek lazım. Jô Atletico maçlarında malesef oynayamayacak. Skorun vermiş olduğu avantajla, ki Rijkaard takımın bu avantajı koruyabileceğini düşünmüştür, santraforsuz bir düzene geçip takımı yavaş yavaş santraforsuz oynamaya alıştırdığını düşünüyorum. Kayserispor karşısında bunu tekrar dener mi bilmiyorum, ama Antalyaspor müsabakalarında skor avantajı sağlayabilirsek en azından son 20 dakika ya da yarım saati santraforsuz oynatabileceğini düşünüyorum Rijkaard’ın.

Dünkü maçta Jô, takıma benim tahmin ettiğimden daha çabuk ısınacak izlenimini verdi. Oyun içindeki aksiyonlarının yanında, genel hal ve tavırlarıyla da Galatasaray’da çok mutlu olduğu izlenimini uyandırıyor. Baroş’un sakatlığının devam ettiği şu zamanda Galatasaray’ın en azında bu konularda şansının yaver gitmesi güzel olur.

Leo’ya değinmeden bitirmeyeceğim yorumumu. Galatasaray’da uzun senelerdir süregelen bir yabancı kaleci hayranlığı var ve bu inkâr edilemez bir gerçek. Sezon başındaki Leo transferi o yüzden benim için hiç süpriz olmadı. Üzülerek tespit ettiğim yegâne gerçek, kaleciler haricindeki futbolcular için geçerli olan, formda olan formayı kapar kuralı, kaleciler için geçerli değil. Eğer yabancı kaleci sakat değilse kale onun olur. Galatasaray ilk onbirindeki ilk maçına çıkan Ufuk’un, bariz bir şekilde görülen ellerinin ve dizlerinin titremesine rahmen, şu dünkü Leo’dan daha iyidi. Aykut’tan bahsetmiyorum bile. Diğer futbolcular formayı kapmak için kendilerini parçalarken (buna yabancılar da dahil), yabancı kaleciler formanın zaten garanti olduğu düşüncesiyle kendilerini salıyorlar. Bu konuda Nezih Ali Boloğlu’nun gerekli inisyatifi gösteremediğini düşünüyorum. Saha içindeki şans bulan gençlere parallel olarak kalede de daha genç olan Ufuk’a şans vermesini ümit ederdim. Yok kalede riske girmem düşüncesine sahipse de, tecrübeli ve daha iyi bir performans göstereceğine emin olduğum Aykut’a forma vermesini dilerdim Rijkaard’ın.

Selamlar, İlker Sayhan

and1905 dedi ki...

EMRE ÇOLAK benim için 2. yarının en büyük kazanımıdır.

Yeni transferler falan benim için sönük kalmıştır.O'nu 11'de görünce tarif edilmez sevinç duydum.Umarım sürekli rotasyon içinde yer bulur.

Sakın Aydın'la bir tutmayalım.Aydın hiçbir zaman mücadele etmedi.Emre Çolak ise çimleri söküyor koşarken çokta yetenekli zaten ASLANIM BENİM...