29 Ocak 2010 Cuma

Shabani Nonda, Shabani Nonda... Güle Güle!



2007-08 Sezonu. Galatasaray’ın şampiyonluğa koştuğu o unutulmaz sezon.

Altı hafta kalmıştı bitime. Karl-Heinz Feldkamp, ‘’Ben gidiyorum!’’ dediğinde, fazla bir alternatif yoktu Galatasaray’ın elinde. Böylesi kısa bir süre için yeni TD ile anlaşmak mümkün olan şampiyonluk ihtimalini sıfıra indirebilirdi. Galatasaray Spor Kulübü’nün resmî internet sitesinden bir açıklama geldi. ‘’Aslanlarla Devam’’ yazıyordu haber başlığında. Kalan altı haftalık süreyi herhangi bir teknik direktör ataması yapmadan tamamlayacaktı, Galatasaray. Yepyeni bir macera başlıyordu. Mutlu bitmesi hâlinde, yıllarca anlatılacak harika bir öykü daha kazanacaktı Futbol Tarihi.

Galatasaray tribünleri de kayıtsız kalmadı duruma. Yine tüm zamanların belki de en anlamlı tezahüratı ile yer aldılar bu sekansta. ‘’Haydi bastır Galatasaray… En Büyüksün Galatasaray…’’ diye başlayıp, ‘’Yönetim – Futbolcu – Taraftar… Şampiyonsun Galatasaray…’’ diye devam ediyordu binlerce, milyonlarca Galatasaraylı. Hakikaten çok anlamlıydı. Tek vücut olmuştu Galatasaray Camiası. Futbolcusundan, yöneticisine; yöneticisinden taraftarına. Ve tabii, daha sonra resmin içerisine giren Cevat Güler, Burak Dilmen ve Nezihi Ali Boloğlu üçlüsünün önderliğindeki Galatasaray kulübesine.

Koşu başlamıştı. 28. haftada lider Fenerbahçe’nin iki puan gerisindeydi, Galatasaray. Sürecin zorlu olacağı Ankara’daki Gençlerbirliği maçında belli olmuştu esasında. Hava şartlarından dolayı oldukça zorlu bir zeminde gerçekleşen bu eşleşmede Galatasaray, 88. dakikaya kadar gol bulamasa da, müthiş bir reaksiyon göstermiş ve bitime iki dakika kala Cassio Lincoln’ün attığı golle üç puandan fazlasını kazanmıştı. Öyle ki; bu sezon başında göreve gelen teknik heyetten Carlos Cuadrat’ın Türkçe’de öğrendiği ilk sözlerin, ‘’Galatasaray Ruhu’’ olması tesadüf değildi. Ankara’da, bitime altı hafta kala, takımın sahip olduğu en büyük kozdu bu. Daha sonra devam etti.



Trabzonspor ve İstanbul BŞB maçları gol yemeden kazanıldı. Ve 32. haftaya gelindi.

Tarihin en özel şampiyonluklarından birine koşuyordu, Galatasaray. Tarihin en özel tezahüratlarından biri altında. Bu en güzel öykünün tam orta yerinde sahneye çıkan da bir isim vardı. Yönetim, futbolcu, taraftar sahadaydı 27 Nisan 2008 akşamı. Ekran başında milyonlarca, Ali Sami Yen Stadı’nda 25.000 kişi. Hep beraber savunacaktık o akşam Galatasaray kalesini. Ümit Karan’a o uzun pası atan Emre Güngör olacaktık. Direkten döndüğünde o top, beraber kahrolacaktık. Bekleyecektik. Öyle ki; Edu Dracena ve Volkan Demirel’i hataya zorlayacaktık. Biz girmek isteyecektik o araya. Ama tüm bu hislerin vücut bulduğu bir adam vardı zaten sahada: Shabani Nonda!

Araya girdi, Nonda. Attı golünü. Önce tribünlere koştu. Müthiş bir şampiyonluğun ortasına yerleşen figür oldu. Doksan dakika sona erdiğinde; Galatasaraylı futbolcular, Kapalı Tribün ile bütünleştiler. Çocuklar gibi kutladılar o üç puanı. Ancak belli ki, yine üç puandan fazlası kazanılmıştı. Bir hafta sonra Sivasspor ile oynanacak maç, şampiyonluk için geri sayım anlamına gelecekti yalnızca. Yine de öyküyü daha değerli kılmak amacıyla belki de, 5-3’lük unutulmaz bir karşılaşma daha yaşandı. 34. haftadaki OFTAŞ maçı, ‘’Ali Sami Yen Stadı, bir şampiyonluğa daha hazır.’’ yorumları ile beklenecekti. ‘’Kıpır kıpır’’ yüreklerle izlendi OFTAŞ karşılaşması, kazanıldı.

Shabani Nonda… Çok sevdik. O da bizi sevdi. Gio dos Santos’un kendisini Galatasaray’a bağlayan imzayı attığı şu dakikalarda, Nonda’nın hüznü kalbimizin bir köşesinde duruyor. Bizden biriydi. O meşhur tezahüratın anlamını öğrendiğinde gülümsedi, el salladı. Keyifli, güzel bir insandı. Şimdi gidiyor Nonda. ‘’Duyuru’’ başlığı altında. Ama arkasında dev bir fotoğraf bırakıyor. Resmederek gidiyor o anı, o sezonu. Bir gün, 2045 yılında dahi, anlatılacak efsane bir isim olarak gidiyor. ‘’Yıl 2008… Galatasaray, şampiyonluğa koşuyor. Bir Fenerbahçe maçı. O zaman Ali Sami Yen Stadı’nda oynuyor Galatasaray. Şimdiki gibi üstü kapalı stadlar yok o devirde. Nonda diye bir adam vardı bizde. İşte; O Nonda…’’ diye devam edecek harika anılar bırakıyor arkasında. En değerlisi de bu.

Çok sevdik Nonda’yı. Gerçekten çok sevdik. Yolu hep açık olsun, yüzü hep gülsün!

Hoşça kal Nonda. Shabani Nonda!

7 yorum:

Adsız dedi ki...

Selamlar, transferlerin yarattığı heyecan geçtikken sonra insan daha sakin düşünebiliyor; Acaba diyorum Baroş ve kewel sakatlanmadan önceki alternatif forvet Nonda lı (hatta Kewell'lı) sol bekte üç opsiyonlu (balta, caner, alparslan)
galatasaray mı daha güçlüydü. Yoksa Baros saglıklı olarak dönene kadar. Tek striker lı kalmış ama Kanatlardaki alternatifleri zenginleşmiş Galatasaray mı? Korkuyorum açıkcası yeni transferlerin uyum süreci ve bu transferlerden 2 sinin kiralık olması ve Galatasarayı Kendilerine WC öncesi daha fazla süre alıp forma girecekleri yer olarak görme ihtimalleri ve belki de kritik zamanlarda bu sebeble kendilerini takım adına riske etmeme şüphesi içimi kemiriyor.Taraftarın da son transferlerden sonra garanti şampiyonluk geldi havası ve beklentilerin yüksek olmasının getirebilecegi stres ve baskı durumu da var. Tek içimi rahatlatan FR ve Neekens li Teknik kadroya güvenmem. Olası kötü gidiş te zaten galatasarayı çok seven Medyanın alacagı hali de tahmin etmek çok güç.Bu konuda yorumlarınızı bekliyorum Eray bey teşekkürler

Umut dedi ki...

Harika bir yazı olmuş ellerine sağlık...
Yürü be Nonda...
Bu taraftar unutamaz seni...

scapula dedi ki...

Ulan...

2045 yılında seninle "İşte; o Nonda..."yı konuşmadan gitmeyeyim bu dünyadan. Tozlu bir arşiv bulur, bu yazıyı bile çıkarırız belki...

khans dedi ki...

Eline sağlık. Hiç bakmadığımız bakamadığımız bir açıdan anlatmışsın Nondayı...

Güle Güle Nonda.

Adsız dedi ki...

her ayrılık yeni bir başlangıçtır derler. umarım hem bizim için hem de Nonda için güzel bir başlangıç olur. Nonda'yı hatırladığım ilk zamanlar Monaco'daki dönemleri idi sanırım. o zamanlar henüz 19-20 yaşlarında deyim yerinde ise "tabanca" gibi idi. hep o halini düşündüm nonda'nın ama hem ilerleyen yaşı hem de yaşadığı sakatlıklar onu biraz hantal bir oyuncu yapmıştı. geçen sene denizli deplasmanında attığı nefis gol, bu sene ankara ve kasımpaşa deplasmanındaki kritik golleri ve diğerleri. her şey iyi güzel hoştu ama nonda'nın bir süre sonra batmaya başlayan fazla "cool" tarzına alışamadım. hani quadrat bile "gs ruhu" diye söylemiş ya, işte gözünden hırs fışkıran, yerinde duramayan bir oyuncu olamadı nonda, o anlamda ya da benim düşlediğim anlamda. olsun, o da cim bom'uzun başarılarına katkı sağlayan ve takım içi uyumu ile de kalplerimizde yer edinen bir oyuncumuz oldu. umarım bu ani ayrılık nedeni ile bize kırgın gitmemiştir. bir gün yine karşılaşmak dileğiyle ve gs bonus reklamında keita'ya dediği gibi ; - inşallah :)

Bülent - Ümraniye

SozenE. dedi ki...

Adsız,

Galatasaray’ın bu sezonki hücum yapılanmasında hareketli rotasyonun geçerli olduğunu düşünüyorum naçizane –ki bir sonraki Gio yazısında da fikirlerimi belirtmeye çalıştım.

Baros, Kewell, Jo, Gio, Caner ve Keita arasında çok büyük farklılıklar olduğunu sanmıyorum. Tabii ki, bazı oyuncuların futbol karakterlerinden dolayı değişiklikler yaşanabilir. Ama temelde saydığım altı isim de, hızlı ve çabuk oyuncular. Kewell mesela. Belki hızlı değil, ancak topu koşturduğu ve pratik kararlar verebildiği için çabuk. Bu da Galatasaray’ın hücum rotasyonunda çok işe yarıyor, yaramaya devam edecek.

Nonda ve Arda’nın birlikte girmesi ise, sizin dediğiniz şekli ile ‘’alternatif forvet’’, işin şeklini değiştiriyor biraz. Nonda, böylesi bir hücum yapısında yararlı olamazdı. Baros’un ardından tek golde kalması, tamamen bu durumla ilgili. Galatasaray, oyun alanının her noktasında futbol oynamak isteyen bir takım. Nonda’nın etkili olabildiği bölümler ise, daha kısıtlı. Rijkaard’ın kendisinden vazgeçmesi de takımın genel oyun yapısı ile ilgili zaten. Yoksa, Turkcell Süper Lig’de tüm takımlar için çok değerli bir oyuncu Nonda.

Diğer yandan… Ara transfer sezonundaki birçok hamle, kiralık ve ‘’Dünya Kupası’nda oynama kaygısı’’ ile yapılıyor. Böylesi bir endişenin yersiz olduğunu düşünüyorum ben. Kaldı ki; mantık olarak, kendilerini daha çok futbola ve takıma vermeleri gerekir –ki Güney Afrika’da oynayabilsinler. Sezon bitiminde Giovani’nin bonservisinin alınacağını sanıyorum. Jô’da biraz tereddütüm var. Ama oyun yapısı, Türkiye’ye çok uygun. O yüzden, önümüzdeki sezonlarda da kalabilir Galatasaray’da.

Stres konusunda ben de Frank Rijkaard ve Johan Neeskens’e güveniyorum. Bu konuda da bir sıkıntı olmayacaktır. Yorum için ben teşekkür ederim.

Selamlar,

Eray.

SozenE. dedi ki...

Umut,

Teşekkür ederim. Sağol.

***

Ata,

İnşallah. Daha şimdiden çocuklarımıza anlatacak çok sayıda Galatasaray anısına sahibiz. Şanslı bir jenerasyonuz. Niceleri de olacaktır.

***

Khans,

Teşekkür ederim.

***

Bülent Bey,

Kırgın ayrılmadı Nonda. Belki burukluk olabilir –ki o şu an hepimizde var zaten. Nonda, bambaşka bir insandı. Müthiş bir profesyoneldi ayrıca.

Gaziantepspor ve Ankaragücü maçlarından evvel biliyordu muhtemelen gideceğini. Geçtiğimiz gün Florya’daydı. Ve hem Gio, hem de Jô’ya başarılar dileyerek; onların elini sıkarak veda etti Galatasaray’a. Sene sonuna dek futbol oynamayacak diye tahmin ediyorum. Sonrasındaki kısa futbol kariyerinde tüm güzellikler de O’nunla olsun.

Selamlar,

Eray.