22 Şubat 2010 Pazartesi

İkame Strateji: Beşiktaş v Galatasaray, 1-1



Turkcell Süper Lig’de son altı haftadan 16 puan çıkarmayı başaran Galatasaray, İnönü Stadı’nda Arda Turan’ın golü ile öne geçtiği maçta Beşiktaş’la 1-1 berabere kaldı.

Dolmabahçe’deki mücadeleye geçmeden evvel, Galatasaray adına sezonun en kritik dönemeci olan son altı haftadaki maçları bir hatırlamakta fayda var. Ve belki de daha öncesini. 2009-10 sezonuna harika başlamıştı Galatasaray. TSL’de arka arkaya altı maçta altı galibiyet ve 18 puan almıştı. Ardından Eskişehirspor beraberliği, Ankaragücü mağlubiyeti, Trabzonspor galibiyeti ve Fenerbahçe yenilgisi yaşandı. Kadıköy’deki 3-1’lik maç sonrasında Sivasspor ve Diyarbakırspor’dan alınan 6 puan, durumu yeniden toparlayabilirdi. Ama öyle olmadı. Yeni bir süreçle karşılaşıyordu, Galatasaray.

Ali Sami Yen Stadı’nda liderlik için çıktığı Manisaspor maçındaki 1-1'lik beraberlik ve Bursaspor deplasmanındaki 1-0’lık yenilgi, Galatasaray’ın ritmini kaybetmesine neden olmuştu. Neyse ki; rakipler de kaybediyordu. Ve o şans yeniden Ali Sami Yen Stadı’nda Galatasaray’ın eline geçiyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyespor’u yenmesi hâlinde Turkcell Süper Lig’in 15. haftasında liderlik koltuğuna oturacaktı, Galatasaray. Neler yaşandığını hatırlıyoruz. Üç maçta alınan iki puanın ardından dördüncü sıraya kadar geriledi, Frank Rijkaard’ın takımı. Altından kalkmak kolay mıydı, pek sayılmaz.



2008-09 & 2009-10: Benzer Süreç, Farklı Senaryo
Daha da öncesine gidelim şimdi. 2008-09 sezonu, Michael Skibbe ve Galatasaray. İstanbul’a indiği andan itibaren eleştirilen Alman teknik adamın macerasını hatırlayalım kısaca.

Benzer süreçler yaşamıştı. Tek ciddi fark, Ağustos’ta kaçan Şampiyonlar Ligi şansıydı. Hatalar vardı elbette. Ama tam olarak nerede başlamıştı Skibbe ve Galatasaray’ın düşüşü, anımsayabiliyor muyuz? Yine 10. hafta, yine Fenerbahçe deplasmanı. 4-1’lik mağlubiyetin ardından gelen ilk deplasmanda golsüz Ankaraspor beraberliği. Hayat zorlaşıyordu Skibbe adına. Ancak takımın yeniden doğuşu, yine Türkiye’nin başkentinde gerçekleşiyordu. Hacettepe, Ankaragücü ve Gençlerbirliği karşısında alınan 9 puanın ardından 4-2’lik Beşiktaş galibiyeti, resmin değişebileceğini göstermişti.

Devre arası yaşandı sonra. Normal şartlar altında ilk yarının son haftasında oynanması gereken Sivasspor maçı, bir ay sonrasına atıldı. Sivas’taki 2-0’lık mağlubiyet ve 90 dakikanın her anında yaşananlar, Galatasaray’ın karşılaşacağı düşüşün ilk kilometre taşı olacaktı. Türkiye Kupası’nda da Sivasspor’u çekti Galatasaray. Sonrasını biliyoruz. Ali Sami Yen Stadı’ndaki Kayserispor beraberliği, Antalyaspor mağlubiyeti ve en sonunda Kocaelispor yenilgisi. Bu maç takvimi arasında Bordeaux deplasmanından kazanılan 0-0’lık beraberlik dahi kabullenilmemişti. Ve aslında bu maçlardan birinde dahi hamlesini yapabilseydi Galatasaray, sezon çok daha farklı gelişebilirdi. Olmadı.

İşte, benzer süreç bu. Uzun girizgâhın nedeni de. Türkiye’ye geldiğinde ‘’tartışılmayacak’’ bir kariyere sahip olan Frank Rijkaard özelinde farklı gelişebilirdi senaryo. Üst üste üç maçta kazanamamıştı, Galatasaray. Bunların ikisi ASY Stadı’ndaydı ve birinde dahi üç puan kazanılsa ligde birinci sıraya çıkılacaktı. Ne oldu? 4. sıraya kadar düştü, Rijkaard’ın takımı. Daha vahimi, serinin dördüncü maçına da 2-0 geride başladı. Antalya deplasmanında 2-0’dan geri gelen takım, Mayıs ayı sonundaki muhtemel öykünün en değerli bölümünü yazmayı başardı. Gençlerbirliği, Gaziantepspor, Denizlispor galibiyetlerini takip eden Kayserispor beraberliği ve en sonunda Ankaraspor’a karşı kazanılan hükmen galibiyet ise, Galatasaray’ı çok farklı yerlere getirdi.



35' ve 45': Galatasaray Savunması Çarpışıyor
Tüm bu ayrıntılar aslında ne kadar da küçük, değil mi? 15. hafta sonunda dördüncü sıradaydı, Galatasaray. Altı hafta sonra ise, İnönü Stadı’na lider olarak çıkıyordu.

Sezon içerisinde UEFA Şampiyonlar Ligi ve Türkiye Kupası’ndan elenen Beşiktaş için, kalan bölümdeki tek ‘’hedef’’ maçtı artık. Galatasaray, hafta arası UEFA Avrupa Ligi’nde Atletico ile deplasmanda karşılaşmıştı. Ve düşünmesi gereken bir de rövanş maçı vardı.

Zamanlama ve konsantrasyon açısından Galatasaray adına çok da ideal bir takvim değildi. Ama üstesinden gelinmeliydi. Atletico Madrid maçına benzer bir dizilişle başladı takım. Bazı ufak oynamalar fark ediliyordu. Leo Franco, kaledeydi. Savunma dörtlüsünün merkezinde Emre Göngör ile Lucas Neill, kanatlarında Uğur Uçar ve Hakan Balta vardı. Mehmet Topal, hemen önlerinde yer alıyordu. Elano Blumer ve Barış Özbek orta sahada. Hücumdaki yapı ise Kader Keita, Arda Turan ve Caner Erkin üçlüsünden oluşuyordu.

Beşiktaş’ta Mustafa Denizli, farklı bir 11’le başlayacaktı yine. Rüştü Reçber, Beşiktaş’ın kalesini korumak için sahadaydı. İbrahim Toraman ve İbrahim Üzülmez, dörtlü savunmanın kanatlarını müdafaa etmeye çalışacaklardı. Merkezde Tomas Sivok ile Matteo Ferrari vardı. Orta sahada Fabian Ernst ve Michael Fink. Ters kanatlara Rodrigo Tello ile Ekrem Dağ yerleştirilmişti. Hücumda ise Marcio Nobre ve Filip Holosko oynayacaktı. Kaliteden ziyade fizik üstünlüğü ile oynamak isteyen Beşiktaş’ta Bobo, Yusuf ve Tabata’nın yokluğundaki Nobre tercihi, ancak bununla ilişkilendirilebilirdi.

Öyle de oldu. Galatasaray savunmasında Uğur Uçar’ın aksattığı sağ kanat, Ekrem Dağ tarafından maçın ilk bölümünde işlenmeye başladı. Ancak Galatasaray’da ‘’fizik’’ olarak en güçlü bölge olan ‘’merkez savunma’’ çoğu zaman karşılık verdi, Ekrem’in geliştirip Nobre’nin zorladığı pozisyonlara. Yine de Beşiktaş’ın baskısı, 35 ila 45. dakikalar arasında Galatasaray’ı bunaltıyordu. Emre Güngör ve Lucas Neill, hamle üstünlüğü olan savunmacılar. Onlara Hakan Balta’nın ters kademe bilgisi eklenince, Galatasaray için devre sorunsuz atlatıldı –ki bu sekansta ‘’devre arasına 0-0 gidelim’’ düşüncesi öne çıkmıştı. Ama kesin olan bir gerçek daha vardı, değişecekti bu durum.



Teknik Direktör Hamleleri: Jô Alves, Bobo ve Nihat Kahveci
Galatasaray, İspanya’dan istediği skorla dönerken bazı strateji değişiklikleri yapmıştı. Sezon başından bu yana aslında çok tercih etmediği planlardı onlar.

Topa sahip olmak, pas yapmak ve tabii gole gitmek. Galatasaray’ın ana düşüncesi hep bu oldu. Gole giderken dahi belli fikirlerin üzerinden ulaşmak istedi hedefe. Dolayısıyla, sezon içerisinde çok sayıda ‘’benzer’’ gol bulmayı başardı. Galatasaray’ın gollerini sınıflandırmak bile mümkün bu anlamda. Atletico maçında topu rakibe verdi, pas yapamadı; ama bir şekilde benzer yolları izlemeye devam etti. (Maç öncesi analizde üzerine daha fazla konuşacağız.) Keita’nın golü de bir plan neticesinde geldi. İnönü Stadı’ndaki strateji, ikame strateji, yine aynı olacaktı belli ki. Bu isteniyordu.

Yapılabildi mi peki, net değil. İlk yarıdaki 10 dakikalık sekans izin vermedi buna. Ama ikinci devrenin birinci dakikasından itibaren tekrar bu modele dönmenin yollarını aradı Galatasaray. Santranın hemen ardından savunmada top dolaştıran ve pas yapmaya çalışan bir takım vardı. Yeniden öğreniyordu sanki. Ezber yapıyordu. Bir yandan da rakibin temposunu düşürerek maçı istediği havaya getirmeye çalışıyordu, Galatasaray. Bunların sonucunda maçın gidişâtı Galatasaray’a dönebilirdi yeniden. Bir de yardımcı etken vardı tabii. Yedek kulübesinden gelecek olan. Jô Alves, Galatasaray’ın son yıllardaki geleneklerine aykırı olarak, sakatlıktan erken dönmeyi başarmıştı.

Maçın 62. dakikasında Caner Erkin yerini Jô Alves’e bırakıyordu. Kıymetli bir hamleydi Galatasaray adına. Ve sebepleri vardı tabii. Arda Turan, Tomas Sivok’un merkez forvet kimliği üzerine kurulan markajından kurtulacaktı. Daha fazla gezme imkânına sahipti artık, Kaptan. Jô Alves, Sivok için zor bir rakipti. Üstelik yalnızca ‘’santrfor’’ olduğu için değil. Özel bir oyuncu, Jô. Transferi öncesinde konuştuğumuz yeteneklerinden dolayı. Sürekli kendisini kanatlara atabilen, rakip savunma hattının tüm bireyleri adına problem yaratabilen, şut çekebilen, uzun mesafede etkili olabilen… Gol öncesinde sağ kanat savunucusu ile başbaşa kalması bunlarla ilgili. Pozisyonu takip ederek harika bir gol vuruşu yapan Arda Turan’ınki de iyi futbolculuk örneği.



50' ve 65': Galatasaray'ın İkame Stratejisi
Galatasaray, 50-55. dakikadan itibaren Atletico maçındaki deneyini sürdürme olanağına sahip olmuştu. Ve gole yakın oynuyordu. Beşiktaş’ta da strateji değişikliği vardı.

Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli, Rijkaard’ın Jô hamlesinden bir dakika önce iki oyuncu değişikliği birden yapmıştı. Maçın ilk 60 dakikalık bölümde 4 gol pozisyonuna giren Marcio Nobre’nin yerine (ki kalan bölümde Beşiktaş hücumu adına yalnızca Sivok’un attığı gol var) Bobo dahil edilirken; Filip Holosko da yerini sağ açık Nihat Kahveci’ye bırakıyordu. Bu da Galatasaray’ın işini kolaylaştırmıştı kısmen. Ama daha özelde Elano faktörü ortaya çıkabilirdi. Son haftalardaki görüntüsü ile artık tamamen takımın bir parçası, Brezilyalı yıldız. Ve 1-0 üstün oynayan Galatasaray için şans.

Elano’nun kullanıldığı bölgeyi de dikkatle incelemekte fayda var. Topun arkasındaki Galatasaray’ın en öndeki ismi. Kazanılan topların hücuma servis edileceği nokta. Skor dezavantajı ile oynamaktan nefret eden bir takım olan Beşiktaş için de büyük tehlike. Üstelik Arda prangalarından kurtulmuşken. Jô ileride iken. Maç tam olarak Galatasaray’ın istediği kıvama gelmişti. Ama önce Arda Turan’ın sakatlığı, ardından Elano ve Mustafa Sarp değişikliği, havanın değişmesine neden olacaktı. Elano, muhtemelen Atletico maçında 90 dakika oynayacak. Ve yine muhtemelen bu nedenden kenara geldi. Yine de şansı vardı Galatasaray’ın. 80. dakikada Gio, Jô’ya istediği pası atabilseydi eğer. O anda Elano’yu aramamak elde değildi tabii. Oyun, O’nun karakterine dönmüştü.

1-0 ve 2-0 arasında ince bir çizgi vardı. 2-0 ve 1-1 arasında da. Gio dos Santos’un faulü sonrası kazanılan serbest vuruşta Rodrigo Tello’nun içeri doldurduğu top, Tomas Sivok’un hamlesi ile Galatasaray kalesine doğru süzüldüğünde; o pasın değeri daha net anlaşıldı. Her şeye rağmen; altı haftalık performans, ‘’-2’’ kontenjanını getirmişti Galatasaray’a. Ama üstünlüğünü 85’+ sonrasına taşıyabilseydi Frank Rijkaard’ın takımı, Beşiktaş’ın ‘’bilinçsiz’’ hücumlarını cezalandırabilirdi. Olmadı. Ligdeki son beş maçında bir gol yiyen Lucas Neill ve arkadaşları, skorun 1-1’e gelmesine engel olamadı. Dakikalar 82’yi gösteriyordu.



Beşinci haftada kazanırken Galatasaray, Atina’daki Panathinaikos galibiyetinden öykünmüştü.

Dün akşam ise, Atletico Madrid maçındaki stratejiden bölümler vardı Galatasaray’ın futbolunda. Tabii geçici olarak. Milan Baros, Harry Kewell ve Sabri Sarıoğlu’nun dönüşü ile birlikte, yeni planlar çıkacak ortaya. Perşembe akşamı oynanacak Atletico maçı, bir başlangıç olabilir. Estadio Vicente Calderon veya İnönü Stadı’ndan farklı. Konsantrasyon zamanı.

6 yorum:

Adsız dedi ki...

herşey iyi güzel de benim merak ettiğim iki nokta var birincisi rijkaard her maç elanoyu niye oyundan alıyor ikincisi dos santostaki bu ısrar niye tamam adamı kazanmak istiyor olabilir ama olmuyor takımı on kişi oynatıyor çok yanlış bir transfer olmuş

burak

SozenE. dedi ki...

Selamlar,

Yorumunuzu iki ayrı pencereden incelemek mümkün aslında.

Genel kanaat, Elano değişikliğinin yanlış olduğu yönünde. Açıkçası, eğer sakatlık veya kondisyon anlamında bir sorun yaşanmadıysa, ben de kalmasını isterdim. Sekiyordu oyundan çıkarken; ama çok ciddi gözükmüyordu.

İlk pencere, Elano ile ilgili tabii. Sezon başından beri, vasat performans gösterdiği söylenilen maçların ardından dahi, çok önemli bir oyuncu olduğunu gösteriyordu. Alışma süreci, nispeten uzun sürdü. Yakın zamanda değişen görüntüsünün temelinde takımı sahiplenmesi yatıyor. Diğer oyuncular da kabul ettiler artık Elano'nun liderliğini. Ve bu Galatasaray için çok ciddi bir koz hâline geldi. Bu anlamda; Elano'nun çıkarılması üzerine tartışmalar yapmak, öte yandan sevinilecek bir durumu ortaya koyuyor bence. Taraftarın da Elano'ya alıştığını görmek güzel.

Elano gibi, Leo Franco için de, ''İyi transfer değil!'' yorumları yapılıyordu. Ama son iki maçta -ki Galatasaray'ın sezon kaderini çizen maçlar bunlar- ümit vadeden performanslar sergilemeye başladı, Leo. O'nun çizgisi de sürekli olursa, resim tamamen değişir. Sanki o tarafa doğru bir yolculuk başladı. Birkaç iyi maç daha Leo'yu ''güvenilir'' yapacaktır. Gio dos Santos, benzer süreçleri yaşıyor. Talihsiz olduğu noktalar daha fazla tabii. Sezon arasında geldi. Leo veya Elano kadar maç yapmadı önceki takımında. Alışma süreci tamamlanıncaya kadar Galatasaray'dan ayrılma ihtimali var. Ve daha fazlası. Şu an tablo olumlu sayılmaz O'nun için. Ama Leo ve Elano örneklerine ek olarak Caner'i de gösterebiliriz. Sezonun ilk bölümünde hiç kimse, Haziran ayında bonservisinin alınacağını düşünmüyordu. Şimdi, ''Kesinlikle alınmalı!'' sınıfında.

Gio'nun takımdaki rolü konusunda yaşadığı sıkıntı ortada. Gerçek. Yine de iki-üç maça ihtiyacı var. Arka arkaya iyi oynayacağı iki-üç maça. Sonra görüntü birden bire değişebilir. Futbol bu sonuçta.

Teşekkür ederim yorumunuz için.

Eray.

Rolmin Maminov dedi ki...

Selamlar,

Kaybedilen puanlara değilde kazanılan takım ruhuna seviniyorum. Uzun zamandır bu kadar kaliteli bir göbek ikilisi görmemiştik. Özellikle Neill'ın müthiş performansı ile Galatasaray savunması çağ atlamış durumda. Sağ tarafta Uğur çok aksadı, fakat formsuz bir dönem geçiriyor. Gerçek Uğur'un bu olduğuna inanmıyorum. Keita'nın biraz daha destek olması gerek.

Orta alanda Elano'nun her maç üstüne koyduğunu görüyoruz, günümüz futbolunda bir ortad olması gereken herşey mevcut onda. Türkiye'de ki sert futbola ve takıma adapte olmuş görünüyor. Disiplini ve istikrarı ile çok sevilen bir oyuncu olacağına inanıyorum.

Yenilen golden önce yapılan faulun gereksiz olduğunu düşünüyorum fakat Giovani'de umut var. Oynadıkça açılacaktır. Galatasaray iyi yolda.

Sevgiler.
Muhammet Gülhan

CaptainIrmak dedi ki...

Rijkaard ile 2015

Adsız dedi ki...

merhaba,
dünkü oyunumuzu, mücadelemizi gördükten sonra kaçan puanlara üzülmemek elde değil. beklediğimden daha iyi oyun çıkardık, özellikle 2.yarıda ...

sarp yerine barış tercihini anlamakta güçlük çektim. ne yazık ki barış bence bu kalite kadronun oyuncusu değil. keita 2.yarı daha etkin göründü, 1-0'dan sonra jo'ya çıkardığı pası biraz daha önüne atsa pozisyon doğacaktı. jo'nun üzerinde 3-4 maç eksikliğinin ürkekliği vardı.

i.üzülmez'in çirkeflikleri de yaşına hiç yakışmadı. dirseği yiyene kadar yapmadığı hareket ve tribünleri germe girişimi kalmadı.

atletico maçı daha zorlu geçecek... reyes-forlan-simao-agüero arası bağlantıları etkisiz hale getirmemiz lazım. neticede maçta gol olacak ama baros veya jo olmadığı için baskılı hücum futbolu ile golü bulabiliriz ancak. Bu da tempo yapmamızı, kanatlardan sürekli bastırmamızı yani hep girişim halinde olmamızı gerektirecek.

0-0'a da tur atlamamız ayrı bir durum ama dediğim gibi prş günü golsüz bitmeyecek. haydi hayırlısı.

sevgiler,

bülent-ümraniye.

Bay C. dedi ki...

yorumlara yardımcı olması açısından;

maç sonunda galatasaray idari menajeri cenk ergün, değişiklik talebinin elano'dan geldiğini söyledi.. yani; taktiksel değil, zorunlu bir değişiklikti..