28 Şubat 2010 Pazar

İtalyan İşi: Galatasaray v A. Madrid, 1-2



Galatasaray, Estadio Vicente Calderon’da 1-1 berabere kaldığı Atletico Madrid’e kendi sahasında 2-1 mağlup olarak UEFA Avrupa Ligi’ne veda etti.

Galatasaray ve Atletico Madrid, UEFA Avrupa Ligi’nde son 32’ye kalan takımlar arasındaki en özel eşleşmelerden birinde taraf olmuşlardı. İki ekibin oyun karakterleri, her iki maçın da ‘’iyi futbol’’ vaat ettiğini gösteriyordu. Hem de henüz ilk günden itibaren. Milan Baros, Harry Kewell, Kader Keita, Elano Blumer, Arda Turan, daha sonra Gio dos Santos, Caner Erkin, hatta Emre Çolak. Galatasaray tarafındaki heyecan verici isimlerdi. Atletico da fena sayılmazdı. Sergio Agüero, Diego Forlan, Simao Sabrosa, Jose Antonio Reyes ve daha fazlası.

Galatasaraylı olmak ya da Galatasaray’ın karşısında yer almak bir kenarda dursun. Galatasaray ve Atletico arasındaki ilk karşılaşmayı bir futbolsever tutkusuyla da beklemek gerekirdi. Ama 18 Şubat 2010 gecesi, iki takımın İspanya’daki mücadelesi beklentilerin altında oldu. Galatasaray Teknik Direktörü Frank Rijkaard ile Atletico Madrid Teknik Direktörü Quique Sanchez Flores, öncelikli olarak takımları için avantajlı skoru almaya çalışmışlardı. Belki de bu yüzden, daha çok karşılıklı hamlelerle geçen bir maç izlemiştik İspanya’da. Her şeye rağmen 1-1’lik beraberlik, Galatasaray için avantaj kabul edilebilirdi.

Neyse ki… Atletico Madrid de, Galatasaray da, ‘’dürüst’’ takımlardı. Nasıl yani? Önceden tahmin edilebiliyorlardı. Atletico’nun bulacağı golün geliş şekli öngörülebilirdi. Galatasaray’ın atacağı da. Öyle oldu. Atletico Madrid, Galatasaray maçı öncesinde Barcelona’yı konuk etmişti evinde. Frank Rijkaard’ın eski takımı, La Liga’da namağlup lider olarak geliyordu Vicente Calderon’a. Eksikti. Ama bu bir bahane olamazdı. Atletico Madrid, 2-1 kazandı. Ve o gece, Galatasaray’a oynadığı futbol hakkında bazı ipuçları verdi. Geçiş hücumlarındaki başarısı gözlerden kaçmıyordu Atletico’nun. Hiç kuşku yok ki; Galatasaray’ın sezon başından beri yaşadığı en büyük sorun da buydu.

# 17.01.2010 Atletico Madrid – Sporting Gijon (Atletico’nun birinci golü)

# 17.01.2010 Atletico Madrid – Sporting Gijon (Atletico’nun ikinci golü)

# 14.02.2010 Atletico Madrid – Barcelona (Atletico’nun birinci golü)



Gollerin hepsinde ortak bir nokta var. Özellikle de Barcelona maçında atılan golü iyi incelemek gerekiyor. Klasik Barcelona hücumu. Messi sağ kanatta topla buluşuyor. Xavi’ye veriyor pasını. Xavi’nin yön değiştirme düşüncesi, Reyes’in ayaklarında son buluyor. Hemen ardından, Reyes hareketleniyor. Iniesta’yı geçtikten sonra Puyol ve Milito’nun arasına öldürücü pası atıyor. Dikkat edilmesi gereken noktalardan biri, Reyes’in topu aldığında, 10 oyuncudan 7’sinin ekranda olması. Barça maçına özgü bir tercih belki.

Akıllara hemen Galatasaray’ın Atletico maçı öncesi karşılaştığı son rakip olan Antalyaspor geliyor tabii. Deplasmanda 2-1 kaybedilen maçın rövanşında 2-1’lik üstünlüğü sağlayan Galatasaray, üçüncü golü ararken; savunmadan Emre Güngör, topu yarı sahaya geçirmek istiyor. Rakip yarı sahada topla buluşan Emre Çolak ise, yaptığı hatanın ardından kontrolü rakipe kaptırıyor. Sonrası, savunma arkasına tek pas. Çizgi hâlindeki Galatasaray savunması, Necati Ateş’i arkasına kaçırıyor. Necati de kaleciyi geçip golü atıyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün; çünkü bunu aşamadı henüz Galatasaray.

Galatasaray, ‘’iki yüzlü’’ bir takım olamadı. Ama şansı vardı. Zira Atletico Madrid de öyle bir takım değildi. Ve daha da fazlasından konuşmak mümkündü.

# 24.01.2010 Getafe – Atletico Madrid (Getafe’nin golü)

# 31.01.2010 Atletico Madrid – Malaga (Malaga’nın birinci golü)

Galatasaray’ın zayıf noktası, Atletico Madrid’in güçlü yanıydı. Bu kesin. Diğer yandan; benzer bir durumu Atletico Madrid, Galatasaray özelinde yaşıyordu. Frank Rijkaard’ın takımı, sezon boyunca sağ ve sol kanat kombinasyonlarından çok sayıda önemli gol pozisyonu bulmuştu. Görünen o ki, Atletico da buna izin verecek potansiyelde bir takımdı. Galatasaray’ın TSL’nin 17. haftasındaki Gençlerbirliği maçında attığı golü hatırlayalım. Elano’nun ara pası, Keita’nın tek paslık hamlesi, Kewell’ın boş kaleye dokunuşu. Sonra da Getafe’nin Atletico’ya attığı golü izleyelim.

Ve en sonunda Estadio Vicente Calderon’daki Atletico Madrid – Galatasaray maçı:

# 18.02.2010 Atletico Madrid – Galatasaray (İki takımın golleri)



İlk maçtaki skorun ardından Ali Sami Yen Stadı’ndaki karşılaşma, yine karşılıklı stratejilerin konuştuğu bir 90 dakika şeklinde geçebilirdi. Galatasaray, kalesinde gol görmemesi hâlinde; bir üst tura yükselme hakkını elde edecekti. Bu yüzden, maç öncesindeki kişisel beklentim, Galatasaray’ın hamle yapmak için Atletico’yu bekleyeceği yönündeydi: ‘’Beş dakikalık herhangi bir sekans içerisinde karşılıklı iki gol!’’ Galatasaray’da takım savunması anlamında gözle görülür yenilikler olmasına rağmen.

Lucas Neill, önemli bir faktör tabii. Ama sezonun ikinci yarısı ile birlikte Galatasaray’ın fark yaratan oyuncusu, Elano Blumer. Takım savunma pozisyonunda iken, aldığı konumla Galatasaray’a apayrı bir karakter katıyor. Perşembe akşamı, Atletico’nun hücum yapacağı dakikalarda aklının bir köşesinde bulundurması gereken yegâne isimdi Elano. Maçın ilk yarısının son bölümünde Luis Perea’nın acımasız hareketi, Brezilyalı oyuncuyu yaklaşık üç hafta sahalardan uzak tutacak. Elano, karşılaşmanın ikinci yarısında kendisini denedi. Sahaya çıktı, olmadı.

# Elano Blumer - Ayhan Akman: Mevkii Çeşitlendirmesi ve Oyun Karakteri

50. dakikada yerini Ayhan Akman’a bıraktı, Elano.
Galatasaray, hemen her bölgede birbirlerini yedekleyebilecek kaliteli oyunculara sahip.

Milan Baros, Harry Kewell, Arda Turan ve Kader Keita bir tarafta. Jô Alves, Caner Erkin, Emre Çolak ve Gio dos Santos diğer yanda. Söz konusu sekiz oyuncunun oyun karakterleri ya da futbol yetenekleri arasında büyük farklar bulunmuyor. Elano Blumer ve Ayhan Akman ikilisini kıyasladığımızda ise, görüntü tamamen değişiyor. Bu yüzden, en azından yakın zamanda herkes tarafından kabul edilebileceği gibi, ‘’Elano’dan Önce’’ ve ‘’Elano’dan Sonra’’ şeklinde tanımlamak gerekiyor Galatasaray’ın futbolunu.

Galatasaray, ilk 50 dakikalık bölüm içerisinde sahasını 4-1-4-1 şeklinde korudu. Uğur Uçar, Lucas Neill, Servet Çetin ve Hakan Balta dörtlüsünün önünde Mehmet Topal yer alıyordu. Topal’ın önünde ise, bir dörtlü daha vardı. İki kanadında Kader Keita ve Caner Erkin, merkezinde Elano Blumer ve Mustafa Sarp olan. En uçta ise, Arda Turan. İdeal bir düzendi bu Galatasaray için. Maçın ilk yarısında etki yaratma nedeniydi ayrıca. Elano, takım savunma pozisyonundayken topun hemen arkasındaki Galatasaraylı iken; yerini Ayhan Akman’a bırakmak zorunda kaldı. Bunla birlikte takımın oyun karakteri de değişti.

Elano sonrası Ayhan ile Galatasaray, Atletico Madrid’e ‘’tek yüzlü’’ olma fırsatını verdi. Oysa -tam da tahmin edildiği gibi- karşılıklı iki gol gelmişti. Galatasaray, oldukça kısa bir süre içerisinde yediği golün altından kalkmayı başarmıştı. Ama yeni düzende altı savunmacı ile dizilmeye başlıyordu Galatasaray. Uğur Uçar, Lucas Neill, Servet Çetin, Hakan Balta, Caner Erkin beşlisi ve önlerinde Mehmet Topal. İki takımın zayıf noktası, oyunun iki tarafında aynı oranla var olamamaktı. Galatasaray, rakibinin bu dezavantajını ortadan kaldırıyordu. Yine de Caner Erkin’in kişisel gayreti turu getirebilirdi.

# İtalyan İşi 2010

Atletico’nun sakar oyuncularından Luis Perea, Caner’in baskısına dayanamayarak birkaç saniye içerisinde takımının kalesinde olacak topu eliyle kesti. Ancak karşılaşmanın İtalyan hakemi, yardımcıları ve ilave hakemler pozisyonu görmek istemedi.

Karşılaşmanın 70. dakikasından sonra Galatasaray lehine yalnızca bir defa serbest vuruş kararı veren hakem, penaltı pozisyonunun ardından Caner’i iki dakika içerisinde gösterdiği iki kartı takiben oyun dışına gönderdi. Sonrasında Atletico’nun ‘’tek yüzü’’ çıktı ortaya. Galatasaraylı oyuncular, karşılaşmayı uzatmalara ve belki de seri penaltı vuruşlarına gönderme niyetindelerdi. Ya da yalnızca kriz yönetimi için geçmesini bekliyorlardı kalan dakikaları.

Topa sahip olmak, önemliydi. Savunmadan top çevirme planını uygulayan Galatasaray’da Uğur Uçar, bir pozisyonda kaleci Leo Franco’ya döndü. Franco da uygun pozisyonda olmadığı için taca gönderdi. Galatasaray, iyice geriye yaslanmıştı. Ve bu kesin bir hataydı. Sezon içerisinde tekrarlanan. Ders alınmamıştı belli ki. Atletico Madrid, kendi yarı sahasından kullandı taç atışını. Ardından 10 pas yaptılar arka arkaya. Jose Antonio Reyes, sağ kanattan aldığı topu Galatasaray ceza sahası önüne kadar getirmeyi başardı. Barcelona maçındaki gibi. Tek pas, Forlan’ın gol vuruşu.

10 kişi kalan Galatasaray, gol anında takım olarak (8-9 oyuncu) ceza sahası içerisindeydi.

Artık yalnızca Turkcell Süper Lig var. Atletico Madrid maçında sakatlanan Elano Blumer uzun bir süre yok. Yerine Arda Turan oynayacaktır. Jô Alves en önde. Milan Baros ve Harry Kewell’ın olmadığı düzende Kader Keita ile Gio dos Santos’un şimdilik ileride yer alacağını söylemek mümkün. Diğer ihtimal, Emre Çolak’ın rotasyona girmesi. Önümüzdeki hafta ile birlikte Baros – Kewell ikilisinin hesaplara dâhil olması, resmi değiştirecektir. O zaman daha net konuşulur tabii.

(Galatasaray, bu kadrosu ile daha iyisini yapabilirdi. Yapmalıydı belki de. Ama artık yeni hedef, önümüzdeki sezon. Takım puanı konusunda da bir sıçrama yapıldı. İnceleyeceğiz.)

4 yorum:

fatih dedi ki...

off of çok farklı olmalıydı ve olabilirdi de rijkaard özellikle değişiklik konusunda biraz temkinli kaldı sanki takım cidden yoruldu bu macta kasımpasa macında bir barıs mutlaka olmalı idi ama umarım ligdeki havayı jo ile yakalarız sabrinin dönüsüde muhtesemleşirse zor kasımpasa macında güleriz keita sabri ve balta caner sarp topal arda jo
bu sekilde cıkarsak güzel olacaktır

Russell dedi ki...

Nihayet! :)

Galatasaray Dergisi'ndeki işler, buranın birazcık aksamasına sebep oluyor olsa gerek. :)

Yazı, her zamanki gibi... Yalnız, sonunda katılmadığım bir nokta var. "Galatasaray'ın bu kadrosuyla daha iyisini yapabileceği, hatta yapması gerektiği"...

Kağıt üzerinde gerçekten çok iyi bir kadro. Ama, santrfor gibi kilit bir mevkide, iki ayaklı turda, gerçek bir "santrfor" kullanamadı Galatasaray. Arda, elinden geleni yaptı; ama onun da bu konudaki meziyetleri sınırlı ve fiziği top tutmasına pek müsaade etmiyor.

Jo, çok iyi bir oyuncu ve transferinin yanlış olduğunu düşünmüyorum. Lakin, en önemli santrforunuz uzun süreli sakatken, diğerini de yollamışken, ara transferde takıma getireceğiniz santrforun Avrupa Ligi'nde oynayıp oynayamayacağını dikkate almalısınız. Rijkaard, bununla ilgili bir açıklama yaptı. Kısaca, Jo gibi bir oyuncunun boştayken kaçıralamayacağını, zaten ara transfer döneminde çok fazla opsiyon olmadığını belirtti. Hak veriyorum. Ama, bu kez de dos Santos transferini sorgulayabiliriz.

dos Santos'un gösterdiği performans kötü, ama sorun o değil. Kasımpaşa maçıyla başlayan bir süreçle birlikte çok iyi bir dos Santos izleyebiliriz, mesele o değil. dos Santos'un bölgesinde, Galatasaray'ın zaten bir mecburiyeti bulunmuyordu transfer anlamında. Pekala, dos Santos olmadan da idare edilebilirdi. Keita, Arda, Caner, Elano ve Kewell ileri üçlünün kenarları için yeterli olabilecek çokluk ve kalitede. Veya, dos Santos yine transfer edilebilir, santrfor mevkisine de Türk bir futbolcu getirilebilirdi. Belki de, maddi olarak imkanlar el vermedi; bilemiyoruz.

Ama bir yerde yanlış olduğu kesin bu konuda.

Sevgiler,

Mesut.

tayfun gurkas dedi ki...

nefis bir oyun okuması...

Metin dedi ki...

Maç penaltılara gitse ne olurdu diye düşündüm.Önce kaleciler Leo Franco ve Asenjo.Asenjo'nun en önemli özelliği reflexleri çok kuvvetli.Hızlı reaksiyon gösteren bir kaleci.Leo Franco ise daha çok akıllı bir kaleci diye biliriz.Kaleci konusunda avantajlılardı.Sonra bizden penaltı çekecekler.İlk isim Arda,Hakan,Lucas,Keita 5. isim yok gibi belki penaltılar için Emre Çolak alınacaktı diyelim.Sivas maçında Arda ve Balta çok kritik penaltılar kaçırmışlardı.Çok iyi penaltıcılar olduğunuda söyleyemeyiz.Arda'nın Hırvatistan'a attığı ilginç golüde düşünürsek.Bence böyle elenmemiz çok daha az yıkıcı oldu.

Maçla ilgiliyse Elano'nun yerine Ayhan'ın alınmasında Ayhan'a bir güven vardı,bağlantıları kurabilmesi anlamında.Oysa Ayhan çok büyük bir hayal kırıklığı yarattı.Geçen sezon Hakan Balta ve Ayhan en formda isimlerdenken,bu yılki dibe vuruş inanılmaz.Emre Çolak rotasyonda daha çok zaman bulmalı, çünkü elano kalitesine her anlamda yaklaşabilecek takımdaki tek isim diyebiliriz. Arda'yı kanatta düşünürsek tabi ki.Geçen yıl elenmemizdeki en büyük etken stopersizlikti bence bu yılda santraforsuzluk kaderimizi belirledi.Bu zor şartlarda bile çıkmaya çok yaklaştık.Bu kesinlikle Gs'ın Avrupa'yı ne kadar hissettiğinin en büyük göstergesi...