29 Nisan 2010 Perşembe

Epik: FC Barcelona v Internazionale, 1-0


* Portekizli teknik adam Jose Mourinho, maçın son düdüğünün ardından sevincini saha içinde yaşadı.

UEFA Şampiyonlar Ligi’nde dün akşam, yıllarca unutulmayacak bir karşılaşma yaşandı. Bugünlerde herhangi bir futbol sohbetinde bile, ‘’Euro 2000’de Hollanda, İtalya’ya karşı neler kaçırmıştı yahu?’’ ile başlayan, ‘’Frank de Boer miydi, iki penaltı kaçırmıştı. Zambrotta atılmıştı. Dino Zoff, ne ‘catenaccio’ yapmıştı ama! Ben Hollanda'yı tutuyordum, çok üzülmüştüm. Rijkaard istifa etmişti maçtan sonra’’ cümleleriyle de devam eden örneklerin yanında Arsenal – CSKA Moskova maçı yalnız değil artık.

Emin olun, 2035 yılında bir gün bu maçın konusu açılacak. Akıllarda birçok enstantane kalacak.

Ve maçın son düdüğünün ardından Luis Figo’nun da bulunduğu Inter yedek kulübesinden fırlayarak Camp Nou çimlerinde turlayan Jose Mourinho’yu, Thiago Motta’nın müdahalesini takiben kendisini yere bırakan Sergio Busquets’i, bitime altı dakika olağanüstü incelikte bir gol atan Pique’yi, yaklaşık bir saat savunmanın solunda oynayan Samuel Eto'o'yu, orta sahada olağanüstü performans sergileyen Esteban Cambiasso'yu, etkisiz kalan Lionel Messi'yi konuşacağız. Böylesine efsanevi bir maç oldu işte. Oynanan ya da oynanmasına izin verilmeyen futboldan bağımsız olarak tabii.

Guiseppe Meazza’da 3-1 kazanmıştı, Inter. Ama Barcelona’nın oyunu bozulmamıştı. Yine istediği gibi oynuyordu, Barcelona. Maxwell’in çizgiye inmesinin ardından Pedro Rodriguez, takımının imza gollerinden birini atmıştı. Öne geçmeyi başarmıştı, Pep Guardiola’nın Barcelonası. Ancak devamı gelmeyecekti. Barcelona’nın birden fazla gol farkıyla kaybettiği son maç, 7 Mayıs 2008 günü oynanmıştı. Takımın başında Frank Rijkaard vardı. Rakip Real Madrid, Santiago Bernabeu’da Barcelona’yı 4-1 yenmişti. 20 Nisan 2010 günü ise Santiago Bernabeu’ya ulaşma yolundaki en büyük darbeyi alıyordu, Barcelona. Ve Jose Mourinho’nun 3-1’i, daha değerli olarak kabul edilmeliydi.


* ''Bu nefretin sevgiye dönüşebileceğini düşünecek kadar aptal değilim'' diyor Mourinho. Haksız sayılmaz.

1996 ila 2000 yılları arasında Barcelona ve Barcelona B takımlarında antrenörlük yapan Jose Mourinho, Camp Nou’ya rakip teknik adam olarak dört defa gelmişti.

Barcelona, 2004-05 ve 2005-06 sezonundaki ilk iki mücadelede istediğini alan taraf oldu. Ekim 2006’daki maçta ise Barcelona taraftarları ile Jose Mourinho’nun arası açıldı. Werder Bremen ve Levski Sofya’nın da bulunduğu Şampiyonlar Ligi grubunda Chelsea, Barcelona deplasmanında işine yarayan bir puanı Didier Drogba’nın 90+3. dakikadaki golü ile bulmuştu. Mourinho, beraberliğin sevincini dizleri üzerinde kayarak kutluyordu. Camp Nou tribünlerinin tepkisini çekmek için yeterli bir nedendi. Futbol dünyası, küçük… Sonrası kendiliğinden gelişti zaten. Barcelona, Eylül 2009’da kazanan tarafta yer aldı.


* Mourinho'nun Camp Nou'da rakip teknik direktör olarak çıktığı maçlardaki sonuçların tablosu.

Mourinho, taktiksel bir deha olmasının yanı sıra, akıl oyunlarında olağanüstü başarı gösteren bir insan. Maç öncesinde Türkiye’ye de ulaşan, ‘’Inter için Bernabeu'ya gitmek bir rüya, Barça için bir takıntı’’ sözleri, bunun için kanıt aslında. Guardiola, Madrid’e gidebilme adına Milano’da elinden geleni yapmıştı. Doksan dakika boyunca en fazla pas yapan dokuz oyuncu, Barcelona forması giyiyordu. Inter’de Zanetti’nin lider olduğu bu ketagoride (21 pas), Victor Valdes (23 pas) dokuzuncu sıradaydı. Enteresan bir eşleşme yaşanmıştı. Barcelona, son 15-20 dakikayı ön alanda oynuyordu. Savunmacı Pique bile ilerideydi. Zira deplasmanda bir gol daha atmak, müthiş bir avantaj olabilirdi.


* Barcelona'dan Sergio Busquets'in maç boyunca gördüğü tek boşluk.

Barcelona, Camp Nou’daki rövanş maçına alışılagelen 4-3-3 dizilişi ile başlayacaktı. Carles Puyol’un yokluğu, biliniyordu. Ancak Yaya Toure tercihi, Guardiola’nın hazırladığı bir sürpriz olmalıydı. Jose Mourinho’nun da özel düşünceleri vardı bu maç için.

Barcelona’nın kalesinde Victor Valdes vardı. Kanat savunmasının sağında Daniel Alves’in olması, yeni bir gelişme olarak kabul edilemezdi. Ancak sol tarafta Gabriel Milito’nun görev alması, bir o kadar garipti. Merkezde Pique’nin yanında Yaya Toure oynayacaktı. Pep Guardiola’nın kritik tercihi, Zlatan Ibrahimovic’ti. Lionel Messi ve Pedro Rodriguez, İsveçli yıldızın her iki yanına konuşlanmışlardı. Orta sahada ise Sergio Busquets, Xavi Hernandez ve Seydou Keita üçlüsü yer almıştı. Jose Mourinho’nun tek radikal değişikliği, 4-2-3-1’de Goran Pandev’in yerine Cristian Chivu’yu koymak durumunda kalmasıydı. Böylece, Daniel Alves – Lionel Messi kombinasyonunun etkisi azaltılabilirdi.

Samuel Eto’o, Diego Milito’nun olduğu forvet hattının arkasındaki üçlünün sağında yer alıyordu. Maça bu şekilde başlamıştı. Ancak karşılaşma sonrasında, ‘’Topla oynamayı istemedik; çünkü Barcelona, top bizdeyken baskı yaparak topu geri aldığında pozisyonumuzu kaybedebilirdik. Takımımın saha içerisindeki pozisyonunu kaybetmesini asla istemem’’ diyecek olan Inter teknik direktörü Jose Mourinho, haklı sayılabilirdi. Barcelona, aslında bu panzehirle İtalya’da dezavantajlı duruma düşmüştü. Mücadelenin ilk 10 dakikası içerisinde oluşan pas sayıları, Mourinho’nun ne demek istediğini net şekilde anlatıyordu: Barcelona 87/92 – 5/11 Inter. Belli ki, böyle devam edecekti.

Barcelona, Eylül 2009’da Inter’i 2-0 mağlup ederken işini çok erken bitirmişti. Mourinho, o maçtan gerekli dersleri almıştı muhtemelen. Ama Barça da yapabileceğini göstermişti. Üstelik, Camp Nou’daki son 11 maçta en az iki gol atmayı başaran bir Barcelona vardı sahada. Dakikalar ilerledikçe, Mourinho’nun çıkardığı derslerin pratiğe döküldüğü anlaşılacaktı. Ne var ki; Thiago Motta, henüz 28. dakikada oyundan atılıyordu. Mourinho bunu da hesaplamış olamazdı. Ancak kırmızı kartın ardından sakin kaldı. Kulübeye dönerek ‘’Kalk, ısınmaya başla. Oyuna giriyorsun’’ demedi herhangi bir oyuncusuna. Ivan Cordoba ve Marco Materazzi gibi iki savunmacı vardı oysa. Diyemez miydi?


* Lionel Messi, Mourinho takımlarına karşı yedinci maçını da boş geçmek durumunda kaldı.

Karşılaşmanın 28. dakikasından sonra ‘’oyun içi’’ oyuncu değişikliğine karar verdi, Portekizli teknik adam. Diego Milito, Maicon’un önüne yerleşti. Eto’o, sol kanada geçti. Wesley Sneijder, ‘’sürpriz adam’’ oldu. Motta’nın yerini ise Cristian Chivu aldı.

Barcelona, ilk yarıda Inter’in kilidini açamadı. Guardiola, ikinci yarı öncesi Gabriel Milito ile Maxwell’i değiştirdi. Ama ‘’B Planı’’ bu değildi. Inter, kâğıt üzerinde çok kolay gözüken bir düzenle oynuyordu. Yani Barcelona Onursal Başkanı Johan Cruyff’un söylediği gibi. Kırmızı kartın ardından yenilenen dizilişte savunma beşlisindeki oyuncular arasında oluşan boşluk, orta sahada yer alan beşli (Diego Milito, Estaban Cambiasso, Cristian Chivu, Wesley Sneijder, Samuel Eto’o) tarafından kapatılıyordu. İki elinizi birbirine kavuşturduğunuzu düşünün, aynen öyle. Kolay gibi gözüküyor, değil mi?

Jose Mourinho’nun takımı, Barcelona’ya asla boşluk vermedi. Lucio ve Walter Samuel’in oluşturduğu savunma merkezi, o bölgede Zlatan Ibrahimovic’e kesin bir üstünlük sağlamayı başardı. Ve 63. dakikada, ‘’B Planı’’ devreye girdi. Ülkemizdeki, ‘’Skor olarak gerideysen, savunmadan adam çıkar. Oyuna bir forvet al’’ değildi ama bu formülün adı. Bojan Krkic ve Jeffren, oyuna dâhil oldu. Sergio Busquets ve Zlatan Ibrahimovic ikilisi, kenara geldi. Pep Guardiola’nın amacı, muhtemelen kısa ve hızlı oyuncularla Inter savunmasına bir şok yaşatmak olmalıydı. Ancak Inter’in her şeye cevabı vardı.

Lionel Messi, Jose Mourinho’nun yönettiği takımlara karşı daha önce altı defa forma giymişti. Golü yoktu. Bu değişikliklerin ardından Guardiola, Messi’yi –bu sezon sıkça yaptığı gibi- orta sahaya daha yakın oynatmaya başladı. Hücumda Pedro, Bojan, Jeffren üçlüsü vardı. Savunma kanatları ise Maxwell ile takviye edilmişti. Böylece, Barcelona’nın imza hareketlerinden biri gerçekleşebilirdi. Messi, rakip stoper ve rakip bek arasına topu bırakacak. Sağ veya sol kanattan gelen Barcelonalı, takım arkadaşını arka direkte boş kaleye gönderecekti. Ama olmadı. O boşluk, asla verilmedi Barcelona’ya.


* 90 dakika boyunca en fazla isabetli pas yapan 11 oyuncunun yer aldığı tablo.

Jose Mourinho, 180 dakika içerisinde birçok iş başardı. En büyüğü ise hem A, hem de B planına karşılık vermesi oldu. Jose’nin planı, her iki formüle de uyarlanmıştı çünkü.

Ve rakamlar… İlk 10 dakikada karşımıza çıkanlar, devre tamamlandığında biraz daha netleşti. Inter, topa 86 defa dokunabilmişti. Yalnızca 44 isabetli pas vardı. Brezilyalı kaleci Julio Cesar’ın 8/19 olan oranı dışarı bırakılırsa, 36/57 gibi bir durum çıkıyordu karşımıza. Barcelona ise bulutların üzerindeydi: 334/371. %90 isabet, tek bir gol için bile yeterli olmamıştı ama. Daha ileri gidelim, Barcelona’nın tehlikeli kabul edilebilecek gol girişimi dahi yoktu aslında. Bir kötü haber, bu maçta bireysel yetenek de fark yaratamayabilirdi.

Barcelona, topa %86,4 oranında sahip olduğu ikinci 45 dakika boyunca sadece bir gol atabildi Inter’e. Gerard Pique’nin akıllara durgunluk verecek harika golü, Barcelona için yeterli değildi. Dün akşamki eşleşme, yalnızca bir futbol maçı olmaktan çıkmıştı. Adeta iki futbol ekolü çarpışıyordu. 180 dakika sonunda Barcelona’nın isabetli pas sayısı 1372 iken, Inter’inki 373. İkinci maçta yapabildikleri 67 isabetli pas, Şampiyonlar Ligi’nde tüm sezonun en başarısız sonucu. Buna karşılık Barcelona’nın 555’i isabetli 627 pası var. Mourinho, olağanüstü bir savunma yaptı. Ama Julio Cesar, Samuel, Lucio, Maicon ve Cambiasso, babamın öğrencisi olsalar; babam da yapardı o savunmayı Camp Nou'da.


* Jose Mourinho, 90'lı yılların sonunda Barcelona teknik direktörü Bobby Robson'ın tercümanlığını yapıyordu.

Bojan Krkic’in son dakikada sayılmayan golünden sonraki senaryo, her şeye rağmen farklı olabilirdi. O zaman neler konuşulurdu, bilinmez. Artık Jose Mourinho’nun önünde benzer bir sınav daha var. Ve rakip, Hollandalı Louis van Gaal!

1965 yılından sonra Kupa 1’deki ilk kez final oynayacak, Inter. 35 sene önce teknik adam (Helenio Herrera) başarısı, Inter’in gösterdiği performansın önüne geçmişti. Futbol tarihinin ‘’underrated’’ taktiklerinden biri olan Catenaccio ile kazanmıştı, Inter. Sanıldığı gibi, yalnızca ‘’savunma’’ düşünen bir anlayış değildi. Peki, 35 yıl sonra 2010’daki Inter konuşulduğunda, yine teknik direktörleri takımın önüne geçer mi? Öyle gözüküyor. Ve Portekizli, bunu sonuna kadar hak ediyor.

1 yorum:

ruya tabirleri dedi ki...

iyi olan kazansın lafı burada kendini gösterdi ve kazanan belli