1 Nisan 2010 Perşembe

Gelecek Zaman: Arsenal v Barcelona, 2-2


* Zlatan Ibrahimović, Arsenal'e karşı attığı ilk golün heyecanını doruklarda yaşıyor.

UEFA Şampiyonlar Ligi’nde birbirleri ile en son karşılaştıklarında 2006 yılının Mayıs ayını gösteriyordu takvimler. Arsenal menajeri Arsène Wenger, kulübü ile ikinci defa bir Avrupa Kupası Finali’ne çıkıyordu. Yine Mayıs’ın 17’siydi. Ve bir kez daha alamıyordu istediğini.

17 Mayıs 2006 günü Paris’te gerçekleşen randevudan galip çıkan, FC Barcelona olmuştu. Aradan geçen üç seneden fazla bir zaman… Arsenal ve Barcelona, 31 Mart 2010 akşamı Kuzey Londra’da futbol ziyafeti vermek üzere sahadaydılar. Sezon boyunca yaptıkları, doğal olarak böylesi bir beklenti yaratıyordu. İki takım da doğru yoldaydı. Ve bunu her hâlleriyle gösteriyorlardı. Üstelik, hikâyesi de boldu bu eşleşmenin. Mayıs 2006’da Arsenal’in en büyük kozu olan Thierry Henry, 2008-09 sezonundan itibaren Barcelona için oynamaya başlamıştı. Kuzey Londra’ya yıllar sonra, rakip takım formasıyla dönüyordu.

Arsenal’in Mart 2010’daki en büyük kozu ise, Barcelona altyapısının yetiştirdiği önemli yeteneklerin başında gelen Cesc Fàbregas’tan başkası değildi. Bir zamanlar sabahlara kadar futbol oynadığı çocukluk arkadaşlarının karşısına çıkacak ve rüyalarının takımını yenmek için mücadele edecekti. Gerard Piqué kadar şanslı değildi. İspanya ve İngiltere arasındaki ‘’profesyonel futbolcu yaş sınırı’’ özelinde oluşan farktan dolayı Premier League’de forma giyen Piqué, daha sonra Barcelona’ya dönüş yapabilmişti. Fàbregas, böylesi bir seçimde kolay yolu tercih edemezdi. Arsenal gibi dev bir takım, geleceğini onun üzerine kurmuş ve kaptanlık pazubandını ona emanet etmekten çekinmemişti.

Mayıs 2006’daki unutulmaz finalin akıllarda kalan kahramanlarından Jens Lehmann (karşılaşmanın ilk yarısında kırmızı kart görerek Arsenal’i bırakmıştı), bir tur önce Stuttgart formasıyla Barcelona karşısına çıksa da, serinin ikinci maçında doksan dakikanın sona ermesi adına bildiği tüm duaları etmiş olmalıydı. Barcelona’nın şampiyonluğu ile neticelenen karşılaşmada Arsenal’in tek golünü atan Sol Campbell ise, kısa ve fırtınalı bir kariyerin ardından Emirates’te ısınma hareketlerine başlamıştı. İsveçli Henrik Larsson, Barcelona adına maçın kader adamıydı. Karşılaşmanın 61. dakikasında oyuna girerek 0-1’lik dezavantajı, takımı lehine çeviren iki golün hazırlayıcısı olmuştu. Dün akşamki Barcelona kadrosunda onun yerine başka bir İsveçli, Zlatan Ibrahimović vardı.


Arsenal Kaptanı Fàbregas, 1993 ila 2003 yılları arasında Barcelona altyapısında oynadı.

Mart 2010’da Lionel Messi’nin harika performansı, futbol üzerine konuşulan tüm konularda bir şekilde alt veya üst başlık olarak yerini alıyordu. Tüm zamanların en iyi oyuncusu olabileceği düşünülüyordu Arjantinlinin. Londra’da sahne, onun olabilirdi.

2008-09 sezonunda Barcelona, Roma Olimpiyat Stadı’nda kazanırken karşısına Manchester United vardı. United, Yarı Final’de Arsenal’i elemişti. Potansiyel bir Barcelona – Arsenal Finali’nin önüne geçerek hem de. Yeni sezonda futbolseverlerin UEFA Şampiyonlar Ligi özelindeki beklentisi, iki takımın Santiago Bernabéu’daki yerlerini almaları yönünde olabilirdi. Ama erken final dedikleri tam da buydu. Moralleri düzelten gelişme, bir değil; iki Arsenal – Barcelona maçı izleyecek olmamız. Ve bu bardağın dolu tarafıysa, o bardağa bir de yakından bakmak lazım.

Andrés Iniesta, Barcelona tarafındaki en büyük eksikti. İdeal kadrodaki Éric Abidal ve Yaya Touré de olmayacaktı. Ama onların yoklukları, zaten bir şekilde ikame edilebiliyordu. Guardiola, Iniesta’nın yerine Seydou Keita’yı monte etti. Ama belli ki, Keita, o bölgenin Barça modeline göre biraz daha defansif kalacaktı. Zira Arsenal’in orta sahasının gücü yadsınamazdı. Wenger’in bu alandaki tercihi, Alex Song ve Abou Diaby oldu. Fàbregas, ilerideki üçlüye destek verecekti. Ama bu plan, gerçeğe dönüşemedi. Hücum üçlüsünde farklılıklar vardı. Samir Nasri, belki de Barça’nın Dani Alves ve Lionel Messi’li sağ kanat kombinasyonu nedeniyle, sol kanattaydı. Arshavin sağda, Bendtner merkezde.

Maça Arsenal başladı. Ancak yalnızca 20-25 saniyelik bir bölümde topa sahip olabildi. Sonrası, ev sahibi adına karanlık bir tünel. Messi, 27. saniyede topu kontrolüne aldı. Ve devam eden 15 dakika boyunca Barcelona, tüm zamanların en iyi maç başlangıçlarından birinin altına imzasını attı. Guardiola’nın takımı için kilit isim, Xavi Hernández. Kimse için sürpriz değil. Ama nedense, genel anlamda, Iniesta kadar değer gösterilmiyor kendisine. Çeyrek saat içerisinde rakip kaleye dokuz şut gönderen Barcelona’yı yönlendirme stili, hakikaten akıl alır gibi değildi. Arsenal’in İspanyol kalecisi Manuel Almunia’nın performansı da öyle. Barcelona çok rahattı. Almunia takımı oyunda tuttu.


* ZlatanIbrahimović, İngiliz takımlarına karşı oynadığı ilk 11 maçtaki suskunluğunu bu dokunuşla bitirdi.

Önemli bir diğer nokta için, bu sezon Barcelona’yı mağlup etmeyi başaran üç teknik adama kulak vermek gerekebilir. Hepsinin ortak görüşü: ‘’Barcelona’ya oynayacak geniş alan vermeyin!’’ Söylemesi kolay. Uygulaması zor. Üstelik, Emirates Stadium’da.

Barcelona, maçın ilk bölümünde futbol tarihinin en eski dizilişlerinden biri olan 2-3-5 gibi oynadı. Maxwell ve Daniel Alves ikilisi, savunmadan çıkarak defalarca hücuma destek verdi. Xavi, Arsenal kalesinin altı metre yakınında gol aradı. Messi, Ibrahimović, Pedro… Hepsi! Arsenal, 15 dakikalık süre içerisinde topa yalnızca dokunabildi. Üst düzey bir başlangıçtı bu. Ev sahibi ekip, maçtaki ilk şutunu (isabetli olan değil) gönderdiğinde; Barcelona, rakip kaleci Almunia’yı 10 defa rahatsız etmişti bile.

İlk yarıda önemli taktik değişiklikler yapmak durumunda kaldı, Wenger. 27’de Arshavin, 44’te Gallas sakatlandı. Emmanuel Eboué ile Denilson oyuna girdi. Özellikle Gallas’ın çıkışının ardından Campbell’ın ısınmaya başlaması, Barcelona’nın hızlı forvetlerinin iştahını kabartmış olmalıydı. Ancak Denilson, orta sahaya geldi. O bölgedeki Song da stopere döndü. Ve bu bölümde ilginç bir şey oldu. Arsenal kalesini 13 kez yoklayan Barcelona, Arsenal karşısında soyunma odasına 0-0’lık eşitlikle gidiyordu. Neyse ki; ikinci yarının hemen başında işler, biraz daha normale dönmeye başlayacaktı.

Gerard Pique’nin uzun pasında savunmanın arkasına sarkan Zlatan Ibrahimović, ilk 45 dakikanın yıldız Manuel Almunia’yı önde gördü. Ve affetmedi. Tıpkı geçtiğimiz sezon Inter formasıyla Roma Olimpiyat Stadı’nda yaptığı gibi. Arsenal savunması, Barcelona’ya karşı alanı daraltmak isterken; kaleci ile savunma arasında boşluklar vermeye başlamıştı. İkincisinde Xavi, aynı şekilde kaçırdı İsveçliyi. Ve Arsenal kalesinde benzer son yaşandı bir kez daha. Bu dakikadan sonra, işler yolundan çıkabilirdi. ‘’Eğer zihinsel olarak kuvvetli değilseniz, 2-0’ın ardından 5-0 geri düşebilirsiniz. Ama biz geri geldik ve 2-2’lik eşitliği yakaladık’’ diyecekti maçın ardından Arsenal’in Fransız menajeri.


* Dün gece sahadaki tek İngiliz olan Theo Walcott, Arsenal adına maçta farkı bire indiren golü attı.

Geri geldi Arsenal. Ve 2-2’yi yaptı. Nasıl? Birincisi, tabii Theo Walcott hamlesi. Mayıs 2006’da Rijkaard’ın Larsson hamlesi gibi bir nevî. Maçı getiren etkenlerin başında bu var. Walcott’ın golünde pası veren Bendtner’in tercihi de ayrıca incelenmeli.

Rakip stoper ve bek arasına pas atarak sağ veya sol kanattaki takım arkadaşına tek vuruş imkânı sağlayan oyuncu, bu örneğimizde Nicklas Bendtner oluyor. Türkiye’de böylesi örnekleri görmek çok kolay değil. Bu pasla buluşan oyuncu, iki veya üç pozisyon az çaba sarf ediyor. Düşünelim. Bendtner, o pası Puyol ve Maxwell arasında atmasın. Maxwell’in solundan atmış olsun. Sonuç? Walcott, topla yine buluşur. Karşısına Maxwell’i alır. Geçmeye çalışır onu. Bu arada, rakip ceza sahasına gelmiştir. Maxwell’i alt ederse, ancak bir orta yapar. Pozisyon olursa, olur. En az iki veya üç pozisyon işte!

Farkın bire inmesinin ardından bir ilginç gelişme daha yaşandı. Yıllardır sessizliğe bürünmüş olan Arsenal taraftarı ayaklandı. ‘’Alan daraltma’’ işini takımı ile beraber üstlendi. Bunun üzerine, penaltı vuruşu kullanma hakkı kazanıldı. Rövanşta sarı kart cezalısı olan Piqué’nin yanına kırmızı kart cezalısı Puyol eklendi. Bir diğer sarı kart cezalısı Fàbregas da skora eşitliği getirdi. Bu dakikadan sonra, normal şartlar altında, ev sahibi ekibin 10 kişi kalan rakibi önünde tempoyu arttırması beklenir; ama Barcelona, zaten tam da bu yüzden ‘’Avrupa’nın en iyi savunma takımı!’’ On kişi kalmasına ve Messi’nin kenara gelmesine rağmen topa sahip oldu, Barcelona. Maç da 2-2 sona erdi.

Şimdi, açalım. Avrupa’nın en iyi savunma takımı? Nasıl? Birkaç rakam üzerinden…

Barcelona’nın Çeyrek Final’deki Stuttgart maçlarında isabetli ve isabetsiz pas sayıları: (583-101) ve (406-106). İsabetli pas oranları ise, sırasıyla %85 ve %79. Almanya’da 1-1 sona eren karşılaşmada Barcelona’nın topa sahip olduğu süre ve topa sahip olma oranı: 44’ 49’’ ve %67. İspanya’da 4-0 biten maçta Barcelona’nın topa sahip olduğu süre ve topa sahip olma oranı: 34’ 40’’ ve %58. ‘’En iyi savunma, hücumdur’’ tezi kadar yalın değil tüm bu rakamlar. Maçın büyük bölümünde Barcelona’da kalıyor top. Ve pas hatası minimize ediliyor. E, bu takıma gol atmak kolay değil.

Dün akşam da tablo farklı değildi. En fazla isabetli pas yapan 10 oyuncuya bir bakalım:



Barcelona, dün akşam 42’ 12’’ boyunca topu ayağında tuttu. Turkcell Süper Lig karşılaştırması yapmak ne kadar doğru, bilinmez; ama ligimizdeki maçlarda topun ortalama 45-55 dakika oyunda kaldığını düşünürsek (ki 35-40 dakika arası biten maçlar da var), akılalmaz bir oran bu. Toplam isabetli pas sayısı: 533. Arsenal’inki ise: 370. ‘’Geçtiğimiz sezon kazanabileceğimiz tüm kupaları kazandık. Ama Şampiyonlar Ligi’nde hiç bu kadar iyi oynamamıştık’’ diyor Guardiola. Haksız sayılmaz. Arsenal’in en fazla isabetli pas yapan oyuncusu, 46 dakika sahada kalan Denilson.

İki tarafa da geldi maç. Arsenal’in geri dönüşü, rövanş maçı öncesinde umut verici. Ancak 2-2, Barcelona için daha büyük avantaj. İki not ile gelelim sona. Barcelona, ilk maçında 2-2’lik dış saha beraberliği aldığı 7 eşleşmenin 6’sında turu geçen taraf oldu. Yalnızca 1995-96 UEFA Kupası Sezonu’nda Bayern Münih, Camp Nou’da 2-1 kazanarak final oynamıştı. Genel istatistikler de Barcelona’nın yanında. Daha önce 233 kez gerçekleşen bu örnekte deplasmandan 2-2’lik beraberlikle dönen takımların %83,7’si, üst tura yükselmeyi başarmış durumda.

Rövanş karşılaşması, 6 Nisan Salı akşamı. Kaçırılmaması gereken bir futbol olayı.

3 yorum:

Great White dedi ki...

Detaylı maç yorumu haricinde son derece çarpıcı istatistiklerle de birlikte doyurucu bir sunum olmuş Eray, eline sağlık..

Gerçekten de Barca' nın 42 dakikalık topla oynama süresi kulağa çılgınca geliyor. Müthiş bir istatistik..

İlk yarıda maçın 5 farka ulaşmamasının sebepleri arasında şanssızlığı, Almunia' nın kalesinde büyümesini ve özellikle Ibra' nın inanılmaz derecede basiretsizliğini sayabiliriz bence..

Ama ikinci yarıda Guardiola' nın hamleleri maçın seyrini değiştirdi. İlk yarıdaki onca golü kaçırmasına rağmen sonrasında iki gol atarak moral bulmuş İbra' yı oyundan alıp yerine maç bitene kadar tek olumlu hamle yapamayan Henry girince Barca' nın ofans gücü zayıfladı. Kötü gününde olmasına rağmen sahada dolaşması bile büyük tehdit içeren Messi de kenara alınınca Arsenal iyiden iyiye rahatladı..

Rövanşta her iki takımın da malum eksikliklerine rağmen Barca' nın tulum çıkaracağına eminim ben açıkçası..

SozenE. dedi ki...

Soner,

Teşekkür ederim.

Sezon başından bu yana Galatasaray maçlarındaki bazı istatistikleri tutmak durumunda kaldım. İlk yarıda 4-1 kazanılan maçta top, 39 dakika oyunda kalmıştı mesela!

Aynı istatistik şirketinden alınmadı tabii bu rakamlar. Ama geçtiğimiz sezonki oynama süreleri de benzer şekilde ilerliyor Barça adına. Enteresan bir not: Barça'nın gol bulmakta zorlandığı maçlarda pas sayısını akılalmaz seviyelere çıkarması. 550+ isabetli pas yapılıyor, inanılmaz! :)

Rövanşta, Messi daha iyi olacaktır. Barcelona kazanır bence de.

Görüşmek üzere,

Eray.

nusret dedi ki...

Eray,

Bu doyurucu yazı için bir not.

"Thierry Henry, 2008-09 sezonundan itibaren Barcelona için oynamaya başlamıştı."

Thierry Henry,2007-08 sezonunda Barça'ya gelmişti.