7 Nisan 2010 Çarşamba

Messi Efsanesi: Barcelona v Arsenal, 4-1


Lionel Messi, dün gece attığı dört golle bu sezon UEFA Şampiyonlar Ligi'ndeki toplam gol sayısını sekize çıkardı.

Doksanlı yıllarda yaşayan sporseverlerin şanslı olduklarını düşünürüm her zaman. Bu jenerasyon, büyük efsaneleri izleme fırsatı bulmuştur çünkü. Michael Jordan, Diego Maradona, Romario, Gheorghe Hagi, Michael Schumacher, Damon Hill, Pete Sampras, Roger Federer, Rafael Nadal, Lance Armstrong, Kobe Bryant, LeBron James ve şu an adlarına yer kalmayan çok sayıda önemli sporcu…

Geçtiğimiz sezon, bu isimlerin yanına kocaman bir takım eklenmişti: FC Barcelona 2008-09! Tıpkı Hollanda ’74 veya ’88 gibi. Ajax, Liverpool, Milan ve diğer efsanevi takımların yaşadıkları unutulmaz dönemlerdeki gibi ya da. Barcelona 2009’daki oyuncuları birbirlerinden ayırmak zordu. Öne çıkanlar vardı elbette. Xavi Hernandez, Andres Iniesta, Carles Puyol ya da Daniel Alves. Ama biri var ki; artık yalnızca Barça’da ya da modern futbolda değil, belki tüm zamanlardaki meslektaşlarından bir adım önde duruyor: Lionel Messi! Üstelik, bunu herkesin beğenisini ve takdirdini kazanarak başarıyor.

Nisan ayının altıncı gününde sahnedeydi yine. 2010 yılının futbol adına unutulmaz dakikalarında başrolü aldı bir kez daha. (Haziran-Temmuz arası ekstraları da olabilir.) Arsenal’in tüm umutlarını yıkan isim oldu. Arsenal, direnmek istedi. Ama başaramadı. Detaylara geçmeden evvel, maç öncesine gidelim. Lionel Messi’nin yetenekleri, böylesi detayları gölgelemiş olsa da…

Arsenal’in Fransız menajeri Arsene Wenger, Camp Nou’ya elleri kolları bağlı geliyordu adeta. Yalnızca 2-2’lik skor dezavantajından veya potansiyel Barcelona ataklarından dolayı değil; takımdaki belki de en kilit beş oyuncusundan yoksun olmak, Wenger’i hüzne sevk ediyordu. Robin van Persie, uzun süredir sakatlık sorunu nedeniyle takımına yardımcı olamamıştı. Yine yoktu. Andrei Arshavin ve Cecs Fabregas, yine benzer sorunlardan takımlarındaki yerlerini alamayacaklardı. Ama bu kadarla da sınırlı değildi. Savunmada William Gallas ile Alex Song, Kuzey Londra’daki ilk maçı tamamlayamayan isimlerden yalnızca ikisiydi. Arsenal’in işi, böylece daha da zorlaşıyordu.

Wenger’in sürprizi, sol kanattaki Tomas Rosicky oldu. Denilson, savunma dörtlüsünün önünde (Sagna, Vermaelen, Silvestre, Clichy) tek başına kalmıştı. Sağda Theo Walcott vardı. Hemen arkada ise Abou Diaby ve Samir Nasri ikilisi. İleride yine yalnız bir isim, Nicklas Bendtner, olacaktı. Barcelona’da ilk maçın ardından cezalı duruma düşen Carles Puyol ve Gerard Pique ortaklığının yerini Rafael Marquez ile Gabriel Milito almıştı. Eric Abidal, sol kanattaki pozisyonuna geri dönüyordu. İleri uçta, sakat Zlatan Ibrahimovic yerine, La Liga’daki son maçında iki gol atan Bojan Krkic olacaktı. İki takımın da önemli eksikleri vardı. Ama 90 dakika özelinde vadedilenler, bu eksikleri unutturuyordu.


Arsenal kalesine altı isabetli şut gönderen Messi, %70'lik oranıyla bu alanda UEFA Şampiyonlar Ligi'nin en iyisi.

Barcelona, Londra’daki maça akılalmaz bir giriş yaparak Arsenal kalesini o bölümde tam dokuz kez yoklamıştı. Bu defa daha yavaştı. Messi ile kaleyi denediği pozisyonlar oldu. Ancak ilk hamle, Arsenal’den geldi. Wenger’in takımındaki tek İngiliz, fark yaratmak için kararlı gözüküyordu. Pozisyonun gelişimi ilginç tabii. Walcott, Arsenal’in eksiklerinden dolayı, maç öncesi bir anda takımın en ciddi kozu hâline dönüşmüştü.

Guardiola, Walcott’ın 100 metreyi 10.37 saniyede koşabileceği inandığını söylüyordu. 21 yaşındaki İngiliz ise, bu konuda daha cömert davranacaktı: ‘’14 yaşındayken bu mesafeyi 11 saniye civarında koşuyordum. Dolayısıyla, şu an için daha iyisini yapabilecek potansiyele sahibim.’’ Walcott, Londra’da Arsenal adına rüya gibi yaşanan o son 20 dakikanın ana kahramanıydı. Sağ kanattan yaptığı koşularla Barcelona savunmasına zor anlar yaşatmış ve o koşulardan birinin karşılığını attığı golle almıştı. İlk maçta karşısında Maxwell vardı. Dün akşam ise, Abidal olacaktı.

Fransız savunmacı, maç öncesi kendisinden hayli emin gözüküyordu. ‘’100 metreyi 10 saniyenin biraz üzerinde koşabilmek, onun için gerçek anlamda iyi bir şey olabilir. Ama futbolda asıl amaç, kaleye ulaşabilmek. Onu bekleyeceğiz. Ve topla birlikte neler yapabileceğini göreceğiz.’’ Karşılaşmanın 18. dakikasında Walcott, yeteneklerini Abidal’in hayli yakınında sergileyecekti. Diaby, Premier League hamlesiyle orta sahadaki Milito’nun ayağında kaptığı topu, Marquez (stoper) ve Abidal (bek) arasından Walcott’a göndererek ölü alandaki Bendtner’i hareketlendirdi. Ve Bendtner, golünü attı.


Lionel Messi, dün akşam attığı ikinci golle Rivaldo'nun 22 gollük rekorunu önce egale etti. Ardından iki gol daha üreterek Barcelona Tarihi'nin UEFA Şampiyonlar Ligi'ndeki en golcü oyuncusu olmayı başardı.

Sonrası… Sonrası Messi. Londra’daki sessiz görüntüsünün altından böylesi bir gerçek çıkacağı belliydi. Arsenal’in golünden hemen sonra, rakip takım savunmacılarıyla paslaştı. Ceza sahası dışından harika vurdu. Net şekilde bir mesaj golüydü bu. Arsenal’in moralini bozan, kalan dakikalar için neler olabileceğini gösteren.

Beraberlik golü ve 2-1 arası, uzun bir dönem değil. Ancak Barcelona’nın yaptıkları, bu sekansı bir ömürmüş gibi yaşatmak için yeterli. Yaz mevsimindeki on beş günlük tatiliniz, sanki bir yıl gibi uzun gelir ya sonradan düşündüğünüzde. Onun gibi. Sağ kanattan kaleye indiği bir pozisyon var Messi’nin. Geçiş hücumu. Barcelona yararlanamıyor. Messi, ileride kalıyor. Arsenal’in hücumu, Marquez ve Milito’da bitiyor. Milito, topu ayağına alır almaz, Messi’yi görüyor. Neden? Oyun takibi. Sonra müthiş bir pas sağ kanada. Messi’nin seri çalımları, vuruşu, yan ağlar… Yine de harika bir pozisyon tabii.

İkinci gol… Bir Barcelona golü aslında. Neredeyse! Futbol özelinde geçerliliğini kısmen koruyan klişelerden biri üzerinden gidelim. 2002-03 sezonunda Galatasaray’a gelen Felipe, ilk döneminde Arif Erdem’e attırdığı gollerle kendisine çok sayıda hayran kazanmıştı. Bazı oyuncular, takım arkadaşlarını gol kralı yapabilir. Messi ise, bu sezon Abidal’i ‘’asist kralı’’ yapacak. Garip. Bir o kadar gerçek. Barcelona’nın ikinci golü öncesi yaşananlar, bu sezon sıkça görülen bir set. Messi, sol kanattaki Abidal’i kaçırır. Abidal de kaleye altı metreden yakın ‘’tek vuruşçu’’ takım arkadaşını boş kale ile buluşturur. Abidal’e kadar işler yolundaydı. Ancak top içeri çevrilememişti –ki devreye Messi girdi.


Lionel Messi, 20' 56'' içerisinde üç gol atarak 2010 yılında dördüncü defa ''hat-trick'' yapmayı başardı.

Üçüncü gol… Kontrolden çıkan Messi’nin ustaca gol vuruşu ile sonlandırdığı pozisyon. Koşusu, topla ilişkisi, hareketlenmesi bir kenara, akılalmaz bir vuruş söz konusu. Bir UEFA Şampiyonlar Ligi maçının ilk yarısında hat-trick yapan sekiz oyuncudan biri oldu, Messi (Shearer, Prso, Newell, Simone -iki kez, Shevchenko, Simone Inzaghi ve Sauzee). Önemli bir diğer nokta daha. Kaan Kural, geçtiğimiz günlerde LeBron James ve Lionel Messi’nin aynı başlık altında konuşulduğu söyleşide, ‘’LeBron James, Cavaliers için daha önemli; çünkü takımın 1/5’ini oluşturuyor. Messi’nin sporculuğu ile bağımsız, yalnızca oransal anlamda’’ demişti. Haklıydı. LeBron James, takımı için daha önemli.

Ama dün akşam Messi, bir NBA yıldızı gibi sürükledi takımını. Bazı anlar gelir. Bir süper yıldız, takımını 20 sayı geriden maça ortak eder –ki LeBron, bunu daha önce gerçekleştirdi. Messi de dün benzer bir şey yaptı. Aradaki o oransal fark, ilk defa böylesine net şekilde kapatıldı. 1/11 gibi değildi, 1/5 bile çok gelirdi. İkinci yarı, ilk yarıdaki şokun etkisinde geçti. Messi, son anlarda bir gol daha attı.

‘’Play-station gibi’’ diyor onun için, Wenger. ‘’En ufak hatanızı bile kendi lehine çevirmeyi biliyor.’’ Haklı. Birileri tarafından yönetiliyor sanki. 87. dakikada attığı gol öncesinde yaşadığı 1-2 saniyelik duraksama, Messi’nin futbolunu anlamamız için yardımcı olabilir. Önce belki de ilk defa ‘’bencil’’ davrandı. Dördüncü golü atmak istedi. Zaragoza maçını hatırlayalım. Üç gol attığı bir maç daha. Dördüncüye giderken savunmacılar tarafından engellenmiş, henüz yerdeyken Ibrahimovic’i işaret ederek penaltı vuruşunu onun kullanmasını istemişti. İsveçli, gol bulursa kendine gelecekti çünkü. Buldu, kendine geldi. Dün akşam ise, Keita’ya vermedi. Ve o golü atmak istedi.


Messi, bir UEFA Şampiyonlar Ligi maçında dört gol birden atan altıncı isim oldu- Shevchenko, van Nistelrooy, van Basten, Prso ve Simone Inzaghi.

Aslında… Enteresan. Futbola ilgi duyan her erkek, küçük birer çocukken gece yatağında uykuya dalmadan evvel hayal eder. Desteklediği takımın kaptanı olur. Sırtında 10 numaralı forma vardır genel olarak. Sahaya çıkar. Karşısındaki ilk oyuncuyu çalımlar, sonra biri daha gelir, onu da geçer, biri daha… Kaleci ile kalır en sonunda. Onu da geçer. Ya da müthiş bir vuruşla topu, rakip kalecinin üzerinden aşırtarak attığı golün sevincini yaşamaya başlar. Takımın armasını öperek taraftarlara koşar. Messi, o golü atıyor. Kâh Camp Nou’da, kâh Santiago Bernabeu’da. Ama ‘’Barcelona'nın 10 numaralı forması sırtımda, ŞL Çeyrek Finali'nde dört gol atıyorum’’ senaryosu, uykuya dalmak üzere olan o çocuğun gözünde bile, ‘’fazla’’ olurdu. Messi’nin umrunda değil.

Ana kahraman, Lionel Messi!
Ancak unutulmaması gereken isimlerden biri de Xavi. Rakamlar üzerinden gidelim bir kez daha.

Barcelona’da Xavi, dün gece 105 pas yaptı. Ve bunlarda %90 isabet sağlamayı başardı. Listenin devam eden bölümündeki isimler şaşırtıcı olmasa gerek. İlginç olan, Xavi ve en yakın takipçisi Marquez arasındaki 31 paslık fark. İlk maçta da bu alanda önemli bir üstünlük sağlamayı başarmıştı, Xavi. Toplama bakıldığında Barcelona’nın isabetli pas sayısı: 509. Hatalı pas sayısı ise yalnızca 100! Oran: %84. İnsanın sinirini bozan, bu başarıyı tanımlayabilecek sözcüklerin sınırlı olması.


Barcelona, topa sahip olduğu 36' 26'' boyunca 509'u isabetli toplam 609 pas yaptı.

Arsenal’in en fazla isabetli pas yapan oyuncusu, Bacary Sagna. Londra’da yalnızca 46 dakika oynamasına karşı bu kategoride takımının en iyi ismi olan Denilson, 26 pasla Arsenal özelinde üçüncü sırada. Barcelona kalecisi Victor Valdes’in dahi arkasında. Arsenal’in isabetli pas sayısı: 239. Barça’nın 509’u yanında çok sönük. Hatalı pas sayusu ise 108. Oran: %69. Maçın kalitesinin anlaşılması adına bir diğer önemli not, Barça’nın 36’ 26’’ boyunca topu ayağında tutmuş olması. Arsenal, 23’ 45’’ ve %39’da kaldı.

Barcelona, bir engeli daha aştı. Sırada Inter var. Jose Mourinho, eski aşkı Barcelona’nın karşısına çıkacak. Dizlerinin üzerinde gol sevinci yaşamak için gün sayıyordur elbette.

UEFA Şampiyonlar Ligi’nde İngiltere takımlarının hegemonyası, bu sezon iyiden iyiye sarsıldı. Barcelona, geçtiğimiz yıl üç İngiliz arasından sıyrılarak şampiyon olmuştu. 2003-04 sezonundan bu yana (İngiltere, İspanya, Fransa, Portekiz) ilk defa bu sezon, Yarı Final’de dört ayrı ülkeden takım mücadele edecek: İspanya (Barcelona), İtalya (Inter), Fransa (Lyon / Bordeaux) ve Almanya (Bayern Münih) veya İngiltere (Manchester United). ŞL'nin geleceği için önemli bir gelişme tabii.

3 yorum:

POSTER BOY NYC dedi ki...

Eray guzel bir yqzi olmus rakamalr ile harmqnlamissin eline saglik. Merak ettigim sey bende bu her mactan sonra merak ediyorum ama pek ulasamiyorum. Acaba nerelerden ogrenebiirim yardim edersen sevinirim.

Saygilar

SozenE. dedi ki...

Selamlar,

Teşekkür ederim.

Şampiyonlar Ligi maçlarıyla ilgili rakamları, karşılaşmaların hemen ardından uefa.com'da bulabilirsiniz.

Sırasıyla: ''Matches, Barcelona 4-1 Arsenal, Stats'' şeklinde. Sonra alt başlıklar var. Shots, Fouls, Passes, Passing Distrubution, Distance Covered'' şeklinde. Dilediğinizi alabilirsiniz oradan.

Sevgiler,

Eray.

POSTER BOY NYC dedi ki...

cok tesekkur ederim. inter barca macinin analizinide bekliyorum.

saygilar

poster boy.