27 Haziran 2010 Pazar

Déjà vu: Almanya v İngiltere, 4-1



2010 Dünya Kupası’nda işin içerisine hesaplar girince, seyir zevki artmaya başladı. Doksan dakikanın tamamı, aynı tempoda sürmeyebilir. Ama yalnızca tek bir an dahi, bir maçın yıllarca konuşulmasını sağlamak için yeterli olur. Bloemfontein’de tarih vardı bu akşam. D Grubu’ndan lider çıkan Almanya, EASY’nin E’si İngiltere’yi 4-1 mağlup etti. Top, daha çok İngiltere kalesi önünde gitti geldi. Miroslav Klose, Lukas Podolski ve Thomas Müller’in arasında yer alabilen tek isim, Matthew Upson oldu. Maçın büyük bölümünde 11 kişi oynadı, diğer 11 kişi baktı. Ve sonunda yine Almanlar kazandı.

Turnuva öncesinde İngiltere’de keyifler yerinde gözüküyordu. Cezayir, Slovenya ve ABD’nin olduğu C Grubu’nda puan kaybetmek bile yoktu planlar içerisinde. Almanlar ise, her zamanki gibi sessizlerdi. Ve yine favori değillerdi. İngiltere’ye ilk sürpriz, ABD’den geldiğinde işler karışır gibi oldu. Ancak Cezayir ve Slovenya galibiyetleri, durumu toparlayabilirdi. Ne var ki; İngiltere, Cezayir’e gol atamayacaktı. Almanya, olağanüstü bir performansla başlamıştı Dünya Kupası’na. Avustralya önünde 4-0’lık zafer ve sergilenen iştahlı futbol, Almanların ne denli tehlikeli olabileceğini herkese bir kez daha gösteriyordu. Bir anda Güney Afrika’nın favorisi hâline gelmişlerdi. İngiltere’nin düştüğü yanılgıyı Sırbıstan karşısındaki mağlubiyetle yaşasalar da, kısa süre içerisinde kendilerini buldular.

İngiltere, kendisini kandırmaya devam ediyordu. Ve Almanya ile arasındaki ciddi farklardan biri de buydu. Mesut Özil önderliğindeki Almanya, gruptaki son maçında Gana’yı 1-0 mağlup ederek D Grubu’nu zirvede bitirmişti. Slovenya’yı aynı skorla mağlup eden İngiltere için en iyi senaryo, C Grubu’ndaki ikincilikti. Yine de sporseverler adına iyi bir haberdi bu. 2010 FIFA Dünya Kupası’nın grup aşamalarında sahip olunan tek öykü, Güney Afrika’ya özgü olan vuvuzela gibi duruyordu. Artık yıllarca unutulmayacak yeni bir futbol öyküsüne ihtiyaç vardı. Almanya ve İngiltere arasındaki rekabet, bu anlamda ciddi bir umut vadediyordu. Gana karşısında alınan galibiyet, Almanya’yı Arjantin, İspanya, Brezilya, Hollanda ve Portekiz gibi takımların bulunduğu bir yola sokmuştu. Ancak söz konusu durum, kimsenin umrunda değildi. Almanlar, futbol oynayarak geliyorlardı.



Joachim Löw, oldukça dengeli bir takıma sahip. İleri uçtaki Miroslav Klose’nin arkasında yer alan Lukas Podolski, Mesut Özil ve Thomas Müller, bu anlamda harikulâde bir üçlü. Üstelik güvenle arkalarını dönebilirler. Bastian Schweinsteiger ve Sami Khedira, Almanların kendilerine has disiplinin vücut bulmasını sağlıyorlar çünkü. Almanya’nın Avustralya maçında attığı golleri hatırlayalım kısaca. Ya da şöyle söyleyelim, ileride oynayan dörtlüyü anımsayalım. Podolski, Klose ve Müller birer gol atmıştı. Mesut’un ayağından çıkan ve ağlarla buluşmak üzere olan topa müdahele eden ise Lucas Neill’di. Neyse ki; oyuna sonradan giren Cacau, durumu toparlayacaktı.

Avustralya önünde perdeyi açan gol, Almanya’nın 4-2-3-1’deki başarısını gözler önüne sermek için yeterli. Forvet arkasında oynayan Mesut Özil, sağ açık Thomas Müller’i kaçırıyor. Hücum merkezindeki Miroslav Klose, çevresinde bulunan dört Avustralyalının etkisiz kalmasını sağlıyor. Onları yok ediyor adeta. Ve sağ açıktan gelen pası alan sol açık, Almanya’yı 1-0 öne geçiriyor. İleri dörtlünün bu denli yüksek uyum göstermesi, arkadaki altılının sahayı oldukça başarılı bir şekilde parsellemesiyle ilgili tabii. Almanya’nın skor avantajını eline aldıktan sonra, daha rahat oynamaya başlaması da son derece doğal. İngiltere karşısındaki en büyük kozlarından biri bu olacaktı.

İngiltere’nin kadro yapısında oluşan dengesizlik ise biliniyordu. Büyük turnuvalar öncesinde John Terry, Rio Ferdinand, Steven Gerrard, Frank Lampard, Wayne Rooney beşlisi üzerinden yapılan hesaplar, Ferdinand’ın sakatlığından sonra farklı şekilde işledi. Aslında bu düşünülmesi gereken bir gerçekti. İngiltere’nin hem bazı parçaları eksikti, hem de güçlü olan parçaların alternatifleri oldukça zayıftı. Ferdinand’ın yokluğunda, üç maçlık kısa sekans içerisinde, üç farklı oyuncu denendi: Ledley King, Jamie Carragher, Matthew Upson. Ve İngiltere, Almanya karşısında tam da bu noktadan inanılmaz bir açık verdi. Manuel Neuer’in kullandığı kale vuruşu, İngiltere ceza sahasına uzandı. Upson ile mücadele eden Klose, ayakta kalarak takımını 1-0 öne geçiren golü atmayı başardı.



Almanya, skor avantajının ardından İngiltere’ye Avustralya muamelesi yapmaya başladı. O maçtaki ilk golü aklımızda tutuyor olmalıyız. Benzer bir hücumda, sağ kanatta topsuz koşu yapan Thomas Müller’in buluştuğu top, arkada direkteki Lukas Podolski’ye ulaştı. Ve ‘’turnuva golcüsü’’ Podolski, affetmedi -ki enteresan hakikaten. Yıllardır adı turnuva takımına çıkan Almanya’da Miroslav Klose ile Lukas Podolski’nin kulüp sezonlarındaki performansları ne olursa olsun, büyük turnuvalarda olağanüstü oynamalarını özellikle incelemek gerekir. Ve bu noktada yardımımıza ulaşan, Infostrada oluyor tabii. Bundesliga kariyerinde 39 gol atan Podolski, Almanya Milli Takımı’nda rakip ağları 40. defa sarsmıştı. Ancak Infostrada’nın hatırlattığı tek gerçek bu da değildi.

Almanya ve İngiltere arasındaki tarihi rekabetin en önemli dayanak noktalarından biri, 1966 yılında Wembley Stadı’nda oynanan unutulmaz final maçıdır. Helmut Haller’in golüyle 12. dakikada 1-0 öne geçen (Batı) Almanya, 18’de Geoff Hurst’ün golüne engel olamaz. Skorun 1-1’de eşitlenmesinin ardından yaşananlar ise futbol tarihindeki en özel öykülerden biri hâline dönüşür. İngiltere, Dünya Kupası’ndaki ilk şampiyonluğuna ulaşmak için 78. dakikada Martin Pehers ile gelen gole güvenmektedir. Maçın hemen başında düşülen skor dezavantajından kurtulan İngiltere, geri sayıma başlamıştır. Ancak 89’da sahneye Wolfgang Weber çıkar. Ve mücadeleyi uzatma bölümüne taşır. İşte, ne olursa, o sekansta olur. Geoff Hurst’un 101. dakikadaki vuruşu, yoğun tartışmaları beraberinde getirir. Topun, kale çizgisi ile yaptığı dansın sonucu büyük merak konusudur.

Azeri yardımcı hakem Tevfik Behramov, yıllarca unutulmayacak bir karar verir. Behramov’a göre; top, kale çizgisini geçmiştir. Gerçekte öyle olmasa da… Bu kararın ardından 3-2’lik skor avantajını elde eden İngiltere’de Hurst, 120. dakikada tartışmaya mahal vermeyecek şekilde rakip ağları havalandırır. Ülkesine Dünya Kupası Tarihi’ndeki ilk şampiyonluğu kazandırır. İngilizler ise Behramov’a şükranları tarih boyunca gösterirler. 2004 yılında Azerbaycan ile hazırlık maçı yapmak için Bakü’ye giden İngilizler, Behramov’un mezarını ziyaret ederler. Ve İngiliz taraftarlardan bazıları, 66 sırt numaralı Bakhramov formalarıyla Tevfik Behramov’un oğlunun etrafında adeta secde ederler. Aslında uluslararası alanda çok başarılı bir hakemdir. Azerbaycan’ın en büyük stadyumuna adı verilmiştir. Ama 1993 yılında hayatını kaybeden Behramov, her zaman 1966’daki o kararıyla hatırlanır.



Peki, futbol tarihi içerisinde apayrı bir yere sahip olan bu öykünün, 2010 yılında tekrarlanması nasıl bir tesadüftür? Yalnızca futbola mı özeldir bu?

Almanya’nın ilk golünde büyük hata yapan Upson, devre bitmeden İngiltere adına farkı bire indirmişti. Infostrada ise bize şu gerçeği hatırlatıyordu: İngiltere, 1-0 geri düşmesine rağmen kazandığı son Dünya Kupası maçını 1966 yılında Almanya’ya karşı oynamıştı. İşte, tam o anda Frank Lampard’ın ceza sahası dışından gönderdiği müthiş şut, Manuel Neuer’in koruduğu kalenin çizgisini geçecekti. Normal şartlar altında skorun 2-2 olması gerekirdi. Ancak Uruguaylı yardımcı hakem Espinosa, 1966 yılındaki senaryonun ters şekilde işlemesini sağlıyordu. İngiltere, skoru 2-2’ye getirerek belki de -44 yıl sonra ilk defa- skor dezavantajını yok edecekti. Olmadı, sonra Almanya oynamaya devam etti.

Avustralya maçında rakibinin 10 kişi kalmasının ardından pratik düşüncelerle bezenmiş hücumlar sayesinde sonuca giden Almanya, benzer formülü İngiltere üzerinde de gerçekleştirdi. Almanya kadrosunda da, İngiltere kadrosunda da yurtdışında forma giyen oyuncu yoktu. Ve karşılaşma, bir anlamda Bundesliga ile Premier League mücadelesinin yaşanmasını sağlayabilirdi. Bundesliga, oyunun büyük bölümünde üstünlük sağladı. Yabancı yıldızların ön planda olduğu Premier League ise kendisini yalnızca 37 ila 45. dakika arasında gösterebildi. Ancak devamı gelmedi. Almanya’nın İngiltere karşısındaki performansı sergilemesi için bir Wayne Rooney’e ihtiyacı yoktu. Üçüncü golün sonrasında Mesut Özil, tıpkı Avustralya maçındaki dördüncü golde olduğu gibi, bu defa Thomas Müller’e ‘’al da at’’ dedi. Almanya, rakibini 4-1 mağlup ederek üst tura çıkmayı bildi.

Gün, Almanların günü! San Marino’ya bile 13 gol atmaktan çekinmeyen Almanya, biçare İngiltere karşısında Münih’in intikamını almayı düşünmedi. Rakiplerine meydan okuyarak girdikleri yolda ilerlemeye devam ediyorlar. Ve bu Almanya, bir turnuva takımından daha öte görünüyor.

8 yorum:

Mert Kuyumcu dedi ki...

Merhaba Eray,

Güzel bir yazı!

Ne maçtı ama?! Mesut'un kariyeri parıl parıl parlarken, turnuvada beklenen bazı futbolcular istenileni veremedi...

Sevgiler.

Adsız dedi ki...

gs yi hiç bir şekilde eleştirememenin nedeni nedir acaba?

aliveli dedi ki...

küfür yok , hakaret yok peki neden sorumu yayınlamadın?

SozenE. dedi ki...

Adsız aliveli,

Sanırım aynı kişi oluyorsun.

Birincisi, bloga girecek vaktim yoktu. Yorumu göremedim dolayısıyla. İkincisi, Almanya - İngiltere maçında Galatasaray Yönetimi'ni nasıl eleştirmem gerekiyor?

Surrealist Adam dedi ki...

@Aliveli
Yeri geldiğinde çatır çatır eleştiriyor. Bloğu takip etmediğin belli oldu :@

aliveli dedi ki...

belli eleşirdiği. ödül olarak adaı hollandaya götürdüler. gülüyorum size sadece, yazık.

@surrealist göster bakalım bi yazısını son bikaç ayda eleştirdiği

Adsız dedi ki...

@sürrealist adam

komik misin? en son eleştriyi kaç ay önce yapmış bak bakalım. ben baktım mart .

SozenE. dedi ki...

Adsız aliveli,

Maskemi düşürdün. Aynen söylediğin gibi oldu. Bir gün odamda oturuyordum. Başkan aradı.

''Buyrun Başkan'ım'' dedim. ''Eray'' dedi. ''Blogunu takip ediyorum. Zaman zaman adsız olarak yorum bırakıyorum. Mart ayından beri Galatasaray'ı hiç eleştirmemişsin'' diye devam etti. ''Evet Başkan'ım. Layık olmaya çalışıyorum'' şeklinde bir cevap verdim. Ama daha fazlasını yapmak için kararlıydı.

''Dur bakalım'' dedi. ''Temmuz ayında Galatasaray Profesyonel Futbol A Takımı, Hollanda'da kamp yapacak. Mart ayından beri Galatasaray'ı eleştirmediğin için seni ödül olarak oraya göndereceğim'' ifadelerini kullandı. Ben de öyle sürdürdüm blogdaki yazıları. Sana da Hollanda'nın Venlo kentindeki Horst kasabasından cevap veriyorum.

Adsız aliveli, uygun zamanlarda boş kâğıda hep ''CimBomBom Kümeye'' yazıyorum.

Umarım seni rahatlatmıştır.

Maskemi düşürdün ama bak şimdi.